5. bölüm / 28
BAYAN KİBİRLİ5.Bölüm/ Haberler
Bölümler 28Şu an: 5.Bölüm/ Haberler
- 1 1.Bölüm/ Düzen1.383 kelime
- 2 2.Bölüm/ İz1.538 kelime
- 3 3.Bölüm/ Zarf990 kelime
- 4 4.Bölüm1.637 kelime
- 5 5.Bölüm/ Haberler1.218 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.Bölüm1.052 kelime
- 7 7.Bölüm/ Akşam Yemeği963 kelime
- 8 Bölüm 81.222 kelime
- 9 9.Bölüm919 kelime
- 10 10. Bölüm1.449 kelime
- 11 11.Bölüm865 kelime
- 12 12.Bölüm1.251 kelime
- 13 13.Bölüm1.046 kelime
- 14 14.Bölüm1.342 kelime
- 15 15.Bölüm1.175 kelime
- 16 16.Bölüm1.588 kelime
- 17 17.Bölüm1.252 kelime
- 18 18.Bölüm990 kelime
- 19 19.Bölüm1.251 kelime
- 20 20.Bölüm1.102 kelime
- 21 21.Bölüm2.035 kelime
- 22 22.Bölüm1.061 kelime
- 23 23.Bölüm1.217 kelime
- 24 24.Bölüm937 kelime
- 25 25.Bölüm1.077 kelime
- 26 26.Bölüm1.355 kelime
- 27 27.Bölüm1.284 kelime
- 28 28.Bölüm1.117 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arabaya binip kemerini taktıktan sonra bahçeden çıktık.
"Bugün senin yanında olmak beni nasıl zor bir duruma soktu haberin var mı?"
Yandan bir bakış atıp bakışlarımı tekrar yola çevirdim.
"Saygısızlığının bedeli olarak düşün."
Ağzının içinde bir şeyler söyledi ama anlamadım. Yol boyunca da konuşmadık. Geldiğimiz yer uzak değildi zaten. Cahit arabayı durdurup indikten sonra kapımı açması için bekledim. İnmediğimi görünce yine söylene söylene benim olduğum tarafa geldi. Sadece sinirimi çıkarıyordum. Kapım açıldığında arabadan indim.
"Elini kullanmak gibi bir huyum yok galiba."
Göz devirip yanından geçerken, Cahit arka kapıya yöneldi. Durup bekledim. Bir buket gülü alıp yanıma geldi.
"Senin için."
Uzattığı bukete bakarken kaşlarım havalandı.
"Sebep?"
"Ne sebep? Al işte sana aldım."
"Tamam da neden aldın?"
Boş boş suratıma bakıyordu. Verilen çiçeklerin bir anlamı olmalı. Karşımdaki adam çiçekleri neden aldığını bile bilmiyordu. Allah bilir çiçekleri kendi bile almamıştır hatta almayı akıl bile edememiş olabilir.
Çiçekleri kucağıma bırakıp yürümeye başladı. Elimdeki güllere bakarken iç çekip peşinden yürüdüm. Geldiğimiz kafenin bahçe kısmına geçip oturdu.
"Burada mı oturacağız?"
"Evet. N'oldu beğenmedin mi?"
Etrafa göz gezdirip tekrar Cahit'e döndüm.
"Burası çok kalabalık ve açık ortam."
"O kadar da ünlü değilim endişelenme."
Gülerek konuşmuştu. Kendim için endişeleniyordum. Her an bir yerden magazinci çıkabilirdi. Yıllarca bu konuda dikkatli davrandık. Babam işlerimiz dışında herhangi bir konuda haberlere çıkmamamız için uyarılarda bulunmuştu. Birkaç kez yakalansam da hepsini halletmiştim. Şimdi de yakalanmaya çok müsait bir yerdeydim.
"Korkacak ne var? Otur işte."
Elimdeki gülleri masaya bırakıp oturdum.
"Ne içersin?"
"Türk kahvesi, sade."
Garsonu yanımıza çağırırken ben yine etrafa bakınıyordum. Sedatla göz göze gelince beni anlamış gibi hızla başını sallayıp etrafta gezinmeye başladı. Garson yanımızdan gidince karşımdaki adama döndüm.
"Ne söyleyeceksen şimdi yüzüme söyle."
Yeni uzamaya gelmiş sakallarını sıvazlarken geriye yaslandı.
"Bu kadar büyütülecek bir mevzu değildi. Sadece dün yanına gelemeyecek kadar yoğundum."
Aklıma dün telefonda konuşurken arkadan gelen müzik sesleri gelince, bana yalan söyleyen adama tiksintiyle baktım.
"İnan yoğunluğun hiç umrumda değil. Ben senin bekletebileceğin biri değilim."
Gözlerimle masanın üzerindeki gülleri işaret edip, "Ya da bunlarla kandırabileceğin."
"Amma uzattın ha, ne dediysen yaptım. Hadi şu konuyu konuşup bitirelim."
"Tamam, konuş dinliyorum."
"Şöyle ki benim evlenmek gibi bir niyetim yok. Olsa bile seninle olmaz."
Tepki vermeden dinlemeye devam ettim.
"Yanlış anlama. Hangi çağda yaşıyoruz, bu devirde böyle evlenen insan mı kaldı?"
Garson elindeki tepsiyle masaya gelince sustu. Şiparişlerimiz masaya bırakılınca önündeki fincandan bir yudum alıp konuşmaya devam etti.
"Babamla baban arkadaşmış, babam öylesine söylemiş. Ben, sen kabul etmezsin diye pek umursamdım."
"Umursamadığın için de gelmedin, öyle mi?"
Laubali tavırları beni son derece rahatsız etse de belli etmemeye çalışıyordum.
"Öyle demeyelim de.."
Önümdeki fincanı elime alıp bir yudum içtim. Aldığım yudumu zorlukla yuttum çünkü şekerliydi hem de oldukça şekerli.
"Buradan kalkınca ailelerimize anlaşamadığımızı söyleyip bu konuyu kapatalım. Zaten benim ailemden bir tek babam istiyor bu görüşmeyi."
Dudağımın kenarı kıvrılırken, "Öyle mi?"
Yüzümdeki sahte gülümsemeye aldanmış olacak ki o da gülümsedi.
"Gerçekten hatta annemin haberi bile yok. Yani gerek duymadım."
Artan sinirle gülümsemem genişledi.
"Anladım Cahit Bey."
"Anlaştığımıza göre dediğim gibi yapıyoruz, değil mi?"
Cahit'in telefonu çalınca konuşma yarıda kesildi. Cahit telefonu açınca ben de Sedat'ı bulmak için gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım. Sedat birini köşeye sıkıştırmıştı. Daha dikkatli bakınca elindeki kamerayı gördüm. Düşündüğüm gibi olmuştu, yakalanmıştım. Sedatla göz göze gelince telefonu elime alıp mesaj yazmaya başladım.
-Sakın elinden kaçırma.-
Cahit telefon görüşmesini bitirip bana dönünce bende telefonu bıraktım.
"Kahven bittiyse kalkalım mı?"
Önümdeki kahveye bakıyordu.
"Şekerliydi, içemedim."
"Şekerli mi? Kusura bakma ya başka bir arkadaşla karıştırdım."
Gözlerinin içine bakıp birkaç saniye bekledim.
"Sade, kahvemi hep sade içerim."
Başını salladı.
"Bir dahaki sefere karıştırmam diyeceğim de bir daha karşılaşmayız herhâlde."
Başımı salladım.
"Ben istemediğim sürece karşılaşmayız."
Söylediğim komikmiş gibi güldü.
"Seni daha önce hiç görmedim. Pek sosyal değilsin galiba."
Telefonumu çantama koyarken başımı kaldırıp Cahit'e baktım.
"Aynı ortamların insanı olduğumuzu sanmıyorum."
Ayağa kalkınca o da kalktı. Masanın üzerindeki gülleri işaret edip, "Almayacak mısın?"
Güllere bakarken elim bir tanesinin yaprağına gitmişti. Yaprağı okşarken gözlerimi Cahit'e çevirdim.
"Emin misin?"
Kaşlarını kaldırıp şaşkınca baktı.
"Onlar senin artık."
Gül buketini elime aldım.
"Ben hemen hesabı ödeyip geliyorum."
Cahit hızla yürüyüp içeri girince onu kapının yanında beklemeye başladım. İki dakika sürmeden kapıya doğru geldiğini gördüm. Yine telefonla konuşuyordu. Kapının kenarında beklediğim için beni görebildiğini düşünmüyordum. Kapıyı açıp az önce kalktığımız masaya dönünce telefonda konuştuğu kişiye karşılık vermişti.
"Kesin kurtuldum diyorum oğlum. Bundan da yırttık."
Arkasından bakıyordum. Sinirle elimdeki gülleri sıkarken yürümeye devam ettim. Sedat ona doğru gittiğimi görünce yaslandığı duvardan bana bakıyordu. Yanına gidince elimdeki gülleri onun kucağına bıraktım. Güllere tuhaf tuhaf bakıp bana döndü.
"Bana mı?"
Önüme döndüm. Arabaya doğru yürürken fark ettim Sedat'ın yanındaki adamı. Fotoğrafımızı çeken kişiydi bu. Arabanın yanında durup diğer adama döndüm. Yüzüne daha net bakınca daha çok genç olduğunu anlaşılıyordu.
"Sen beni tanıyor musun?"
"Evet."
"Yanımdaki adam kimdi biliyor musun?"
"Evet."
Arabanın kapısını açtım.
"Adın neydi?"
"Ufuk."
"Arabaya bin Ufuk. Seninle biraz konuşalım."
Genç adam arabaya binince bende bindim. Sedat da sürücü koltuğuna geçmişti.
"Ufuk seninle bir anlaşma yapacağız. Fotoğraflarımızı haber yapmana izin vereceğim ama benim istediğim gibi yaparsan."
Ufuk şüpheyle bana bakarken elimi Sedat'a doğru uzatıp fotoğraf makinesini istedim.
~
Eve geldiğim gibi geri çıkmıştım annemle organizasyon şirketine gidip son kez her şeyi kontrol ettikten sonra annemin ısrarıyla akşam yemeğini dışarıda yemeye karar verdik. Gittiğimiz restoran her zaman gittiğimiz olan yerdi. Rahatlıkla yemeğimizi yemiştik. Eve dönmek üzere yola çıktığımızda annem arabadaki gülleri fark edince buketi eline alıp beğeniyle baktı.
"Ne kadar güzeller."
Yandan bir bakış atıp önüme döndüm. Telefonumu çantamdan çıkardım.
"Anne fotoğraf çekilelim mi?"
Annem heyecanla saçlarını düzeltirken kamerayı açtım. Annem elindeki güllerle kameraya gülerken bende gülümsedim. Daha sonra tekrar annemi tek başına çektim. Eve gidene kadar annemi çektiğim fotoğraflardan birini sosyal medyada paylaştım. Özellikle güllerin göründüğü fotoğrafı seçmiştim.
Eve gelince babama gözükmeden odama çıktım. Sabaha kadar babamla karşılaşmak istemiyordum. Banyoya girip biraz oyalandıktan sonra hemen yatağa yattım. Bir saate yakın zaman sonra kapım çalınca gözlerimi kapattım. Gelen kişi kimse ses çıkarmadan kapıyı kapatıp çıkmıştı. Derin bir nefes alıp, gerçekten de uyumaya çalıştım.
Erken uyuduğum için sabahta erken kalktım. Yatakta kendime gelmek için biraz bekledim.
Spor kıyafetlerimi giyinince odamdan çıkıp merdivenleri indim. Bahçeye çıkınca Sedatla göz göze gelmiştik. Saatini kontrol edip bana döndü.
"Bir yere mi gidecektik?"
"Hayır, yürüyüş yapacağım."
"Eşlik etmemi ister misiniz?"
"Uzun sürmeyecek, gerek yok."
Sedat'ın yanından ayrılıp yürümeye başladım.
Kırk dakika sonra eve dönüş yolundayken telefonum çalmaya başladı. Sedat arıyordu. Telefonu açıp kulağıma götürdüm.
"Gazeteler geldi."
"Tamam."
Telefonu kapatıp adımlarımı hızlandırdım.
Eve vardığımda Sedat kapıda bekliyordu. Elindeki gazeteyi alıp direkt odama çıktım. Üzerimdeki hırkayı çıkarıp kenara koyduktan sonra koltuğa oturup gazeteyi okumaya başladım. Cahitle gülerken çekilmiş olan fotoğrafımız sayfanın en üstüne basılmıştı.
'SARE EYMEN BU KEZ KAMERALARDAN KAÇAMADI.'
-Tekstil imparatoru Asım EYMEN'in büyük kızı Sare EYMEN bu kez kameralardan kaçamadı.-
-Uzun süredir objektiflerden kaçan Sare Eymen, dün öğle saatlerinde lüks bir mekanda bir beyefendiyle görütülendi. Samimi hâlleri dikkat çeken çiftin yüzünden gülücükler hiç eksik olmadı.-
-Son ilişkisinden sonra iyice kabuğuna çekilen Sare Eymen'in gönlünü çalan beyefendinin iş insanı Salih Erinç'in küçük oğlu olduğu öğrenildi.-
-Kırmızı gülleriyle düşman çatlattı!-
-Beyefendiden aldığı gülleri sosyal medya hesabından paylaşan Eymen, adeta aşkını itiraf etti.-
-Çiftin bir süredir görüştüğü ve ailelerin yakında tanışacağı bilgileri elimize ulaşırken, önümüzdeki yaz aylarında evlenecekleri de aktarıldı.-
Gazeteyi okumam bitince arkama yaslanıp keyifle gülümsedim. Tam istediğim gibi olmuştu. Cahit Bey'in adı bile geçmiyordu. Benim bu işten kurtulmam babama söyleyeceğim tek bir kelimeye bakıyordu ama onun kurtulmasının artık karmakarışık bir hâl aldığına emindim çünkü bu evliliği isteyen kendi babasıydı. Bakalım bundan da o kadar kolay yırtabilicek miydi?
🖤
Bölüm etkileşimi
