BAYAN KİBİRLİ kitap kapağı

26. bölüm / 28

BAYAN KİBİRLİ

26.Bölüm

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: 26.Bölüm

Arabadan inince ev ahalisiyle karşı karşıya geldik. Bizi karşılamaya çıkmışlardı. Suratlarına bakınca bu fikrin Salih amcadan çıktığı belliydi. Annesi bizim taraf hariç her yere bakıyordu. Salih amca yine heyecanla konuştu.

"Hoş geldiniz benim güzel çocuklarım."

Yanına ilerleyip elini öptüm, "Hoş bulduk."

Yasemin kucağında Efe ile gelip sarılırken Efe yine küçük ellerini yanağıma koydu. Gülümseyip elini sevdim. Necla Hanım bir şey demeden içeri geçince ailesi mahcubiyetle arkasından bakmakla yetindi.

Odaya geçip arkamızdan kapıyı kapatınca Cahit'e döndüm.

"Annen hep böyle mi davranacak?"

"Alışacak."

Cahit kendini yatağa atarken ben odada göz gezdirmeye başladım. Dolapların rengi odanın tüm havasını öldürmüştü. İçimi sıkan dolaplardan gözlerimi çektim. Makyaj masamın üzerindeki çerçeveli fotoğrafları görünce masaya ilerledim. Cahit'in arkadaşlarıyla olan fotoğrafları vardı. Garip olan fotoğraflarda Cahit'in eski sevgilisiyle fazla yakın olması. Yanak yanağa olduğu fotoğrafı alıp incelemeye başladım. Eski olduğu belliydi.

"Bunlar ne?"

"Neyler?" Cahit yattığı yerden kımıldamayınca çerçeveyi alıp onun yanına gittim. Fotoğrafı çevirdiğim gibi kaşları çatıldı.

"Bu burada ne arıyor?"

"Ben de onu soruyorum Cahit?"

Sesim sert çıkınca uzandığı yerde doğruldu.

"Ben bilmiyorum."

Gözlerinden belliydi bilmediği. Nefeslendim, annesi geldi aklıma. Elimdeki çerçeveyi yere fırlattım. Paramparça olan çerçevenin camları odanın çeşitli köşelerine dağıldı. Cahit kocaman olmuş gözlerle bakıyordu.

"Ne yapıyorsun Sare.." sesi alçak ve şaşkın çıktı.

"Bu eve kimsenin saçma sapan hareketlerini çekmeye gelmedim. Annenle konuş kendine çeki düzen versin."

Odadan çıkmak için kapıya doğru döndüğümde kendi evimde olmadığımı fark ettim. Çıkıp nereye gidecektim ki, evimi odamı şimdiden özlemiştim. Tekrar Cahit'e döndüm. Yerdeki fotoğrafa bakıyordu. Bu daha da sinirlenmeme sebep oluyordu.

"Git birini çağır gelip toplasınlar şurayı."

Ağır ağır başını sallarken yataktan kalktı ve odadan çıktı. O çıktığı gibi omuzlarım düştü. Ne gerek vardı ki bunu yapmama, sadece çok sinirli hissetttim ve kendimi tutamadım. Bakışlarımı yerdeki fotoğrafa çevirdim. Cahit yanındaki kızı belinden tutup kendine çekmiş, yüzünde kocaman gülümsemeyle kameraya bakıyordu. Onun bu kadar mutlu görünmesi sinirlerimi bozmuştu. Oflayıp yatağın kenarına oturdum.

Aradan geçen birkaç dakika sonra kapı açıldı. Cahit kapıdan içeri girmeden bana döndü.

"Gel biz çıkalım, birazdan gelip temizleyecekler."

Konuşmadan yanına ilerledim. Aşağı kata inerken arkasından yürüyordum. Annesinin ve ablasının sesi salondan geliyordu. Biz gelirken ablası burada değildi. Bizim indiğimizi görünce sustular. Cahit bana doğru dönüp elini belime koyunca suratını izliyordum. Beni salona doğru yürütünce mutlu görünmeye çalışmak için gülümsedim. Sonuçta odada olan odada kalmalı.

"Hoş geldin abla." Cahit'in samimi çıkan sesiyle tüm gerginliğim uçup giderken kendimi iyice ona yasladım. Eli belimi daha sıkı sardı.

"Sağ ol." Ablası yine üstten konuşuyordu.

"Hoş geldiniz." Dedim ben de.

"Sen de hoş geldin." Annesinin gözleri Cahitle benim aramda gidip geliyordu.

"Biraz daha dinleseydiniz."

Sanırım fotoğrafları görmediğimizi düşünüyordu.

"Sareyle bizim çocukların yanına gideceğiz."

Bozuntuya vermeden dinlemeye devam ettim.

"Herkes orada mı olacak?"

"Evet bizim grup işte."

"İyi, Beren kızıma selam söyle. Bir ara gelsin de kahve içelim."

Az önce vücudumdan uçup giden sinir tekrar bedenimi sarmalamaya başlarken, Ceylan'ın yüzündeki sırıtışı görmemle kendimi tutamayıp Cahitten ayrılacağım sırada Cahit'in konuşmasıyla durdum.

"Çok özlediysen ara konuş anne, kahvenizi de dışarıda içersiniz."

Annesinin ve ablasının suratlarındaki ifadenin değişmesine anbean şahit olurken yüzümde bir sırıtış belirdi.

"Biz çıkıyoruz, yemeği de orada yeriz."

Cahit'in beni geriye doğru çevirmesiyle yürümeye başladık. Belimdeki elini arabanın yanına gidene kadar çekmedi.

"Annemin ileri gittiğini farkındayım ama bundan vazgeçeceğini de biliyorum. Bir süre görmezden gel."

Yüzü ve sesi ciddiydi.

"Tamam." Diyebildim. Elini belimden çekip arabaya yöneldi.

"Çantam yukarıda kaldı."

"Sen burada bekle, ben alıp gelirim."

Başımı sallayıp yolcu koltuğunun tarafına geçtim.

Cahit yol boyunca sessizdi. Sinirden veya gerginlikten dolayı değildi bu sessizlik ama ne olduğu da belli değildi.

Mekana gelince aynı anda indik arabadan. Arabanın anahtarını valeye uzatıp, yanına gitmemi bekledi. Elini belime attığı gibi girişe yürüdük. Temaslarına artık alışmıştım. Ezbere bildiği yolda ilerlerken etrafına hiç bakmıyordu. Birkaç göz ona çevrildiğinde fark bile etmemişti ya da umursamıyordu. Ters davranmıyordu ama bildiğim Cahit gibi de değildi. Yüzündeki ciddi ifade arkadaşlarının masasına gidene kadar silinmedi.

"Oo çifte kumrularımız gelmiş, hoş geldiniz."

Batu ayağa kalkıp bizi alkışlamaya başlayınca gülümsedim. Bu tuhaf davranışları sıcak hissettiriyordu.

"Hoş bulduk kardeşim."

Cahit bildiğim Cahit'e dönerken iyice ona yaklaştım. Bunu niye yaptığımın mantıklı bir açıklaması yoktu. Dürtüsel olarak yapıyordum.

"Erken dönmüşsünüz."

Beren elindeki içeceğini yudumlamadan önce konuşmuştu.

"Değil mi ya? Ben dedim ki Cahit'i birkaç ay göremeyiz." Murathan da ona destek çıkınca gülümseyip Cahit'in koluna sıkınca yapıştım.

"Arkadaşların seni ne kadar da iyi tanıyor," tekrar masadakilere döndüm, "Cahit'e kalsa dönemeyecektik ama işimizin de başında olmamız gerekiyor. Hem artık hep birlikteyiz."

Murathan'ın kaşları havalanırken diğerleri onaylarak başlarını salladı. Yerlerimize otururken yanımda oturan Tuana heyecanla bana döndü.

"Sare düğünde ne kadar güzel olmuştun öyle, gelinliğine bayıldım. Özel dikimdi değil mi?"

"Teşekkür ederim." Derken içten gülümsedim. Bu kızı seviyordum.

"Gelinliğim babamın benim için hazırladığı özel koleksiyonundandı."

Hayranlıkla ağzı aralandı.

"Biliyordum, gerçekten biliyordum. Daha önce görmedim çünkü."

Masadakilerin sessizliğini yeni fark edince aklıma gelen şeyle devam ettim.

"Senin gelinliğini de biz tasarlayalım."

"Ciddi misin ya?" İnanamıyor gibiydi. Gözümün ucuyla Murathan'ın olduğu tarafa baktım. Yine tüm dikkati Tuanadaydı.

"Evlenmeyi düşünüyor musun?"

Normalde asla kurmayacağım bir cümleydi, beni ilgilendirmeyen bir konuydu ama ödeşmek adettendir.

Tuana'nın yüzü kızarırken, "Hayır, yani birisi yok hayatımda."

Aldığım cevapla keyifle geriye yaslandım.

"Eğer evlenmek gibi bir düşüncen varsa, tanıdığım çok başarılı beyefendiler var. Yanına da yakışırlar."

Tuana gözlerini saniyeliğine Murathan'a çevirdi. Murathan çatık kaşlarıyla Tuana'yı izliyordu.

"Şu an öyle bir düşüncem yok ama aklımda tutacağım bu dediğini."

Başımı sallayıp önüme dönerken üzerimde hissettiğim bakışların sahibine döndüm. Murathan'ın gözle görülür sinirine tek kaşımı kaldırdıktan sonra dudağımın kenarıyla gülerek karşılık verdim. Sinirli bakışları değişirken onu kendi hâline bakıp Cahit'e döndüm.

"Bir şeyler içmek istiyorsan içebilirsin, dönüşte arabayı ben kullanırım."

Bir süre düşündükten sonra heyecanla ayağa kalktı.

"Caymak yok ama!"

Bazen öyle tepkiler veriyordu ki sanki ben onu sık boğaz ediyormuşum gibi..

"Yok." Dedim.

Garsonları yok sayarak arka tarafa doğru gitti.

"Hâlâ çocuk gibi ya." Beren'in sesiyle gözlerimi ona çevirdim. Bu kız önceki buluşmada böyle davranmıyordu. Bir cesaretle mi böyleydi yoksa hep mi böyle davranacaktı bilmiyordum ama sinirimi bozmaya başlamıştı.

"Çocukluğunu biliyormuş gibi konuştunuz?"

Gözler ikimizin arasında gidip gelirken suratında ukala bir gülüş belirdi.

"Annesi çok anlatırdı. Nasıl bir çocuk olduğunu, neleri sevip sevmediğini, Cahitle alakalı pek çok şeyi bilirim ben."

Gözlerimi yüzünde gezdirdim. Bu cesaretinin sebebi Cahit'in annesiydi. Başka ne olabilirdi ki zaten.

"Kocamın böyle arkadaşlarının olması ne kadar hoş." Sesim tiksintiyle çıkmıştı, umursamadım da. Masada çıt sesi bile çıkmazken gözlerim hâlâ Beren'in gözlerindeydi. Rahatsızca yerinden kımıldanıp başını çevirdi. Gözlerimi çekip önüme dönerken yaklaşan adım sesleriyle Cahit'in geldiğini anlamıştım.

"Şefin önerisi!"

Şef derken kendinden bahsettiğini sonradan anladım. İçecek dolu tepsiyi masaya bırakıp iki bardağı elini aldı. Adını bilmediğim bir içeceği önüme bıraktı.

"İçi temiz."

Başımı salladım. Kendi bardağıyla yanıma oturup içeceğinden büyük bir yudum aldı. Masadakiler kendi aralarında konuşmaya başlayınca onları dinlemeyi bıraktım.

"Neden içmiyorsun?"

Zaten yanımda oturmuyormuş gibi kulağımın dibine girmişti.

"İçeceğim."

"Rengini mi beğenmedin?"

Kaşlarımı çatıp önümdeki içeceğe baktım. Açık pembe bir rengi vardı.

"Ne?"

Kahkaha atıp geri çekildi. Ne olduğunu anlamamıştım. O da tekrar arkadaşlarıyla konuşmasına dâhil oldu. Diğer yanımdan dürtülmemle Tuana'ya döndüm.

"Cahit içince biraz garipleşiyor. Sen sevmiyormuşsun ya, yanında içmediğinden belki bilmiyorsundur."

"Nasıl garipleşiyor?"

"Görürsün birazdan."

Karşımdaki manzaraya şaşkınlıkla bakmaya devam ettim. Cahit elindeki bardağın varlığın unutmuş gibi zıplayarak futbol marşı söylüyordu yanında da Batu vardı.

"Yaktın lan bizi Fener! Yaktın!"

Cahit birden durgunlaşınca Batu da durdu.

"Allahınızdan bulun lan, ne suçu var bu günahsızların?"

Batu galatasaraylı olmasına rağmen Cahitle birlikte üzülüyordu, ciddi ciddi üzülüyordu. Herkes gittiğinden mekanda sadece biz vardık o yüzden kimse de onlara müdahale etmiyordu.

Cahit elindeki bardağı masanın birine bırakıp birden kollarını açtı. Batu söylenerek de olsa yaklaşıp sarıldı. Cahit birden kendini çekince Batu bunu beklemediğinden yere düşmüştü. Ayaklanıp dibimize düşen Batu'nun kalkmasına yardım ettim.

"Sağ ol yenge."

Diğerleri de sarhoştu, gülerek olanları izliyorlardı. Kalktığım yere Batu'yu oturttum.

"Sare.."

Cahit'in fısıldar gibi sesiyle ona döndüm.

"Niye onu kaldırıyorsun? Beni kaldırsana."

"Çünkü sen düşmedin Cahit, bak ayaktasın."

Gözlerini bacaklarına çevirdi. Kendini birden yere bıraktı.

"Ben de düştüm." Kollarını havaya doğru kaldırdı. Sinirle nefeslenip yanına gittim.

"Cahit hadi gidelim."

Kollarından tutacağım sırada kollarını yere indirdi.

"Söz ver bana, üzme beni"

"Ne?"

"Kırma beni, yormam seni"

"Cahit anlamıyorum ne diyorsun?"

Sesini biraz daha yükseltti sanırım onu duymadığımdan anlamadığımı sanmıştı.

"Hayırsızım, ah, hayırsızım
Sensiz inan çok yalnızım"

Ben hâlâ anlamazken birden herkes söylenmeye başladı.

"Hata değil benim yazgım
Düzelmiyor sevmen lazım"

Onlar şarkıyı söylemeye devam ederken sadece Cahit'i izleyip, dinledim. Yarı açık gözleriyle uzandığı yerden bana bakıyordu.

Omuzlarımı düşürdüm, bu hissi biliyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.