16. bölüm / 28
BAYAN KİBİRLİ16.Bölüm
Bölümler 28Şu an: 16.Bölüm
- 1 1.Bölüm/ Düzen1.383 kelime
- 2 2.Bölüm/ İz1.538 kelime
- 3 3.Bölüm/ Zarf990 kelime
- 4 4.Bölüm1.637 kelime
- 5 5.Bölüm/ Haberler1.218 kelime
- 6 6.Bölüm1.052 kelime
- 7 7.Bölüm/ Akşam Yemeği963 kelime
- 8 Bölüm 81.222 kelime
- 9 9.Bölüm919 kelime
- 10 10. Bölüm1.449 kelime
- 11 11.Bölüm865 kelime
- 12 12.Bölüm1.251 kelime
- 13 13.Bölüm1.046 kelime
- 14 14.Bölüm1.342 kelime
- 15 15.Bölüm1.175 kelime
- 16 16.Bölüm1.588 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 17.Bölüm1.252 kelime
- 18 18.Bölüm990 kelime
- 19 19.Bölüm1.251 kelime
- 20 20.Bölüm1.102 kelime
- 21 21.Bölüm2.035 kelime
- 22 22.Bölüm1.061 kelime
- 23 23.Bölüm1.217 kelime
- 24 24.Bölüm937 kelime
- 25 25.Bölüm1.077 kelime
- 26 26.Bölüm1.355 kelime
- 27 27.Bölüm1.284 kelime
- 28 28.Bölüm1.117 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kalan son sayfayı da imzalayıp dosyayı kapattıktan sonra Cahit'e döndüm. O da önündeki dosyayı okuyordu. Burada çalışmaya başladığından beri işe daha ilgili gibiydi. Ya gerçekten sevmişti bu işleri ya da babamın korkusundan. Babam zaman zaman yalnızca Cahit'i odasına çağırıp iş hakkında sorular soruyordu. Sanki Cahit öğrenci babam da ne zaman sınav yapacağı belli olmayan öğretmendi. Ne kadar çabalarsa çabalasın babam da ben de bunların birkaç ayda öğrenilmeyecek işler olduğunu biliyorduk. Başından beri babamın Cahit'i daha iyi tanımak için yanında tuttuğunu farkındaydım. Hem Cahit'i izliyor hem de bizim aramızdaki ilişkiden emin olmaya çalışıyordu. Bu yüzden son zamanlarda Cahit'e daha yakın davranmaya çalışıyorum. Bu beni çok zorlasa da.
"Diyorum ki işten erken çıkalım. Önce benimle bir buluşmaya gel sonra da senin arkadaşlarının yanına gidelim."
Uyukulu gibi gözlerini açıp kapattı.
"Olur. Kiminle buluşacaksın?"
"Eski bir arkadaş."
Kalkıp ceketimi giyindim.
Birlikte şirketten çıkıp, buluşma alanına doğru yola çıktık. Bu kez benim arabamla gittiğimiz için arabayı da ben kullanıyordum.
"Arkadaş grubun çok mu kalabalık?"
Başını telefondan kaldırmadan cevapladı.
"Çok değil."
Dikkatini telefonundan ayıramadığı için başından savar gibi cevaplamıştı. Daha fazla konuşmadım.
Arabayı durdurup indim. Cahit yanıma gelince koluna girip yürümeye başladım. Bu durum artık aramızda sessiz bir anlaşma gibi olmuştu. Eğer dışarıda yürürken onun koluna giriyorsam bu, "dikkatli olmamız gereken bir durum var" anlamına geliyordu.
"Kim bu eski arkadaş?"
Cevap vermedim.
Resepsiyona ilerlediğimde ben konuşmadan karşımdaki genç kadın konuştu.
"Sare Hanım, hoş geldiniz. Can Bey geldiler."
"Teşekkür ederim."
Burasının devamlı müşterilerinden olduğumdan garipsemedim. Önceden Can ile birlikte de sık sık buraya gelirdik. Öyle ki sürekli oturduğumuz masa mekan sahibi tarafından süresiz olarak bize rezerve edilmişti. Bilemiyorum belki de bunu Can istemiştir. O benimle ilgili olan her şeye dikkat eder, özen gösterirdi. Önceden.
"O adamla mı görüşeceksin?"
Masaya ilerlerken, "İsmi Can ve değerli bir arkadaşım."
"Arkadaşmış."
O kendi kendine söylenirken ben Can'ı yine aynı masada görünce duraksadım. Can sanki benim geldiğimi hissetmiş gibi başını bize doğru çevirdi. Cahit'in kolundan çıkıp ilerleyeceğim sırada Cahit kolundan çıkmama izin vermedi. Beynim sanki bunu bekliyormuş gibi tekrardan Cahit'e yaklaştım. Masaya geldiğimizde Can da ayağa kalktı.
"Hoş geldiniz."
Yanımda Cahit olduğu için mesafeli davranıyordu ama ben bunu umursamadım. Yanına gidip sarıldım.
Cahitle de el sıkıştıktan sonra oturduk.
"Nişanınızı da tebrik ederim,"
Gözleri ikimizin arasında gidip gelirken benim üzerimde durdu.
"Senin adına sevindim Sare. Umarım hep mutlu olursun."
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim, umarım sen de çok mutlu olursun."
O da gülümsedi.
"Buradaki işlerim bitti, iki gün sonra dönüyorum."
"Beklediğinden hızlı oldu sanırım."
Başını salladı, "Hızlı oldu, beklemeye gerek kalmadı gibi."
Gözümün ucuyla yanımda oturan Cahit'e baktım. Bakışları Can'ın üzerindeydi.
"İşin bittiyse burada boşuna zaman kaybetmenin anlamı yok.."
Parmaklarımı saçlarıma daldırıp önüme düşen saçları geriye bıraktım.
".. yine de sen bilirsin."
Can, parmağımdaki yüzüklere baktıktan sonra gülümseyerek başını aşağı yukarı salladı.
"Haklısın artık bir anlamı yok."
Bizim için konuşma burada bitmişti.
Garson elindeki tek kahveyi getirip önüme koyunca gözlerimi Can'a çevirdim.
"Her zamankinden." dedi. Sonrasında da Cahit'e döndü.
"Birlikte geleceğinizi bilmiyordum. Sare'nin kahvesini önceden sipariş etmiştim. Kusura bakmayın."
"Önemli değil, ben zaten kahve sevmem." Cahit'in sesi umursamaz çıkmıştı.
Ben kahvemin ilk yudumunu alıp fincanı masaya bıraktığımda Can da ayaklandı.
"Bana müsaade. Size afiyet olsun."
Ben de kalkacağım sırada durdurdu.
"Hiç rahatsız olma. Seni gördüğüme çok mutlu oldum ve tekrardan mutluluklar."
"Ben de seni gördüğüme mutlu oldum. Kendine dikkat et."
Can giderken arkasından bakmaya devam ettim.
"Az önceki şey neydi öyle?"
Nefeslenip kahvemden bir yudum daha aldım.
"Neydi?"
"Önce açık açık birbirinize yürüdünüz sonra birbirinize mutluluklar dilediniz."
Yüzümü buruşturdum.
"Neden sürekli sokak ağzıyla konuşuyorsun?"
"Bu benim normal konuşmam."
"Düzelt o zaman."
"Buna da mı ben karar veriyorsun?"
"Kendi arkadaş çevrenle nasıl iletişim kurduğunla ilgilenmiyorum, isterseniz dumanla haberleşin umrumda değil ama benim çevreme dâhil olduğun an dikkat etmek zorundasın. Artık yalnızca sen yoksun, ben ve benim ailem de var. Ben varsam evet buna da ben karar veriyorum."
Ofladı, "Bu kadar uzun konuşma, uykumu getiriyorsun. Yarısından sonrasını dinlemedim bile."
Kaşlarım havalanırken dudağımın kenarı kıvrıldı, "Aklından çıkarmayacağına eminim."
Karşılık vermeyip garsonu yanına çağırdı.
Arabayı dururup geldiğimiz yeri incelemeye başladım. Cahit bu sırada ceketini ve kravatını çıkarıyordu. Geldiğimiz yer eğlence mekanı gibi bir yerdi. Daha önce böyle yerlerde bulunmadığımdan içeride beni neyin beklediğini bilmiyordum. Zaten eğer böyle bir yere geleceğimi bilseydim buna karşı çıkardım.
"Hadi girelim içeri."
"Arkadaşlarınla tanışacağım ve sen burayı mı ayarladın?"
Gözlerini devirdi.
"Burası arkadaşımın mekanı. Hep burada toplanırız."
"Arabam ne olacak?"
Etrafa göz gezdirip ıslık çaldı. Yanıma gelip arabanın anahtarını benden aldıktan sonra bize doğru gelen genç adama anahtarı attı.
"Mert aman dikkat et, yengenin arabası."
"Yenge mi?"
Belimden tutup beni girişe doğru yürütürken, "Şimdilik öylesin."
İçeri girdiğimde umduğum manzarayla karşılaşmadım. Etrafı saran, çok yüksek sesli olmayan hoş bir müzik çalıyordu. Işıklandırma kaliteli ve ölçülüydü, göz yormuyordu. Ayakta yalnızca çalışanlar vardı.
"Burası kafe gibi bir yer mi?"
"Bu taraf böyle asıl eğlence arka tarafta."
"Ne var ki arka tarafta?"
Başını bana çevirdi. Gözleri yüzümde gezindikten sonra gülümsedi.
"Boş ver orayı, senin hoşuna gitmez."
Başımı salladım, "Anladım."
Karşımızdaki kalabalık masaya doğru ilerliyorduk. Tüm gözler bize dönünce hızla hepsine göz gezdirirken tanıdık bir yüz gördüm.
"Sanırım arkadaşlarından birini tanıyorum."
Masaya çoktan gelmiştik bile.
"Biz geldik."
Cahit'in coşkulu sesi aynı coşkuyla karşılandı. Herkes sırayla hoş geldinizleri sıraladı.
"Tanıştırayım sevgili nişanlım Sare."
"Merhaba." derken içten olduğunu düşündüğüm şekilde gülümsedim.
Cahit sırayla arkadaşlarının isimlerini sayıp tanıttı. Gözlerimi tanıdık yüze çevirdim. Kendisi ciddiyetle kalkıp yanımıza geldi.
"Sare Hanım hoş geldiniz."
"Ne hanımı Semih? Sare desen yeter."
Cahit'in alaylı sesini duymazdan geldim.
"Teşekkür ederim Semih Bey, nasılsınız?"
Diğerleri sessizce bizi izliyordu.
"Sizi gördüm daha iyi oldum. Açıkçası Cahit bize bu güzel haberi verdiğinden beri biraz şaşkınım da."
Cahit'e bakış atıp gülümsedim.
"Cahit'in tüm çevresi aynı şaşkınlığı yaşıyor galiba."
"Semih tanışıyoruz dediğinde ismen sanmıştım."
Cahit'in konuşması üzerine Semih ona doğru döndü.
"Sare Hanım, bizim projelerin yatırımcılarından. Tanışalı sanırım dört-beş yıl oldu."
"Evet uzun zaman oldu." Diyerek destekledim.
"Ayakta kaldınız, buyurun lütfen."
Cahitle yan yana oturduk. Diğerleri sohbetlerine kaldığı yerden devam ederken Cahit içecek bir şeyler sipariş etti.
"Burayı Murathan işletiyor."
Cahit kulağıma doğru konuştu.
Murathan dediği kişi Cahit'in çocukluk arkadaşıydı. Geldiğimizden beri kaçamak bakışları üzerimizdeydi. Pek konuşmadan elindeki içeceğini yudumluyordu.
"Nasıl tanıştınız?"
Soruyu soran Murathan'ın yanındaki sarışın kızdı. İsmi aklımdan gitmişti bile.
"Evet ben de merak ediyorum."
Bu kez sarışının yanındaki kız konuştu. Beren, Cahit'in eski kız arkadaşı.
"Babalarımız tanışmamızı istediler." dedim.
"Görücü usulü yani?"
"Evet Batu, görücü usulü." diyerek karşılık verdi Cahit. Bu durum onu rahatsız etmiş gibiydi.
"Cahitle bu kadar iyi anlaşacağımızı bilseydim, kendisiyle daha önceden tanışmak isterdim." diyerek araya girdim.
Batu, heyecanla uzun bir "Ooo" çekti.
"Zaten bu kadar hızlı ilerlemeniz birbirinizi çok sevdiğinizi gösteriyor."
Murathan'ın kinayeli sesiyle bakışlarımı ona çevirdim.
"Çok sevmek yeterli kriter değil. Anlaşabilmek ve uyum içinde olmak gerekli."
"Yani birbirinizi sevmiyor musunuz?"
Beren'in sorusuna gülümsedim.
"Birkaç ay sonra evleneceğiz. Bu soru biraz uygunsuz oldu."
"Gerçekten hızlı gidiyorsunuz." dedi sarışın. Murathan'a yandan bir bakış attığında aralarında bir şeyler olduğunu sezdim.
"Beklememiz için bir neden yok."
"Nişanlımı sorularınızla boğmayın." Derken kolunu omzuma attı.
Başımı yan tarafa çevirince burun buruna geldik. Kaşlarımı çatacağım sırada kendimi zorlayarak gülümsedim. Cahit bu durumumla eğenleniyordu. Yavaşça başımı önüme çevirdim.
"Çok tatlısınız, ben çok yakıştırdım sizi." Sarışının kibarlığına karşı teşekkür ettim.
"Tuana yine heyecanlandı." Dedi Batu gülerek.
Sonunda kızın ismini bir kez daha duyunca sevindim.
"Sare, Cahitle çıkan haberlerinizi görünce internette seni biraz araştırdım ve babanın çok büyük hayranıyım. Yani Asım Bey'in senin baban olduğunu o zaman öğrendim. Derslerimizde sizin şirketin tasarımları sık sık geçiyordu."
"Teşekkür ederim, evet kendisi bu işin en iyisidir diyebilirim."
"Kesinlikle öyle. Birgün tanışmayı çok isterim."
"Muhakkak bir görüşme ayarlayacağım."
Tuana çocuk gibi ellerini çırptı, "Gerçekten mi?"
"Tabii."
"Çok teşekkür ederim. Aslında ben sizin şirkette staj yapmak için başvurmuştum üniversite zamanında ama kabul edilmemiştim."
"Stajyerlerimizin özel tasarımları babamın onayından geçiyor, bu konuda başka kimsenin yetkisi yok maalesef."
"Yani seçilenler Asım Bey'in özel olarak seçtikleri. Ne büyük bir şans. Çok kıskandım."
Tuana'nın heyecanlı konuşmasını sadece Murathan gülümseyerek dinliyordu.
"Ailem bana küçük bir butik açtı ama ben bunun için hazır hissetmiyorum zaten tasarımlarım da pek beğenilmiyor."
"Müsait olduğunuz birgün ben de tasarımlarınızı görmek isterim."
"Çok mutlu olurum."
"İş mi konuşacağız Tuana?"
Beren araya girince Tuana sessizleşti. Tuana sessizleşince de Murathan'ın suratı düştü.
"Konuşarak ortak yönlerimizi bulduk.." dedim. Beren sıkıldığını açık açık gösteriyordu.
"Sanırım sizinle ortak yönümüz de Cahit."
Herkes sessizleşip birbirine bakarken Batu yine uzun bir "Ooo" çekti.
"Cahitle şu an sadece arkadaşız."
Omuz silktim, "Elbette, zaten aksi mümkün değil.
Gözleri Cahit'e kaydı.
Cahit masanın altında elimi tutup ellerimizi masanın üzerine koydu.
"Bu konuları konuşmaya gerek yok."
Gülümseyip Cahit'e döndüm.
"Haklısın..." Beren'e doğru bir bakış attım.
"Bu konu bir daha açılmayacak."
Masadakiler yine sessizleşince Batu bir şeyler anlatmaya başladı.
Sıkıldığımı belli etmemeye çalışıyordum. Tanıdığım insanlarla bile bu kadar konuşmazken tanımadıklarımın anlamadığım konuşmalarını dinlenmek zorundaydım.
Cahit kulağıma doğru eğilince dikkatimi ona verdim.
"Sare, sen beni kıskanmaya mı başladın?"
"Ne?"
"Berenle konuşmanı diyorum."
Şaşkınca yüzüne bakmaya başladım. O benden daha şaşkın görünüyordu.
"Cahit sen ciddi misin?"
"Ne?"
"Sadece nişanlınmış gibi davrandım. Ne yapacaktım kızla güle oynaya mı sohbet edecektim?"
Kaşları havalandı, "Ha o yüzden, pardon ben yanlış anlamışım."
"Kıskanmakmış." Dedim önüme dönerken.
"Sare Hanım, babanızı Yılmazlar'ın davetinde göremedim. Şirketiniz etkinliklere dikkat ediyordu.."
"Babam etkinliklere benim katılmamı istiyor bundan sonra öyle olacak."
"Yani işleri size devretmeye hazırlanıyor."
Semih'in sorarcasına yüzüme bakıyordu. Bu konu hakkında hiç düşünmediğimi o an fark ettim.
"Şu an gündemimizde bu durum yok."
Konuşmuştum ama cümle boşlukta süzüyor gibiydi. İş hayatında babama her zaman yardım etmek istiyordum ama hiçbir zaman babamın zorunlu görevleriyle karşı karşıya değildim. Cahitten sonra işe geri dönmemi istemesi ve artık daha fazla sorumluluk vermesi yeni yeni düşündürücü hâle gelmişti.
"Vay be! Koskoca Eymen'ler şirketlerinin başına geçeceksin. Cahit ne şanslı adamsın oğlum."
Batu'nun heyecanlı çıkışıyla aynı anda Cahitle birbirimize döndük. Sanki ikimizde ne yaptığımızı yeni farkına varıyormuş gibiydik.
Benim içimden geçirdiğimi Cahit kısık sesle dışından söyledi.
"S**tir."
Bölüm etkileşimi
