BAYAN KİBİRLİ kitap kapağı

21. bölüm / 28

BAYAN KİBİRLİ

21.Bölüm

Vaveyla Yazarı: e s

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: 21.Bölüm

Babamın peşinden de annemin sofradan kalkmasıyla yemekte çocuklar ve ben kalmıştım. Anneannem yapacak işlerim var deyip dayımların yanına dönmüştü. Düğünden birkaç gün önce geri gelecekti. Gözlerim bir anlığına Leyla'ya takılınca elimdeki çatalı bıcağı kenara bıraktım.

"Dersleriniz nasıl gidiyor?"

İkisine de sorduğum soruya yalnızca Leyla cevap verdi.

"İyi abla, her şey yolunda."

Bu kez Akif'e yandan bir bakış attım. Arkadaşlarıyla şehir dışına gitmesine izin vermediğimden hâlâ bana kızgındı. Uzun zamandır bunu farkındaydım ama ses çıkarmamıştım.

"Senin derslerin nasıl gidiyor Akif?"

Aslında sormama gerek olmadığını da farkındaydım. Hocalarıyla sürekli irtibat hâlindeydik. Şu sıralar meşgul olsam da çocukları ilgilendiren en ufak şeyler bile olsa her zaman önceliğimdi.

"İyi." diye cevapladı, sessizce. Leyla abisine kaçak bakışlar atıp önündeki tabağına dönüyordu.

"Bu akşam birlikte yemeğe çıkalım."

Leyla heyecanla başını kaldırdı. Akif'te bunu beklemediğinden kaşlarını çatmıştı. Bu bizim sık sık yaptığımız şeylerden değildi. Yemeğe çıkmamız onları evden uzaklaştırmak istemem demekti ve bu öncelerde sadece ortada bir sorun varsa gerçekleşirdi. Fakat bu kez ne Akif bir kavgaya karışmıştı ne de Leyla öğretmenlerine herhangi bir saygısızlıkta bulunmuştu. Bu yemek sadece güzel vakit geçirmemiz için ayarlanmış bir yemekti.

İkisi de aynı anda tamam deyince ben de masadan kalktım.

Babam yardımcılarını dinlerken yanlarına gidip konuşmalarının bitmesini bekledim. Babam beni görünce konuşanları susturup bana döndü.

"Bir şey mi var kızım?"

"Önemli bir şey değil babacım."

Devam etmem için bekledi.

"Çocukları bu akşam yemeğe çıkarmak istiyorum."

"İyi olur, birlikte sık sık vakit geçirin."

Gülümsedim.

Babam bizi tam olarak kardeş gibi görmek istiyordu. Fakat hem aramızda yaş farkı hem de benim onlara karşı fazla sıcak davranamam bu duruma engeldi ve bu durumu annem de babam da farkındaydı.

Odama dönünce Cahit'in geldiğini gördüm. Önündeki dosyaları okuyordu. Kapı açılınca başını kaldırdı.

"Günaydın."

"Günaydın." Derken yerime geçtim.

Masamın üzeri boştu. Sabah yemekte babama düğüne kadar işe gelemeyeceğimizi söyleyince yarım işlerimizi bitirmemiz gerektiğini söylemişti ama masamda dosyalar olmadığına göre sonradan vazgeçmiş olmalı.

"Birkaç saate çıkabilirsin." Dedim hâlâ dosyayı okuyan Cahit'e.

"Neden?"

"Babamla konuştum. Düğüne kadar gelmeyeceğiz."
Kapı çalınca gel diye seslendim. Merve elindeki gazetelerle içeri girdi.

"Sare Hanım fotoğraflar basılmış."

Yanıma gelip gazeteleri masaya bıraktı. Sayfayı tamamen bizim için ayırmışlardı. Fotoğrafları tek tek inceledim. Gözüm sağ alt köşedeki karede daha fazla gezindi. Cahitle el ele olup kameraya gülümsediğimiz fotoğraf. Tamamen iş haberi olduğu için saçma sapan magazinsel yazılar yoktu.

"Güzel, tam isteğimiz gibi olmuş."

Merve onaylarcasına başını salladı.

"Babam gördü mü?"

"Sabah masasına bıraktım."

O zaman kesin görmüştür. Merve çıkarken Cahit'e döndüm.

"Sen de gördün mü haberleri?"

Gülerek başını salladı.

"Sabah kahvaltıyı senin haberleri okuyarak geçirdim."

Gözlerimi gazeteye çevirdim.

"Babam beğenmiş olacak ki hiç söz etmedi."

"Normal olan tebrik etmesi." Gözlerim hâlâ gazetedeyken Cahit'in cümlesiyle durakladım.

"Bu işi bana güvendiği için verdi. Tebrik duymama gerek yok."

Bakışlarını üzerimde hissetsem de ona bakmadım.

"Sen öyle diyorsan."

Ne zaman çattığımı bilmediğim kaşlarımı gevşettim.
"Yarın gidip alış veriş işini bitirelim. Bir de düğün için birkaç provaya gitmemiz gerekiyormuş. Annem sürekli hatırlatıp duruyor."

Ses gelmeyince Cahit'e döndüm. Çatık kaşlarıyla önündeki dosyayı okuyordu.

"Neye bakıyorsun?"

Dikkatini bana verdi.

"Şirket hissen yüzde bir mi?"

"Az önce söylediklerimi duydun mu?" Sorusuna cevap vermediğim için bozulmuştu.

"Sanırım baban biraz cimri." Kendi kendine konuşuyor gibiydi. Onu kendi hâline bırakıp ayaklandım.

"Yarın kaçta buluşacağımızı akşam yazarım."

"Sen nereye?"

"Çocuklara sözüm var."

Çantamı alıp çıkacağım sırada gözüm Cahit'e takıldı. Bahsettiğim çocukların kardeşlerim olduğunu anlamamış gibiydi. Sıkıntıyla oflayıp odadan çıktım.

Okulun çıkış saatine daha vardı. Uzun zaman sonra kendimle baş başa kalmanın huzuru doldu içime. Temiz havayı içime çekerken önümde duran arabaya döndüm. Ne zaman çıkıp bana yetişmişti bilmiyorum ama Cahit sırtarak yüzüme bakıyordu.

"Düşündüm de ben senin arkadaşlarınla tanışmadım."

Ne arkadaşı diyeceğim sırada içerideki muhabbet geldi aklıma. Neden bilmiyorum ama o 'arkadaşların' kardeşlerim olduğunu söylemek istemedim. Bunun sebebi arkadaşımın olmaması başka bir şey mi onu da çözemedim zaten.

"Bu önceden planlanmış bir randevu. Son dakika değişiliklerinden hoşlanmam."

"Alt tarafı tanışacağız, ne var ki bunda?"

Topluklu ayakkabımın ucuyla arabasının lastiğine iki kez hafifçe vurdum, "Devam et Cahit, hadi."

Çocuk gibi oflayıp önüne dönerken gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Sedat arabayı getirdiğinde beklemeden bindim.

"Nereye gidiyoruz?"

Önümdeki manzaraya karşı göz devirmeden duramadım. Zaten bu aralar her şeye tepkim buydu, üstelik bu davranıştan hiç hoşlanmıyordum.
Cahit'in annesi ve ablasıyla göz göze gelince uzaktan selam vermenin hoş olmayacağını bildiğimden yanlarına adımladım.

"Merhaba, nasılsınız?"

Ceylan ağzının içinde bir şeyler söylerken annesi karşılık verdi.

"İyiyiz iyiyiz, sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim."

Aramızdaki saçma sessizlik Necla Hanım'ın arkama dikkatle bakmasıyla başladı.

"Bu kim?"

Arkama doğru bakıp tekrar önüme döndüm.

"Bu değil, Sedat Bey. Kendisi şoförüm."

Ceylan yine anlayamadığım bir şeyler geveledi. Dayanamadım, "Bir şey söyleyecekseniz açık açık söyleyin. Bu şekilde anlaşamayız."
Gözleri irileşince içimden sabır çektim. Tekrar Necla Hanım'a döndüm.

"Yarın Cahitle alış verişe çıkacağız, eşyaları direkt getirecekler. Planınız varsa diye söylüyorum."

"Cahit bana haber vermedi."

"Unutmuştur." Dedim uzatmamak için.

"Bu aralar çok çalışıyor. Akıl mı kaldı ki oğlumda."

İğneleyici lafları göz ardı etsem de aklımın köşesine yazdım. Allah biliyor ya sabrımın sonu hiç selamet olmuyordu.

"Ben sizi daha fazla meşgul etmeyeyim. İyi günler."

Karşılık beklemeden yoluma devam ettim. Çocuklar için hediye bakmaya devam ettim.

Okul bahçesini önünde beklerken gözüm telefona kaydı.

"Efendim?"

"Abla bizim araba gelmemiş. Sen öyle demişsin."

"Evet ben söyledim. Bahçenin dışında bekliyoruz sizi. Leyla'yı da al gel."

"Sen mi geldin bizi almaya?"

"Evet Akif hadi hızlı olun."

"Tamam."

Çocuklar da gelince Sedat arabayı çalıştırdı.

"Abla.."

Bu ses tonunun ne anlama geldiğini biliyordum. Sinirle gözlerimi kapatıp açarken Sedat'ın arabayı ilerletmemesi için elimi kaldırdım.
"Söyle Akif."

"Abla gitmeden önce müdür beyin yanına uğrasan?"

"Ne olduğunu anlat." Bugünü güzel geçirmek istediğimden özellikle çocukların güzel geçirmesini istediğimden kendimi tutuyordum.

"Basketbol maçında bir kavga çıktı da."

"Ee?"

"Kavgayı ben başlatmadım ama.."

"Devam et Akif!"

"Karşımdaki çocuğu biraz sert ittirmişim. Yaralandı, hastaneye falan kaldırdılar."

Yavaşça başımı arkaya çevirdim. Akif başını eğmişti. Leyla'nın bakışları benimle Akif arasında gidip geliyordu. Önüme dönerken, "Tamam." dedim.

"Bunu yarın hallederiz. Şimdi önce eve gidelim."

Aslında planım direkt yemeğe geçmekti böylece yolda zaman kaybetmeyecektik ama bu gerginlikle yemeğin tadını çıkaramayacağımız belliydi.

Eve gelip kıyafetlerimizi değiştirip bir-iki saat oyalandıktan sonra yola koyulduk. Çocuklar arabaya gelmeden önce Sedat, Akif'in üzerine gitmemem konusunda konuşunca kendimi tutamayıp karışmamasını söyledim. Yalnızca başını sallamakla yetinmişti. Aynadan arkada oturan çocuklara baktım. Suratları asık dışarıyı izliyorlardı. Anlaşılan bu yemekte diğerlerinden farklı olmayacaktı.

Verdiğimiz siparişleri sessizce beklerken, ne benden ne de onlardan ses çıkıyordu. Onlar benden çekindiği için, ben onlara zarar vermemek için konuşmuyordum.

Sessizliği telefonumun melodisi bozdu. Cahit arıyordu. İlk başta açmak istemesem de son anda cevap verdim.

"Efendim Cahit?"

"Canım, nasılsın?"

Fazla samimi çıkan sesiyle yanında birilerinin olduğunu anlamıştım.

"İyiyim canım, sen nasılsın?" Canlı çıkarmaya çıkardığım sesim onunki kadar olmasa da samimiydi. En azından Akifle Leyla'nın birbirlerine bakıp gülmemek için dudaklarını yemelerinden öyle anladım.

"Ben de iyiyim, evde misin?"

"Hayır Cahit, yemeğe çıkacağımı söylemiştim ya."

"O bugün müydü? Aklımdan tamamen çıkmış."
Kaşlarım çatılırken, "Sabah söylemiştim."

"Doğru şimdi hatırladım. Ben de dışarıdayım yanına uğrayayım mı?"

Ne yapmaya çalıştığını anlayıp göz devirdim.

"Benim için sorun yok ama bir de yanımdakileri sormam gerekiyor."

"Sen gel de yeter, diğerlerini boş ver."

Arkasından "Ooo" sesi yükselince yanındakilerin arkadaşları olduğunu anladım. Az önceki ses de Batu'nun sesiydi.

Gözlerimi Akifle Leyla'ya çevirdim.

"Cahit'in gelmesi sorun olur mu?"

İkisi de hızla başlarını sağa sola salladı.

"Tamam gel, konum atarım." Deyip telefonu kapattım.
Aslında Cahit'in gelmek istemesi iyi oldu. Aramızdaki bu gergin hava dağılacaktı. Zaten Cahit'in olduğu yerde de hiç gerginlik olmuyordu. Bir şekilde bulunduğu ortamı yumuşatıyordu.

Yemeğimi yerken tanıdık sesle başımı çevirdim. Cahit yüzünde büyük bir gülümseyle geliyordu.

"Sare.."

"Hoş geldin." Ayağa kalmak ya da sarılmak istemedim. Gözleri çocuklara değince tekrar bana döndü.

"Bizim çocuklarla diyordun?"

Ben de gözlerimi çocuklara çevirip elimdeki çatalla çocukları işaret ettim, "Bizim çocuklar?"

Derin bir nefes alıp güldü.

"Sare..." Diyerek yakındı.

Yanımdaki sandalyeyi işaret ettim, "Otur."
Bunu bekliyormuş gibi hızla sandalyeyi çekti.

Yemeğim geri kalanı çokça kahkahalarla geçti. Cahit konuştukça bizimkiler gülüyordu. Çocukların bu mutlu hâllerini bir taraftan hoşuma giderken bir taraftan da onları bu kadar eğlendirebilen kişinin başkası olması yerimde huzursuzca kıpırdanmama sebep oldu. Elimdeki içeceği dudaklarıma götürürken geriye yaslanıp bakışlarımı Cahit'e çevirdim. Öylesine attığım kaçamak bakışı hemen yakalamış ve bana göz kırpmıştı. Kendimi tutmayıp gülümsedim. Evet Cahit'in gelmesi iyi oldu.

Kahvaltıdan sonra hızla evden çıktım. Bugün halletmem gereken bir alış veriş ve okul meselesi vardı. Dün gece eve dönerken bu konuyu hiç açmayıp sessizce eve dönmüştük. Yemek Cahit'in sayesinde o kadar da kötü geçmemişti. Cahit'i anlaştığımız yerde beklerken gözlerim Sedat'a kaydı. Umarsızca karşıya bakıyordu. Ağzımı açıp konuşacakken yanımızda duran arabadan korna sesi yükseldi. Cahit arabasından inip kapımı açınca ben de arabadan indim.

"Kardeşim sen eve dönebilirsin."

Cahit, Sedat'a doğru konuşmuştu. Sedat'ın bakışları bana dönünce, "Neden?" diye sordum.

"Ben bırakırım canım seni."

Kaşlarım alayla havalandı. Cahitle aramızdaki ilişkiyi bilen tek kişi Sedattı. Sedat belli belirsiz gülümseyince Cahit'in gözleri ikimizin arasında gidip geldi.

"Tamam, sen gidebilirsin Sedat."

Sedat yanımızdan uzaklaşırken biz de arkasından bakıyorduk.

"O adam sadece şoförün mü?"

"Ne?"

"Ona sadece şoförünmüş gibi bakmadın."

Cevap vermedim, "Hadi gidelim canım." Derken onu taklit ettim.

Aklımdakileri alınca tekrar etrafa göz attım.

"Cahit."

"Efendim?"

"Giyinme odamız yok değil mi?"

Önüme çekerken ellerini cebine attı, "Maalesef." Yanından geçtim.

"Evden sadece birkaç parça kıyafet getireceğim, odamın düzeninin bozulmasını istemiyorum. Kıyafet alışverişimi çoktan yaptım. Düğüne iki gün kala getirecekler, umarım odan söylediğin kadar geniştir."

"Olmadı benimkileri bir köşeye atarız."

Kısa bir bakış atıp önüme döndüm.

"Buradan çıkınca ne yapacaksın?"

Cahit bu soruyu sorana kadar okul işini tamamen unutmuştum. Unuttuğum için de Sedat'ı gönderdim. Nefeslenip telefonumu çantamdan çıkarttım. Sedat'ı geri çağırmam gerekiyordu.

"N'oldu?"

"Sedat'ı çağırmam gerek."

"Bir yere mi gideceksin?"

Başımı sallarken kayıtlı numaranın üzerine dokunmamla Cahit'in telefonu elimden çekip alması bir oldu. Aramayı bitirirken, "Ben götürürüm."

"Sağ ol ama gerek yok."

"Özel bir iş mi?"

Kaşlarımı çattım, "Hayır."

Bir adım yaklaşıp parmaklarını kaşlarımın ortasına dokundurunca sanki mümkünmüş gibi daha da çattım kaşlarımı. Parmakları masaj yapar gibi hareketlendi.

"Neden sürekli kaşlarını çatıyorsun ki?"

Kendimi serbest bıraktığımda kaşlarım da eski hâline geldi. Gülümseyerek geri çekildi, "Birlikte gidelim."

Nasıl oldu bilmiyorum ama okula Cahitle birlikte geldik. Sakin adımlarla müdürün odasına giderken bu zamana dek bu koridorlarda hiç hayırlı bir iş için yürümediğimi fark ettim. Kardeşlerimin şımarık hareketleri babamın kulağına gitmesin diye hep bir uğraş göstermeliydik. Bana kalsa bu işi kökünden hallederdim ama annem çocuklarına karşı gereğinden fazla anlayış gösteriyor. Artık tamamen ezberlediğim odaya girerken umudum Cahit'in odaya gelmemesiydi. Tabi ki öyle olmadı.

"Sare Hanım hoş geldiniz."

Müdür Bey'in keyifsiz sesinden anlayacağımı anladım.

Hâlâ ayakta beklerken direkt konuştum.

"Müdür Bey, hemen konuya girelim isterseniz?"

"Sare Hanım, Akif'i bizden iyi tanıyorsunuz. İyi çocuk hoş çocuk ama bazen kendini kaybedebiliyor."

"Bizim Akif mi?"

Cahit'in sorusuyla Müdür Bey sanki Cahit'i yeni görmüş gibiydi.

"Nişanlım." Diye kısaca tanıttım.

"Öyle mi? Hayırlı olsun."

Cahit teşekkür ederken araya girdim.

"Bu kez ne oldu?"

Müdür Bey tekrar bana döndü.

"Basketbol maçında kavga etmişler. Üstelik maç bizim kardeş okulumuzlaydı. Biliyorsunuz okulumuz bu tür etkinliklere özen gösterir yani kavga bu kadar göz önünde olmasaydı emin olun sizi rahatsız etmek istemezdim. Üstelik birkaç velimizde bu durumdan şikayetçi."

Müdür Bey'in her zamanki konuşmasını elimi kaldırarak durdurdum.

"Anladım, çok iyi anladım."

"Mezuniyetine az kaldığı için yeterli müsamahayı gösteriyoruz fakat durum gittikçe ciddileşiyor."

"Anladım dedim Müdür Bey." Diye çıkışınca Cahit'in elini kolumda hissettim.

Odadaki gerginliğin üzerine kapı çalınıp içeriye Akif girdi.

"Siz gelmeden önce Akif'i çağırmıştım konuşmak için." Müdür Bey'in açıklamasıyla önüme döndüm.

"Bize biraz müsaade ederseniz, kardeşimle konuşayım."

Müdür Bey bir şey demeden odana çıkınca Cahit'e döndüm.

"Ben de mi?"

"Evet." Sesimin sert çıkmasına mâni olamadım.

Odada Akifle kalınca gözlerimi sıkıca kapatıp açtım.

"Abla gerçekten ben başlatmadım bir anda oldu her şey, arkadaşımı ittirdiler ben de onu korumak için araya girmek istedim yoksa amacım.."

Bakışlarımı Akif'e çevirdiğimde kendiliğinden sustu.

"Önce gidip özür dileyeceksin.."

"Abla benim bir suçum yok ki!"

Sesi benimkinden yüksek çıkınca bir adım atıp yaklaşıtım.

"Sonra ben gidip bu olayı babama anlatacağım."

Gözlerinin korkuyla büyümesini keyifle izledim.

"Abla hayır, lütfen.."

"Önceki sefer de bu son demiştim, sen de tamam demiştin."

Ellerini sinirle saçlarına attığında çaresizliği açıkça ortaya çıktı.

"Abla!" Bağırır gibi çıkan sesine en umursamaz bakışımı attım.

"Abla babamı biliyorsun." Sesi gittiçe kısıldı. Bir süre ikimizden de ses çıkmayınca odadan çıkmaya yeltendim ama Akif önüme geçti.

"Abla lütfen, babamı biliyorsun."

Kızarmış gözlerini gözlerimden çekmiyordu. Elimi kaldırıp dağılan saçlarını düzelttim.

"Şımarık çocuklardan hoşlanmıyorum Akif. Sizin neden böyle davrandığınızı da anlayamıyorum sanırım anlamak da istemiyorum."

Elimi saçlarından çektim, "Korkun şimdilik içinde diri bir şekilde kalsın."
Kenardan geçip kapıyı açarken, "Akşam evde görüşürüz."

Cahit yaslandığı duvardan ayrılıp yanıma gelirken gözleri arkaya takıldı. Adımları yavaşladı, "Ne yaptın çocuğa?" Gözlerindeki ciddi ifade gülümsememe neden oldu.

"Hiçbir şey."

İnanmayanın gözlerle bakmaya devam etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.