14. bölüm / 28
BAYAN KİBİRLİ14.Bölüm
Bölümler 28Şu an: 14.Bölüm
- 1 1.Bölüm/ Düzen1.383 kelime
- 2 2.Bölüm/ İz1.538 kelime
- 3 3.Bölüm/ Zarf990 kelime
- 4 4.Bölüm1.637 kelime
- 5 5.Bölüm/ Haberler1.218 kelime
- 6 6.Bölüm1.052 kelime
- 7 7.Bölüm/ Akşam Yemeği963 kelime
- 8 Bölüm 81.222 kelime
- 9 9.Bölüm919 kelime
- 10 10. Bölüm1.449 kelime
- 11 11.Bölüm865 kelime
- 12 12.Bölüm1.251 kelime
- 13 13.Bölüm1.046 kelime
- 14 14.Bölüm1.342 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15.Bölüm1.175 kelime
- 16 16.Bölüm1.588 kelime
- 17 17.Bölüm1.252 kelime
- 18 18.Bölüm990 kelime
- 19 19.Bölüm1.251 kelime
- 20 20.Bölüm1.102 kelime
- 21 21.Bölüm2.035 kelime
- 22 22.Bölüm1.061 kelime
- 23 23.Bölüm1.217 kelime
- 24 24.Bölüm937 kelime
- 25 25.Bölüm1.077 kelime
- 26 26.Bölüm1.355 kelime
- 27 27.Bölüm1.284 kelime
- 28 28.Bölüm1.117 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Yarından itibaren sen de işe gelmeye başlayacaksın."
Çatık kaşlarla tekrar babama döndüm.
"İşi ben mi öğreteceğim?"
Yine başını sallayarak onayladı, "Evet, sen öğreteceksin."
"Nasıl isterseniz."
Şirketin çıktığım gibi Cahit'i aradım. Çok çalmadan açtı.
"Efendim Sare?"
"Bizim şirkette çalışmaya başlıyormuşsun?"
"Ben de yeni öğrendim."
"Ne demek yeni öğrendim?"
"Baban istemiş. Ben de hevesli değilim yani."
Telefonu kapatıp sıkıntıyla nefeslendim. Bu sırada Sedat arabayı getirmişti.
Anneannemin yanına geçmeden önce mutfağa annemin yanına uğradım. Önündeki kağıda bir şeyler karalıyordu.
"Anne.."
"Hoş geldin kızım."
Karşısına geçip oturdum.
"Her şey hazır. Organizasyon şirketi yarın sabah erkenden gelecek."
"Teşekkür ederim anne. Keşke kendini yormasaydın."
"Aa o ne biçim söz Sare. Alınırım bak."
Uzanıp elini tutarken gülümsedim, "Peki, nasıl isterseniz."
Annemin yanından kalkıp anneannemin yanına ilerlerken Akif birden önüme geçti.
"N'oldu?"
"Abla bir şey isteyeceğim.."
"Söyle."
"Hafta sonu arkadaşlarla bir yerlere gidelim diyoruz.."
Benden ses çıkmayınca devam etti.
"Şehir dışı bir yerlere.."
"Hayır."
Yanından geçeceğim sırada tekrar önüme geçti.
"Abla lütfen, zaten okul bitince çok sık bir araya gelemeyeceğiz."
"Neyle gitmeyi düşünüyorsunuz?"
"Arabayla."
Kaşlarım havalanırken Akif hızla konuştu.
"Arkadaşımın ehliyeti var. O kullanacak."
"Hayır."
"Abla lütfen.."
"Akif!"
Sert sert bakmaya başlayınca üstüne doğru yürüdüm. Gözlerini yere çevirip geriye bir adım attıktan sonra yukarı çıktı.
"N'oluyor?"
Anneannem yanına geçip oturdum.
"Önemli bir şey değil."
"Erkek çocuğu ya kanı hızlı akıyor. Üstüne çok gitmeyin."
"Kimsenin üstüne gittiği yok anneanne. Babama sormaya kalkışsa azar işitecek. Böylesi daha iyi. Neyse. Ne yaptın bugün?"
"Dayılarını aradım. Yarın gelecekler."
"İyi yapmışsın."
"Sen nereye gittin?"
"Babamın yanındaydım. Tekrar işe dönüyorum."
"Sen mi istedin, baban mı dedi?"
"Babam benim için en iyisini ister, biliyorsun."
"Babanın ne istediğini benim hiç umrumda değil. Sen benim birtanemsin, sen ne dersen o."
Yanına biraz daha yaklaşıp başımı omzuna yasladım. Eliyle saçımı okşamaya başladı, "Evlat kokulum benim."
Asılı olan ceketi alıp odamdan çıktım. Annem ve anneannem akşamın hazırlıklarıyla uğraşıyordu. Hızlıca çıktığımı haber ettim. Sedat arabayı çalıştırmıştı bile. Sessiz geçen yolculuğun sonunda şirkete geldik. Sedat kapımı açarken çantamı alıp indim. Cahit biz de yoldayken yolda olduğunu yazmıştı. Belki gelmiştir bile. Asansörün önünde beklerken Cahit'in sesiyle yan tarafa döndüm.
"Günaydın."
Tekrar önüme dönerken karşılık verdim, "Günaydın."
"Nasılsın?"
"İyiyim. Sen nasılsın?"
"Uykumu pek alamadım."
Karşılık vermedim.
"Arkadaşlarla oturduk, geç yattım."
Yandan bir bakış atıp bakışlarımı önüme çevirdim. Önünde durduğumuz asansör değil de yan taraftaki gelince Cahit o asansör binip bana seslendi.
"Gelmiyor musun?"
Bindiği asansör çalışanların kullandığıydı. Önünde durduğum asansör hâlâ gelmeyince ben de yanına geçtim.
Yukarı katlara çıktıkça asansör dolmaya başladı. Biz en arkada kalmıştık. Sıkış sıkış olunca gömleğimin bir düğmesini daha açıp saçımı geriye attım. Sessizliği iki çalışanın konuşması bölüyordu.
"Bugün gelecekmiş, öyle diyorlar."
"Nereden çıkmış ki birden? Ne güzel rahat rahat çalışıyorduk."
"Hiç sorma. Herkes diken üstünde."
"Belki uzun süreli değildir."
"Yok, nişanlısına şirketin işlerini öğretecekmiş. Burasının işi mi biter? Kim bilir kaç ay sürer.."
"Bu şirketin işini niye öğretiyorlarmış ki?"
"İleride de kocasının şirketiyle ortak olurlar."
"Doğru diyorsun. Bu yüzden mi evleniyor acaba?"
"Olmaz diyemem, bunların işlerine akıl mı erer?"
"Gelmiş midir acaba?"
"Ne zaman geç kalmıştı ki bugün kalsın."
"Hakikaten, ben olsam istediğim saatte gelir istediğim saatte giderim. Babamın işi değil mi?"
Karşılıklı kahkaha atıp asansör durduğunda da indiler.
Asansör yükseldikçe diğerleri de indi. Cahitle ben kaldık.
"Burada pek sevilmiyorsun galiba?"
"Gerekli mi?"
Omuzlarını silkti.
Asansör durduğunda biz de indik. Babamın odasının önünde durup kapıyı çaldım.
"Gel."
Cahitle babamın karşısına geçtik. Babam gözlüğünü çıkarken eliyle karşısındaki sandalyeleri gösterdi. Aynı anda hareket edip aynı anda oturduk.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk efendim, nasılsınız?"
Göz ucuyla Cahit'e baktım ağzı kulaklarındaydı.
"İyiyim şükür. Sen nasılsın?"
"Sağ olun, ben de iyiyim."
"Tam olarak hangi işi öğreteceğim baba?"
İkisi de bana döndü.
"Her şeyi."
Babamın sesindeki otoriteye boyun eğdim.
Belli belirsiz gülümsedim, biraz da sinirle.
"Biz başlayalım o zaman." Deyip ayaklandım.
"Senin odan yeterince büyük, Cahit'in masasını da oraya koymalarını söyledim."
"Anladım. İzninizle biz çıkalım."
Başını sallarken gözlüğüne uzandı. Odadan çıkıp kendi odama ilerledim. Çalışanların 'hoş geldiniz'lerine ben, baş selamlarıyla karşılık verirken Cahit hepsine teşekkürlerini sunuyordu. Sonunda tanıdık bir ses duyunca durdum.
"Sare Hanım, hoş geldiniz."
Merve yüzünde kocaman gülümsemeyle karşımdaydı. Ben de gülümsedim.
"Hoş buldum, nasılsın?"
"Teşekkür ederim iyiyim."
Bakışlarını arkama çevirdi.
"Cahit Bey siz de hoş geldiniz. Ben Merve, Sare Hanım' ın kişisel asistanıyım."
"Memun oldum Merve Hanım."
Merve hızla yanıma gelirken tabletini açtı.
"Söylediğiniz sunumların hepsi hazır. Planlarımızı günlük, haftalık ve aylık olarak ayırdık. İstediğiniz an bakabilirsiniz. Bu ayın iç satım raporları hariç tüm raporlar analizileriyle birlikte hem dosya hâlinde odanızda hazır hem de mailinize gönderildi."
Odama girince gözüm direkt masamın sağ yan tarafına koyulan yeni masaya ilişti. Geriye dönüp Cahit'e baktım odayı inceliyordu. Merve birkaç adım geriye çekilip, "Daha sonra uğrayayım isterseniz." deyince başımı salladım. Odadan çıkıp kapıyı çekti.
"Senin masan bu." Parmağımla işaret ettim. O hâlâ odayı incelerken ben masama geçtim.
"Odan bayağı sadeymiş."
"Kalabalıktan hoşlanmıyorum."
"Bana gerçekten işi öğretecek misin?"
"Evet."
"Ne gerek var?"
"Babama öğreteceğim dedim."
Ağzının içinde bir şeyler söyledi ama anlamadım.
"Bugün sadece etrafa biraz bakarız. Saat on iki gibi de çıkarız. Mâlum akşam için hazırlanmamız lazım."
"Heyecanlı mısın?"
Başımı bilgisayardan kaldırıp Cahit'e baktım. Ciddi şekilde sormuştu.
"Hayır. Sen?"
"Evet. İlk kez nişanlanıyorum."
Yüzümü buruşturdum, "Sanki ben her sene başı nişanlanıyorum."
"Biraz heyecanlan o zaman."
"Sana karşı heyecan hissetmediğim için seninle içinde bulduğum durumlara da heyecanlanmıyorum."
"O adamı görünce heyecanlandın değil mi?"
Can'dan bahsettiğini anladım.
"O konu seni ilgilendirmez."
"Alt tarafı evet diyeceksin."
Tekrar bilgisayara döndüm. Göz ucuyla baktığımda onun da telefonuyla ilgilenmeye başladığını gördüm.
Saçımın yapılması bitince elbisemi giyindim. İnci tozlarıyla parlatılmış krem rengi elbise babamın benim için özel dikimlerinden biriydi. Tamamen hazırdım. Annem ve anneannemin iltifatlarını kabul ederken babam da gelmişti. Beni görür görmez gözleri doldu. Anneannem de belli etmemeye çalışsa da gözlerini sile sile odadan çıktı.
"Ben bir aşağıya bakayım." Annem de çıktığında babamla yalnız kaldık. Gözleri kıpkırmızı olmuştu.
"Bugün güzel bir gün. Lütfen ağlama."
Gözlerini silip iyice yaklaştı.
"Çok güzel olmuşsun. Tıpkı annene benzemişsin."
Bu kez benim de gözlerim dolmaya başladı. Gülümseyip sarıldığında ben de sarıldım. Akif aşağıdan "geldiler" diye bağırınca babam önden indi. Ben de son kez aynaya bakıp indim.
Karşılama faslı bitince herkes yerlerine oturdu.
"Sare, kızım maşallah çok güzel olmuşsun."
Salih amcanın iltifatı üzerine tüm gözler bana döndü. Teşekkür edip gülümsedim. Hâl hatır sorma sırası da geçince anneannem, "Kahvelerimizi içelim o zaman." deyince ayaklandım. Yardımcılarımız kahveleri hazırlarken annem de mutfağa geldi.
"Cahit Bey'in kahvesi hazır mı kızlar?"
Evet diye karşılık verdiklerinde annem bana döndü.
"Tuz mu atacaksın bal mı?"
"Bunlara gerek var mı?"
"Aa ne demek gerek var mı? İşin eğlencesi bunlar."
"Peki, ben hallederim."
Ben kahvenin başına giderken, salondan annemi çağırdıkları için o da mutfaktan çıkmıştı. Dumanı üstündeki kahveye bakarken kızlardan biri elindeki tuzu ve balı getirip tezgâha bıraktı.
"Damat beyin kahvesi de geldi."
Annemin heyecanlı sesiyle gözler yine bana döndü.
Kahveyi Cahit'in önüne bırakıp yanına oturdum. O da bekletmeden uzanıp aldı. İlk yudumunu alırken herkes onu izliyordu, annesi bile vereceği tepkiyi bekliyordu.
Kemal abi, "Tatlı mı tuzlu mu?" diye sorunca, "Tatlı." diyerek karşılık verdi.
"Kıyamamış tuz koymaya."
"Ağızlarının tadı hiç bozulmaz inşallah."
"Bunun âdeti tuz değil mi ya?"
Birden herkes konuşmaya başlayınca salonda bir uğultu oldu tam bu arada Cahit bana döndü.
"E bu normal orta şekerli kahveydi."
"Başka ne bekliyordun? Nasıl içiyorsan öyle yaptırdım."
Bir şey söylemeden önüne döndü. İç cepinden çıkardığı yüzük kutusunu fincanın yanına bıraktı, içinde sabah birlikte gidip benim seçtiğim tektaş yüzük vardı. Kutuyu açıp yüzüğü parmağıma taktım.
"Yüzükleri takalım."
Babam ayağa kalkınca herkes ayaklandı.
Leyla alyansları getirirken, Cahit kulağıma eğildi.
"Biraz mutlu görünsen iyi olur."
Gülümseyip yüzüne baktım. Birkaç saniye gözlerime bakıp geri çekildi.
Anneannem kurdeleyi keseceği sırada kapı çalınca durakladık. Dayımlar geç kalacaklarını söyleseler de yetişmişlerdi. Üç dayım da peş peşe salona girdi.
"Yetişebildik mi?"
"Ucu ucuna." Dedi anneannem somurtarak.
"Kurdeleyi keseyim sonra hoş beş yaparsınız."
Dayımlar kenara çekilirken anneannem, "Allah utandırmasın." diyerek kurdeleyi kesti.
Sonrası dayımların tanışması, tebrikler derken Cahit'in kolundan tutup kendimi bahçeye attım.
"Bir şey mi söyleyeceksin?"
"Hayır." dedim temiz havayı içime çekerken.
"Niye çıktık o zaman?"
"Tek çıkamazdım, seninle olunca kimse rahatsız etmez."
Arka bahçeye gidip sandalyeye oturdum. Cahit'te yanıma oturdu.
"Sare.."
"Hm?"
"Hâlâ heyecanlı değil misin?"
"Hayır."
"Hiç heyecanlanmayacak mısın?"
Bakışlarımı çevirdim.
"Bu ne biçim soru?"
"Mutlu görünmüyorsun. İnsanların anlamasından korkmuyor musun?"
"Hayır."
Önüme dönüp gözlerimi kapattım.
"Ama-"
"Konuşalım diye çıkarmadım seni."
Sessizlik olunca huzurla geriye yaslandım.
Bölüm etkileşimi
