49. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
49
Ak 49
Barlas’tan
Bazen kendini bırakmak iyiydi.
İlk defa kendimi engellemediğim için ruhumun ve yüreğimin ferahladığını, günlerdir beni huzurlu uyutmayan derdimden kurtulduğumu hissediyordum.
Bunun böyle hissettireceğini daha önceden bilseydim Deniz’in öpüşüne karşılık çenemi kasmak yerine daha fazlasını yapabilirdim.
Ama bir ay sonrasında zaten yapmıştım. O yüzden şu anda elimin içinde kaybolan minik eli bana fazlasıyla iyi hissettiriyordu. Mutluluktan içim içime sığmıyor, göğsüm horoz gibi kabarıyordu.
Ama birden elini biraz kıvranarak elimden kurtardığında kocaman boşluk hissettim. Ona neler olduğunu anlamaya çalışarak bakarken hafifçe gülümsedi.
Gülümsemesi bir sorun olmadığına işaret olduğu için bende gülümsedim.
“Mahallede bir gören olursa gidip anneme söylerler. Biraz daha dikkatli olalım.”
Birden her şeyi nelere rağmen kabul ettiğimi hatırladım. Barış’ın benim hayatımda sadece tek bir yeri yoktu artık hayatımda.
İlk olarak hayatımdaki yeri her zaman dostluk olarak kalacaktı. Ama ikinci konumunda sevdiğim kızı benden uzaklaştırabilecek potansiyele sahipti.
Ben bunları kafamdan geçirirken Deniz sanki neler düşündüğümü anlamış gibi gözlerini yüzüme dikti.
“Merak etme dikkatli olacağız. Zaman geçince abimden tut bütün aileme kadar herkes öğrenecek.”
Sonra da önümden binaya doğru girdi. Peşi sıra onu takip ederken üzerimde ailesine ne diyeceğimi kafamda kurmanın mahcupluğunu hissediyordum.
Her ne kadar kısa süreli kalacak olsam da rahatsızlık vereceğim gerçeğinden rahatsız oluyordum.
Yaşadığım stres yüzünden avcum terlemeye başlamış, taşıdığım el valizinin kumaş saplarının nemlenmesine neden olmuştu.
Sapını avcumda hareket ettirirken aldığım nefesi dudaklarımın arasından birden verip kendime, daha doğrusu duruşuma özen gösterdim.
“Bir saygı duruşuna geçmediğin kaldı.”
Bunu söyleyip hafifçe güldüğünde bir anlığına rahat hissetmiştim kendimi.
Kahve gözleri koridorun kirli tavanından sarkan lambaların ışığı altında benek benek parlıyordu.
Üstüne çöken stresin, sınav sonuçlarının yaratacağı baskı onda büyük bir yük oluştururken biraz olsun onun mutlu olmasına sebep olmuştum.
Ve bunu yapmak çok kolaydı. Daha öncede yapabilirdim. Hem onu hem kendime boşuna eziyet etmiştim.
“Annen beni istemezse ne yapacağız?” diye sordum birden.
Dik dik baktı bana.
“Benden daha çok ister Barlas, buna emin olabilirsin.”
Kendime güvenim gelirken kapı Deniz’in annesi, Hatice abla tarafından açıldı. Gözleri önce yüzümde gezindi daha sonrasında durumu yeterince açıklayan el valizimde.
Başındaki renkli ve tuhaf desenleri olan örtüyü çekiştirirken bir yandan da kapıyı sonuna kadar araladı.
Beni gördüğüne mutlu olmuştu. Hem de elimdeki valize rağmen.
“Ay ay kim gelmiş! Oğlum gel, gel hoş geldin. Buyur içeri.”
Hatice ablanın şen şakrak çıkan sesi içime su serperken Deniz’e bakıp çaktırmadan sırıttım. Hatice ablanın beni pohpohlaması ve oğlu gibi görmesi her zaman hoşuma gidiyordu.
Ayakkabılarımı hızlıca çıkarıp elimdeki valizle içeri girdim, “ Çok iyi yaptın yavrum bize gelerek. Barış anlattı bana başınıza gelenleri. Eğer gelmemek için ısrar etseydin alırdım ayağımın altına.”
Mahcup mahcup başımı eğerken genel olarak hissettiğim samimiyetten dolayı buludunduğun yere ait olma duygusunu yaşıyordum.
“Yerin bende ayrı Hatice abla. Eksik olma.”
Elimdeki valizi hemen alıp kenara bıraktığında sanki bu eve ilk defa gelmiş gibi ayakta dikilmeye başladım. Salonun önünde öylece duruyor, mutfağı da çaprazımda görebiliyordum.
Bir yandan da sanki annesi aramızda bir şeyler olduğunu anlayacakmış gibi gerim gerim geriliyordum. Ancak bunu anlayabileceği herhangi bir şey yapmıyordum.
Ensemin terlemeye başlaması hariç. O da benim elimde olan bir şey değildi.
“Oğlum gel kaldın orada.”
Hatice abla bana seslendiğinde Deniz’in peşi sıra mutfak masasına oturdum. Önüme koyulan bir tabak kurabiye ve tavşan kanı çaya istekle baktım.
Günlerdir ailemi ve kendimi düşünmekten kötü hissediyor, ne yapmam gerektiğini düşünüyordum.
Önümdeki koca yazı kendi geçimimi sağlayarak atlatmam şarttı. Tanıdıklara sorarak bir iş bulmam ve elbette bu evdeki misafirliğimi iki üç günle sınırlı tutmam gerekiyordu.
“Yesene acıkmışsındır.”
Deniz’in sesiyle kendime gelirken kokusu burnuma buram buram gelen, sıcacık kurabiyeyi parmaklarıma tuttum. Bir yandan da karşıma geçen Hatice ablanın sorularını yanıtlıyordum.
“İstediğin kadar kalabilirsin burada oğlum. Kendi evin gibi düşün burayı da.”
“Eksik olmayın,” dedim mahcubiyetle.
“Barış ne zaman babasıyla kavga edip evden gitse senin yanında olduğunu bildiğimden içim rahattı. Son günlerde tuhaf davranmaya başladı ama. Sana bir şeyler anlatıyor mu?”
Gözlerindeki endişe içimi cız ettirirken yutamadığım kurabiyenin arkasından biraz çay içtim.
Anneler hisseder dedikleri bu olsa gerek ki Barış’ın yanlış sulara kapıldığından bende şüphelenmeye başlamıştım. Son zamanlarda iş bulamıyor olduğundan kafayı buna bir hâyli takıyordu. Birilerinden borç alıp riske gireceğini söylediğinde bu fikrinin aklıma yatmadığını söylemiştim.
Aslına bakılırsa babasının kurduğu şirket yıllar sonra batan biri için iyimser konuştuğum bile söylenebilirdi.
Büyük adımlar atmak istiyosa büyük hazırlıklar yapması gerekiyordu. Ama henüz riskli bir durum görmemiştim Barış’ta. Bunları sadece düşünüyordu. O yüzden Hatice ablayı endişelendirmek istemedim.
“Merak etme ciddi bir durum olursa haber ederim ben seni Hatice abla.”
Elimin üstünü şefkatle sıvazlayıp ellerini tekrardan masaya yasladı.
“Yavrum biz de misafir odası yok. Ama Deniz’in yatağının altı açılıyor.”
Birden neye uğradığımı şaşırdım. Hatice abla gayet ciddi bunları söylediğinde dut yemiş bülbül gibi kadına bakıyordum. Deniz de aynı şaşkınlıkla bana, daha sonra cidden bunları söyledi mi der gibi annesine bakıyordu.
Bakıyordu, şaşırmıştı bundan emindim ama bir o kadar da bıyık altından sırıtmaya başladığında yutkundum.
Ne?
“Şe-şe,” diye ağzımı araladığımda Hatice abla sözü devraldı.
“Fazladan yatak bir tek orada var. En iyisi mi Barış, Deniz’in yatağında yatar. Sen de o yavru yatakta uyursun.”
Ben rahatlarken Deniz’in suratı asılmaya başladı. Anlaşılan hanımefendinin hayalleri suya düşmüştü. Onunla göz göze geldiğimizde annesine çaktırmadan bana bakıp dudaklarını büzdü.
İstemsizce sırıtmaya başlarken kendime engel olmak için elimle ağzımı kapattım.
Ah ah Hatice abla bunların hiçbirinden haberin yok. Kızın neler neler geçiriyor aklından bir bilsen.
Kendimi tekrar toparlayıp ciddiyetimi sağladıktan sonra dudaklarımı araladım, "Olur bana uygundur. İlla yatak olmasa da olur. Koltuk üstünde de yatarım. İnanın hiç önemli değil.”
Ben böyle konuşmaya devam ederken birden Deniz parmaklarını kenetleyerek araya girdi, "Bir dakika ne?"
Yüreğim birden hızlı hızlı atmaya devam ederken aklımdan tonla senaryo geçmeye başladı. Annesi varken cidden benimle beraber uyumak için ısrar mı edecekti? Bu kızın derdi neydi?
Yutkunarak Deniz'e uyarı mahiyetinde kaş göz yapmaya çalışırken Hatice abla sertçe çıkıştı kızına. "Ne oldu yine?"
"Abim benim yatağımda yatamaz. Orada bir duralım. Terli terli, doğru düzgün yıkanmıyor bile."
Hatice abla oturduğu sandalyeden gergin gergin kalkarken söylendi, "Yavrum değiştiririz sonra nevresimleri, takıldığın o mu?"
"Ay anne sence o yetecek mi? Komple yatağı değiştirmen lazım."
Annesi onu umursamayıp gidince aramızda biraz uzun bir bakışma geçti. "Yüreğimi hoplattın," diye mırıldandığımda sırıtmaya başladı.
"Fena mı olurdu?" diyerek bana bakınca beyindeki bazı mekanizmaların çalışmayı durdurduğunu hissetmiştim. Gözlerimi art arda kırpıştırarak ona bakakalırken kafasını geriye atıp tipime gülmeye devam ediyordu. "Bana olan güvenin gözlerimi yaşarttı," diyerek benle alay etmeye devam ettiğinde homurdanarak bir kurabiyeyi daha ağzıma attım.
"Kurabiyelerden kemireceğine gel de içeriye geçelim. Sandalye tepesinde oturmak sarmaz."
Elimdeki kurabiyeyi nispet yapar gibi ısırmaya devam ettiğimde göz dağı verircesine gözlerini kıstı. Ama kendi evimde olmadıkları için koltuk rahatlığını özlediğimden olsa gerek elimle kurabiye tabağını işaret ettim, "Bu da bizimle içeriye gelecekse neden olmasın?"
Kıkırdadı, "İstediğin kurabiye olsun. Sen içeri geç o halde, ben de gelirim birazdan."
Sonra masadan kalkıp tezgahın önüne ilerledi. Siyah saçları savrulurken parmaklarıyla boyunun üstünde kalan dolaba doğru uzandı. Ayak parmak uçlarında yükselip dolabı açarken oturduğum yerden kalkıp ona doğru ilerledim. Hala inatla boyuna rağmen parmak uçlarında yükselip tabaklara ulaşabileceğini sanıyordu.
Ona daha fazla eziyet çektirmek istemezken birden kolumu kolunun üstünden uzattım. Ve ulaşmayı hedeflediği tabağı hiç zorlanmadan aldım. Yüzünü hafifçe çevirip boynumla bakıştığında bakışlarından mı desem yoksa çekiciliğinden mi desem yutkunmak zorunda kalmıştım.
Hareketlenen adem elmamı gözlerinin hedefi yaptığını gördüğümde hafifçe sırıttım. Sırtı göğsüme yaslıydı ver yerinde kıpırdamadan bana bakıyordu.
Yavaşça bakışlarını yüzüme doğru çıkardığında utandığını gözlerinden anlayabilmiştim. Sırıtışım gittikçe büyürken içim içime sığmıyordu. Hiç düşünmeden eğilip şakağına öpücük kondurduğumda mest olmuş gibi bir mırıltı çıkardı. Elimi elinden çekip onu tezgahla kendim arasına sıkıştırdığımda utançla gözlerini kaçırdı.
"Hayırdır az önce utanmıyordun?" diyerek güldüğümde hareketlenen göğsümü eliyle ittirdi. "Sus be kim demiş utandığımı?"
"Yüzüme bak o zaman."
Baktı sonrasında kendini tutamayıp gülümsedi. Ama bu esnada anahtar sesi kulağımıza geldiğinde ikimiz de korkudan tezgahın iki tarafına fırladık.
**
Yorum yaparak motivasyon vermiş olursunuz bana. Umarım beğenmişsinizdir. Diğer bölümde görüşürüz 😘
