37. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
37
Oy ve yorum yaparsanız sevinirimm 😙❤️
İyi okumalarr!
☆
Abimin Kankası 37. Bölüm
Hırıltıların ardı arkası kesilmezken hafifçe kafamı öne atıp inip kalkan göğsüne baktım. Uyuyakaldığından şüphelerim vardı! Nasıl en önemli şeyleri sorduğum an uyuyakalabilirdi ki?
Oflayarak kafamı geriye yaslarken duvarın sertliği canımı yaktı. Ama tam heyecandan kendimi kaybetmişken uyuyakalmış olması kadar acı verici değildi.
Ayaklarımı kaldırımın üstünde olduğumu hiç umursamadan uzatırken hırıltılar gittikçe sesli olmaya başlamıştı. Dudaklarımı öfkeyle büzerken, “Tabi uyuyakalırsın! Az daha tutsaydın ya kendini! Öf Barlas, öf.” diye söylendim. Ama cevap alamamıştım elbette. Her ne kadar burada kendi kendime kudursam da elimdeki şansı kaybettiğimi anlamıştım.
Yine de çok net bir cevap alamadığım hâlde önemli şeyler yakalamış sayılırdım.
Kendine kızmasının sebebi, beni evinde istemesi, benimle beraber çocuklaşmayı sevmesi...
Sanki bazı parçalar gözümün önündeydi. Ellerimle uzansam bütün parçaları birleştirebilecektim. Ama denemeye cesaretim yokmuş gibi hissediyordum. Sanki elimle uzansam bütün parçalar dağılacakmış gibi geliyordu. Birleştirmeden kaybetmektense öylece kalmasını tercih ediyordum.
Onunla olan ilişkimi riske atamayacak kadar çok seviyordum. Onun yanında içinden geldiği gibi davranabiliyor, bütün sınav stresimi atabiliyor, aramızdaki ufak çekişmelerden, atışmalardan delicesine zevk alıyordum. Bir yandan da bu ilişkiyi ileriye götürmek için adım atmaktan korkuyordum.
Onun da kafasında tıpkı benim gibi bir sürü acaba olmalıydı.
Belki yıllardır beni kendine uzak gördüğünden belki de abimin dostluğunu temelli kaybetmekten belki aramızdaki bağın hepten kopmasından korkuyordu. Ama o bunları bana ayık kafayla söylemedikçe biz iki korkak bir arpa boyu yol alamazdık.
“Salak! Konuş işte, seninle konuşabilmek için içki mi içmeni bekleyeceğim!”
Bunları söyleyip içimdekileri hala daha yeterince dökemeyince çaresizce Barlas’ı dürtükledim. Onu burada böylece bırakacak kadar umursamaz değildim. Ama gerçek şuydu ki elli altı kilo, bir metre altmış santim boyunda gücü kuvveti ders çalışmaktan yerinde olmayan bir genç kızdım. Ben onu buradan ikinci kata nasıl taşıyacaktım?
Mecbur uyanması gerekiyordu.
“Barlas! Barlas!”
Onu bana uzak kalan omzundan gövdesini sarsacak kadar salladım. Başı göğsümün üstündeydi. Hafifçe hareketlendiğinde rahatlamış olduğumdan derin bir nefes verdim.
“Oh!” diyerek onu uyandırdığım için sevinirken kafasını yavaş hareketlerle göğsümden kaldırdı. İyice bağımsızlığını ilan eden saçlarına bakarken sırıttım. Gözleri kısıkken eliyle ensesini ovaladı.
“Uyudum mu?” diye sordu suratını buruştururken. Bir yandan da zonklayan başını tutmaya devam ediyordu, “Evet, seni uyandıramayacağım diye ödüm koptu. Buradan kalkıp evine gidelim. Sen de bir an önce yat.”
Bu işi artık bir an önce halletmek zorundaydım ki eve gidip beni bekleyen ayt tekrarlarıma devam edebilirdim.
“Niye kaldırdın ki yerim güzeldi.” dedi gevşek gevşek sonra da gülümsedi. Önce anlam veremedim, saniyeler geçtikçe koynumun rahat olduğunu iddia ettiğini anladığım için kaşlarım alnıma kadar havalandı. “Vay pislik! Bak bak bütün bilinç altını döküyorsun heralde.” diyerek söylendim. Bir yandan da söylediği şey beni utandırdığı için elimle göğsüne yüklendim.
Başını bile doğru düzgün tutamazken utanmama karşılık gülmeye başladı. “Nasıl da kızarıyorsun hemen.” dedi sarhoşluğundan kıpkırmızı olan yanaklarından haberi olmadan.
“Bana diyene bak,” diyerek homurdandım suratına.
Her ne kadar gerçekten utanmış olsam da bundan sonra onu öpmek istediğim zamanlarda hissettiğim arsızlığı artık hissetmeme gerek yoktu. Artık her şeyi meydana çıkarsam da gıkını çıkaramazdı. Tabi bu söylediğini yarın da hatırlayacak olursa.
“Ben ayağa kalkabilecek durumda değilim,” dedi avcunu duvara yaslayıp destek almaya çalışırken.
Anlaşılan uyansa da bu boy ve kiloda olmama rağmen iş başa düşmüştü.
Ayağa kalkıp onu pazısından tuttum. Biraz benim desteğim biraz da kendi çabasıyla güç bela ayağa kalkmayı başarmıştı.
“Kolunla bana tutun. Yavaş yavaş çıkalım.”
Kafasını yavaşça sallayıp kolunu ensemden atarken üstüme binen yükle sarsıldım.
“Ay yuh be! Vur dedik öldürdün sende!”
Kısık sesle güldü. Gözleri ara ara kapansa da kendine engel olmaya çalışıyordu.
“Beni dikkatli tut. Merdivenlerden falan atma sakın.”
Bu uyarıyı öyle ciddi ciddi yapmıştı ki güldüm.
Sonra ona baktım alayla, “Eğer beni utandıracak bir şey daha söylersen sarhoşsun falan demem, atarım valla.”
Kafası öne doğru eğilirken, “Hoşuma gidiyor utandırmak. Çok tatlı utanıyorsun.” diye mırıldanmıştı.
Bu noktada kozu kullanma sırası bendeydi.
“Sen hiç tatlı utanmıyorsun ama. Sadece kaslarına baktım diye kendi banyonun yerini unutmuştun, hatırlatırım.”
Gülmekten gövdesi sarsıldı. “Ben ömrümde baklavalarıma öyle bakanı görmemiştim,” diye homurdandı sonra.
Eh haklılık payı vardı. Bir tek dilimi dışarı çıkarmadığım kalmıştı o gün.
İkimiz de perişan bir hâlde, ben onun koca cüssesini taşımaktan o ise kafasını bile düzgün tutamadığı için güç bir şekilde daire kapısından içeri girdik.
Binaya girip ilk katın merdivenlerini çıkarken alnımda ter damlaları birikmişti. Şakağıma doğru bir tanesi süzülürken avazım çıktığı kadar bağırmamak için zor duruyordum.
“Çok ağırım,” diye mahçup bir şekilde bana baktığında kırıcı olmamak için yutkundum.
“Yok canım kuş kadar hafifsin.” diyerek kendimce dalga geçtikten sonra dişlerimi sıkarak gözümün önündeki demirlere uzandım.
Beyaz, üstünde 2 yazan kapı ufukta göründüğünde derin bir nefes aldım.
“Ne ara geldik eve?” diye sorduğunda sinirden dişlerimi birbirine sürttüm.
Bu çocuğun kafa öyle bir uçmuştu ki.
Kapının önüne geldiğimizde Barlas’ı yukarıya doğru devam eden merdiven basamağına bıraktım. Dirseklerini arkadaki merdiven basamağına koyarken benim nefesimi düzene sokmamı izliyordu.
O kadar çok yorulmuştum ki gözümün önünde benekler uçuşuyordu. Hafifçe gözlerimi ovalarken Barlas dikkatle beni izliyordu.
Merdivenlere yayılmış olması gözümdeki karizmatikliğini o kadar etkilemiyordu ki.
Dirseğine kadar sıyrılan siyah gömlek gövdesinin heybetine yakışıyordu. Bir yandan da sakallarını kestiği için bu görüntü jilet gibiydi gözümde.
Fazla karizmatik.
Kalbimin hızlanmasının sebebi artık yorulmaktan değildi. Gözleri biraz açılmış olsa da hâlâ kıpkırmızıydı. Ama yine de pür dikkat bana bakmaya devam ediyordu.
Yutkunurken sesim içime kaçmış şekilde, “Anahtarların nerede?” diye sordum.
“Cebimde,” dedi. Ama uzanmak için herhangi bir hamle yapmadı.
Anlaşılan bunu da benim yapmam gerekiyordu. İş başa düştü diyerekten durduğum yerden ona doğru adımladım.
Ayaklarını koyduğu basamağa geldikten sonra elimle siyah pantolonunun cebine uzandım. Sağ cebinde yok diyerek elimi sol cebine attıktan sonra anahtarı bulmuştum.
Sevinçle Barlas’ın suratına bakarken bir elim göğsündeydi. Diğer elimi ise basamağa koyup destek almıştım.
Sevincime karşılık ondan da herhangi bir tepki bekledim. Ondan herhangi bir tepki gelmezken gülümsemem yavaşça söndü.
Niye öyle bakıyordu ki?
Bakışlarının yoğunluğu karşısında hipnotize olmuş gibi kıpırdamadan onu izliyordum. Merdivenlerden biri geçecek olsa şu manzaraya ne derdi acaba?
Resmen çocuğun üstüne çullanmıştım. Daha ne kadar böyle duracağım diye içimden geçirirken birden göz bebekleri yüzümde aceleyle gezindi.
Gittikçe koyulaşan hareleri beni burada böyle durmaya ikna ederken bakışlarının dudaklarımı bulduğunu hissettim.
Barlas’la karşı karşıya kaldığımız bütün anlarda hiçbir zaman bu kadar net bir şekilde dudaklarıma bakmamıştı. Belki de bana hissettirmeden yapmıştı bunu. Fark etmemi istememişti.
Ama anlamıştım ki şu an bunun için hiçbir çekincesi yoktu.
Kalbim gümbür gümbür atarken beynimde koca bir uğultu başladı. Bu saatten sonra kendimi tutamam derken başını öne doğru getirdi.
Yüzlerimiz arasında kısacık bir mesafe kalırken iki eli yanaklarımı buldu. Bunlar belki saniyeler içinde gerçekleşiyordu ama benim için zaman x0.5 te akıyordu.
Başımı hafifçe yönlendirip dudaklarını dudaklarıma yasladığında diğer elimi de göğsüne koydum.
Biraz sonra gömleğinin yaka kısmında birleşen ellerim oradan omuzlarına ulaştı. Üstüne tamamen çullanmamak için çaba sarf ederken dudaklarını hareket ettirdi.
Ona uyum sağlamak için çaba sarf ederken her şeyi bir adım daha ileri taşıdı.
Hafifçe araladığı dudaklarıyla onu daha çok hissederken aynı şeyi saniyeler sonra bende yapmıştım. Şu anın gerçekleşten yaşanıp yaşanmadığını dahi anlayamazken her şey fazlasıyla uçuk geliyordu.
Dudaklarımı aralamam onu tatmin ederken gülümsediğini hissetmiştim. Biraz sonra nefesim yetmediğinde geriye çekildi.
Islak dudaklarıma vuran nefesi içime kadar beni ürpetirken dudaklarımı içeri doğru kıvırıp son bir kez daha öpüşüne karşılık verdim.
