39. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

39

Ecrin S.

Oy ve yorum yapmayı unutmayınn😘

Abimin Kankası 39. Bölüm

Elimdeki market poşetini sallaya sallaya evin yolunu tutarken aklımda dolaşan bir türlü soru vardı.

Her şey üst üste geldiği için oturup şuracıkta ağlamamak için kendimi çok zor tutuyordum. Sabah çözdüğüm denemede son günlerde gördüğüm en düşük netimi yapmıştım.

Ve sınava sadece on gün kaldığında bu gerçekten insanı yerle bir etmeye yetiyordu.

O yüzden olsa gerek Barlas’ın hiçbir şey hatırlamıyorum mesajları o kadar da canımı sıkmamıştı.

Benim için o gün yaşanan öpüşme her şeyin pik noktası olmuştu. Aylardır yapmak istediğim şeyi yapmıştım. Ertesi gün hiçbir şey yaşanmamış gibi devam etmek zorunda kalsam da o öpücük hâlâ daha çok güzeldi.

Onun büyüsünü zedeleyebilecek hiçbir şey yoktu.

Barlas’ın hatırlamasına rağmen hatırlamıyorum ayağına yatması ihtimali bile onun büyüsünü bozamazdı. Aslında bu sadece benim ön görümdü. Kafayı bulacak kadar içmediğim veya onun bünyesine sahip olmadığım için elbette doğru söyleyip söylemediğini bilemeyecektim.

Belki de onu yalancı konumuna sokarak zan altında bırakmıştım. Ama her şekilde, unutmuş olsa da veya unutmuş gibi davransa da benim için güzel bir kapıya çıkmıyordu. Bunun farkındalığıyla onu zan altında bırakmış olmak o kadar da umrumda değildi.

Bunu hak ettiğini düşünüyordum her türlü.

Şu anlık onunla görüşmemek benim için en iyisiydi. Belki de kendimi tutamayıp beni öptüğünü söylerdim ve duymak istemediğim şeyler duyup sınava öyle girerim diye korkuyordum.

Bu riski ancak sınavdan sonra alacaktım. Böyle kalmanın bir anlamı olmadığını, onu kaybetmek yerine daha sıkı bağlanmak istediğimi, sevdiğim insana temas etmek etmek istememin normal olduğunu söyleyecektim.

Problemler çıkardı, çıkmasa çok garip olurdu ama eğer bir adım atamazsak her şey içimde kalırdı.

Beni öpmüş olması bile gerisinde bir sürü acaba getiriyordu. Bunu düzgün bir kafayla olsa yapmayacağını iliklerime kadar hissederken beni öptün diyerek duymak istemeyeceğim şeyler duyabilirdim.

Yine geri çekilmiştim. Ama bu sefer sadece ertelediğim için.

Az daha omzumdan düşecek olan çantamı geri omzuma taktıktan sonra binanın merdivenlerinden çıkmaya başladım.

Bütün gün ders çalışmaktan başım ağrıyordu. Tek isteğim yatağıma uzanıp uyumaktı.

Ama kendi dairemin önüne geldiğimde bunun benim için büyük bir lüks olduğunu anladım.

Omuzlarım gerginlikle çökerken ofladım. Market poşetini iki katlı ayakkabılığın dibine bıraktıktan sonra merdivenlere çöktüm ve içeriden gelen gürültüye kulak verdim.

“Allah senin belanı versin! Sana iş bulayım diye kendimi paraladım ben! Utanmadan karşıma geçip patronun çocuğu yüzünden işten çıktım diyorsun!”

Babamdı bağıran.

Abime sanayide tanıdıkları araya sokarak bir iş ayarlamıştı. Arada anneme işinden memnun olmadığı hakkında söylense de gitmeye devam ediyordu.

Anlaşılan bugüne kadar.

“Ne yapsaydım? Sırf egosunu tatmin etsin diye beni ezmesine izin mi verseydim!”

Bütün gürültü, bağrış çağırış daire kapısını resmen zorlarken başımı ellerimin arasına aldım.

“Verecektin tabi. Ne yapmayı düşünüyordun ya! Eşek gibi verecektin izin! Bu yaşına gelmişsin, bir baltaya sap olamıyorsun! Patronun oğluna da katlanacaktın.”

Babam kendini iyice kaybederken annemin susun diyerek onları yatıştırmaya çalıştığını duyuyordum.

Bu noktada ev kelimesi, huzur ve güvenli anlamlarından fazlasıyla uzaktı.

Yatağıma ulaşmak demek öncesinde böyle bir kavgaya şahit olmayı gerektirdiği için çaresizce kapıyla bakıştım.

“Benim bu çocuklardan çektiğim nedir be! Biri çalışır çalışır sınavda bir şey yapamaz. Öteki ders çalışmaz işin birinde de durmayı beceremez! Bir kere de bir işe yarayın be! Babam burada bizim için çabalıyor diye düşünün!”

Parmaklarımla oynarken babamın söyledikleri beni şaşırtmamıştı. Sinirli olduğunda kendisini tutmuyordu.

Yine de ona karşı her zaman bir zaafım olmuştu. Beni sevmesi önemliydi.

Bu noktada şaşırdığım bir şey oldu. Abim zamanında kendi ağzıyla beni yaralamak için her şeyi yapmışken hiç beklemediğim şekilde konuşmaya başladı.

“Kendimi geçtim kızına da bunu söylemezsin! Kör değilsin görüyorsun emek verdiğini!”

Sert bir ses geldiğinde yerimde sıçradım.

“Sen ne olacaksın şerefsiz!? Akıl veriyor bir de bana! Siktir git lan bu evden! Gözüm görmesin seni!”

Bir gürültü daha koptuğunda gerginlikle ayağa fırladım. Elim ayağıma dolaşırken kalbim boğazımda atıyordu.

Korkudan ne yapacağımı bilemezken birden bir sessizlik oldu.

Ve saniyeler sonra evin kapısı açıldı. Abimle kısacık bir an göz göze geldik ve suratını saklamak istercesine yere baktı.

Siyah ve gür kaşının altında parıl parıl gözüken kan damlası gözünün yanından aşağı doğru süzülüyordu.

Hafif morarmış yanağını ve yarılan kaşını istediği gibi saklayamamıştı. Benimle göz göze geldiği o kısacık anda pişmanlığını sezebilmiştim.

Kalbim gümbür gümbür atmaya devam ederken ayakta dikilmeyi bıraktı ve hızlı adımlarla aşağı doğru indi. Arkasından bakakalırken ne yapacağımı şaşırmış durumdaydım.

Evin açık kapısına baktıktan sonra bütün her şeyin üst üste geliyor olmasını kaldıramadım.

Gözlerim dolmaya başlarken çantamı tekrardan omzuma taktım.

Kendimi aşırı yorgun ve kötü hissediyordum. Aynı zamanda bunca zamandır suçladığım ve yüz vermediğim abimin babama olan çıkışı bana ağır gelmişti.

Neden beni savunmak istemişti ki?

Bunu yapmadan önce o kaşı yarılsaydı sanki benim kaşım yarılmış gibi canımı acıyacak mıydı?

Ağlamaya başlarken merdivenlerden hızlıca indim. Babamın söylediklerinin onda nasıl bir tesiri olduğunu biliyordum. Bizzat onun tarafından bende aynı şeyleri duyduğum için.

Belki de günlerdir ilk defa ona karşı içimde bir sıcaklık hissedebilmiştim. O sözlerin bir hata olduğunu anladığını düşünmüştüm.

Aceleylea omzumla bina kapısını ittirip açtıktan sonra kaldırımda dikilen abimle bakıştım. Sırtı dönüktü.

Ellerinden birini siyah, deri ceketinin cebine sokmuştu. Kafasının üstünden yükselen dumanları gördüm, sigara içiyordu.

Dudaklarımı birbirine bastırıp sesimi çıkarmadan ağlarken ceketinin cebinden elini çıkarıp yüzüne götürdüğünü gördüm.

Bir an için bu tarafa döndüğümde dondum kaldım.

Ağlıyordu.

Hayatında ilk defa.

Kan damlası çenesine doğru inip kurumuştu. Göz yaşları ardı arkasına akmaya devam ediyordu. Beni gördüğünde aceleyle kafasını çevirdi sokağın sonuna doğru.

İç çektim.

Sonra da içli içli ağlamaya başladım.

Evin içinde yaşadığım toksik kavgalar, abimden istesem de nefret etmeyi başaramam, Barlas’ı çözmeye çalışmak, yıllardır emek verdiğim geleceğe ulaşma kaygısı üstümde büyük bir yük oluşturuyordu.

Ben ağlamaya devam ederken abimin nezle gibi olmuş sesini duydum. Bu tarafa doğru dönmüyordu. Ama sigarası bittiği için yere atıp ayakkabısıyla ezdi.

“Ağlama, ben buna değecek biri değilim. Benim için ağlama, bunu hak etmiyorum.”

Kafamı sağa sola salladım. Bu sözlerin bende hiçbir etkisi olmamıştı.

Daha fazla ağlamaya devam ederken kaldırımda ona doğru adımladım.

Bana doğru baktığında gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu.

Yüzüne bakıp kollarımı ona uzatmak istedim. Ama ilk defa benden çabuk davranıp önce o bana sarıldı.

Kendime engel olmaya çalıştım ağlamamak için. Sırtımı sıkı sıkı saran kollarıyla kendimi güvende hissederken, “Özür dilerim.” dediğini duydum.

Ama kendi içimde onu zaten affetmiştim.

Sadece sessizce, “Nereye gideceksin?” diye sordum.

Bir iki saniye duraksadıktan sonra konuştu.

“Barlas’a.”

“O sözlerimin etkisini azalttığı için ona teşekkür edeceğim.”