41. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

41

Ecrin S.

Diğer bölüm Deniz ve Barlas'tan devamm

Oy ve yorum yaparak destek olursanız çok sevinirim 😘❤️

İyi okumalarr

⁠☆

Abimin Kankası 41. Bölüm

Seren’den

Hani bazen kötü bir durumla karşı karşıya kaldığınızda yerinizde pısmak zorunda kalabilirdiniz. Ki bunu yapmak hayatta kalmak için gerekliydi. Normal bir insan şu durumda yapılmasının gerekenin uzlaşmak olduğunu anlayabilecek kapasiteye sahipti. Ama Barış normal bir insan olamıyor olsa gerek şu an uzlaşmak yerine başka şeyler yapmayı düşünüyordu.

Kavga etmek gibi.

“Of! Barış,” diyerek iki arabanın ortasına doğru yürürken kendimi ringe çıkıyor gibi hissediyordum. Bunun da en büyük sebebi etraftaki kalabalık ve Barış’ın rakibi olacak kaslı adamdı. Bu adamın kas kütlesi onun sahip olduğunun iki katı kadar falan olmalıydı. Nasıl ona meydan okuyabileceğini sanıyordu?

Üzerimdeki hırkayı elimle çekiştirip Barış’ın diğer adamın dibine kadar girmesini izledim. Dişlerimle dudaklarımı ısırırken telaş içinde bağırmaya devam ediyordum. Beni duymadığını adamın yakasına iki eliyle yapışmasıyla anlamıştım. Hoş duysa da bunu yapmaktan geri kalır mıydı emin değildim.

“Kör müsün lan! Ehliyeti nereden aldın sen!?” diye adamın yakasından tutup sallarken sallanan tek şey adamın tişörtünün yakalarıydı.

Barış’ın öfkeden kendini kaybetmesine karşılık öteki adam tamamen sakin gözüküyordu. Ama ben bu sakinliğinin sebebinin kas kütlesinden olduğunu düşünüyordum.

Adam kel kafasını öne doğru eğerken Barış’ın suratına az önceki umursamaz bakışlarından daha farklı bir bakış attı. Muhtemelen içinden onunla dalga geçiyordu. Başka türlü bu acıma bakışlarını atamazdı çünkü.

“Çek üstümden ellerini,” diyerek sakin bir şekilde söylendikten sonra Barış’ın yakasını tutan ellerinden bir çırpıda kurtuldu. Sonra da ona aşağıdan tam çenesine bir yumruk attı. Bu esnada ağzımdan kocaman bir çığlık fırladı. Çünkü yumruğun sesini duymak bile bedenimi ürpertmeye yetmişti.

Barış yediği darbeyle geriye doğru sarsıldığında kendimi kaybetmiş gibi o tarafa doğru koştum.

Düşecek miydi?

Adam sırıtarak sendeleyen Barış’a bakarken ben yanına yetişmiştim. Ama Barış bana işaret parmağını göstererek, “Uzak dur!” diye bağırdığında ayaklarım olduğu yerde durdu. Yutkunurken adamla göz göze geldim.

Ağzımı aralarken hissettiğim öfkeyle adama aklıma geleni söylemeye başladım.

“Gerizekalı! Allah’ın cezası! Takip mesafesi diye bir şey duymadın mı hayatında?! Hayvan oğlu hayvan!”

Ağzımdan tükürükler çıkarken elimi uzatıp hala daha bağırmaya devam etmek istiyordum.

Ama adam sadece bir adımını bana doğru attığında yerimde kalakalmıştım.

Gözlerimi hızlı hızlı kırpıştırırken adam bana bir adım daha attı. Az önceki halimden eser kalmamıştı. Şu an dut yemiş bülbülden farkım yoktu.

Bana doğru gelirken kel kafasına ve kıvrılan yüz hatlarına gerginlikle baktım. “Hıhıhı.” diye ağzımın içinde bir şeyler gevelemeye başladım.

Geriye doğru baktıktan sonra tekrar önüme dönüp adamla göz göze geldim. Kaşlarını yukarıya doğru kaldırdıktan sonra gözlerini utanmadan bana meydan okur gibi kıstı.

“Hayırdır? Birden sustun,” diyerek sırıttı.

Bana meydan okumak adamlığa sığar mıydı bir kere?

Geri geri yürümeye ne kadar da devam edeceğimi sanarken etraftaki kalabalık polisi çağırın demeye başlamıştı. Ama kimse adamın heybetinden dolayı olsa gerek müdahele etmeye kalkmıyordu.

Bir kere daha geriye adım atarken birden Barış dikilip adamı kendine doğru çevirdi. Kafasını hafifçe kaldırıp bütün gücüyle hazırda tuttuğu yumruğu adamın suratına yapıştırdı.

Gözlerim kocaman açıldıktan sonra kendimi sırıtmamak için zor tutmuştum. İçim içime sığmıyordu.

Sanırım gururlanmıştım?

Adrenalin bütün vücudumda gezmeye devam ederken adam eğilip yumruğu yediği suratını ovuşturuyordu. Ama Barış bu fırsatı asla bırakmayacağı için adamın göğsüne, kafasına yumruk indirmeye devam ediyordu.

Adam doğrulup arabasına doğru ilerlediğinde bir an için Barış’la göz göze geldim. Çenesi alttan başlayarak sağ yanağına kadar morarmıştı. Ama benim yüzümdeki gururla karışık sevinci görünce kısa bir anlığına da olsa gözleri parladı.

Ardından çektiği fiziksel acı kendisini hissettirmiş olsa gerek ki eliyle çenesini ovuşturdu. Yüzü buruşurken hâlâ daha gözleri bende geziniyordu.

Sarı, küt saçlarım gözlerimin önünde uçuşmaya devam ederken birden Barış’a bakmayı bırakıp arkasındaki hareketliliğe kitlendim.

Hayır!

Adam, Barış’ın yumruğuyla patlayan dudaklarından akan kanı silerken ağır ağır beyzbol sopasını elinde taşıyordu.

Midemde kocaman bir boşluk olurken dünyam başıma yıkılmıştı.

Sesler birden kafamda uğultuya döndü. Etraftaki insanların bağışları ve daha birçok ses. Artık hepsi koca bir uğultudan ibaretti.

Refleks olarak direkt o tarafa koştuğumda adam çoktan sopayı Barış’a doğru savurdu.

Ama Barış çevik bir hareketle geriye doğru adım attı ve sonra sırıtarak adama baktı.

“Iskaladın! Hadi, durma bir daha dene!”

Bunu dedikten sonra delirmiş gibi güldü, sonra gelecek ikinci darbeyi bekledi. Elim dudaklarımın üstünde etraftaki insanların müdahele edemeyeşine bakakalmıştım.

İkinci bir sopa darbesi Barış’ın karnına geldiğinde ve bu isabet ettiğinde acı içinde bağırdı.

Bu tarafa doğru baktıktan sonra, “Gelme sakın,” dedi. Acıdan sesi kısılmıştı.

Ama bu sefer uyarısını dinlemeyip önüne geçmek için atladım. Çünkü canının ne kadar yandığını o bağırışından anlamıştım.

Önüne geçip Barış için kendimi siper ederken, “Sana gelme dedim!” diye bağırması kulaklarımı doldurmuştu.

İki kolumu açıp adamın beni aşılamayacak bir engel gibi görmesini isterken adam alayla sırıttı. Ağzına yediği yumruktan dolayı dişleri kandan kıpkırmızı olmuştu.

Sopayı her an üstüme yemeyi beklerken kollarımı bir an bile kapatmayı düşünmedim.

Gözümü kapatmayıp adamla bakışırken beni eliyle omzumdan yakaladı. Sertçe yolundan çekilmem için yola doğru fırlattığında karşı koyabilecek hiçbir gücüm yoktu.

Sertçe yere yapıştığımda acıyla inledim.

Barış ise ona doğru gelen sopayı iki eliyle yakalayıp adama doğru savurduğunda omzumun ağrısından kıvranıyordum.

Ne zaman ki adam biraz uzağımda, yere dizleri üstünde düşmüştü o zaman Barış sopayı yere fırlatmıştı.

Ama en beklemediğim şey şu an bana ateş saçan gözleriydi. Hafifçe doğrulmaya çalışırken öfkeyle kaşlarını çattı.

Ben yerden kalkmadan suratına bakarken ayaklarımın ucuna kadar geldi.

Gövdesi hızla inip kalkıyordu. Eliyle alnını sildikten sonra bana bağırmaya başladı.

“Sana gelme demiştim! Neyine güvenip önüme atıyorsun kendini! Canını sokakta mı buldun sen?! Bu yaşına nasıl geldin sen bu akılla?!”

Ve bir şeyler daha söyledi.

Ama nutkum tutulmuş gibi kaldığım için cevap veremiyordum. Aslında bir şeyler söylemek istiyordum.

Öfkelenmek, kızmak ve küfür etmek.

Ama o an tek yapabildiğim beni yerden bile kaldırmadan bunları söylediği için büyük bir hayal kırıklığı yaşamaktı. Hazırlıksız yakalanmıştım.

Sopanın birazdan vücuduma isabet edeceğine inanarak kendimi onun önüne atmıştım. Fiziksel acı çekeceğini bile bile bunu yapmak kolay bir şey değildi. Bunun karşılığında bu sözleri duymayı hak etmiyordum.

O yüzden bana bağırmaması gerektiğini ona haykırmak istiyordum. Ama bunu bile yapamacak kadar şaşırmıştım.

Gözlerim dolarken sadece yola baktım.

Barış mı?

O hâlâ öfkeyle bağırıyordu.