29. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
29
Hellooi
Abimin Kankası 29. Bölüm
Kucağımda kitaplarımla Barlas’ın karşısında dikildim. Ama onun tek yaptığı bana çatılmış kaşlar ve kısık gözlerle bakmaktı.
Eh haklı olabilirdi.
Çünkü iki gündür köpeği sevme bahanesiyle onun evine geliyordum. Anlaşılan kapıyı açtığında bu günlerin daha devamının geleceğini anlamıştı.
Mahçup bir şekilde başımı öne eğerken spor ayakkabılarımın burnuyla ilgileniyordum. Ne kirlenmişlerdi! En yakın zamanda çamaşır makinesine girmeleri gerekiyordu.
“Bir de kitaplarını getirmişsin.”
Beni hâlâ kapıda beklettiğine mi yanayım yoksa evinde daha fazla kalmak için gösterdiğim çabayı anlamasına mı bilmiyorum ama yüzüm hafiften kızarmaya başlamıştı.
“Köpeği sevmek için geldim. Sana meraklı olduğumdan değil,” diyerek yerlere yayılan gururumu toplamaya çalıştım. Ama ne kadar sıvılaştıysa parmaklarım arasından sızıyordu!
Bu cevabıma karşılık kaşlarını yukarıya kaldırdı, “Neden geldiğini biliyordum,” dedi.
Doğru ya ne salaktım!
Gözlerimi kırpıştırdım ve yorgun gözüken suratına odaklandım. Saçlarının aldığı şekle ve yüzündeki izlere bakılırsa muhtemelen kapıyı açmadan önce uyuyordu. Hafif şişmiş gözlerini ovalarken sonunda kapıyı aralamış ve bana geçiş izni vermişti.
Kapıdan içeri eve sızarken, “Ne uykusu bu saatte?” diyerek laf söyledim. Ancak onu uyandırmış olmamdan gerek aksi aksi söylendi. “Sen gelip kapıya güm güm vurmasan daha çok uyurdum.”
Sırıtarak kitaplarımla beraber ona döndüm. Maalesef ki bu sefer hazırlıklıydı. Altında siyah rahat bir şort diz kapaklarının hizzasında bitiyordu. Üstüne de marvel kahramanlarıyla dolu, birkaç yıllık olduğunu anladığım eski bir tişört giymişti.
“Valla canım Sirius’u görmek istiyordu. Ne yapabilirim?”
Köpek buraya geleli üç gün olmuştu. Bu eve giriş biletimdi kendisi. İsmini ben koymuştum ve Barlas’ın bu konuya bir itirazı olmamıştı.
“Benim evimdense senin evinde kalması daha doğru olurdu sanki,” diye konuşmaya devam ettiğinde dudağımı yalancıktan büktüm.
Elbette Sirius’un evimde olmasını isterdim ama senden hoşlanmıyor olsaydım.
“Biliyorsun bizimkiler hayvan istemiyor.”
Ardından sanki kendi evime gelmiş gibi rahat bir şekilde salona geçtim. Sirius halının üstünde sessizce uzanıyordu.
“Allah’ım çen napıyorsun burada?”
Sesimi duymasıyla beraber kafasını dikeltirken kömür gözleri üzerimde gezindi. Ellerimle onu halıdan koparıp yanaklarımızı yan yana getirdim.
Barlas, Sirius’un gerekli olan aşılarını ve banyosunu hâllettiği için bana sadece onun evine gelip sevgi vermek kalıyordu.
Sirius’u halıya geri koyup karnıyla oynarken Barlas koltuğa çökmüş hâlâ uykusunun açılmasını bekler vaziyetteydi.
Birden irkildi ve hevesle saate baktı. “Bugün maç vardı!”
Sonrasında bana döndü ve olan hevesi balon gibi söndü.
“Sakın bana burada çalışacağım deme.”
Kalbim çıt diye kırılırken gözlerim kitaplarıma çarptı. Anlaşılan Barlas da benimle aynı yere bakıyordu.
“Onları süs olsun diye getirmedim,” diyerek hüzünlenirken Barlas derin bir nefes verdi. Anlaşılan sabrını taşırmak konusunda gayet başarılıydım.
“Maç günleri abinle Yağız bana geliyor. Evde çok ses olacak. Burada ders çalışamazsın.”
Yağız daha önce hiç görmediğim ama abim ve Barlas konuşurken ismen duyduğum biriydi. Onunla üniversitede tanışıp kısa sürede arkadaş olmuşlardı. Toplu bir şey yapıldığında mutlaka onun adını duyardım.
Omzumu silkip Sirius’un karnını sevmeye devam ettim, “O zamana kadar çalışırım. Sonra da abimle beraber döneriz eve.”
Önce bir şey diyecek gibi oldu ama sonra ağzını geri kapattı.
“Sen böyle her gün benim evime damlayacak mısın?”
Sırıttım, “Her gün yemeğim hazır, çalışmak için sessiz bir ortam ve sevilmeyi bekleyen tatlı bir köpüş.”
O da sırıttı, “Ama seni evden kovmak için an kollayan bir ev sahibi.”
Gözlerimi kıstım sonra da başımı yenilgiyi kabul ederek salladım, “Tamam, sen kazandın.”
Gülümsedi ve televizyonu açıp koltuğa yayıldı. Ayaklarını öne atıp açtığı programı izlemeye başladığında ben de Sirius’la beraber koltuğun arkasındaki kare, yemek masasına geçtim.
Hâlâ uslu uslu masanın üzerinde durmasından dolayı gülümseyerek matematik denemesine uzandım. Son kalan günlerde her gün bir tane matematik denemesi çözüp yanlışlarımı analiz ediyordum.
Bu rutini yaklaşık bir haftadır yaptığım için süre olarak iyice hızlanmıştım. Yaklaşık kırk beş dakika sonra denememi bitirmiştim.
“Barlas!”
Ben denemeyi çözerken biraz daha televizyondan sevdiği programı izlemiş sonra da kalkıp mutfağa gitmişti.
Birkaç saniye sonra kafasını kapıdan gösterdiğinde şirince gülümseyip denemeyi gösterdim.
“Hemen laf sokma. Video çözümünden izlediğim hâlde anlamadıklarım var. Onlara bakar mısın?”
İş başa düştü der gibi kaderini kabullendi ve bana doğru yürüdü. Anlaşılan yine yemek yapıyordu.
Masaya geldikten sonra parmağımla sayfada yapamadığım soruyu gösterdim. Dirseğini masaya dayarken kalemle önce kendisi soruyu çözdü.
O soruyu çözerken onu yan profilinden izleme fırsatını bir saniye için bile kaçırmadım. Ara ara kaşlarını çatıp soruyu tekrar okuyordu. Önüne düşen saçlarını ellememek için kendimi zor tuttuğum esnada birden kafasını kaldırdı ve kafa kafaya çarpıştık.
“Aaaa!”
Kafama aldığım ani darbeyle irkilirken ellerimle başımı tuttum. Hâlâ daha hayvan gibi sızlarken Barlas ne yapacağını bilemez halde başımı tutmaya çalışıyordu.
“Allah kahretsin! İyi misin? Yanlışlıkla oldu! Dur, çek ellerini.”
“Acıyor!” derken ellerimi ona bakarak çektim ve aksi suratımla bakmaya devam ettim. Mahçup bir şekilde dudaklarını birbirine bastırdı ve elleriyle başımı iki yandan tutup hafifçe yeşile çalan yere baktı.
“Hemen morarmış!” dedikten sonra parmağıyla şişen yere bastırdı. Acıyla bağırdıktan sonra ellerinden kurtulup bağırdım.
“Ah naptın yine kafama ya?”
Elleri havada kalırken iki yana salladı telaşla. “Özür dilerim valla bilerek olmadı.”
“Hiç emin değilim! Bana yıldırma politikası falan mı uyguluyorsun yoksa?”
Birden suratı düştü, “Aşk olsun! Ben sana bilerek zarar verecek bir insan mıyım?”
Bu cevaba herkes yumuşardı. Ben de hemen cıklarken acıyan yeri ovaladım.
Kısa süreliğine beni salonda bırakıp geri geldi. Bu sefer elinde kocaman bir buz tabletiyle dönmüştü.
Yanıma geldikten sonra parmağıyla çenemi kavrayıp hafifçe başımı kaldırdı. Saçımı geriye doğru attıktan sonra kızaran bölgeye buz tabletini yasladı.
Hareketlenen boğazından yutkunduğunu anlarken gözlerimi gözlerinden çekmedim. Ona karşı hissettiğim çekimin bu denli yoğun olması beni artık huzursuz etmeye başlamıştı.
O yüzden gözlerimi kaçırıp masaya baktım. Ama onun hâlâ bana baktığını biliyordum.
