43. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

43

Ecrin S.

Bu bölümün şarkısını bırakıyorum. Yorum sayısı biraz fazla olursa diğer bölümü daha çabuk atmaya çalışacağım. İyi okumalarr🥰❤️

Bugün dört tane bölüm attım. 40 tan itibaren. Onları atlamayınn.

Jaurim - 2521 (aynı zamanda kitabın şarkısı)

Abimin Kankası 43. Bölüm

Sınav günü

Şu an kelimenin tam anlamıyla pelte gibiydim.

Sabah annem ağzıma zorla bir şeyler tıkmıştı. Bir lokma yersem kusacağımı iddia etmeme rağmen o kahvaltı masasından tok kalkmak zorunda kalmıştım.

Sonra dün geceden masama koyduğum sınava giriş belgemi ve kimliğimi alıp soyup soğana çevirdiğim su şişesiyle evden çıkmıştım.

Bir klasikti ki o su anneannem tarafından okunmuş olmalıydı.

Yüreğimde binbir stresle, saatler öncesinden evden çıkmama rağmen geç kalma olasılığımı hesapladığım ve daha bunun gibi bir sürü saçma sapan kaygılarla arabaya binmiştim.

Bir de bunların üstüne babamın, abimin ve annemin stresini hissetmek beni en çok dara sokan şey olmuştu.

Daha sabah gözümü açtığım an o midemdeki boşluk hissi, elimin ayağımın buz kesmesi sınav anında sakin kalabileceğim konusunda şüpheye düşürmüştü beni.

O yüzden kendimi ne zaman sakinleştirebildiğimi tam olarak hatırlamıyordum.

Kalemi elim terlediği için açamadığımda, güç bela açtığımda da çürük olduğu için ucu sürekli kırıldığında, okuduğumu birinci seferde anlayamadığımda da kalbim boğazımda atmaya devam ediyordu. Hangi ara kendimi sakinleştirip sorulara odaklanabildiğimi gerçekten bilmiyordum.

Ama bir yerden sonra sadece zamanın akışına kapılıp önümdeki sorularla ilgilendiğime emindim.

Her şeyimi ortaya koymuş muydum?

Yatağımda döndüm duvara doğru. Ellerimi birleştirip yastık gibi kafamın altına koyarken derin bir soluk aldım. Evet, her şeyimi ortaya koymuştum.

Geçen seneki gibi kitlenip kalmak yerine sakinleşerek soruları okuyup çözmüştüm. Ama şimdi neden tuhaf ve boşlukta hissediyordum?

Eve geldiğimden beri yapmayı düşündüğüm hiçbir şeyi yapmıyordum. Geldiğimden beri sadece yatıyor ve hissettiğim şeyleri sorguluyordum. Hala daha bittiğini kabul edememekten veya gerçekten de boşluğa düştüğümden olsa gerek şu anda yatmaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu.

Ben bu hayatta ders çalışmadan önce ne yapıyordum?

İki kolumu da açarak tavana bakakalırken bundan sonra ne olacağıyla ilgili şeyleri düşünmeye başlamıştım. Sonuçlar açıklanana kadar kafamı dağıtmam gerekiyordu. Yoksa bir ay boyunca her gün gelecek sonucu düşünürsem yolum yol olmaktan çıkardı.

Aslında ne yapmam gerektiğini biliyordum. Kafamı dağıtmak istiyorsam doğru adresin kim olduğunu o kadar iyi biliyordum ki gözlerimi sıkıntıyla kapattım.

Sınav bittikten sonra koşarak duygularımı itiraf edeceğimi hayal etmiştim. Ama şimdi midemdeki boşluk hissi Barlas için vardı.

Gerçekten söylersem ne olacağını hayal etmekten, kafamda kurmaktan kaygı seviyem yükselmişti.

Yatağımda oturur pozisyona geçirirken odamın kapısı şak diye aralandı.

Gelen kişi annemdi. Saçlarını baş örtüsünün altına sıkıştırırken bana baktı, “Barlas geldi kızım. Seni bekliyor kapının önünde.”

Gözlerim şaşkınlıkla aralanırken annem bunun haberini verip ortadan tüydü. Biraz aralık bıraktığı kapıyla boş boş bakışırken kalbim hızlı hızlı atmaya başladı.

Kendimi sınavdan sonra bir şeylerin değişeceğine, daha doğrusu değişmesi gerektiğine o kadar hazırlamıştım ki vücudum alarma geçiyordu.

Elimi göğsümün üstüne koyarken yataktan kalktım. Aynanın karşısında kendime bakarken siyah ve göğsüme kadar uzanan saçlarımla bakıştım.

İdare eder gözüküyordum.

Aynanın karşısından ayrıldıktan sonra aceleyle koridora fırladım. Kapının önüne geldiğimde Barlas’la karşı duvara yaslanmış, elindeki telefona bakar hâlde karşılaşmıştım.

Onu daha dün görmüştüm ama şu anheyecanlıydım.

Bugün hislerimi itiraf edebilecek miydim, bunu gerçekten yapabilecek miydim?

Dudaklarımı yalarken, “Gelmişsin,” diye mırıldandım.

Video kaydırmaya son verirken sesimle kafasını kaldırdı. Bugün üstüne siyah dar bir tişört, altına da bol kumaş bir pantolon gitmişti.

Saçları her zamanki gibiydi. Sadece saçları değil genel olarak o aynıydı, ama aynı olan ben değildim. Çünkü şu andan bile dilim damağım kurumuştu.

Merakla kıstığı gözleriyle beni inceledi. Sınavımın nasıl geçtiğini sormak yerine önce kendince bir analiz yaptığı için gülümsedim.

“Meraktan çatladın değil mi?” dedim sırıtarak. Bir yandan da kapıya elimi koyup destek alıyordum.

Esprime karşılık kafasını geriye atıp güldüğünde onu büyük bir hayranlıkla izliyordum. Yutkunduktan sonra dudaklarımı içeri kıvırdım.

“Bu huyunu seviyorum,” dedi bana bakarken.

Bugün onunla konuşmak beni zorlayacaktı anlaşılan.

“Bugünü atlattığına göre bir kutlama yapmak istersin diye düşündüm. Çabuk hazırlan, seni bekliyorum.”

Bu sözleri üstüne gözlerim yüzünden elindeki poşete kayarken mutlulukla sırıttım.

İçime bir umut doğmuştu.

Anlaşılan bugünün anlam ve önemi ikimiz içinde büyüktü. Kafamı karıştırmamak ve beni meşgul etmemek için bugünü beklemiş miydi?

O da beni düşünmüş olmalıydı.

“Hemen hazırlanıyorum,” diyerek koridorda bağırırken heyecandan çığlık atmamak için kendimi zor tutmuştum.

Tekrardan Barlas’ın karşısına dikildiğimde hangi ara üstümü değiştirdimi, dudağıma tint sürdüğümü hatırlamıyordum.

Kaşlarını kaldırırken şaşkınlıkla, “Ne kadar hızlısın,” demişti.

Bu durum sadece bugüne özeldi. Ama bunu bilmesine gerek yoktu.

Gülümsemekle yetinirken kapıyı arkamdan çekip kapattım.

Asansöre önce beni buyur edip bindiğinde ellerini önde birleştirmişti. Taşıdığı poşet bizim üst sokaktaki pastanenin poşetiydi.

Gerçekten bir kutlama yapmak istemişti anlaşılan.

“Bittiğinden beri canım hiçbir şey yapmak istemiyordu biliyor musun? Eve dönüp baştan the vampire diaries izleyeceğimi falan hayal ediyordum.” dedim yan profiline kitlenirken.

Anlayışla kafasını salladı, “Tahmin etmiştim. Boşluğa düşmüşsün. Ama ben çıkarmanın yollarını biliyorum.”

Kalbim küt küt attı.

Kahve gözlerini kısıp tepkilerime baktığında utanarak önüme döndüm.

Dışarıya çıktığımızda aramızda tuhaf bir sessizlik olmuştu. Bunun sebebi sürekli konuya nasıl gireceğimi düşünmemdendi.

“Nasıl hissediyorsun? Anlat,” dediğinde kendime geldim.

İç çektikten sonra dudaklarımı araladım, “Tuhaf. Dediğim gibi boşlukta hissediyorum. İlk defa kafamın içi bu kadar sessiz.”

Çünkü artık sadece o vardı.

Devam ettim, “Geçen seneki gibi olmadı. Bildiğim ne varsa kullandım o sınavda. Ama hâlâ daha bittiğini kabul edemiyorum.”

Sonra omuzlarımı hevesle kaldırıp indirdim.

Dudakları tebessümle kıvrılırken, “Başaracağını biliyordum,” dedi. Hep bana güvendiği için kendisiyle gurur duyduğunu hissediyordum şu an.

“Daha dur hiçbir şey belli değil,” diye mırıldandım.

Göz göze geldik. Hafifçe suratını astı, “Başardığın konusunda şüphem yok.”

İçim içime sığmadı.

Umarım haklıydı. Ona gerçekten güveniyordum.

“Hmmm peki bu kutlama fikri nereden aklına geldi?”

“Bugün bir kutlamayı hak ediyordu. Ben de gerekeni yaptım.” dedi.

Sokakta ikimiz yan yana yürürken hava kararmaya başlamış, yaz olduğu için saat sekiz buçuğu bulmuştu.

Bu saatte çok fazla insan yoktu. Olanlar da kendi yoluna bakıyordu.

Yolun devamında her zamanki sohbetlerimizi devam ettirdik. Ailesinin neler yaptığını, abimle nasıl olduklarını, okulunun nasıl gittiğini sordum. Bunları dinlerken keyif alıyordum.

İnsan sevdiğinin neler yaptığını merak ediyordu.

O da bana bundan sonrası için nasıl planlar kurduğumu, geleceğim hakkındaki fikirlerimi sordu.

Peki cevaplarını duyarken beni dinlemekten keyif alacak mıydı?

Yüzüne odaklandım. O da beni ilgisini vererek dinliyordu.

Gülümsedim. Keyif alacaktı. Çünkü o da benim gibi bugünü beklemişti.

Bir parkın bomboş köşesindeki parlak çimlerin üstüne oturduk.

Altımdaki şort beyaz olduğu için oturmadan kısa bir an tereddüt etsem de yine de oturmuştum.

“Altım yeşil olursa bana verebileceğin bir şeyin de yok,” diye hayıflandım.

Sırıttı, “Napayım üstümdeki tişörtü mü çıkarayım?”

Şöyle bir gövdesine baktım. Hafifçe öksürdüğünde sırıtışım gittikçe büyümüştü.

“Çıkarsan beni rahatsız etmezdi.”

Gözleri kocaman açılırken öksürüğü şiddetlendi, “Ne?”

Elimde değil dercesine omuzlarımı kaldırıp indirdim.

“Ne ne? Hoş bir görüntü sonuçta.”

Şaşkınlığını zor atlatırken benimle göz teması kurmayı kesti. Poşete uzandığında sırıtışını benden gizlemeye çalıştığının farkındaydım.

Kutuyu açtığında hevesle pastaya baktım. Çikolatalı, aşırı nefis gözüken bir pasta almıştı.

Pastanın arkasından mumları çıkardığında heyecanla konuştum, “Vay vay! Mum bile istemişsin.”

Dişlerini göstererek gülümserken kafasını salladı. Bir yandan da cebinden çıkardığı çakmakla pastaya sapladığı mumları yakmaya çalışıyordu.

“Yeni hayatın kutlu olsun.” dedi dört tane mumdan sonuncusunu da yakıp geri çekildikten sonra.

Hevesle ellerimi çırptım birbirine. Bir pasta ve üzerinde mum varsa bence doğum günüm olmasa da dilek dileyebilirdim. Bağdaş kurup Barlas’ın pastayı önüme koymasını bekledim.

“Üfle bakalım,” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi sıkıca yumdum. Ellerimi çenemin altında birleştirdikten sonra dileğimi diledim. Gözlerimi geri açtığımda bir elini dizinin üstünden atmış şekilde bana bakıyordu. Diğer eliyle de yerdeki çimleri koparıyordu. Beni izlediğini görünce dudaklarımı araladım. “Teşekkür ederim.”

Ona gerçekten minnettardım. Hayatımda olduğu için, desteğini benden hiçbir zaman esirgemediği için ona her zaman minnettar kalacaktım.

“Sınav senemde üstümde çok ağır bir yük vardı,” diye mırıldandım. Benim için ne kadar önemli biri olduğunu bilmiyorsa da şu anda anlamasını istiyordum.

“Çoğu zaman seninle konuştuğumda bu yükümün hafiflediğini hissediyordum. Her zaman yanımda olduğun için, kendime olan inancımı kaybettiğimde bana güvendiğin için, elinden geldiğince destek olduğun için çok teşekkür ederim.”

Gözlerinin kenarındaki çizgiler kısılırken bakışları dikkatle yüzümde geziniyordu. “Her zaman emindim başaracağından. Hiçbir zaman şüpheye düşmedim. Sen nasıl benim yanımda kendini hafiflemiş hissediyorsan ben de seninleyken içimden geldiği gibi davranabiliyordum. Bu sene ikimiz de beraber büyüdük.”

Bağdaş kurduğum dizlerinden biri onun dizine değiyordu. Dip dibe oturuyorduk. Önümdeki pastanın mumları sönük bir şekilde bekliyordu. Tepemizdeki sokak lambasının ışığının altında yüzü harika gözüküyordu. Neredeyse kusursuzdu.

Kalbim tekrardan hızlanmaya başlamıştı. Zamanı gelmiş miydi ki? Şu an mıydı gerçekten? Şimdi anlatamayacaksam içimdekileri bir daha açmaya cesaret edebilece miydim?

Stresten yerimde duramazken gözlerim simsiyah tişörtündeki beyaz pamukçuğa takıldı. Tam olarak tişörtün yakasının olduğu yerde bütün siyahlığı bozuyordu. Kaşlarım çatılırken elimi refleks olarak oraya attım.

Gerçekten sadece bir refleksten ibaretti. O an yüzüne bile bakmıyordum. Tek odak noktam o pamukçuktu. Parmaklarımla hedefimi yakalayıp tişörtten uzaklaştıracakken birden ona ne kadar yakın olduğumu fark ettim. Yüzlerimiz arasında o kadar kısacık mesafe vardı ki kendimi geri çekemedim.

Kendime geldiğimde zaten geri çekmek istememiştim. Barlas da bu yakınlığı beklemiyor olacak ki büyümüş göz bebekleriyle bana bakıyordu.

O an hislerimi konuşmaya ve anlatmaya karşı bir uzak kalmıştım. Çünkü onu öpmek her şeyi çözecek kadar etkili olabilirdi.

O yüzden bu düşünce aklıma geldiği gibi uzanıp onu dudaklarından öptüm.

+

Bence Deniz tam olarak bunu yapacak bir karakterdi fkshfkshd

Sinyallerini bütün kitap boyunca vermistim :D