20. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
20
Oy verip yorum yaparsanız çok sevinirim 😚
Abimin Kankası 20. Bölüm
Mezun olup yks belasına bir sene daha hazırlanmak zorunda olduğum için sabahları erken kalkardım. Cumartesi sabahı hariç.
O gün öğlene kadar uyuyup kendime izin verirdim. Kafamı dağıtacak şeyler yapıp haftanın diğer günlerinde yedi yirmi dört ders çalışacak olmamı kabullenirdim.
Cumartesi benim için bir nefesti.
Tahmin edersiniz ki bugün beni hiçbir kimsenin uyandırmasını istemezdim ama annem inatla beni kaldırmak için her yolu denerdi.
Yine de tüm çabalarımla on ikiye kadar yataktan çıkmazdım. Bugün de günlerden cumartesiydi. Yani ben uyuyordum.
Şeye kadar. Gözümü araladığımda birden gördüğüm yüzle bakışana kadar.
Uyku mamuru gözlerim kocaman aralanırken dudaklarımın arasından şaşırma nidası çıktı.
Çünkü karşımda gördüğüm surat Barlas’a aitti. Abimin arkadaşı olan ve benim hoşlandığım çocuğa.
Buraya kadar sorun yoktu belki de. Ama ben şu an en doğal hâlimleydim. Gecelere kadar ders çalışmaktan morarmış göz altlarım, süpürgeden hâllice kabarık saçlarım ve yaz kış fark etmeksizin kupkuru dudaklarımla.
Barlas ise yine her zamanki gibi karizmatikti. Ben ne kadar paspal görünüyorsam o tam tersi, çok havalı gözüküyordu.
Üstünde göğsündeki kasları belli eden siyah bir tişört vardı. Altına ise lacivert bir şort giymişti.
Saçları her zamanki gibi kıvırcık değildi. Bu sefer dalgalı gözüküyordu.
Dudakları gergin vaziyette, bana kocaman bir şekilde sırıtırken yaşadığım şoktan sıyrıldım. Allah’ım!
Bu çocuk neden benim odamdaydı? Ne işi vardı?
Kollarımın arasında adeta pestile dönmüş yastığı hemen onunla aramıza koyarken yatağımda doğruldum. Sırtımı yatak başlığına yaslarken dehşetle konuştum.
“Senin ne işin var burada!?” dedim hayretle. Bir yandan da ellerimle havalanmış saç tellerimi yatıştırmaya çalışıyordum.
Barlas ise sırıtmasını bozmadan yerinde doğruldu. Sırtını karşımdaki duvara yasladıktan sonra ağzı kulaklarında konuşmaya başladı.
“Annen aradı beni bu sabah. Lavabonun musluğu bozulmuş. Abin şu ara erken çıkıyor iş aradığı için biliyorsun. Beni çağırdı. Hem kahvaltı yaparız oğluşum hem de musluğu hâlledersin dedi. Ben de geldim.”
Annem zaten Barlas’a oğluşum diyordu. Ama bilmiyordu ki Barlas’da benden hoşlanırsa gerçekten oğluşu olacaktı.
Buraya kadar güzeldi. Evime gelmiş olması yani. Ama ben en paspal hâlimleyken odamda ne işi vardı?
Öfkeyle yüzümü astım. “Burası genç bir kızın odası. Lap diye girilir mi? Bir de uyandığım gibi suratınla karşılaştım!”
Barlas kollarını kaslı göğsünde birleştirirken, bu tişörtü niye giydin be çocuk, alayla baktı bana.
“Valla ben de seninle aynı şekil düşünüyordum ama annen o kadar ısrar edince gelmek zorunda kaldım. Git de şu danayı uyandır beraber kahvaltı yapalım dedi.”
Dana kelimesini bilerek bastırarak söylemişti! Kaşlarım anında çatılırken hâlâ kollarımın arasında duran yastığı Barlas’a fırlattım.
Barlas kollarını uzatıp elleriyle yastığımı tuttuktan sonra çirkef bir suratla baktım ona. O da yastığımı inceleyip, “Hâlâ Barbieli’mi cidden?” diye sordu.
Eh yeni nevresim almıştık almasına ama atmaya kıyamadığım için hâlâ kullanıyordum bu yastık kılıfını.
“Geri at yastığımı!” dedim gözlerimi ovuşturarak. Hâlâ daha uykulu hâlimden kurtulamamıştım çünkü. Ayrıca bunun bir rüya olmasını gerçekten istiyordum şu an.
Ama gerçekti. Kafama yastığı yediğimde anladım bunu.
“Yemedik yastığını.” dedi dilini ucundan dışarı çıkarırken. Dişlerimi birbirine sürterken yataktan bir hışımla kalktım.
“Senin yüzünden tek izin günümde uykum bölündü! Şu annem de eve hırsız girse ilk benim odama sokacak!” dedim aksi aksi.
Barlas hafifçe gözlerini kıstı, “Sen benim odama lap diye girerken sıkıntı yoktu ama. Hem beni annen yolladı. Sen direkt daldın.”
Yutkundum.
Bir tık haklılık payı vardı sanki.
“Burası genç kızın odası ama!”
Omuzlarını kaldırdı küçük bi çocuk gibi, “Ben de 21 yaşındayım. Benimki de genç erkek odasıydı.”
Ona sinirle baktım, “Senin neren genç be? Küçül de cebime gir.”
Dudakları şaşkınlıktan hafifçe aralandı, “Yuh!” diye mırıldandı.
Sonra odama şöyle bir bakış atıp tekrardan keyifle sırıttı. “Sen de genç değilsin o zaman, onu düzeltelim. Ergenliğinin zirvanasını yaşayan bir kızsın.”
Neden bahsettiğini anlamaya çalışırken aynı onun gibi odama göz gezdirdim.
Evet, maalesef bir rezillik daha! Ama nereden bilecektim Barlas’ı uyandığım zaman odamda bulacağımı.
Elimle alnıma bir tane yapıştırırken Barlas gülerek işaret parmağını duvarlarımda gezdirdi. “Joker, Edward, Emir sarrafoğlu, ha bir de bunların yanında ne alakaysa Kenan Yıldız.”
Boy boy fotoğraflarını yapıştırdığım yakışıklı erkeklerle kaplı duvar... Hep bir gün temizleyeceğim dedikten sonra istisnasız her seferinde ertelemenin yol açtığı sonuç işte buydu.
“Yani şu an bir genç kız odasında değilim. Ergen bir kızın odasındayım.” dedi yine gülerek.
Normalde gülüşünü severdim ama şu an ağzını yırtmak istemem normal miydi?
“Temizleyeceğim onları, unutuyorum.” dedim kısık bir sesle. Az önce esip gürlüyordum. Şimdi de üşengeçliğim başımı yaktığı için adeta kaplandan yavru kediye dönümüştüm.
Alayla kafasını sallayıp mırıldandı, “Tabi canım.”
“Çok oyalandık. Hadi kalk da kahvaltı yapalım. Annen sucuklu yumurta yapacak sanırım. Çok acıktım.” dedi sonra sırtını duvardan ayırırken.
Kollarımı yukarı kaldırıp iyice esnerken elimle ağzımı kapattım. “Benim bir yüzümü falan yıkamam lazım.” dedim sonra.
Yine sırıttığında kaşlarım çatıldı. Bu sefer ne vardı?
Korkarak, “N’oldu?” diye sordum bu sefer. O da kendi dudağının kenarını işaret ettikten sonra, “Bence de hemen yıka. Nasıl uyuduysan salyaların kurumuş.” dedi gülerek.
Ağzım şokla açılırken tekrardan fırlattım yastığı ona. “Bak şimdi ağzımı bozacağım! Defol git odamdan!” diye bağırdım.
Yastığı yine bana doğru fırlattıktan sonra eliyle, yastığım yüzünden karışmış dalgalı saçlarını karıştırdı.
Ben de utançtan ve sinirden adeta domatese dönmüştüm. Kapıyı işaret parmağımla ona gösterirken olabildiğince kaşlarımı çatmıştım.
“Peki, gidiyorum. Öyle olsun.” dedi sonra dalga geçercesine.
Kaşlarımı kaldırdım alayla. Sonra da, “Çok şükür!” dedim imâlı bir sesle.
Yerdeki siyah çantasını alıp odamın kapısına yönelmişti ki gözüm bir anlığına çalışma masama kaymıştı.
Bir dakika!
Köpekli sweati masamda bırakmıştım!
Çok iyi hatırlıyordum!
Hatta gece, yatmadan önce yanağımı ona yaslayarak matematik denemesi çözmüştüm. O hâlde sweatin orada olması gerekiyordu.
Ama yoktu!
Gözlerim yavaşça arkasını dönüp kapıya yönelen Barlas’a ve elindeki siyah sırt çantasına kaydı.
Fark ettiğim şeyle yüzümü dehşetle buruşturdum.
Odama girmiş, yetmemiş üstüne üstlük sweatimi çalmaya çalışmıştı!
“Kal orada!” dedim hiddetle. Ama her şeyi anladığımı fark ettiğinden dehşetle kapıya doğru fırladı.
Ben ondan daha hızlı davranarak elindeki siyah sırt çantasına yapışırken kafasını çevirip bana baktı.
“Çakal! Odama girip hırsızlık yapmışsın bir de!” dedim sırt çantasına tüm vücudumla sarılırken. Eğer sadece elimle tutsaydım çoktan kapıp götürmüş olacaktı çünkü.
Barlas’da tüm gücüyle hem beni hem de çantayı çekmeye çalıştı. Başarılı oluyordu. Çünkü parkenin üstünde altımda sabun varmış gibi kayıyordum.
Beni ve çantayı beraber çekerken alnındaki belirginleşmiş damarlara göz attım.
Aman tanrım!
Fazla yakışıklıydı!
“O sweatshirt benim bir kere. Hırsızlık yapmayacağım. Benim olanı almaya geldim sadece!” dedi bizi çekmeye devam ederken.
Ayaklarımı kapıya koymaya devam ederken siyah sırt çantasını çekmeye devam ediyordum.
“O benim oldu bi kere. İlk fırsatta hemen kaçırmışsın! Ver şu çantayı bana!” dedim inatla kafamı kaldırırken.
O da derin bir nefes verip hâlâ kendini zorlamaya devam ediyordu. “Of! Nereden anladın ki? Sal şu çantayı!”
Biz böyle didişirken aklıma bir şey geldi. Ben niye annemi çağırmıyordum ki?
Mınzırlık dolu bakışlarla Barlas’a bakıp dudaklarımı araladığımda bana döndü kaşlarını çatarak.
“An-”
Tam kelimeyi tamamlayacaktım ki her şeyi çakmış olan Barlas çantayı salmış ve yere çömelerek kocaman eliyle ağzımı kapatmıştı.
Parmakları dudağımın üstündeyken neye uğradığımı şaşırdım. Yerimde öylece kalak
alırken çantayı tutan parmaklarım gevşemişti.
Gözlerimi kırpıştırırken yutkundum.
Yine yüz yüzeydik!
Üstelik parmakları dudağımın üzerindeyken!
