31. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

31

Ecrin S.

Abimin Kankası 31. Bölüm

Bazen darbe en sevdiklerimizden en yakınlarımızdan gelirdi.

Ama öyle sert bir darbeydi ki bu, neye uğradığımı şaşırmıştım. En beklemediğim anda vurmuştu beni.

Aslında biliyordu. Görüyordu da. Çalıştığımı inkar edebilecek kadar gözü kör olmuştu. Ve bunu sadece kötü hissettiği için yapmıştı.

Böyle zamanlarda mutlaka birini tersler, kendisini seven insanları kendinden soğuturdu. Ondan duyduğum ilk acımasız sözler değildi bunlar. Ama en acımasız olanlarını bugün söylemişti.

Hatırlamak istemediğim zamanları büyük bir kinlikle bana hatırlatıp kendime olan inancımı kırmıştı.

Geçen sene sınav anında kitlenip kalmıştım.

Sakinleşmek için harcadığım dakikalar beni gittikçe strese sokmuştu. Bu döngüden sınavın sonuna kadar çıkamadığımda anlamıştım ki emeklerim karşılıksız kalacaktı.

Annem ve babam gelen bölümleri yazmam için uzun süre beni ikna etmeye çalışmışlardı. Ancak bir ömür istemediğim şeyi yaparak geçirmemin vebalini üstlenmek istemedikleri için ikna olmuşlardı, bir sene daha denememe.

Ben de onları bana verdiği şansı kullanmak için her gün çalışıp sınav günü aynı kitlenmeyi yaşayacak olma ihtimalimi yok sayıyordum.

Bir insan bütün bunları gördüğü hâlde kardeşine neden böyle konuşurdu?

Adım atmayı bırakıp manzaraya baktım. Bomboş bir yol iki tarafın birinde yan yana dizili derme çatma binalar, diğer tarafında ise bütün şehrin ışıkların parlattığı bir karanlık.

Kaldırıma çöküp avuçlarımı yüzüme gömdüm.

Başarmak zorundaydım. Kendime bir gelecek kurabilmek için. Toplumda gittikçe hayalet olan gençlerden biri olmamak için.

Akrabaların başarısızlığımı duyup içten içe keyif almaması için. Babam kararıma saygı duyduğu için.

Tekrardan ağlamaya başladım. En hassas noktam her zaman babam olmuştu. Bunu biliyordu, geçen sene babamı hayal kırıklığına uğrattığımda beni teselli etmeye çalıştığı için biliyordu.

Başımı hafifçe kaldırıp gökyüzüne doğru baktım. Üstümde sadece buraya gelirken giydiğim kısa kollu siyah bir tişörtüm vardı. Hiçbir şeyimi, telefonumu bile almadan o evden çıkmıştım.

Yağmur damlaları üstüme düşmeye başlasa da hiç umrumda olmadı. Bu tarz umursamalar insanın içinde yangınlar çıkmadığı zaman ortaya çıkıyordu.

Islanayım sanki ne olabilirdi ki?

Elimi kaldırırken yağmurlar hemen tenimin üstüne yağıp ıslattı. Garip bir keyfi vardı yağmuru umursamamın.

Ayağa kalktım. Yolumu kaybetmek güzel bir fikirdi. Ama o kadar da kopamıyordum kendimden.

İstemsizce daha önce geçtiğim yollardan devam ediyordum.

Kollarımı göğsümde birleştirdim. Artık akan su, yağmur mu yoksa benim gözyaşlarım mı ayırt edemiyordum.

Arkamdan koşarcasına adım sesleri duyduğumda burnumu çektim. “Deniz!”

Sesinde büyük bir rahatlama vardı. Adımı seslenirken beni bulduğu için ne kadar ferahladığını anlayabiliyordum.

Abime karşı beni korumak istemişti. Ama ne abimi ne Barlas’ı görmek istiyordum. Beni koruyan bu çocuktu işte. Beni kendi abimden bile korumak için her şeyi yapardı. O sözlerden etkilenmemem için de resmen siper olmuştu.

“Deniz!” dedi bir kez daha.

Durdum. Arkamı dönmeden, “Yalnız kalmak istiyorum,” diye mırıldandım. Bu yaptığımın bencillik olduğunu düşünüyordum. Ama şu anda onun gözünde puan tablomu değerlendiremeyecek kadar yalnız kalmak istiyordum.

“Deniz! Yapma böyle,” dedi. Sesi gittikçe kısılırken adım sesleri gittikçe arttı.

Omzuma hafifçe dokunup beni kendine doğru çevirdi. Aynı benim gibi hazırlıksız şekilde fırlamıştı dışarıya.

Yağmur bütün dalgalarını ıslatmıştı. Alnının önündeki büyük tutamdan damlayan su burnundan çenesine doğru ilerledi.

Gözlerinde acıma, öfke bütün duyguları seçebiliyordum. Kulakları ve burnu kızarmış, abimin kavradığı boğazı kızarmıştı.

Abim sözde beni koruyup kollayan biriydi.

Ayağına sadece siyah terliklerini giyip çıkmıştı dışarıya.

Başımı indirirken göz temasımız kesildi.

“O sözleri... keşke duymasaydın,” dedi. Ellerimi yumruk yaptım. Bakışlarım sadece yerdeydi.

“Neden onları söyledi ki?” diyebildim. Bunu söylerken ağlıyordum.

Hâlâ daha yere bakarken birden eliyle beni kolumdan tutup kendine çekti. Alnım göğsüne çarparken elini saçlarıma koydu.

Sanki böyle bir teması bekliyormuşum gibi iç çekerken derin bir nefes aldığını işitmiştim.

“Sen bunları hak etmiyorsun. Ben başaracağını biliyorum, ne kadar emek verdiğini, çok stres yaptığını biliyorum. Ama hiçbiri boşa gitmeyecek. O sınava girdikten sonra kuş gibi rahatlayacaksın. Başaracaksın.”

Elimle ağzımı kapattım. Bu sözleri söylemek çok mu zordu?

Eli saçlarımı okşarken, “Deniz, bana bak,” dedi kulağıma doğru eğilerek.

Hafifçe kafamı kaldırdım. Yutkunurken boğazı hareketlendi.

“Abin sana bunları söyledi diye vazgeçmeyeceksin. Sadece yirmi gün kaldı. Bittiğinde ona cevabını vereceksin. Kendi başarısızlığının acısını senden çıkartmaya çalışıyor.”

Belki de şimdi parmakları hafifçe çenemi kavrarken hissettiğim duygusal boşluğun getirdiği vurdumduymazlıkla onu öpebilirdim.

Ama eğer tek destekçimi de kaybedersem mentalimi toparlayabileceğimden emin değildim. Gözlerimi dudaklarından çekmeye çalışırken damlalar yüzünde süzülmeye devam ediyordu.

Onu onaylamak için hafifçe gözlerimi kırptım. Aslında içten içe ona minnet duyuyordum. Benden büyük olduğu için hayrandım aslında. Küçükken üç yaş çok daha fazla gelirdi ama büyüdükçe bu fark beni daha fazla heveslendirmişti.

Olgun, sevdiği insanların kıymetini bilen biriydi. En azından kimi seveceğim konusunda iyi bir seçim yapabilmiştim.

Parmaklarını çenemden çektiğinde kulağımı göğsüne yapıştırıp kollarımı ona doladım. Kolları bedenin iki yanından sarkmaya devam ederken onu biraz şaşırtmış olmalıydım.

Ama o da beni şaşırmıştı. Kulağımı dayadığım kalbi depar attığı için.

#

Gidişat hakkında ne düşünüyorsunuz?