28. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
28
"Bu köpüşe ne olacak şimdi?"
Kömür gözleriyle masum masum bize bakan köpek sanki sorumun ne ifade ettiğini anlamış gibi kafasını hafifçe patilerinin üstünde birleştirdi. O arkada biz arabanın ön kısmında gidiyorduk ama onun nereye gideceği gibi büyük bir sorunumuz vardı.
Barlas elini sakallarından geçirirken arabayla evin önüne gelmiştik.
"Ona kalabilecek bir yer bulmalıyız. Ama o zamana kadar benimle kalacak," diyerek bana doğru döndü. Sonrasında başımı hafifçe sallayıp arabanın kapısını açtım. Ardından hevesle arka kapıya ilerledim.
Sanki arabada sürekli arkama bakmıyormuş gibi köpek kafasını kaldırdığında hevesle ona uzandım. Araba koltuğunun üstüne koyduğumuz bezle birlikte köpeği kucakladıktan sonra onu bağrıma basmamak için kendimi tutmam gerekmişti. Hafif is ve metal karışımı bir koku burnuma yayılırken boynumu hareket ettirerek köpeğe sarılıyordum.
Gözlerimi açıp köpeğin melül melül suratıma bakışına karşılık sırıtırken birden gözlerim Barlas'a takıldı. Ağzı hafif aralık, gözleri bizim üzerimizdeydi. Kaşları hafifçe kalkıkken ona baktığımı fark edip duruşunu düzeltti. "Onu çok sevdin belli."
Kocaman gülümserken Barlas'ı arkasından takip etmeye başladım. Binanın merdivenlerinden dikkatli bir şekilde çıkarken, "Kıskanma," diyerek sataştım ona. Arkasına bakıp bana güldükten sonra dairesinin kapısını araladı.
Ve evet... yine onunla yalnız kalma fırsatı yakalamıştım.
Bunun farkında olarak gülümsememi bastırmaya çalıştım. Çünkü içim içime sığmıyordu. Hole girdiğimde hala da köpeği kucağımda sıkıca tutuyordum. Barlas ise üstündeki deri ceketi çıkarıp portmantoya astı. Yine onun peşinden salona doğru gittikten sonra köpekle beraber Barlas'ın l koltuğuna gömüldüm.
Köpeği de hemen yanımda koltuğa bıraktıktan sonra daha önce de geldiğim salona göz gezdirdim. Klasik bir oturma odasıydı. Gri, l bir koltuk ve bacaklarımdan birkaç santim uzaklıktaki sepha, tam karşıdaki televizyonla gayet yeterli bir salondu.
Barlas iki saniyede ortalıktan kaybolduğu için köpeği koltukta bırakıp etrafa bakındım. Mutfak kapısının eşiğinden kafamı sokup etrafa bakındım. O an gözüme takılan kurabiyeleri ağzıma tıkmamak için kendimi tutmam gerekmişti.
"Barlas," diye seslendikten sonra koridorda yürümeye devam ettim Ve tam odasına doğru geldiğimde hemen önünde durduğum kapı şak diye açıldı. Benim de nutkumun tutulması tam olarak şu anda gerçekleşti. Çünkü karşımdaki Barlas üstündeki tişörtü çıkartmıştı. Tek odam noktam kaslarındayken bu karşılaşmanın bu kadarla kalmış olmasından dolayı içimden derin bir nefes verdim.
Yoksa yüzüne bir daha nasıl bakardım? Yani eğer altına kareli pijamasını giymemiş olsaydı. Ama gövdesi tamamen çıplaktı ve anlaşılan bu karşılaşmaya o benden daha hazırlıksızdı.
Hareketlenen boğazından sonra hafifçe öksürdü ve gerildi, "Tişörtümü banyoda bırakmıştım da... Senin ne işin var burada?"
Odak tamamen gövdede olduğu için bakışlarımı asla yüzüne götürme zahmeti hissetmedim. Birazdan refleks olarak dilimin dışarı çıkmasından korktuğum için yutkunarak içimden ona kadar saymaya başladım. Kendini tut... Sen irade sahibi bir kızsın. Allah sana iradeyi boşuna vermemiş.
Dudaklarımı birbirine bastırırken kekeleyerek konuştum. "Birden kayboldun ortadan. Ben de seni arıyordum."
Boşversene şimdi konuşmaya ne gerek var. Dikkatimi dağıtma demek isterdim ama bunları söylesem muhtemelen beni iki dakika içinde kapı dışarı ederdi. Gövdesini gittikçe kasarken hafifçe öksürdü. "Ben tişörtümü mü giysem?" dedi.
Neden bunu söyleme gereği duydu diye bakışlarımla gözüne baktığımda hissettiği bütün duyguları seçebilmiştim. Eliyle ensesini kaşırken fazlasıyla utanıyordu. Evet, onu utandırmıştım!
Kaşlarını hafifçe kalkmış, yüzündeki çekingen ifade kendisi hissettiriyordu.
Öylece bakmaya devam ederken kapının önünde durarak çocuğu bu halde iki dakikadır esir tuttuğumu fark ettim. "Aa şey," diye geveledikten sonra aceleyle kenara doğru çekildim. Barlas anında kendini gölgelerden bile saklamak istercesine fırladı. Ama bu sefer de sırtını görebilmiştim. Tam da manzaram ortadan kayboldu diye üzülecekken hayvan gibi sırtıyla bakıştım.
Ne sevap işlediysem bütün karşılıklarını işte şimdi alıyordum.
Hülyalı hülyalı sırtına bakakalırken ağzımdan neredeyse salya akacaktı. Allahtan son anda durumu fark edip tükürük bezlerime sinyal gönderebilmiştim.
Elimle kolondan destek alırken Barlas birden bana doğru şak diye döndü. O kısacık anda yüz ifademi toplamaya çalışmıştım. Barlas bana bakarken gözlerini kırpıştırdı. "Banyo neredeydi?"
Önce sorusu mantıklı geldi. İşaret parmağımla gösterecek gibi oldum ama sonra birden gerçek dank etti. Burası onun eviydi!
Hayretle ona bakakalırken o hala utandığından olsa gerek yüzünü başka tarafa dönmüştü bile. Onu ne kadar utandırdıysam çocuk kendi evini unutmuştu.
Sonra kafasını sallayıp elini saçlarından geçirdi, "Of ne saçmalıyorum,"
Ardından banyosunun nerede olduğunu hatırlamış olsa gerek yanımdan hızla kaçtı. Ben ise onu utandırmış olmanın garip mutluluğuyla olduğum yerden sırıtmaya devam ettim.
