25. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

25

Ecrin S.

Abimin Kankası 25. Bölüm

“Kiminle mesajlaştın?”

Ercan’dan gelen soruyla kafamı kaldırıp ona baktım. Bir kolunu omzuma atmıştı. Meraklı bakışlarla bana bakıyordu.

Hafif yeşile çalan gözleri vardı. Saç kesiminden dolayı Barlas onu kro ilan etse de bence oldukça güzel bir tarzı vardı.

Özellikle burnu olmak üzere yüzü keskin hatlıydı. Burnu biraz kemerliydi ama yüzünün kaldırabildiğini düşünüyordum.

“Abimin arkadaşı beni almaya gelecek de onunla konuştum.” diye mırıldandım. Biraz düşündükten sonra kaşlarını kaldırdı, “Şu Barlas dediğin mi?”

Kafamı sallayıp çıkmadan önce düzleştirdiğim siyah saçlarımı savurdum.

“İyi olur gelmesi. Tanışmış oluruz.”

Sen öyle san dememek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Buraya gelip bizimle oturmak istemesinin tek sebebi Ercan’dı.

Bir kere çocuğun saç tıraşına kafayı takmıştı. Hani şu tepede saç bıraktıkları diğer tüm yerlerin kazıtıldığı saç tıraşı.

Evet, ön yargılı olmasını anlayabiliyordum ama bir saça bu kadar anlam yüklemeye gerek yoktu.

“Ay Barlas derken şu ekstra yakışıklı olan Barlas mı?” diye sordu yanımda oturan Seren.

Liseden arkadaşımdı ve ikimizde mezuna kaldığımız için ara sıra kafamızı boşaltmak için dışarı çıkıyorduk. Suratı yuvarlak olduğu için çok tatlı gözüküyordu. Saçları boyalıydı. Şu zengin sarısı dedikleri sarı boyayla.

Ders çalışmaktan kuaföre gidecek zamanı bulamıyordu. Bu yüzden dipleri gelmişti hafiften.

Barlas’ı daha önce görmüştü.

Gördüğü gün sadece Seren’le buluşmuştum ve yine abim beni ‘aldırmak’ için Barlas’ı yollamıştı.

Üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen hala unutamamıştı demek. Bir de bu kızın b12 eksikliği vardı. Ona rağmen hâlâ daha Barlas’ı hatırlıyordu.

Mınzır bir gülümsemeyle bana bakmaya devam ettiğinde önemsizmiş gibi elimi savurdum.

“Yani fena çocuk değil.”

Hemen kaşlarını kaldırdı şaşkınlıkla. “Ay kızım acayip yakışıklıydı! Hâlâ hatırlıyorum çocuğu, iki yıl geçti aradan.”

Masada iki tane erkek varken bir erkeğin yakışıklılığı bu kadar övmemiz onların algısını bu sohbete yönlendirdi.

“Abartma sen de. Ne kadar yakışıklı olabilir?”

Seren masadaki diğer erkek arkadaşım Serdar’a döndü hevesle. “Gelirse görürsün birazdan.”

Serdar ve Ercan da aynı Seren gibi aynı liseden arkadaşımdı. Seren, ben ve Ercan üniversite sınavından iyi bir derece yapabilmek için mezuna kalmıştık. Ama Serdar okumuş işsizlerin bu kadar arttığı zamanda gayet mantıklı bir karar verip çalışmaya başlamıştı.

Bu masadaki tüm içecekleri de sağ olsun o bize ısmarlamıştı.

“Ne okuyor Barlas? Üniversiteye gidiyor mu?” diye sordu Ercan kolunu tekrardan omzuma atarken.

Kafamı sallayarak cevapladım, “Veterinerlik.”

Burnunu kıvırdı, “Yakışıklı ama zeki değil demek ki,”

Ona kaşlarımı çatarak baktım. “Ne istediğini bilen bir insan. Yani hem yakışıklı hem zeki. Hem de...”

Durdum. Bu hem de ler o kadar uzar giderdi ki masadaki herkes ondan hoşlandığımı anlayabilirdi. Zeki ve yakışıklı olduğunu ileri sürmek şimdilik yeterliydi.

Diğerlerini içinde tutmam gerekiyordu.

Ercan hafif bozulmuş gibi dudağını yaladı, “Sen bu Barlas’la baya yakınsın heralde.”

Elimdeki karton bardağı çevirirken omzumu silktim. “Yani... Abimin arkadaşı olmasına rağmen bana abimden daha çok faydası oluyor.”

“Siz bu çocukla kaç yıldır tanışıyorsunuz?” diye sordu Serdar.

“Beş yıl oldu. Mahalleye ilk taşındığı zamandan beri tanışıyoruz.”

Ercan eliyle çenesini sıvazlarken bana baktı tekrardan, “Bu çocuk senin abinin arkadaşıysa nasıl zeki ve yakışıklı olabilir? Abinden bahsediyoruz.”

Anlaşılan kafasına oturmayan birçok nokta vardı. Ve bunu garipsemekte çok haklıydı.

Bir durup düşündükten sonra, “Evet, evet cidden. Abimin nasıl böyle bir arkadaşı olabiliyor, ben de düşündüm bunu yıllarca.” diye mırıldandım.

Kafasını salladı, “Abin gibi hırbo birisinin böyle bir arkadaşı olması tuhafmış o zaman. Ama ben yine de dediğiniz gibi biri olduğuna inanmıyorum. Siz abartıyorsunuz.”

Ercan’a boş gözlerle karşılık verdim. Alt tarafı iki güzel kelime söylemiştik hakkında.

Erkekleri inandırmaya çalışmaya son verirken bu seferki darbe Seren’den geldi.

“Kanka harbi biz senin abine, masanın fotoğrafını yollayıp bu erkekleri fotoshopla kıza çeviriyoruz.”

Bu noktada Ercan ve Serdar’ın yüzü tekrardan asıldı. Kendimi gülmemek için zor tutarken Serdar bana somurtarak baktı.

“Şu abin yüzünden çekmediğimiz şey kalmadı,” diye mırıldandı aksi aksi.

Kendimi tutamayıp gülerken parmaklarımla dudağımı kapatmaya çalıştım.

Tekrardan telefonu açıp fotoğrafa baktığımda dudaklarımın arasından bir kahkaha daha koptu. Ercan kollarını göğsünde birleştirip benim gibi fotoğrafa baktı.

Sonra yanaklarını şişirip isyan etti, “Oğlum, kız olunca niye bu kadar güzel oluyoruz lan!?”

Bu sefer gülmekten karnım ağrıdığından dolayı elimi karnımın üstüne koydum. “Cid-den ay bi-”

Gözümdeki yaşı silerken cümlemi tamamladım. “Cidden Seren bizden güzel bunlar.”

Seren kolumu koparacak şekilde sarsarken birden yüzü donakaldı. Nereye baktığını anlamaya çalışırken çok zaman geçmeden anladım.

Barlas gelmişti.

Kıvırcık saçları yine her zamanki gibi mükemmel gözüküyordu. Hava bugün yağmurlu olduğu için siyah botlarıyla siyah deri ceketini giymişti.

O kadar havalı gözüküyordu ki ben de Seren gibi suratına bakakalmaktan korkuyordum. Buraya doğru yürürken erkeklerin de hafiften burun kıvırır gibi yaptığını fark etmiştim.

Ama onlar da içinden kabul ediyorlardı haklı olduğumuzu. Çok emindim bundan.

Barlas masaya geldiğinde direkt olarak bana bakıp kaşlarını kaldırdı. Sonra Ercan’ı işaret etti.

“Kenara kaysana. Kolunu sarmışsın ahtapot gibi.”

Bir yandan da bakışları omzumda, Ercan’ın kolunda kitlenmişti. Ercan hafifçe kaşlarını çatarken uzatmamak için Barlas’ın dediği gibi diğer sandalyeye oturdu.

İşte geldiği gibi odunluk yapmıştı. Ona kafamı kaldırarak bakarken kaşlarımı çatmıştım.

Yanıma oturduğunda tanıdık parfümü burnuma doldu.

Serdar aramızdaki en ağırbaşlı kişi olduğundan yüzünü buruşturdu anlamsızca, “Bu neydi şimdi?” dedi Barlas’ın Ercan’ı yerinde kaldırmasını kast ederek.

Barlas önce Ercan’a baktı sonra da söylendi, “Fazla yakın duruyordu.”

Serdar hafif alay eder gibi güldü sonra da bozulmuş bir sesle söylendi, “Biz bu kızlarla liseden beri arkadaşız. Sen bize bakınca arkadaşına yan gözle bakacak tipler mi görüyorsun?”

Ah be Serdar!

Neden Barlas’ın içini rahatlatıyordu ki?

Barlas da yarım ağız gülümseyip kollarını göğsünde birleştirdi ve ağırbaşlılıkla arkasına yaslandı.

“Sen içime su serptin ama arkadaşın için aynısını söyleyemeyeceğim.”

Serdar, Barlas’ın sözü üzerine Ercan’a döndü. Sonra hafifçe gözlerini kısıp başını salladı, “Sorunlu bir tiptir ama merak etme, o da yan gözle bakacak biri değil.”

Masada sessizlik oluştuğundan, bağlantı noktası da ben olduğumdan hafifçe boğazımı temizledim.

“Evet, bahsettiğim gibi. Abimin arkadaşı Barlas.” dedim Barlas’a dönmeden.

Ercan, Barlas geldiği gibi onu yerinden ettiği için yüz ifadesini gizlemeye ihtiyaç duymuyordu. Hâlâ daha suratı asıktı.

“Ben Seren. İki yıl önce tanışmıştık.” dedi Seren hevesle. Bir yandan da masanın altından spor ayakkabımın ucuna basıyordu.

Barlas dudaklarını düşünür gibi büzdü. Sonra da önemsiz bir meseleyi geçiştirircesine, “Hı öyle mi?” dedi.

“Ne güzel hatırlıyorsun. Hafızan iyi heralde.” diye devam etti. Seren ne diyeceğini bilemezken ben hafifçe sırıttım.

Bir haftadır b12 eksikliği yüzünden sağlık ocağına iğne olmaya gidiyordu.

“Sen beni hatırlamıyorsun heralde,” dedi Seren.

Barlas ensesini kaşırken, “Unutkan biriyim.” dedi.

“Diğerleri de Ercan ve Serdar. Üçü de liseden arkadaşım.” dedim Barlas’a hâlâ aksi aksi bakan Ercan’a dönerken.

Ercan samimiyetten uzak bir gülümseyle Barlas’a bakarken, “Hiç memnun olmadım,” dedi.

“Ayrıca hırbonun tekisin belli, tipin falan tam tersi.” diye devam etti.

Barlas hafifçe gülüp işaret parmağıyla Ercan’ın saçını gösterdi. “Sen de o saçla cebinde çakı taşıyan mahalle krolarına benziyorsun.”

Ercan bozulmuş gibi bize bakarken hepimizin gözleri ondan başka her yere bakıyordu. Maalesef hepimiz Barlas’la aynı fikirdeydik.

Bu yüzden hayıflandı Ercan, “Evet, tamam bu saçı sevmiyorsunuz! Ama en azından şu yabancıya karşı bir savunursunuz lan beni?”

Barlas dişlerini göstererek sırıttı. “Ne yapsın yalan mı söylesinler?”

Ercan ona suratını buruşturup, “Sen bunu nereden buldun da soktun aramıza?” diye sordu bana.

Bende gergince gülümserken, “Abim beni yeterince koruyamıyormuş gibi korumalık görevini buna devrediyor,” diyerek Barlas’ı gösterdim.

Bana hızla kafasını çevirirken, “Buna.... Buna derken,” diye mırıldandı.

Ona boş boş baktım. “Abimle arkadaş olana az bile,” dedim sonra aksi bir sesle.

Biraz düşündükten sonra kafasını salladı, “Haklısın, buna bir şey diyemem.”

“Hepiniz sınava hazırlıyorsunuz, değil mi?” diye sordu sonra.

Benden önce Seren atıldı. “Serdar hariç. Serdar hayata erken atıldı.”

Barlas bu sefer Serdar’a döndü. “Nerede çalışıyorsun?”

“Abimin yanında, çalıştığı fabrikada beni de yanına aldı.”

Serdar biraz daha çalıştığı fabrikadan bahsettikten sonra Barlas masadaki içi boş bardaklara baktı. Sonra gözü kafenin en güzel tatlılarının sergilendiği kasaya kaydı.

“En iyisi abiniz olarak size bir şeyler ısmarlayayım.”

Seren hemen ellerini çırparak, “Yaşa be!” dedikten sonra ellerini çenesinin altında birleştirdi.

Barlas oturduğu yerden ayaklanırken neler istediğimizi sordu.

“Şey ben supangle ve bir tane damla çikolatalı cookie alayım.” dedi Seren.

Ercan onu dürtüklese de Seren’in hiç umrunda değildi. Diğerleri de sipariş verdikten sonra Barlas kafasını sallayıp kasaya doğru yürüdü.

Ben de hemen Ercan’a döndüm. “Sen niye bir şey söylemedin?”

Hafifçe sırıttı. “Söylemez olur muyum? Şimdi yanına gidip en pahalı ne varsa isteyeceğim.”

Ağzım açıldı şaşkınlıkla. Sanırım ufak, tatlı bir intikam almak istiyordu.

“Seni benden kıskandı şaka gibi.” dedi sonra hafif sinirle.

Bu sözü üstüne hayıflandım, “Kendisini ikinci abim olarak görüyor. Boşver lütfen onu.”

Gözlerini kısarak sandalyeden kalkıp sinsi bir şekilde kasaya göz attı,

“Mazur göremeyeceğim. İntikamımı almaya gidiyorum.”