22. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
22
İyi okumalar ╮(. ❛ ᴗ ❛.)╭
Abimin Kankası 22. Bölüm
Barlas’ın arkasından evimizin banyosuna doğru giderken kalbim gümbür gümbür atmaya başlamıştı.
Bir yandan içimden bir ses, tut yapış dudaklarına bitsin gitsin tüm bu çile diyordu. Diğer taraftan böyle bir mallık yaparsam bir daha yüzüme bakmayacağını düşünüyordum.
Bir de abim vardı. Ben onu tutup öpsem abime söyler miydi? Ya da benimle arasına mesafe çizip abime hiçbir şey söylemeden yoluna devam mı ederdi?
Her türlü benim zarara gireceğim şeyler yaşanırdı. O yüzden ondan hoşlandığımı öğrenmemeliydi.
İşte bu küçük anları sırf bu yüzden yaratmaya çalışıyordum. Beni fark etsin, beni sevsin, beni düşünsün... O da benden hoşlansın diye.
İşin sonunda istediğimi elde edebilecek miydim bilmiyordum. Ama yeterince zamanım vardı. Deneyecektim şansımı, pes etmeyecektim.
Barlas banyoya girip lavabonun altındaki dolabın kapaklarını açtıktan sonra yere çömeldi.
Banyomuz oldukça ufak olduğundan bu dolapları tıklım tıkış dolduruyorduk. Ama annem Barlas’ı çağırıp boruları yaptıracağı için dolaptaki her şeyi boşaltmıştı.
Diz kapaklarını yere yaslarken kafasını eğip lavabonun altındaki borulara göz attı.
Elimi duvara koyarken dikkatle onu izliyordum. Bu işlerden anladığını bilmiyordum.
Kafasını kaldırmadan dolabın içine göz attıktan sonra dönüp bana baktı. Kahve gözlerini hafifçe kısmıştı.
Yutkundum.
Bazen aniden kafasını çevirdiğinde donup kalıyordum. Bu sefer etkisi altına girmeden gözlerine baktım.
“Evde alet çantası gibi bir şey vardır. Onu getirsene.” dedi. Anında kafamı aşağı yukarı salladıktan sonra banyodan çıktım.
Barlas bugün bizim evden gitmeden önce bir şeyler yapmam gerekiyordu. Hemen beş dakikada işini bitirecek hâli yoktu heralde. Aceleyle hem çocuğu hem kendimi sakat bırakmak yerine mantıklı bir plan yapmalıydım.
Mantıklı plan desem de kafamda kurduğum bütün senaryolar Hint dizilerinden hâlliceydi.
Örnek vermem gerekirse öyle bir düşecektim ki üstüne, ikimizin de dudakları üst üste gelecekti.
Yanaklarımı şişirdikten sonra babamın alet edevat çantasını dolabın içinden çıkardım. Ama banyoya dönmeden önce anneme göz atmalıydım.
Kadın birden yanımıza gelir de tam planımın uygulama aşamasına denk gelirse yerin dibine girerdim.
Ama annemin mutfaktan çıkacağı yok gibi gözüküyordu. Kış için domates biber yapıp kavanozlara doldurmayı planlıyordu. Bu onu saatlerce oyalardı.
Yani rahattım. Harekete geçmem gerektiği an tereddüt etmeme gerek yoktu.
Çantayı karnıma yapıştırıp doğruca banyoya vardıktan sonra içeri daldım. Barlas eliyle boruyu ellemeye devam ederken onun gibi yere çömelip çantayı önüne bıraktım.
Bana dönüp hafifçe gülümsedikten sonra, “Teşekkürler,” dedi ve çantanın fermuarını açtı.
Çanta deriydi ve yıllardan beri kullanıldığı için iyice eski gözüküyordu. Fermuarı bile sürekli bozuluyordu, o yüzden babam sürekli uğraşmak zorunda kalıyordu.
Ama kesinlikle çantayı değiştirmiyorduk.
Barlas çantadan eline adını bilmediğim bir aleti aldıktan sonra avcunda sıktı. Bu noktada hareketleri evimize boru tamir etmeye gelen biri için fazla (!) acemi gelmişti bana.
Hafifçe kaşlarımı çattıktan sonra kollarımı göğsümde birleştirdim. Barlas ise hâlâ aleti avcunda tutmaya devam ederken gözleri bana değdi.
Ona manalı şekilde bakıp gülümsedikten sonra elindeki aleti işaret ettim, “Sen boru tamiri yapmaktan anlayan biri misin?”
Gergince sırıttıktan sonra yanaklarını şişirdi. “Anlıyorum elbette, sen ne sandın beni? Çok kolay bu işler.”
Kaşlarımı kaldırdım alayla. “Öyle mi? O zaman neden hâlâ tamire başlayamadın? Sanki nasıl yapacağını bilmiyorsun gibi görünüyor buradan bakınca.”
Öteki eliyle gergince ensesini kaşıdı. Sonrasında parmağıyla işaret etti arızalı boruları.
“Bak şimdi nasıl yapıyorum, izle lütfen.”
“Hı öyle mi? Bakıyorum ben, yap sen. Ama bilgin olsun yapamazsan annemi çağırmaktan hiç çekinmem.”
Birden bana çevirdi kafasını. Geriliyor muydu yoksa bana mı öyle geliyordu?
Güldü hafifçe. “Yapacağım dedim ya kızım. İnsana zaman vermiyorsun.”
Omzumu silkip tırnaklarıma baktım. “Valla zaman senin.”
Tekrar kafasını boruya yaklaştırdıktan sonra onu görmek için dolaba yaklaştım. Ama bilerek kollarıyla ve sırtıyla manzarayı kapatmaya çalışıyordu. Elimle sırtına hafifçe vurup konuştum, “Azıcık çekil de göreyim ne yaptığını.”
Boğuk sesle, “Sen bakma.” dediğinde suratımı buruşturdum.
Sen bakma, öyle mi?
Dudaklarımı dişledikten sonra bana söylediği lafın üzerine asabi bir şekilde elimi kaslı koluna uzattım. Siyah ve göğsünü kaplayan tişörtünün açıkta bıraktığı koluna bir güzel çimdik attığımda kafasını çarptı lavaboya.
Acı dolu bir inlemeyle bağırdığında ağzım aralandı şokla.
Yaptığım hareket kafasını çarpmasına neden için, “Ben sadece çimdiklemek istemiştim!” diye savundum kendimi.
Bana doğru dönüp kızgın kızgın baktığında mahcubiyet içinde kafamı eğdim. Sonra tekrardan yüzüne baktım. Eliyle kafasını çarptığı yere baskı uyguluyordu.
Gergince yutkunduktan sonra elimi uzattım ona doğru.
“Şe- özür dilerim.” diye mırıldanıp kafasında, elini çektiği yere elimle dokundum.
Kaşları eski hâline dönerken bakışları yumuşamıştı.
Sonra yüzümü buruşturarak, “Geçti mi acısı?” diye sordum. Bakışları hâlâ bende kitlenirken birden kendine gelip gözlerini kaçırdı.
Hafifçe boğazını temizledikten sonra kafasını başka tarafa çevirdi. “Hı- hı evet, geçti.”
Gülümsedim, öfkesi de saman alevi gibiydi.
Ona hülyalı hülyalı bakmamak için kendimi zor tutarken Barlas kafasını tekrardan dolabın altına soktu. Bu sefer bakmak için kendimi zorlamak yerine akamdaki duvara yaslanarak onun sırtıyla bakıştım.
“Oluyor galiba,” diye bir ses duyduğumda hafifçe çenemi kaldırdım.
Biraz zorlanıyor gibi çıkıyordu sesi.
“Oldu mu?” diye sorarken dolaba doğru emekledim. Barlas geriye doğru gelip bana baktı.
Ağzını açmak üzereyken birden borudan fışkıran su ikimizi de ıslatmaya başladı. Neye uğradığımı şaşırırken ellerimi suyu engelleyebilecekmiş gibi öne doğru uzattım.
Barlas ise benden daha etkili bir yöntem kullanarak elleriyle boruya uzandı.
“Ay! N’oluyor? Kapat şunu!” dedim kenara kaçarken. Bir yandan da ellerimle yüzümdeki suyu temizliyordum.
Ne yaptı ne etti bilmiyordum ama birden suyu kestiğinde rahat bir nefes alıp tamamen ıslanmış suratına baktım.
Dudakları arasından bir nefes verdikten sonra elindeki aleti havaya kaldırdı.
“Çok şükür, oldu!”
Sonra ellerini fayansa yaslanıp soluklanmaya devam etti. “Nasıl becerdin bilmiyorum. Ama yaptın bir şekilde, helal olsun.”
Kafasını salladıktan sonra elinin tersiyle alnını sildi.
“Bende bilmiyorum. Bazen harekete geçmek için paniklemen gerekiyor demek ki.” dedi boğuk bir sesle.
Sonra ikimiz de olayın şokunu atlatıp fayansa yayılmış suyu temizlemeye giriştik.
Elimdeki bezi önümdeki kovaya sıktıktan sonra tekrar suya koydum. Bez hemen suyu çekerken tekrar aynı işlemi yaptım.
Bir yandan da kara kara ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Banyo temizlendiğinde bizim evde kalmak için bir sebebi olmayacaktı.
Benim ne yapıp edip o mutlak, kısa süreli anı yakalamam gerekiyordu. Ama çocuk harul hurul bezi fayansta gezdirmekle meşguldü.
Oflamamak için kendimi tutarken bezi olduğu yerde bırakıp ayağa kalktım.
Barlas kalktığımı bile fark etmediğinden hızlı adımlarla tencerede domates kaynatan anneme vardım. Tam da tahmin ettiğim gibi daha kavanozları doldurmamıştı bile.
“Oldu mu kızım banyo?”
Tezgahın üstündeki çileklerden birini ağzıma attıktan sonra kafamı salladım. “Oldu, oldu. Şimdi de yerleri silelim dedik. Birazdan biter işimiz.”
Annem bana baktıktan sonra yanıma sokuldu. “İyi, iyi. Hazır Barlas buradayken gitmeden şu perdeleri de assanıza. Senin boyun yetmiyor, ona astırıver.”
Ağzımdaki lokmayı yuttum hemen.
Perde asmak?
Gözlerim parladı birden. İşte aradığım fırsat buydu!
Ama bir dakika! Asan ben olmazsam nasıl kucağına düşebilirdim ki?
O benim kucağıma mı düşecekti yani?
İyi de ben onu tutamazdım ki. Kafamda bu sahneye benzer sahneler canlanmaya başlayınca somurttum.
Benim hayal ettiğim sahneler kesinlikle böyle değildi. Bir kere kucaklarda tutulan ben olmalıydım.
Fırsat gelmişti ama bu kadar ters geleceğini hiç düşünmezdim.
Anneme asarız dedikten sonra mutfaktan çıkıp tekrardan banyoya doğru ilerlerdim. Perdeler çamaşır sepetinin içinde, tertemiz bir şekilde duruyordu.
Buraya kadar bir sorun yoktu. Ama perdeyi asan ben olmalıydım. Aksi takdirde hayal ettiğim o kısa sahneyi asla oynayamazdık.
Banyonun kapısında dikildiğimde Barlas işini bitirmişti.
“Oh bitti sonunda.” diyerek kafasını kaldırıp bana baktı. Fayansın üzerinde dizlerini kendine çekip oturmuştu.
Sonrasında, “Yapılacak başka bir şey var mı?” diye sordu.
Hemen başımı salladım hızlıca, “Şey... Perde asılacak. Perdeleri ben asarım ama şu dolabı çekmemiz lazım.”
“Tamam, sen perdeleri çıkar. Geliyorum ben.”
İşte bu!
Hem ben asacaktım perdeleri hem de yanımda o olacaktı. Hemen bırakıp gitmezdi beni heralde.
Çabucak annemin çamaşır sepetini kucakladığım gibi evin salonuna doğru yürüdüm. Benim arkamdan da Barlas gelmişti.
Çok yorulmuş gibi gözükmüyordu. Sadece üstündeki siyah tişört ıslandığı için göğsündeki kaslar daha çok belli oluyordu.
Dudaklarımı dişledim. Göğüs kısmı harika dursa da altına giydiği kapri, ıslandığı için hoş gözükmüyordu.
Hatta işemiş gibi gözüküyordu.
Bakışları şortuna kayarken ofladı. “Bana abinin şortlarından birini verebilirsin.”
Kafamı salladım hızlıca. Sonra sırıttım yaramaz bir ifadeyle.
Gözlerini kısarken, “Neden sırıtıyorsun?” diye sordu gergin bir sesle.
“Sen bana sweatini vermiştin. İstersen ben de sana şortlarımdan vereyim.”
Arkasından kıkır kıkır güldüğümde bana aksi aksi baktı. Ama sonra ciddiyeti bozulurken kendini tutamadan gülerek baktı bana.
Sepeti yere bıraktıktan sonra Barlas bahsettiğim dolabı buraya doğru sürükledi.
Anca bu dolapla perdeyi asmaya yetişebilirdim.
Dolabı ta dibime kadar getirdikten sonra bana baktı.
“Çıkabilecek misin?” diye sordu. Kafamı hayır anlamında sağa sola salladım. Dolaba bile tek başıma çıkamıyordum.
Barlas dolabı taşımaktan kıpkırmızı kesilmiş suratıyla ellerini bana uzattı. Ne yapacak diye beklerken iki eliyle koltuk altımı kavrayıp beni havaya kaldırdı.
Popom dolaba temas edince şaşkınlığımdan sıyrıldım.
Gözlerimi kırpıştırırak ona bakarken eliyle alnını sildi. “Seni tutmak dolabı sürüklemekten daha zordu.” dedi beş yaşındaki yaramaz çocuklar gibi bakarken.
Ardından kahkaha attığında sinirle baktım ona. Hazır dibimdeyken elimle saçlarına yapıştım.
Elleri hemen bileklerimi sararken, “N’apıyorsun kızım!?” dedi. Ellerimi saçlarından çektikten sonra yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
Dudakları hafif aralıkken gözlerine bakmak zordu.
“Ufak bir uyarıydı.” dedim tehditkâr bir sesle.
Çünkü birazdan kucağına bodoslama düşecektim. Eğer o zaman da aynı şeyi derse kaçacak delik aramalıydı.
Dolabın üstünde oturmayı bırakıp ayağa kalktım. Artık elimle tavana dokunabiliyordum.
Ama aşağıya baktığımda dehşetle buruşturdum suratımı. Bizim salonun tavanı bu kadar mı yukarıdaydı?
Barlas iki elini beline yerleştirip bana bakarken tedirgince gülümsedim.
“N’oldu?” dedi alayla. Endişelenmem onu keyiflendirmişti anlaşılan.
“Yok bir şey,” dedim omuz silkerek. “Şu perdeleri çıkarıp bana uzatsana.” dedim sonra.
Hemen eğilip sepetten perdeleri çıkardı ve dediğim gibi bana uzattı. Kucağında tuttuğu perdeyi kendime çekip kornişleri geçirmeye başladım.
Arada da çaktırmadan Barlas’a bakmaya çalışıyordum.
İlk perdenin sonuna gelirken birkaç kez adımımı dolabın dışına atmıştım. Ama Barlas hemen bacağımdan, belimden beni destekleyip düşmeme engel olmuştu.
En sonunda dengesizliğimden dolayı isyankâr bir sesle söylendi.
“Boşluğa adım atıyorsun Deniz! Farkında mısın?”
Hüzünle dudağımı büktüm. Üstüne düşmek için harcadığım çabayı bu sözden sonra herkes anlardı.
Anlaşılan benim kucağına düşmek gibi bir şansım yoktu. Sinirle son kornişi geçirdikten sonra perdeyi çekmek için ileriye doğru uzandım.
Ama uzandığım gibi dengemi kaybetttim.
Saliseler içinde kendimi Barlas’ın kollarında bulurken şokla dudaklarım aralandı.
Göğsüm hızla inip kalkarken suratına baktım. En az benim kadar şaşkındı. Kollarıyla vücudumu sıkıca kavrıyordu.
Gözlerimi yüzünde gezdirmeye devam ederken yutkundu.
Başarmış mıydım? Neye uğradığına şaşırmış gibi gözüküyordu.
Gerçekten etkilenmiş olabilir miydi?
Tam da ümidimi kaybettiğimde başıma gelmişti bu olay.
Resmen bir instagram akımını yaşamıştım:
Hayat şaşırtır hep zaten.
