34. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
34
Abimin Kankası 34. Bölüm
Otobüsten indiğimizde kendimi inanılmaz rahatlamış hissediyordum. Yirmi dakikada klostrofobi edinmiş olduğumdan ayağım yere bastığında derin bir soluk aldım.
Otobüs durağı bizim evin olduğu sokaktan sadece iki sokak ötedeydi. Barlas’a ise bana olduğundan daha uzakta kalıyordu. Yan yana yürümeye başladığımızda ellerimle çantamın askılarını kavradım. “Sirius nasıl?” diye sordum yan profiline kitlenirken. “İyi, nasıl olsun. Paşalar gibi bakıyorum oğluma.”
Hafifçe suratım düştü. “Benim yokluğuma alıştı yani.”
Yeşil gözleri kısılırken benim moralimin bozulmasından mutlu olup güldü alayla, “Sen ne sanmıştın?”
Omzumu silktim, “Onu sevmek için geleceğim tekrar. Üç gün uzun oldu.”
Kaşlarını kaldırdı sonra bu ziyaretimi ertelemek istercesine homurdandı, “Sen gittiğinden beri ekonomik olarak durumum iyileşti. İki kişi buzdolabını boşaltmışız.”
Ona suratsız bir ifadeyle bakıp sonrasında omzumu silktim, “Sende ya… Sanki gelip evine yerleşmişim gibi tepki veriyorsun. Gerçi hakkını yemeyeyim iyi de baktın bana. Birde başıma kakmasan iyiydi. Sanırım sana bir teşekkür borcum var. Belki sonra başıma kakmayı bırakırsın.”
Sonra biraz düşünüp heyecanla elimi kaldırdım, “Dondurma, evet dondurma. Bu senenin ilk dondurmasını ısmarlayabilirim sana!”
O benim yükseldiğim kadar yükselmese de hafifçe sırıtıp başını salladı. “Peki, ısmarla bakalım.”
Gülümseyip çantamın askılarını bıraktım. Artık rüzgar biraz daha fazla esiyordu. Sokaktaki bakkala doğru geldiğimizde ona bakıp, “Sen burada kal.” dedim.
Ona sırtımı döndüm. İki bina arasındaki, etrafı lacivert boyalı önünde cips standı duran bakkala girecekken Barlas’ın söylediği şeyle olduğum yerde kaldım.
“Ben magnum istiyorum! Hem de bademli.”
Gözlerim kocaman olurken hemen ona dönüp pişkin sırıtışına odaklandım. Ellerini cebine tıkmış şekilde benim suratıma bakarken homurdandım.
“Yuh! Ebesinin nikâhı!”
Birden keyifli keyifli yerinde sallanmayı bıraktı. Gözleri büyürken benden bu lafı beklemiyor olacak ki dudakları aralandı.
“Aa,” çıkarken ağzından, eliyle ağzını kapadı.
Biraz utanarak, “Ama yani sende abarttın ne deseydim?” diyerek kendimi açıkladım. Aynı zamanda utançtan parmaklarımla oynamaya başlamıştım.
“Bende seni hanım hanımcık sanardım.” dedikten sonra işaret parmağını sağa sola salladı sırıtarak. Asık suratımla o parmağını götüne sokarım demek vardı ama neyseki kendimi tutmuştum.
“Kibar kız rolünü öyle iyi oynadım ki...” dediğimde kafasını geriye atıp bir kahkaha patlattı.
Arkamı dönüp bakkala doğru ilerlediğimi gördüğünde pazarlık yapmak istercesine bağırdı. “Tamam madem, meybuz al bana!”
Dondurma dolabının önüne geldiğimde ucuz ve kenara itilmiş meybuzlarla, öteki tarafa özenle dizilmiş magnumlarla bakıştım.
Kararsızlık içinde kalakalırken belki bedava çıkar diye elim magnumların olduğu tarafa gitti. Barlas bana bir sürü jest yaparken bir tanecik magnumu ona çok görmemeliydim.
İki tane magnumu dolaptan çıkardıktan sonra iki yüzlüğü içim acıyarak kasada maç izleyen abiye uzattım. Ellili yaşlarda aksi suratlı, çekirdek keyfini böldüğümden neredeyse yüzüme tükürecek bir abiydi kasanın başında duran.
Para üstünü eliyle uzatmaya üşendiğinden tabiri caizse önüme fırlatıp gözlerini belerterek maçı izlemeye devam etti.
Sinirli sinirli bakkaldan çıkarken kapının önünde beni bekleyen Barlas’ı görmek mutlu olmama yetmişti.
Hemen gözleri gülerken, “Ne aldın göster bakayım!” diyerek hevesle yanıma adımladı.
Poşeti yüzüme kadar kaldırırken hevesle sağa sola salladım. Gözleri dondurmalara kayarken şaşkınlıkla kaşları havalandı.
“Vay vay vay! Magnum almışsın.”
Sırıttım sonra poşetten bademli olanını ona uzattım. “Bir jest yapmak istedim.”
Hemen paketi açıp dondurmasını çıkarırken güldüm. “Dur, sakin ol.”
O da bana bakarken gülümsedi. Sonrasında bakışlarını çekmeden dondurmasını ısırdı.
Bakışlarından kaçmak istediğim için ilgimi ondan çekip kendi dondurmamla ilgilendim.
Barlas ne zamanki bakışlarını benden çekip önüne döndüğünde hâlâ daha paketi açmaya çalışıyordum.
“Seninleyken...”
Birden parmaklarım paketi açmayı bıraktı.
Benimleyken?
Işık hızında kafamı ona çevirdim. “Benimleyken ne?”
Yutkundu, “Seninleyken çocuklaşmayı seviyorum.”
Gözlerimi hızlı hızlı kırpıştırmaya başladım. Kalbim eskisinden daha hızlı atıyordu. İlk defa bana dair sevdiği bir şeyi kendi kulaklarımla duyabiliyordum.
Belki birebir bir aşk itirafı değildi ama bu bile beni heyecanlandırmaya yetmişti.
Dondurmasını yerken bakışlarını kaçırıp önüne döndü. Ben ise ağzının içine düşecek durumdaydım.
Daha söylemek istediği şeyler olmalıydı. Burada duramazdık.
“Seninleyken yetişkinliğin getirdiği o yorgun kişiliğimi rafa kaldırabiliyorum. Bazen sorumluluklarım artıyor, kendimi yorgun hissediyorum. İnsan arada bir içinden geldiği gibi davranmak istiyor.”
Ailesinden uzakta, kendi ayaklarının üstünde durmaya çalışan genç bir adamdı.
Gülümsedim, bana karşı açık olması hoşuma gitmişti. Ama bu noktada aklıma bir şey takıldı.
Sormanın sırası diye düşündüm. Çünkü her şeyin zamanını bekledikçe kaçırıyordum.
“Benimleyken böyle olman gerek. Yanımda yetişkin bir adam olsaydı bu kadar eğlenemezdim. Ama...”
Ben duraksarken Barlas ne diyeceğimi merakla bekliyordu.
“Bazen beni hâlâ 13 yaşında gördüğünü düşünüyorum. Bana küçük bir kız çocuğuymuşum gibi davranmanı istemiyorum.”
“Seni öyle görmüyorum.” dedi hiç beklemeden, gözlerini çekmeden.
Kendinden o kadar emin ve hızlı söylemişti ki bunu, bir anlığına içim içime sığmamıştı. Sonrasında bunu söylediği için pişman olmuş gibi gözlerini kapattı.
“Beni nasıl görüyorsun? 18 yaşında genç bir kız olarak görebiliyor musun?” dedim birden. Şu esnada bunları sorduğuma ben bile inanamıyordum.
Dudakları tek çizgi oldu. Ne diyeceğini merakla beklerken birden gözleri parmaklarıyla tuttuğu çubuğa değdi.
“Oha! Bedava!”
Sanki az önce ne konuştuğumuzu unutmuş gibi hevesle, “Valla mı!” diye yükseldim.
“Evet!” derken eliyle yes hareketi yapıp güldü. Bu esnada ben de elimle avcundaki dondurma çubuğuna uzandım.
“Hey! Napıyorsun?” diye sorduğunda ona boş gözlerle baktım.
“Napıyor olabilirim? Bu dondurmayı kendi uğurlu ellerimle seçtiğime göre bedavayı ben alabilirim.”
Sanki canına kast edecekmişim gibi geriye kaçtı.
“Bak sen! Bu dondurma benimdi bir kere. Bedava da benimdir.”
Hemen çirkef bir surat ifadesiyle, “Seçen de benim bir kere!” diyerek yükseldim.
Sırıttı.
“Nasıl olsa alamayacaksın. İstiyorsan dene, “ dedi.
Gözlerimi kısıp onu kovalamaya başladığımda elindeki çubuğu bırakmadan kahkaha atıyordu.
