47. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

47

Ecrin S.

Bugün de 4 bölüm attım onları atlamayın lütfen. İyi okumalar canlarım. Oy ver yorumlarınızı ihmal etmeyinn

Abimin Kankası 47. Bölüm

Eve öyle bir aceleyle çıkıyordum ki basamaklara vuran ayaklarımın sesi bütün apartmanda duyuluyordu. Elimi korkuluklardan çekmeden sürüklerken yukarıya doğru baktım.

İkinci kattaydı evi.

Onca yıldır kaldığı bu apartmandan ayrılacak olması beni bu kadar üzüyorsa eminim onu daha çok üzüyordu. Ergenliğinin son zamanlarında, ailesiyle beraber burada yaşamaya başlamışlardı. Artık genç bir adamdı. Kendi başının çaresine bakabilmeliydi. Gitmek gibi bir yolu tercih etmemeliydi.

Sonunda onun dairesine ulaştığımda hafif aralık kapıyla bakışmıştım. Kalbimin hızı birden kendisini aşmıştı. Elimi kapıya attıktan sonra direkt ittirmeden önce boşluktan içeriye doğru bakındım.

Zemindeki laminat çıplak parkelerle bakışmıştım ilk olarak. Kapının yan tarafına koyduğu ahşap ayakkabılık artık yerinde değildi. Buradan gözüktüğü kadarıyla evde olup olmadığıyla ilgili bir tahminde bulunamıyordum.

Ama ev boşalmıştı.

O kadar korkuyordum ki gidiyorsa en azından abimle vedalaşabileceğini bile düşünemiyordum. Beni öylece bırakıp gitme ihtimali varsa da abim için böyle bir söz konusu olamazdı.

Boş salonda yürürken adımlarımı salona doğru çevirmiştim. Kapısı sonuna kadar açıktı. Odanın önüne gelip içeriye girdiğimde onu gördüm.

Sırtı bomboş, beyaz duvara yaslıydı. Yere çökmüştü çünkü odada oturabileceği hiçbir şey yoktu. Birkaç parça kişisel eşyası dışında odada zaten bir eşya kalmamıştı. Çıplak ayaklarının altı hafif kirlenmişti. Yüzünü diz kapaklarını kendine çekip öylece gömdüğü için beni görmemişti.

Yutkundum. İçime onu böyle görmenin kederi düşmüştü. Ama onun kadar ağır basan bir his daha vardı. Onu çok özlemiştim. Dilimle dudaklarımı yalarken sessizce bir nefes verdim.

Gözlerim hafiften dolarken iki elimi de belime koydum.

Beyaz, bez ayakkabılarımla bakışırken sanki odadaki varlığımı hissetmiş gibi birden yüzünü kaldırdı. Göz göze geldiğimizde yüzü önce kasıldı sonrasında gittikçe gevşedi.

Dudağının kenarı manalı bir şekilde kıvrıldığında bende karşılık verdim.

“Gittin sandım,” dedim onu burada görmenin rahatlığını yaşayıp pelte gibi kalıverirken.

Güldü mutluluktan uzak bir suratla. Yüzü onu en son gördüğüm zamandan daha farklıydı. Eskisiden olan ve onu yaramaz bir çocuk gibi gösteren hayat enerjisini kaybetmişti.

Artık yorgun, yetişkin bir adam gibi gözüküyordu.

Gözlerinin altı morarmış, dağınık bir ruh hâlinde olduğunu her şekilde görebiliyordum.

“Gidecektim ama ailem izin vermiyor.” dedi boğuk bir sesle.

“İyi ki vermiyorlar desem ne düşünürdün?”

Sorduğum soru onu hâlâ unutamadığımdan tutun, onu hâlâ seviyor olduğumu kanıtlar nitelikteydi.

Onun da bunu anladığını ışıl ışıl parlamaya başlayan gözlerinden anlayabiliyordum. Sanki kaybettiğinden bahsettiğim hayat enerjisi bu söylediğim şeyle tekrardan yerleşmişti gözlerine.

“Ben de gelmeyeceksin zannetmiştim. Kafanda bitirmeyi başardın sandım,” dedi.

Beni beklemiş miydi?

“İflas haberini daha bugün öğrendim. Eğer daha önce öğrenseydim yine gelirdim.”

Tereddütsüz bir şekilde bunları söylemek bir yandan da gurursuzluktu. Ama hiçbir zaman beni itelemediği veya beni sevmediğini söylemediği için ondan çok da uzaklaşamıyordum.

“Biz birbirimizi ne zaman görsek hep aynı noktaya dönüyoruz farkında mısın?”

Söylediği şeye karşılık bir şey diyemedim. Tek yapabildiğim haklılığı karşısında başımı sallamaktı.

Yanına yaklaşıp onun gibi yere çöktüm.

“Belki ben biraz kararlı olsaydım aynı noktaya dönmezdik,” diye yakınma ihtiyacı duydum.

Yan profilimi izlediğini hissederken dizlerimi kendime doğru çektim.

“Ne olacak şimdi?” diye sordum ona dönmeden.

Hayıflanır gibi bir nefes verdi dudaklarının arasından, “Bilmiyorum. Ne yapmam gerektiğini hiç bilmiyorum. İki gün içinde evden çıkmam gerekiyor, bütün eşyaları götürüyorlar. Emlakçıyla görüşüp kiralık ev aramam lazım, ailem ne durumda bana bir şey anlatmıyorlar. Burada böylece duruyorum.”

Bir anda bütün içini dökerken tamamen ona odaklanmıştım. Stresini, bundan sonra ne olacağına dair duyduğu endişeyi anlayabiliyordum.

Ama ona destek olmak için yapabileceğim ne vardı ki?

O anda birden hatırladım. Abim, Barlas’ın durumlar düzelene ve kiralık ev bulana kadar bizde kalmasını istediğini söylemişti.

Ben de buna razı olarak yeterince destek olabilirdim. Bizimle beraber bir süre kalır, işler düzelince ona bu mahallede bir ev bulurduk.

O hâlâ anlatırken ona doğru dönüp elimle diz kapağını tuttum. Bana bakakaldığında gülümsedim.

“İşler düzelene kadar bizimle kal Barlas. Annem, babam zaten seni tanıyor, çok da seviyorlar. Yeni bir ev bulana kadar bizimle kal.”

Gözleri ağır ağır yüzümde gezindi. Gülümseyen suratım gittikçe bozulurken hafiften kaşlarımı çattım. Elimi diz kapağından çekerken, “N’oldu?” diye sordum.

“Beni her gün görmek ister misin?” diye sordu.

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Utana sıkıla, “Sence?” diye sorduğumda sırıtmaya başladı. Gözlerini etrafa kaçırdığında ikimizde ne diyeceğimizi bilemiyorduk.

Tuhaf bir sessizlik vardı aramızda. Aslında hem benim hem de onun söylemek istediği çok şey vardı ama bir yerden açıp deşemiyorduk aramızdaki mevzuyu.

“Ama,”

“Ama,”

İkimiz de bu bağlaçla başlayan bir cümle kurduğumuzda sinir bozukluğuyla güldüm.

O da bana bakmaya çekinirken, “Hiç çekme o gözlerini,” dedim.

“Devamını getir bakalım,” dedi o da istediğim gibi bana baktıktan sonra.

“Bu böyle nereye kadar gidecek?”

Soruyu ona sorsam da aslında ben de düşünüyordum cevabı. Bu durum sadece onun suçu değildi, benim de suçumdu.

İşler düzelene kadar her gün yüz yüze görüşeceksek bizim durumumuz gerçekten ne olacaktı?

“Bilmiyorum.” dediğinde suratımı asarak tekrardan sırtımı duvara yasladım.

Kollarımı göğsümde birleştirip, “Bil! Bir kerede bil ya!” dedim sinirli bir çocuk gibi.

Sonra hızımı alamadan devam ettim, “Evet, şimdi her şey tıkırında gidiyor olabilir. Birbirimizi unutmakta zorlanıyor olabiliriz.”

Dişlerimi sürttüm birbirine.

“Ama bir gün hayatıma veya hayatına biri gireceği zaman ne yapacaksın? Yoksa ölene kadar yanına gelmemi mi bekleyeceksin?”

Yüzü gerildi.

Bu senaryoyu düşündüğünü anlayabiliyordum.

“Hayatıma birinin gireceğini zannetmiyorum.”

Alayla kıkırdadım, “Hep öyle derler!”

Şaşkınlıktan dudaklarını araladı, “Ne demek öyle derler? Başka kim dedi ki bunu sana!”

“Hah!” dedim sinirle. Elimle duvara bir tane yapıştırdım.

“Kitaptakiler der! Dizilerdeki oğlanlar der! Senin yüzünden henüz başka bir erkekle ilişki kuramadığım için gerçek hayattan örnek veremiyorum kusura bakma!”

Avazım çıktığı kadar çemkiriyordum. O da benim kadar yükseliyor, hâlâ daha bana kimin böyle söylediğini sorguluyordu.

“Başlatma kitapmış, dizi karakteriymiş! Biri söylemiş bunu sana! Kim söyledi?”

Öfkeden zar zor nefes alırken yine duvarı yumruklamaya devam ettim.

Oda boş olduğu için sert sesim bütün eve yayılıyordu. O da benim kadar bağırıyor, açık camdan sesimiz sokakta duyuluyordu.

“Bak daha olmayan birine bile bu kadar yükseliyorsun Barlas! Durumun farkında değil misin? Madem beni seviyorsun, bir gün hayatımda biri olunca ne yapacaksın? Sonsuza kadar buna dayanacağımı falan mı düşünüyorsun!”

O da duvara bir tane yapıştırdı sinirle. Bembeyaz suratı patlıcan gibi morarmıştı.

“Daha şimdi bunun düşüncesine bile katlanamıyorsun! Ama bir gün abimle beraber benim evime ziyarete gelince ne yapacaksın? Çocuklarımı mı seveceksin?”

“Başka adamla evlenip bir de çocuk mu yapacaksın?” dedi öfkeden kudururken.

Delirmiş gibi kahkaha patlattım.

“Ya sen ne sanıyordun? Yaşlı kadın olana kadar seni mi bekleyeceğim ben! Evlenip çocuk yapacağım tabi! Seveceğim başka insanları da. Onlarla yaşlanacağım.”

“Sus!” diye suratıma bağırdığında ben de ona yaklaşıp, “Susmayacağım,” diye bağırdım.

Nefesi yüzüme yayılırken damarlanan gözlerine baktım.

Bağırmaktan ikimizin de sesi kısılmışken, “Abimle beni bayram ziyaretine gelip çocuklarıma dayılık yaparsın!” dedim. Sesim çatallışmıştı artık.

“Sus!”

“Susmayacağım Barlas, susmayacağım!”

“Peki!” dedi. “Madem susmuyorsun!” dedi sonra.

Bağırmaya bir son verirken kaşlarımı çatmıştım.

Bunun derdi neydi böyle?

“Noluyor be?” diyerek çemkirirken kaşlarını kaldırıp iki eliyle yüzümü kavradı.

Bu noktada ne yapacağını anlarken beni sertçe kendine çekip dudaklarıma yapıştı.

Gözlerimi anında kapatırken kalbim gümbür gümbür atıyordu.

Başımı hafifçe kaldırdıktan sonra dudaklarını oynattı. Resmen intikam alır gibi sert bir şekilde beni öpüyordu.

Nefes almam için kısa bir ara verirken dudaklarıma soğuk nefesi vurdu. Kıvrılan dudakları arasından alaylı bir sesle konuştu sonra.

“Sakın,”

“Sakın, bir daha başka bir erkekten bahsetme bana.”