44. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

44

Ecrin S.

Helloo,

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınn!

Abimin Kankası 44. Bölüm

Zaman gerçekten durmuştu.

Yavaşlamakta denmezdi buna. Hayatımda ilk defa bu kadar anın içinde bulunduğumu hissedebiliyordum.

Bütün vücudum heyecandan alarma geçmişti. Ayak parmaklarıma kadar elektrik akımına kapılmış gibi hissediyordum.

Şu anda toprağın üstünde bulunuyor olmam bile durumu kurtarmıyordu.

Her şey bir anda gerçekleşmişti. Onu öpme fikri aklıma düştüğü an tereddüt etmeden yapmıştım. Açık konuşmak gerekirse bu fikir ilk kez düşmemişti aklıma.

Sadece bugün, bunu yapacak cesareti bulmuştum.

Kalbim tekliyor, midemde kocaman bir boşluk hissediyordum. Bugün her şeyi itiraf edecek olduğumu düşündüğümden stres her yanımı sarmıştı.

Ama onu öpmeden kısa bir an önce gevşemiştim.

Şu anda da hâlâ dudaklarımı geri çekmiyordum. Bir şey bekliyordum. Ne bileyim beni sarhoşken öptüğü zaman gibi tutkuyla ilerletmesini istiyordum. Belki de dudaklarının kıvrılmasını ve bana karşılık vermesini.

Ama şu an tek yaptığı geri çekilmese bile herhangi bir karşılık vermeden durmaktı.

Avuç içlerinden biri toprağa dayalı yerden destek alıyordu. Ben de hafifçe onun üzerine eğilmiş durumdaydım.

Birkaç saniye daha böyle geçtikten sonra birden yüreğime bir korku düştü. Saniyeler geçtikçe bu his içime daha çok çökerken kendimi geri çektim.

Kafamın içinden o kadar çok düşünce geçiyordu ki göz bebeklerim hızlıca yüzünde gezindi. Bir işaret aramaya çalıştım.

Şoktan karşılık veremediğine dair.

Bir yandan da hissettiğim o korkunç his omuzlarımın hayal kırıklığıyla çökmesine neden oldu.

Dudakları hafif aralıkken benim bakışlarım üzerine hayıflanır gibi bir nefes verdi ve gözlerini yumdu.

Kendimi ondan daha da uzaklaştırdıktan sonra korkuyla yutkundum.

Bana tekrar bakmaya başldığında gözlerim çoktan dolmuştu. Kendimi o kadar değersiz hissediyordum ki şu anda kalkıp gitmemek için kendimi zor tutuyordum.

Tek bir söz bile söylemeden hislerini bana geçirmişti. Tıpkı benim de kendi hislerimi söz söylemeden, sadece onu öperek geçirmem gibi.

Ellerimi yumruk yapıp yerden destek alırken bana bakmaya devam ediyordu.

“Bunun olmasından korkuyordum,” dedi. Üzgünlüğünü görmek beni öfkelendirmişti.

Dudaklarımı ağlamamak için ısırırken kaşlarımı kaldırdım alayla.

“Neyden korkuyordun tam olarak?”

Bunu söyledikten sonra sesim kontrolden çıktı. Titriyordu ve bunu engelleyemiyordum.

“Hani sarhoş olduğun ve beni çağırdığın o gün, hiçbir şey hatırlamadığını iddia ettiğin o gün var ya. O gün sen öptün beni.”

Bunu söyledikten sonra öfkeyle bağırdım.

“Daha önce kendi yaptığın şeyin olmasından nasıl korkarsın?!”

Gözleri hararetle yüzümü takip ederken öfkeden kıpkırmızı kesildiğime emindim.

Ama bu noktada kafama takılan şey bu bilgiye hiç şaşırmamasıydı. Az önce baktığı gibi bakmaya devam ediyordu.

Sanki bunu zaten biliyormuş gibi.

O an bir şeyler kafama dank etti. Daha öncesinde de her şeyi hatırlıyor olma ihtimalinden şüphelenmiştim. Ama öylesine hiçbir şey yokmuş gibi davranıp konuşmuştu ki bütün şüphelerim bir çırpıda yok olmuştu.

Bütün hazırsızlıklığımla suratına baktım. Bir an için içimde ona karşı gerçekten çok net bir öfke hissettim. Ona olan sevgimden vazgeçme kararını bana aldırabilecek kadar güçlü bir öfkeydi bu. Hislerinden vazgeçmenin ve onları atlatmanın yeterince zor olduğunun farkındaydım. Ama bunun için istek duymak hiç de zor değildi.

“Hatırlıyordun,” diye fısıldadım kendimi aptal yerine konmuş gibi hissederken.

Cevap vermedi. Suskunluğunun bir onay olduğunu hissederken boş gözlerle suratına baktım. “Beni öptüğünü hatırlıyordun,” diye mırıldandım tekrar. Bu cümlenin gerçek olduğunu anlamak için daha kaç kere söylemem gerektiğini bilmiyordum.

“Niye hiçbir şey olmamış gibi davrandın? Hatırladığını ima ettiğimde seni yalancı çıkarmışım gibi öfkelendin! Neden ya neden, şimdi niye beni öylece ortada bırakıyorsun?” dedim ağzını açıp bana cevap vermesini isterken.

Aynı zamanda bana karşılık vermemesinin, beni öptüğünü hatırladığı halde yoluna hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi ve beni bu konuda kusursuz bir şekilde kandırması gururumu çok kırmıştı. Bunu sorduktan sonra ayağa fırlayıp onu arkamda bıraktım. Saniyeler sonra beni kendine doğru çevirdiğinde onu sertçe göğsünden itekledim.

Normalde bu sert ittirişim onu biraz bile hareket ettiremeyecek olsa da şu an geriye doğru savurmuştu. Gözlerim dolduğundan, “Anlat,” diye fısıldadım. Yüzünü yerden kaldırırken kızarmış gözleriyle suratıma baktı.

“Olmaz,” dedi sadece. Başını hafifçe sağa yatırdı ve gözlerini etrafta gezdirdi aceleyle. “Olmayacağını biliyorsun.”

Eliyle yüzünü ovaladıktan sonra ağlamamak için başımı yukarı doğru kaldırdım. Kelimelerin arasına molalar ekleyerek konuşmaya başladım. “Olmayacağını biliyorsan geri çekilecektin. Bu kadar ilerledikten sonra olmaz diyerek bırakamazsın.”

Suratımı buruşturdum. Çimlerin üstündeki pastaya, az önce bunların olmamasını dileyerek üfleyip söndürdüğüm mumlara, Barlas’ın yüzündeki acımayı ışığıyla gösteren sokak lambasında gezdirdim gözlerimi ağır ağır.

Boğazım düğüm düğüm olmuştu. Dudaklarım, gözlerimden akan yaşlarımdan dolayı ıslanmaya başlarken içimdeki rahatlamışlık hissiyle gözlerimi kırptım. O kadar zamandır her şeyi içimde tuttuğum için bu rahatlama hissine şaşırmıyordum. Ama içimin yanmaya başlaması her an hislerimi söyleyecek olma gerginliğinden çok daha kötüydü.

Çünkü onun masum, heyecanlı bir tarafı vardı. Ama şimdi yüzüme bakarak olmayacağını söylediğinde onunla kurduğum dünyam başıma yıkılmıştı.

“Geri çekilmeyi denedim, her zaman geri çekildim. Eğer ayık olsaydım o gün de geri çekilirdim. Sarhoşken kendimi tutamadım. Yapmamam gereken bir şey yaptım. Pişmanım.”

Ellerini iki yana açarken ne yapabilirdim dercesine omuzlarını kaldırdı.

Ona boş boş baktım. “Beni öptüğün için pişman mısın?”

Kollarını geri indirdi. Suratı düşerken, “Bunun cevabını verirsem her şey daha çok zorlaşır. Bir gün bundan bahsedersen her şeyi yalanlayacağım demiştim.” dedi.

Kısık sesle mırıldandı, “Ama yalan söylemek istemiyorum. Sorma o yüzden, sorarsan birkaç kere yalan söylerim. Söylersem benden nefret edersin. Yoluna çıkarsam yolunu değiştirirsin. Ben de buna dayanamam. Bir yere kadar dayanırım. Sonra yapamam.”

Kafamı başka tarafa çevirdim. Ondan nefret etmek istiyordum.

“Sen sadece korkaksın. Korkak olduğun için yapamam diyorsun. Abimden korkuyorsun.”

Kafasını hayır anlamında sağa sola salladı ağır ağır. “Ben sadece senin mutlu olmanı istiyorum. Hayatına bakmanı, kendi yoluna odaklanmanı istiyorum. Sınavını atlattın, güzel bir üniversite hayatı geçirmeni istiyorum. Neden olmayacağına odaklanma, bir cevap arama. Hayatın akışına kapıl sadece.”

Sinirden kahkaha attım. “Sırf bencil olduğun için bunca zamandır senden hoşlandığımı anlamana rağmen benden geri durmadın. Gerçekten denemedin bile! Hatta ben bugün seni öpmesem hiçbir zaman da geri durmayacaktın!”

İç çekti, “Bir gün mutlaka olacaktı. Bu zamana kadar bencillik yaptım.”

İşaret parmağımla göğsüne vurdum, “Niye bu kadar korkaksın!? Eğer bana karşı gerçekten bir şeyler hissediyor olsan bu kadar korkmazdın! Sırf senin bencilliğin yüzünden o kadar umutlandım. En azından sende risk alır ve denersin sanmıştım. Öncesinde hiçbir şey olamayacağını söyleseydin bu raddeye gelmezdik!”

Eli işaret parmağımı sararken parmaklarımı gevşettim yavaşça.

“Söylemek içimden gelmedi hiçbir zaman.” dedi sakince.

Aramızdaki mesafe yakındı. Ama birkaç dakika önce beni heyecanlandırırken şimdi öfkemi körüklemekten başka bir işe yaramıyordu.

Beni en çok sinirlendiren şey rahatça bencil olduğunu dile getirmesiydi.

“Sırf bencilliğin yüzünden kendimi ne kadar kötü hissettiğimi anlamıyor musun? Bunu niye bu kadar rahat söylüyorsun Barlas? Korkaklığın yüzünden, bencilliğin yüzünden geldiğimiz hâli görmüyor musun?”

Cevap veremedi.

Buna şaşırmamıştım. İçimi çekerken buruk bir şekilde ona baktım.

“Senin için en iyisi ne olacaksa o olmalı. Bencilliğimin de bir sınırı var,” dedi yavaşça.

Kafamı salladım.

“Korkaksın Barlas. Ne yazık ki çok korkaksın.”

Bunu dedikten sonra arkamı dönüp bir adım attım onun tersi yönde.

Sonra bir adım daha attım.

Ben adım attıkça bekliyordu ama peşimden de gelmiyordu.

Bu da bir cevaptı bana.

O gerçekten adım atamayacak kadar korkaktı.

☆☆☆

Valla ne düşünüyorsunuz merak ettim. Ama bana göre direkt olabilecek bir çift değillerdi.