27. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
27
Abimin Kankası 27. Bölüm
“Orada bir şey var!”
Korkuyla bakarak orada gördüğüm şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Aklımdan binbir türlü ihtimal geçerken pek sakin kalamadığımdan ötürü ağzımdan tuhaf sesler çıkıyordu.
Yerdeki karaltı ve asfalta dökülen koyu renkli sıvının ne olduğunu anlamam zor olmamıştı.
Asfalta dökülen ve yayılan şey kandı. Bu da benim korkudan küçük dilimi yutmama sebep olmuştu.
Ne yapacağımı şaşırırken Barlas yutkundu ve sonra eliyle kapıya uzandı. Yeşil gözleri iyice büyümüştü. Anlaşılan o da benim kadar korkmuştu.
Kalbim gümbür gümbür atarken elimle koluna dokundum. Birazdan kalkışacağı arabadan inme eylemine kesinlikle engel olacaktım çünkü ben çok fazla gerilim dizisi izlemiştim.
Arabadan indiği gibi ölme ihtimali yüzde bir milyon artıyordu.
Hatta bu korkum öyle bir boyuta ulaştı ki Barlas acıyla inledi, “Ah! Kolum,”
Yutkunurken gözlerimi camdan gördüğüm karaltıdan çektim.
Stresten karnımın ağrıdığı dakikalarda Barlas’ın kolunu fazla sıkmış olmalıydım.
“Özür dilerim,” dedim ağzımın içinde kelimeleri geveleyerek. Bir yandan da yüzüne dikkatle bakıyordum.
“Deniz... Oradaki şeyin ne olduğuna bakmamız gerekiyor.”
Gerekiyor mu?
Öyle bir gereklilik olduğunu kim söylemişti ki?
“Kafayı mı yedin sen?” dedim sessizce. Bağırmıyordum çünkü hissettiğim korku çok büyüktü.
“Zannettiğimiz gibi olmayabilir. Ben inip bakayım,”
“Mal,” dedim tekrardan fısıltıyla. “Sen salak mısın ya? Bir de o kadar üniversite falan okuyorsun! Arabadan indiğin gibi geberip gidersin ve emin ol, ben sana bakmak için arabadan inemem.”
Gözleri büyüdü şokla, “Nasıl yani? Burada, öylece bekleyecek misin?”
Yutkundum. Sanırım faka basmıştım. Ama canımı seviyordum, ne yapmamı bekliyordu ki?
“Arabadan inecek kadar salak olursan benim yapabileceğim bir şey yok.”
Bir yandan da ellerimi iki yana kaldırdım, suç bende değil dercesine.
Barlas ise kafasını eğip asfalttaki karaltıya odaklandı. “Yerdeki şeyin ne olduğundan emin değiliz. Eğer tahminimiz doğruysa arabadan inip ona yardım etmeliyiz. Korkumuz yüzünden canını kaybedebilir.”
Ürkek bir şekilde ona baktım, “Buradan inersek biz de kaybedebiliriz.”
Ofladı. Yeşil gözlerini kısmış, beni izliyordu. Ama benim ne kadar korktuğumu bence anlamıyordu.
Benim gördüğüm manzaraya göre şu anda çöp kutusunun yanında bir ceset ve hemen yakınlarında yeni kurbanlar arayan bir katil vardı. Ancak Barlas bu mantıkla bakamıyordu olaya.
Eğer ona ikna olur ve ikimiz de arabadan inersek belki de bu onu son görüşüm olurdu. Bir an için tüm korkumu unuttum ve esmer tenine göz gezdirdim. Hafif çıkan sakallarını eliyle sıvazladığında gözlerim pembe ve ince dudaklarına kaydı.
Her insanda olduğu gibi çenesinin üstündeki, bir erkeğe yakışan ince dudaklar...
Ölmeden önce ilk ve son öpücük...
Yutkundum. Bu nasıl bir istekti böyle? Resmen onu öpmek istiyordum. Elimle kapıya tutunurken dudaklarımı yaladım.
Hayır, hayır kesinlikle kendime engel olmalıydım. Şu an öleceğimi sansam da belki de buradan sağ salim çıkacaktım.
O hâlde onu öpmek ölüm fermanımı imzalamak olurdu.
Derin bir nefes aldıktan sonra kendime geldim ve elimi kapıdan çektim. Ne pahasına olursa olsun onu öpmeyecektim.
Barlas bana ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bakarken tedirgince gülümsedim. Allah’tan kafamın içinden neler geçtiğini bilmiyordu.
“Deniz... Sen arabada bekle, ben inip bakacağım. Eğer tahminimiz doğruysa ambulans çağıracağız.” dedi sakin bir ses tonuyla.
Ofladım, “Sen inmeden çağırsak olmaz mı?”
Kafasını sağa sola salladı, “Karanlıktan hiçbir şey görünmüyor. Ne olduğunu anlamalıyız önce.”
“İyi, peki. Ölmek istiyorsan buyur git.”
Kollarımı göğsümde bağlayıp sırtımı geriye yasladığımda hafifçe tebessüm etti.
“Şu an trip mi atıyorsun bana?”
Kafamı kaldırıp sırıtan yüzünü izledim. Eliyle direksiyonu kavrarken gülümsemeye devam etti.
“Anlaşılan sen bana baya değer veriyorsun.”
Bembeyaz dişlerini bana göstermeye devam ettiğinde ona boş boş baktım. “Gerizekalı mısın? Ölmeni isteyecek hâlim yok.”
Vay be!
Müthiş performans sergiliyordum. Çünkü onun için ölüp bittiğimi gizlemek konusunda harika gidiyordum.
Omzunu silkti, “Ben iniyorum, bir şey olmayacak merak etme.”
Ellerini direksiyondan çektikten sonra kapıya uzandı ve arabadan çıktı.
Stresten dişimle dudağımı kemirdiğim saniyelerde oturduğum koltuk adeta batmaya başladı. Ve zihnim neden burada durduğumu sorgularken elim acilen kapıya uzandı.
Onu öylece, savunmasız bir hâlde bırakamazdım. Benimle beraber kendisini daha savunmasız hissedeceğinden emin olsam da bence yalnız hissetmesinden iyiydi.
Elimle kapıyı açtıktan sonra nefesimi tutarak çöp kutusunun yanındaki karaltıya odaklandım. Kapıyı arkamda kapatırken üstümdeki cekete sarıldım.
Hey!
O şey neydi?
Minik iniltiler, yerde gittikçe yayılan sıvı...
Barlas adım adım çöp kutusuna yaklaşıp yere çömeldiğinde nefesimi tuttum.
Çünkü yerde yatan şey sandığımız gibi insan cesedi değil, zavallı; siyah bir köpekti.
“Oğlum, kıyamam sana,”
Barlas acı dolu bir sesle köpeğin yüzünü avuçladığında içimden kendime küfür ettim. Dakikalardır onu oyaladığım için kendimi koca bir aptal gibi hissediyordum.
Barlas diz kapaklarını asfalta yaslayıp köpeğin yarasını görmeye çalıştı. Bende öylece dikilmeye bir son verip onun gibi yere eğildim.
Siyah, gözleri kömürü andıran köpeğin bakışları o kadar acıklıydı ki boğazıma kocaman bir yumru oturdu.
“Canı çok acıyor olmalı,” diye mırıldandım hüzün dolu bir sesle.
“Hemen arabaya bindirip veterinere götürmeliyiz. Yarası derin gözüküyor.”
Barlas köpeğin başını okşarken ben şokla ona baktım.
“Ya sen veterinerlik okumuyor musun? Düzelt çabuk, canı acıyor. O kadar bekleyemez.”
Bana inanamaz gibi baktı. “Ben birinci sınıfım! Daha üç senem var okulun bitmesine. Ne yapmamı bekliyorsun?”
Ağzım açıldı, “Banane bir şeyler yap.”
Dudaklarını yalayıp sabır diledikten sonra tekrar konuştu, “Sen korkundan dolayı bizi bir saat oyalamasan bu kadar canı acımazdı.”
Gözlerimi kıstım ve ona baktım hiddetle.
Bu söz, bu sözü söylemeyecektin işte!
