30. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

30

Ecrin S.

29 uncu bölümü de az önce attım. Onu atlamayın. Yorum atarak beni mutlu edebilirsiniz. İyi okumalar canlarım ❤️😘

Abimin Kankası 30. Bölüm

Aynanın karşısında gittikçe gözüme daha da kötü görünen morluğu incelerken yüzüm iyice asılmıştı. Kafa kafaya çarpışmamızda benim beynimin bir dağılmadığı kalmışken Barlas’ın kafası hiçbir hasar almamıştı.

İçeriye geçip oflayarak karşımdaki programı izlemeye devam ettiğim sırada Barlas sanki hissetmiş gibi salonun kapısında belirdi. “Benim programım başlayacak,” dedikten sonra ortamızda Sirius’u bırakacak şekilde benden on yirmi santim uzak bir şekilde koltuğa yayıldı. Sonrasında kafasını geriye yaslayıp bana doğru döndü.

Eliyle kumandayı işaret ettikten sonra parmağını hareket ettirdi ona uzatmam için. Ayaklarımı keyifle uzattıktan sonra kumandayı göbeğimin üstünde tutmaya devam ettim.

“Hey! Program başlayacak,” dediğinde omzumu silkerek yüzümü televizyona döndüm. “Valla daha yeni kaldırdım kafamı dersten. Biraz keyif zamanı.”

“Bu televizyonun benim olduğunu hatırlatmam gerekiyormuş gibi hissettim,” dedikten sonra ciddi olup olmadığımı anlamaya çalıştı. Ama ben gayet ciddi olduğumdan parmaklarımı göbeğimin üstündeki kumandaya sardım. Barlas da bu hareketimi fark etmiş olacak ki eliyle direkt olarak kumandaya uzandı. Hemen diğer tarafa doğru döndüğümde, “Kızım program başlayacak diyorum!” diye söylendi.

Eliyle uzanıp hala kumandayı yoklamaya devam ederken, “Of sen zaten tüm gün izledin. Azıcık televizyonunu paylaşsan ne olur ki?” diyerek çıkıştım ona. Ama bütün acıtasyonlarım boşa gittiğinden hala büyük bir istekle kumandaya uzanmaya çalışıyordu. Daha fazla ona engel olamayacağımı anlayınca elimle yüzünden itekledim. Şu an kedi köpek gibi bir kumanda için didişiyorduk. Yüzünü kurtarırken sakladığım kumandaya artık tüm kuvvetiyle saldırıyordu. Böyle olmayacağını fark edince uzanıp elini ısırdım.

“Sen delirmişsin! Ah!” diyerek elini geri çekerken bana hastalıklıymışım gibi baktı. “Şimdi Sirius’la seni sokağa atmak vardı.” diyerek öfkesini kusarken köpeği gösterdim. “Hadi bana kıyabilirsin anladım da ona nasıl kıyabilirsin ki?”

Kaşları çatık bir şekilde homurdandı, “Sanki başka bir seçeneğim var.”

Sırıttım. Bu köpek onda olduğu sürece her zaman bir sebebim olacaktı, evine damlamak için.

Kumandayı elimde sımsıkı tutmaya devam ederken dikkatimin dağıldığını fark etti ve ayaklarımı uzatıp keyfime baktığım an saldırıya geçti. Neye uğradığımı şaşırırken dehşetle kolumu geriye attım.

Barlas ise üzerime çullanırken kolunu ileriye atıp kumandaya uzandı.

Yüz yüze birbirimiz bakarken hayvan gibi sırıtıp elinde kumandayla beraber üstümden çekildi.

Kafamı tıpkı bir robot gibi televizyona döndükten sonra hiçbir şey diyemedim. Barlas ise kulağıma çirkin gelen bir kahkaha attı, “Nasıl aldım kumandayı!”

Keşke sadece kumandayı almış olsaydı.

Dizlerimi kendime çekerken hâlâ daha kalbimin ritmi aynı hızda devam ediyordu. Biraz sakinleşmeyi beklerken kapı zili çaldı.

Barlas birden kalkıp, “Maç vardı! Abinler geldi.” dedi heyecanla.

O kapıyı açmak için salondan çıkarken ben de tekrardan televizyona dönüp hüzünlü bakışlar attım. Barlas’ın televizyonu olmasına rağmen ona nazım geçerken abime karşı bunu başarabilmem imkansızdı.

Hele bir de maç varken programı izlemeye devam edeceğimi söylesem beni parçalardı.

Kaderimi kabullenirken yirmili yaşlarda, kirli sakallı bir erkek salona girdi. Herhalde bu Barlas’ın gelecek dediği çocuk, Yağız’dı.

Saçları epey kısaydı. Omzuna taktığı adidas sırt çantasını direkt kenara bıraktı.

Barlas’la tokalaştıktan sonra gözleri bana değdi.

Bu noktada hafifçe gülümseyip başımla selam verdim. “Merhaba.”

Aynı şekilde karşılık verirken soran gözlerle kafasını Barlas’a çevirdi. O da bunu bekliyor olacak ki anında açıklamaya girişti. Hani neden biraz bile yanlış anlamasına izin vermiyordu ki!

“Deniz, Barış’ın kız kardeşi.”

Başını salladıktan sonra tekrardan bana döndü, “İşten çıkınca gelecek abin. Az önce aradı. Ama maç gecesinde abinin seni burada isteyeceğini hiç sanmıyorum.”

Gözlerimi bu ne diyor der gibi kısarken ikisi de birbiriyle bakışıyordu.

Yarım kalan sözünü tamamlamayınca, “Nasıl yani?” dedim şüphe içinde.

Barlas hafif gergin bir şekilde gülümsedi. “İzlerken biraz kendinden geçiyor çünkü.” dedi.

Biraz düşünüp söylediklerinin fazlasıyla mantıklı olduğunu anladım. Üç tane erkeğin olduğu bir evde maç izleniyorsa aksini beklemem saçma olurdu.

Hele de bu üç erkeğin içinde benim abim varsa.

“Sanki kendinden geçen sadece abim değilmiş gibi geldi ama neyse,” dedim onlara ters ters bakarak.

İkisi de buna diyecek bir şey bulamazken dudağımı büzüp koltuktan kalktım.

“Peki, o hâlde ben sizi yalnız bırakayım ki siz rahat rahat sövün.”

Yağız sırıttıktan sonra saatine baktı. Yuvarlak bir suratı vardı. Hafif kilolu olmasına rağmen yüzüne yakışıyordu.

“Hava karardı. Nerede oturuyorsan bırakabilirim.”

Bunu birinden bekliyorum ama senden değil.

Barlas birden yüzünü asarken sonra kendisini toparlardı. “Yok tabii ben bırakırım. Bu saatte tek gidilmez.”

Yağız bu cevabı çok takmayıp kafasıyla Barlas’ı onayladığında içimden yüz bin kere yes çekiyordum.

Arkamı dönüp eşyalarımı toplamak için gidecekken birden zil çaldı. Anlaşılan abim gelmişti.

Barlas kapıya giderken Yağız’la göz göze geldim. Sanki bir şey söyleyecekmiş gibi olunca gözlerimi kısıp ona odaklandım ama arkadan abim girdiğinde vazgeçmişti.

İlgimi abime verirken gözleri bana değdi. Son girdiği işinde fazlasıyla yorulduğu belliydi. Siyah, kıpkısa saçları terden ıslak gözüküyordu. Yüzünü kirden arındırmak için acil yıkaması gerekiyordu.

Bütün gün sanayide perti çıkmış olmalıydı.

Bakışları normalde olduğundan daha tuhaftı. Hiçbir zaman bana sevgiyle baktığını söylemezdim ama şu an baktığı gibi de bakmazdı.

“Sen niye buradasın?” diye ters ters konuştuğunda suratım asıldı.

Anlaşılan işte kötü bir gün geçirmişti. Onun karakterine dair en sevmediğim şey kötü hissettiği zamanlarda iğrenç birine dönüşmesiydi. Dengesiz bir insan olması canımı sıkıyordu.

“Köpeği sevmek için geldim. Ama maç izleyecekmişsiniz eve döneceğim şimdi.”

Barlas’a döndü. “Alma şunu evine. Ders çalışması lazım hâlâ köpek sevme derdinde.”

Ciddi olmadığını düşündüm. O yüzden alayla baktım abime. “Of sanane ya! Çalışıyorum zaten.”

Yüzüme tükürmek ister gibi baktı. Birden midemde boşluk hissettim.

“Bir sikim çalıştığın yok. Babama yalvardın n’olur bir sene daha izin ver diye. Adam yine kıyamadı sana. Tek derdin gezip tozmak.”

Barlas abimin söylediklerine karşılık onu dürtükledi sertçe. “Barış iyi misin sen? Kız saatlerdir ders çalıştı burada. Kendine gel.”

Yutkundum, bakışları öyle bir iticiydi ki tek istediği sanki onunla aynı kandan değilmişim gibi beni yaralamaktı.

“Ben onun çalışmasını biliyorum. Bütün gün tek yaptığı evde oturmak. Hiçbir sikim yaptığı yok. Bir boku başaramazsın sen.”

Tırnaklarımı avcuma o kadar sert bir şekilde batıyordu ki acı sayesinde kendime gelmiştim.

Duyduklarım kendime asla söyleyemediğim, emeğimin karşılığını alamamaktan korktuğum her gün bana söylenmesinden korktuğum şeylerdi. Her gece o sınav anında hiçbir şey yapamadığım kabusuyla uyanırken şimdi göğsüm hızla inip kalkıyordu.

Barlas abimi iki omzundan tutup kendisine çevirdi. “Lan oğlum ne diyorsun sen! Kendine gel! Kardeşin bu sınav için iki senedir çalışıyor! İnsan düşmanına söylemez bunları.”

Onu omuzlarından delicesine sarsarken abim hâlâ bana bakıyordu.

Ben çalışmaktan kararan suratına hayal kırıklığıyla bakarken avcumda tırnaklarımı batırdığım yerler yanmaya başlamıştı.

“Geçen sene onca para onca masraf boşa gitti. Bu hayatta bir sikimde başarılı olamazsın sen. Çalışıyor olsan böyle mi olurdu?Köpek sevmeye geldim diyor bir de! Her gün sabahın köründe kalkan babama yazık. Adam hâlâ kızım başaracak diyor.”

Burnum sızladı, gözlerim dolarken, “Sus,” diyebildim sadece.

Babam için yapacağım.

Barlas öfkeden kıpkırmızı kesilmiş suratıyla “Siktirtme belanı köpek!” diyerek abimin suratına avazı çıktığı kadar bağırdı. Abimi göğsünden itekleyip yere düşmesine sebep olduğunda elimle akan göz yaşlarımı silmeye çalıştım.

Abim kalkıp Barlas’ın yakasına yapışırken Yağız ikisini ayırmak için çaba harcadı.

Bir noktada başarılı olduğunda abim bana baktı. Ondan o kadar nefret ediyordum ki bir daha sevememekten korktum.

“Başardın merak etme,” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle.

“Başardın, bok gibi hissediyorum kendimi.”

Gözyaşlarım akmaya devam ederken ellerimle yüzümü silmeye çalıştım. Kapıyı açarken Barlas’ın abime ettiği küfürleri duyuyordum.

Sessizce ayakkabılarımı giyip ağlayarak merdivenlerden indim.

Kapıyı açıp binadan çıktığım an sanki dayanma sınırımın sonuna gelmiştim.

İçimi çekip ağlamaya başlarken önümü bile doğru göremiyordum. Duymaktan korktuğum bazen aklıma gelen o sözleri zorla geçiştirmeye çalışırken hepsini aynı kandan olduğum insandan duymuştum.

İki elimi de yüzüme bastırırken hıçkırmaya devam ediyordum.

Tek başardığı şey bok gibi hissetmem değildi. Aynı zamanda kendime olan inancımı sadece sözleriyle yok etmişti.

Belki de haklıydı. Bir sikim olamazdım.