21. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
21
Hayatım yoğun bir döneme girdiği için eskisi gibi sık yazamasam da biraz sakinleştiğinde eskisi gibi hızlı devam edeceğim yazmaya 🙏🏼
Abimin Kankası 21. Bölüm
Yine yüz yüzeydik!
Üstelik parmakları dudağımın üzerindeyken!
Gözlerimi kocaman açmaya devam ederken Barlas’a baktım. Korkudan yüzü endişeyle kaplanmıştı.
Kaşlarını resmen alnına kadar kaldırmış bir şekilde bana bakıyordu. Hafifçe yutkunurken parmakları hâlâ dudağımın üzerinde kalmaya devam ediyordu.
Kahve gözlerine bakarken yavaşça elini dudaklarımdan uzaklaştırdı. Yüzündeki korku hâlâ kalsa da benim donup kaldığımı anlamış olacak ki parmaklarını çekmeye cesaret etmişti.
Biraz daha bekleyecek olursam ondan hoşlandığımı anlar diye korkmuştum. O yüzden hızlıca gözlerimi duvardaki tabloda gezdirdim.
“I-ı şey sweati verirsen...”
Bu tabloyu ne zaman almıştım ki ben?
Tekrar gözlerimi Barlas’a çevirdim. Dudaklarını hafifçe büzerek elindeki siyah çantaya bakıyordu.
“Sweati bana verirsen... Annemi çağırmayacağım.” dedim çantaya onun gibi elimi koyarken.
Barlas kafasını eğip çantayı sıkıca kavradıktan sonra kafasını kaldırdı. Kaşlarını çatarak bana baktığında kendimi gülmemek için zor tutuyordum.
Anlaşılan sweati kapıp götürme hayalleri suya düşmüştü.
“Komşu çocuğundan daha belasın, biliyorsun bunu değil mi?” dedi hâlâ kaşlarını çatmaya devam ederken.
Dudaklarım hafifçe aralanırken bu lafın altında kalmamak için çantayı kendime doğru hızlıca çektim.
“Verilen mal geri alınmaz bi kere!” dedim aksi bir sesle. Sonra tekrar sırıtmaya devam ederek siyah çantanın fermuarını açtım.
İşte buradaydı!
Gülümseyerek şimdiden özlediğim mavi sweatshirtü çantanın içinden çıkardım. Yanağımı yumuşak kıyafete yaslarken yine mutlu olmuştum.
Kafamı kaldırıp Barlas’a baktım. O da bana bakıyordu.
Hafifçe gülümsüyor ve gözleri tek bir noktada takılı kalmış gibi duruyordu. Tek bir nokta derken yüzümdeki herhangi bir noktadan bahsediyordum.
Ona anlam vermeye çalışarak bakarken kendine gelip kafasını hafifçe sağa sola salladı. Sonra elini ensesine atıp, “Sanırım ben, bu sweatshirti senin kadar sevmiyorum.” dedi.
Kıkırdayarak, “Ha şunu bileydin,” dedim.
Sonra birden suratımı asıp ona baktım aksi aksi. “Bak böyle dedikten sonra yine odama gelip sweatimi kaçırmaya çalışma, tamam mı?”
Gülümseyerek başını salladı. “Tamam, tamam.”
Beni onayladıktan sonra siyah çantasıyla beraber çömeldiği yerden ayağa kalktı. Ellerini birbirine vurduktan sonra konuştu.
“Hadi bakalım, kahvaltı vakti. Biraz daha kahvaltı etmezsem düşüp bayılacağım.”
Onun gibi yerden kalktıktan sonra yüzüne baktım. Saçları... Alnına doğru dökülüyordu.
Birden elim refleksle saçına uzandı. Ne yaptığımı ben de bilmiyordum!
Ama elim çoktan saçına dokunup dağıtmıştı bile alnına dökülen tutamları.
Gözlerini kırpıştırarak bana bakakaldığında elimi hafifçe çektim. Barlas ise gülerek bana baktı.
Soru sorar gibi gözlerini yüzümde gezdirdiği için dudağımın kenarını dişleyip, “Gözünün önüne geliyordu da.” dedim ve onu odamda bırakıp kapıyı açtım.
Allah’ım!
Utanmıştım ve sıcaklığı ayak parmak uçlarıma kadar hissedebiliyordum.
Neden kendimi tutamamıştım!?
Banyonun önüne geldikten sonra direkt içeri dalıp yüzüme soğuk suyu tuttum. Buz gibi su, adeta ateşe değmiş gibi olan suratımı biraz serinletmişti.
Derin bir nefes verdikten sonra yüzümü kurulayıp banyodan çıktım. Barlas bizim eve en son ne zaman gelmişti, hiç hatırlamıyordum bile. O yüzden sabah gözümü açtığım anda suratıyla karşılaştığımdan hâlâ kendime gelememiştim.
Mesela... Az önce yaptığım hareket? O neydi öyle?
Normalde eskiden olsa anlamsızca elimle saçlarını dağıtır ve bundan hiç utanmazdım. Çünkü ondan hoşlanmadığımdan böyle bir hareketin de benim için anlamı olmazdı.
Ama şu anda yüzüm hâlâ alev alev yanmaya devam ediyordu. Çünkü artık Barlas eskisi gibi sadece abimin arkadaşı değildi.
Artık bundan çok daha fazlasıydı. Ve ben eskiyle şimdiki durumumu birbirine çok fazla karıştırıyordum.
O yüzden bazen onunla yakın olup hiç utanmadan sıkılmadan konuştuğum zamanları özlüyordum. Dışarıdan bakınca herkes için hâlâ aynıydı. Barlas da aynı şekilde bir şeylerin değiştiğini anlamazdı.
Ama benim için her şey değişmişti.
Mutfağa girdiğimde Barlas çoktan mutfak masasına oturmuştu. Oturmuştu oturmasına ama benim yerime oturmuştu.
İki koltuk boşken nasıl benim yerimi seçebiliyordu?
“Yalnız orası benim yerim,” dedim Barlas’a dik dik bakarken. Yıllardır aynı yerde oturunca maalesef orayı sahiplenmiştim.
Barlas ağzını gere gere konuşacakken annem elime koca patates kızartması tabağını tutuşturdu. Sonra gözlerini devirip, “Oturuver kızım boş yere. Barlas’ı niye kaldırasın?” diye kızdı bana.
Barlas annemin çıkışı üzerine bana alttan alta bakmaya başladı. Sinsilik, mınzırlık, içten pazarcılık... Bu bakışlarında hepsi vardı.
Hem anneme hem de Barlas’a boş gözlerle bakıp yanaklarımı şişirdim. Abimin yerine geçip annemin hazırladığı kahvaltı sofrasına göz gezdirdim.
Bir kuş sütü eksikti.
“Anne... Şov yapmışsın.” dedim masaya bakakalırken. Annem gülümsedikten sonra eliyle Barlas’ın çenesini sıvazladı. Barlas hemen kedi gibi kendini sevdirirken ikisini de hayretle izliyordum.
“Diğer oğluşum gelmiş benim. Napacaktım ya?” dedi bana bakarken.
Bence burada bana yapılan muamele, üvey evlat muamelesinden daha beterdi.
O yüzden suratımı asarak çatalıma batırdığım salatalığı ağzıma attım. Barlas keyifle elindeki ekmeği, tavadaki sucuklu yumurtaya banarken çok mutlu gözüküyordu.
Vay be!
Uzun zamandır bizim eve abim yokken girmemişti. Aslında bugün hazır da abim gereksizi evde bulunmazken sınırları biraz aşabilirdim.
Birden dudaklarım kıvrıldı. Evet, elbette. Neden yapmıyordum ki? Onu ne zaman görsem genelde abim oluyordu yanımda. Bu yüzden her zaman belirli bir mesafe koyuyordum Barlas’la arama.
Üçüncü salatalığı da ağzıma attıktan sonra yüzümü buruşturdum. İyi de ne yapacaktım ki?
Ben zamanında onu etkileyeyim diye zaten bir sürü yol denemiştim.
Hiçbiri de işe yaramamıştı. Çünkü hep farklı imajlar çizmeye çalışıyordum gözünde.
Belki de anlık olaylara ihtiyacım vardı. Ne bileyim?
Kore dizilerinde veya Türk dizilerinde olduğu gibi. Kızın, erkeğin üstüne düştüğü ve aralarında uzunca süre bakışma gerçekleşmesi gibi.
Gerçekten kısa süren ama fazlasıyla etki edecek bir şeyler yapmak işe yarayabilirdi. Ama tek sorun... Böyle tesadüfler hiçbir zaman benim başıma gelmezdi.
N’olurdu biraz sakar olup Barlas’ın kucağına hop diye düşseydim?
“Alo! Bak sucuklar bitiyor. Abin varken dövüşüyorsunuz sucuklar için.”
Annem birden yan taraftan seslenip beni dürtüklediğinde elimde ekmekle dalgınlığımdan sıyrıldım.
Barlas elindeki çatalla bana dişlerini göstererek sırıttı. Ben de her şeyimi ifşa etmeye meraklı anneme baktım dik dik.
Şu an tavadaki yumurtanın altına gizlenmiş sucuklar hiç umrumda değildi. Daha ciddi şeyler düşünüyordum.
“Ne zaman kavga ediyorduk?” dedim suratımı buruşturarak.
Annem bana inanamıyormuş gibi baktıktan sonra kendi kendine sabır çekti. “Ne zaman sucuklu yumurta yapsam kahvaltı bize zehir oluyor kızım!”
Omzumu silktim. “Abim önümdekileri kaptığı için sinirleniyordum.”
Sonra tavaya bir göz atıp masadan kalktım. İştahım hiç kalmamıştı. Üstelik düşünmem gereken mühim bir şey vardı.
İyi bir planla Barlas’ın tesadüf zannedeceği bir olay yaratmam gerekiyordu. Ne bileyim kazayla üstüne düşmeliydim veya kucağına atlamalıydım.
“Ben de doydum Oya teyzeceğim. Biz banyoya arızayı tamir etmeye gidelim artık. Ellerine sağlık.”
Ben mutfak kapısından çıkarken benim peşimden de Barlas masadan kalkmıştı.
Biz derken?
Beni de mi dahil ediyordu tamir etme işine?
Önce bir anlam veremesem de sonra gözlerim aralandı. İşte aradığım fırsat ayağıma gelmişti.
Abim yoktu.
Bizim evdeydi.
Daha ne bekliyordum?
