45. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

45

Ecrin S.

Oy ve yorum yapmayı unutmayın lütfen 😚❤️

Abimin Kankası 45. Bölüm

Barlas’tan

Elimdeki shot bardağını parmaklarımla tutarken dibinde kalan minik votkayı dairesel hareketlerle gezdiriyordum.

Sadece bir yudumluk kısmı kaldığı için bardağı ağzıma götürüp diktim. Geri masanın üzerine bıraktığımda gözlerimin etrafı net görmesi için birkaç saniye geçmesi gerekmişti. Hem görüşüm net değildi hem de kulaklarımda bir uğultu başlamıştı. Öylesine rahatsız edici bir uğultuydu ki kulaklarıma baskı uygulamak zorunda kalmıştım.

Geçmiyordu.

Derin bir nefes alırken ellerimi kulaklarımdan çekip yüzümü buruşturdum. Sabahki derse uyanamamış, bütün gün evde yatmıştım.

Saat akşama doğru geldiğinde sadece üzerime siyah kabanımı geçirip sokağa atmıştım kendimi.

Önümdeki tezgaha art arda shot bardaklarını dizmeye devam eden sarışın kadına baktım. Onunla göz göze geldiğimizde dudağının kenarı memnuniyetle kıvrıldı.

Üstten topladığı saçlarına, siyah ve üstünde isminin yazılı olduğu etiketli tişörtünde gezindi gözlerim.

O bu bakışmadan ne kadar memnunsa beni de bir o kadar huzursuz etmişti.

Bakışlarımı çekerken kafamı çevirip camdan dışarıya göz attım. Hava iyice kararmıştı. Ne kadar süredir burada oturduğumu hatırlamıyordum ama karşımdaki kadının bakışları ve konuşmak için an kolladığını anladığım andan beri burada durmak batmaya başlamıştı.

“Çok dertli gözüküyorsunuz. Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?”

Gözlerimi ona değdirirken boş gözlerle yüzünü inceliyordum. Hafif kırışmış yüz hatlarına dolan ürünler cildini daha da yaşlı gösteriyordu. Belki de bu yüzden gülümsediğinde içimde irrite edici bir his oluşmuştu.

“Sizi ilgilendirmez,” diyerek tezgahtan destek alarak oturduğum bar sandalyesinden indim. Yavaş adımlarla neredeyse ayaklarımı sürüye sürüye kapıya ulaşıp kendime çektiğimde yüzüme vuran rüzgar biraz olsun iyi gelmişti. Mekanın kapısını arkamdan çekerken sokakta yürümeye başladım.

Bir yandan da ağrıyan çenemi elimle ovalayıp suratımı olabildiğine buruşturmuştum. Bu çene ağrısını dişlerimi ve ağzımı çok fazla kastığım için çekiyordum. Sebebi de Deniz’in öpüşüne karşılık vermemek için bütün gücümü kullanmış olmamdı. Vücudumu, çenemi ve kaslarımı o kadar kasmıştım ki bu ağrıyı, aradan geçen bir haftaya rağmen hala daha çekmeye devam ediyordum.

Niye çekiyordum ki? En sonunda yine korktuğum şey başıma gelmişti. Benden nefret ediyordu. Kendimi ondan geri çekmememin sebebi benden nefret etmesini engellemekti ama şimdi ne olmuştu? O malum sona ulaşmıştık.

Bir haftadır onu görmüyordum. Görmek istiyordum, Barış’ı görmek için evine gitmiştim ama odasında olmasına rağmen hiç çıkmamıştı. Yine köpeği sevmek için gelmesini beklemiştim ama gelmemişti. Evinin önündeki sokaktan geçmiştim arkadaşlarıyla buluşmasından dönerken karşılaşırız belki diye ama yine de görememiştim.

Benden ne kadar nefret ettiğini bilmek istiyordum. Onu sevmediğimi düşünmesine engel olmak istiyordum ama bir yandan da hayatını mahvetmek istemiyordum. Çok fazla görmek istiyordum onu ama kendimi tutmam gerektiği için sadece tesadüflere bel bağlıyordum.

Haklıydı, Barış’tan korkuyordum çünkü onun öfkesi hem benim hayatımı hem de Deniz’in hayatını mahvedecek kadar güçlü olacaktı. Bunu yumuşatabilecek bir dostluğumuz olduğuna emin değildim. Eğer Deniz’e karşılık verseydim hem dostumu hem de Deniz’i hayatımdan bir gün çıkartmak zorunda kalacaktım. O yüzden kasmıştım o kadar çenemi.

Ama şimdi bir sızı daha çeneme vururken iç çektim. Karşılık versem de vermesem de Deniz’i kaybetmiştim.

Kabullenmek istemediğim ve hesabını yapamadığım tek şey buydu. Bana karşı hisleri varken hala eskisi gibi yanımda olmasını beklemek gerçekten bencillikti. Hatta o dile getirmese de bu bencillikten daha fazlasıydı, bu düpedüz kendime yakıştıramadığım türden bir piçlikti. Kimse bunu istemezdi, onun isteyebileceğini neden düşünmüştüm ki?

“Aptal,” diye homurdandım kendi kendime. Ayağımın altındaki taşı uzağa doğru fırlatırken kafamı kaldırdığımda şoktan donakaldım.

Bir yandan da içtiklerim bana halisülasyon mu gördürüyor diye düşünüyor ve gözlerimi kırpmaya devam ediyordum.

Elimle duvara tutunarak kafamı dikelttikten sonra gördüğüm manzara karşısında yüzümü buruşturdum.

Bunun olmasından niye bu kadar çekiniyordum ki?

Deniz, sonunda günler sonra bir tesadüf eseri karşıma çıkmıştı. Siyah saçlarını her zaman yaptığı düzleştirip uçlarını kıvır kıvır bırakmıştı. Üzerindeki lacivert tulumunun içine beyaz bir body giymişti.

Yüzündeki hafif gülümseme bana değil, o gün kafede bizimle aynı masada oturan Serdar’aydı bu kez. Ellerini tulumun cebine sıkıştırmış karşısında heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatan çocuğu dinliyordu.

Anlaşılan ben bu kadar sefilken o günlerinin tadını çıkartıyor, tavsiyelerimi sonuna kadar uyguluyordu.

Ben ise ona o aptal tavsiyeleri verdikten sonra sanki hiçbirini kendi ağzımla söylememiş gibi bu görüntüden rahatsız oluyordum.

Tek elimi yumruk yapıp duvara yaslarken hızlanan kalp atışlarım yüzünden canım sıkıldı.

Ne zaman ki Deniz çocukla vedalaşıp yolun benim bulunduğum tarafına doğru yürümeye başladı o an yaslandığım duvardan ayrıldım.

Elleri hâlâ tulumunun cebinde adımlarına dikkat ederek yürüyordu. Kafasını kaldırıp benimle göz göze geldiğinde suratı asıldı.

Bu adeta beni bulunduğum yerde bükmüştü. Zamanında beni gördüğü zaman yüzü aydınlanır, gözleri parlardı çünkü.

Şimdiyse sadece yüzünün aldığı hâlden bile gözündeki değerimi kaybettiğimi görebiliyordum.

Ne kadar saftım! Onun benden hoşlandığını çok geç anlamıştım. Ne zaman olduğunu tam olarak anımsayamıyordum. Yüz yüze geldiğimiz anlardan birinde birden böyle bir his oluşmuştu içimde.

Bu tarafa doğru yürümeyi durdurduğunda birden dönüp gidecek diye içimde bir korku hissettim. Ona doğru adımlarımı atarak yürürken her an kaçıp gidecek diye acele ediyordum. Rüzgar alnıma düşen saçları yukarıya kaldırırken yanına yaklaştım. Ne zaman karşısına dikildim o zamandan itibaren gözlerini bile kırpmadan yüzüme bakmaya başladı.

“Tam hayalini kurduğum gibi sersefil gözküyorsun,” dedi sonra zalim bir prenses gibi sırıttı. Yutkundum, dudaklarım şaşkınlıktan hafifçe aralanırken gülümsedim. İçinden geleni hiç perdelemeden söylemesinden her zaman mutluluk duyuyordum. Ellerimi iki yana açtım. “Seni biraz daha mutlu edecekse söyleyeyim bir haftadır böyleyim.”

Kaşlarını kaldırdı, “Bunu sen istedin o yüzden beni mutlu etmek için fazlasıyla yetti.”

Bana karşı saklamadığı kinini söylediklerinden ve yüz ifadesinden dolayı anlayabiliyordum. “Ama beni gördüğün an suratın asıldı,” dedim yüzüne dikkatli bakarken.

“Fark etmişsin,” diye mırıldandı dikkatli bakışımdan dolayı rahatsız olup yerinde kıpırdanırken. “Onu fark ettiğim gibi tavsiyelerimi fazlasıyla uyguladığını da fark ettim. Sınavdan sonraki günlerinin tadını çıkarıyorsun. Demek ki bu da sıradan bir gençlik aşkıymış. Sonrasında geçmişe dönüp baktığında hatırlayacağın türden bir aşk.”

Alayla baktı bana. Sanki dünyanın en saçma ve salakça şeyini söylemişim gibi hissederken alaylı sırıtışı yerini kısa bir kahkahaya bıraktı.

“Bu da böyle bir gençlik aşkı dediğin aşk var ya, bu aşkı ben ilk defa yaşıyorum. İlk defa yaşadım. Aslında seni gördüğümde tamamen yoluma bakıyormuşum gibi gözükmek istiyordum, zannettiğin gibi tavsiyelerini uyguladığımı düşünmeni istiyordum. Ama her şeyi o kadar kolay ve küçük görüyorsun ki bu beni öfkelendirdi.”

Duraksadım.

“Ben seni çok uzun zamandır seviyorum Barlas. Bu duyguları ilk sende yaşadım. Yeni birilerinden hoşlanmak ya da onlara da benzer duyguları hissetmek içimden gelmiyor. Sanki bunları sadece senin için hissedebilirmiş gibi geliyor. Sana olan ilgim birden oluşmadı. Zamanla, karşılaştıkça, bana iyi davrandığında, beni düşündüğünde, sadece arkadaşının kardeşi olduğum için bana ufak jestler yaptığında seni sevmeye başladım.”

“Ama hak ettiğin şey bu değil. Senin hak ettiğin şey gerçekten de bir haftada unutulup sadece güzel bir anı olarak kalman.”

Bu sözünü söylediğinde fark etmeden içimde bir şeylere dokunmuştu. Zannettiğim gibi beni hemen atlatmadığı için mutlu hissediyor bir yandan da eninde sonunda olacağını biliyordum.

Evet, ilk aşkı ben olmuştum ama son aşkı olamayacaktım.

“Zamanla üstesinden geleceksin. Bu duyguları ilk kez yaşıyorsan kolay olmaz unutup atlatması. Ama illa ki dediklerimi bir gün uygulayacaksın.”

Benim için de bu duygular ilkti ama bunu itiraf edebileceğim durumun kıysından köşesinden geçmiyorduk artık.

“Sen de derslerine git. Birinci sınıftan bu kadar boşlama üniversiteyi. Sürekli içme, mağdur adam gibi rolleneceğine git tin tik takıl üniversitende.”

Sırıttım. Mağdur adam rolüne girdiğimi düşünüyordu. Role girmek yerine direkt ona dönüştüğümden bihaberdi.

“Tavsiyen var mı? Nasıl geçer bu?” diye sordum ensemi kaşırken.

Alayla güldü, “Geçmesi gereken şeyler hissettiğine hiç inanmıyorum. Ama şarkı dinleyerek efkarlanmak güzel oluyor tavsiye ederim.”

Dudakları hafif aralıktı. Sınavdan sonra değişiklik yapıp kestirdiği perçemler hafifçe gözünü kapatıyordu.

Öyle güzel gözüküyordu ki ona hayran hayran bakmamak için kendimi tutmak zorunda kalmıştım.

“Ne dinleyeyim?” diye sordum gülümseyerek.

“Bazı aşklar yarım kalmalı,” diye mırıldandı.

İç çektim.

“Kalmalı mı Barlas?” diye sordu sonra.

Sonra elini önemsiz bir meseleymiş gibi salladı. “Niye zorluyorum ki?”

“Sen zaten yeterince açık konuşmuştun. Biraz gereksiz bir soru oldu.”

Kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı. Acabalar kafamı kurcalıyordu. Bir gün pişman olacağımı düşünmeye başlamıştım.

Ya o gün benden çok uzak olursa?

“Ben gidiyorum çünkü biraz daha durursam cidden fikrin değişti zannedeceğim. Öyle bir bakıyorsun ki,”

Sesi sonlara doğru iyiden iyiye kısılmıştı.

Bakışlar ne kadar da önemliydi. İçimden geçenleri sızdırıyordu.

“Ve lütfen canın efkarlanmak istese de böyle çıkma karşıma. İnsan zevk alıyor bundan.”

Sırıttım, “İyi ya bundan sonra böyle göreceksin beni.”

Ellerimi kabanımın cebine sokarken onu süzdüm baştan aşağı.

“Nasıl gidiyor peki? Sınavdan sonra yapmak istediklerini yapabiliyor musun?” diye sordum. Kollarımı göğsümde birleştirip ona bakmaya devam ettim.

“Yapıyorum ama heves almıyorum. Arkadaşlarımla dışarı çıkıyorum, ailemle eskisi gibi vakit geçiriyorum, şarkı dinliyorum. Sanırım büyüyünce içindekileri daha olgun yaşamayı öğreniyorsun.”

Yutkundum.

On üç yaşındaki hâli aklıma gelmişti. Ergenliğine, genç kızlığına artık yetişkin bir kadın oluşuna şahit oluyordum.

“Geçecek,” dedim.

Ama onun ki geçerse de benim için hiç geçmeyecekti.

+++

Deniz'in ölümüne nefret edip Barlas'ın da hemen pişman olup peşinden ayrılmaması inanılmaz güzel bir devam olurdu. Ama şöyle ki bütün kitaplarda bunu zaten okursunuz gkshkfshd ki okuyorsunuz da.

Deniz kin duysa da gerçek bir insan olsaydı tam olarak böyle davranırdı.