32. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
32
İyi okumalar!
Oy ve yorum yaparsanız çok mutlu olurum 😘
Abimin Kankası 32. Bölüm
Gözlerimi baykuş gibi kronometreye dikerken bütün çalışmamı bitirmiş, sadece tamamlanmış hissetmek için kalan beş saniyeyi bekliyordum.
On saati gördüğüm anda kronometreyi durdurup günün bütün yorgunluğuna karşılık esnedim.
Gözlerim yanıyor, ellerim kurşun kalem izinden kapkara olmuş, saçım başım dağılmış vaziyetteydi.
Ama sınava bu kadar az süre kalmışken kronometrede on saatin aşağısını görmek kurtarmıyordu.
Sabah daha kargalar bokunu yemeden çantamı toparlıyor ve evden çıkıp kütüphanenin yolunu tutuyordum. Kapıların açılma saatinden önce bekliyordum ki şu anki favori masamı kapabilmeliydim.
Bütün çantamı sırtlarken evini sırtlayan bir kaplumbağadan farkım yoktu.
Dışarı çıktığımda havanın bu senenin ilk haziran günü için fazla serin olduğunu düşündüm. Hatta öyle ki üzerimdeki kot cekete rağmen titremiştim.
Saçlarımı sımsıkı toplarsam başım çok ağrıdığı için seyrek bir topuz yapıp önüme düştüğünde cinnet geçirdiğim perçem tutamlarını iki tel tokayla sabitlemiştim.
Normalde kütüphane merkezde olduğu için bunca hazırlığı yapıp evden çıkmak, yol ve yemek masrafı gözümde büyürdü. Ama bütün çabam sabahları abimi görmemek içindi.
Üç gün geçmişti bana o sözleri söylemesinin üstünden.
Bu süreçte kendi kafasında neler yaşıyordu bilmiyordum. Onun da karakterinin kopmaz parçasıydı bu. İnsanlardan ne hissettiğini gizlemeyi bir marifet sayıyordu.
Pişmanlığına dair ufak işaretleri sezsem bile içimde ona karşı bir yumuşama hissedemiyordum. Annem sabah abimin, kartını ve başka zaman yalvarsam vermeyeceği kadar para bıraktığını söylemişti. Bunlar abimin yaptığı küçük jestler, binevi aradaki gerginliği yol etmek için denediği yöntemlerdi.
Ama ben ne bir kez olsun yüzüne bakıyor ne de ortaya bir şey söylediğinde ağzımı açmaya tenezzül ediyordum.
Eskisi gibi olur sanıyordu. Ama biz küçükken birbirimizi bu kadar üzecek kadar gaddar değildik. Söylenilenler hiçbir zaman bu kadar can yakmazdı. Salak veya aptal diyerek kedi köpek gibi didişmekle, bu hayatta bir sikim olamazsın demek eş değer değildi.
O yüzden söylediklerinden pişman olsa da onu affetmek içimden gelmiyordu. Ama Barlas’la arasının bozulmasını istemiyordum. Sadece onu görecek bir sebebim kalmayacağı için değildi bu üzüntüm. Artık bu sebepten daha fazla sebep sunarak Barlas’ı görmenin bir yolunu bulabilirdim. Benim üzüldüğüm ikisinin de birbirine karşı zaafı olmasıydı. Karakterlerinde bir sürü zıtlık olsa da sebebini bilmediğim şekilde birbirlerinden kopmayan, uzun süren bir dostlukları vardı.
Nasıl tanıştıklarını bilmiyordum çünkü anlatmamıştılar. Hatta arkadaş gruplarında beraberliğiniz daim olsun, diye ikisiyle dalga geçtiklerini duymuştum. Ben abimi bir şekilde kabullensem bile bu dostluğu kaybederse kendisini çok eksiltirdi.
Kavşağa geldiğimde dikkatimi ezilmemek için arabalara verdim. Şehir küçük olduğu için çoğu şeyi merkeze yapmışlardı. Merkeze ulaşım kolay olduğu için çoğu işimi buraya gelerek halledebiliyordum. Karşı tarafta kocaman bir belediye binası, etrafında ise insanların dolup taştığı kafeler vardı. Ama benim varış noktam otobüs durağındaydı. Kulak üstü kulaklığımı takıp kaldırıma çıktım. Yaz olduğu için hava yeni yeni kararmaya başlamıştı. En sevdiğim şeylerden biri bu saatlerde yürümekti.
Ama merkezden eve yürüyerek dönecek kadar akli melekelerimi kaybetmemiştim. Durağa doğru giderken sokağın üzerindeki bir kafenin önünde adımlarım durdu. Hemen kulaklığımı hafifçe kulağımın dışına, ses duyabileceğim şekilde çıkardım. Üç gündür Barlas’ı göremediğim için kafamda bir hayal kurup kurmadığımdan emin olamıyordum. Buralarda olması çok olasıydı. Çünkü üniversite zaten merkezdeydi.
Buradaki öğrencilerin çoğu da üniversite öğrencisiydi.
Ama bu noktada hayal olmasını istediğim bir şey daha görüyordum. Tam karşısında sarı, düz saçları boynuna doğru inen; etek, çizme kombini yapan bir kızla konuşuyordu. Kızın sadece arkasını görebiliyordum. Barlas ise kafenin kapısının önünde sırtını duvara yaslayarak konuşuyordu. İçine beyaz gömlek giyip üstüne lacivert bir sweat giymişti. Ellerini bol pantolonun cebinde tutarken yavaşça sırtını duvardan ayırdı.
Elini sağa sola sallayıp kızla vedalaştıktan sonra yolun ikisi de yollarını ayırıp yürümeye başladı. Dehşete kapılırken aklımdan asla normal şeyler geçmiyordu. Sakin olmam gerek dedim kendime. Derin derin nefes al, mantıklı düşün, arkadaşın cinsiyeti olmaz. Bir zamanlar onu date kendim yollarken şimdi saçlarımı yolmak istiyordum.
Arkadaşça bir iki muhabbet edip yollarına bakmışlardır, medeni ol. Sakin olmam lazım.
Birazdan otobüs durağında karşı karşıya kaldığımızda kafamdaki despot soruları ona yansıtmamalıydım. Biraz altını arar ama neden aradığımı anlamasına engel olmalıydım.
Hâlâ daha benden şak diye uzaklaşacak diye ödüm kopuyordu.
Ben sanki onu görmemiş gibi otobüs durağının önünde ayakta dikildim. Bu saatte kimseler yoktu otobüs bekleyen.
Barlas ise kafası yerde, elleri cebinde yavaş yavaş bu tarafa doğru yürüyordu.
Kulaklığımı boynuma indirirken ayağımla ritim tutmaya başladım. Nihayetinde beni fark ettiğinde önce şaşırdı sonra gülümsedi.
Ben de gülümsedim. En azından denedim.
“Senin burada ne işin var?” dedi soran gözlerle. Omuzlarımı kaldırıp hareket eden çantamı arkamı dönüp gösterdim.
“Kütüphanedeydim. Ya sen? Aslında seni o sokakta görmüştüm. Ama sen görmedin beni.”
Yeşil gözleri kısılırken az önce bulunduğu sokağa baktı. “Evet, ders sonrası oturup takıldım biraz.”
Ona bakmayı kestim ve yan dönüp kollarımı göğsümde bağladım. Neden herhangi bir kızla konuştu detayını vermiyordu ki?
Arkadaşlarımla şunu yaptık demek ve benim endişemi söndürmek niye bu kadar zordu!
“Hıı,” dedim aşırı memnuniyetsiz olmama rağmen sesimin memnun çıkmasına özen göstererek.
“Beni bırak, sen nasılsın? Stres var mı?” dedi sonra o da benim gibi dönüp gözlerini gelen geçen arabalarda gezdirdi.
“Olmaz olur mu? Her sabah kütüphaneye gidiyorum. Çalışmaktan gözlerim pörtledi artık!”
Sonrasında yüzümü dönerek tipime bakmasını sağladım. Yıkık göründüğüm doğruydu ama bir on sekiz gün daha sabretmeliydi.
Ondan sonra öyle bir özenli çıkacaktım ki karşısına ağzı açık kalacaktı.
Dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı, “Evet, çok çikinsin.”
Bunu beklemediğim için şaşırıp kalırken o kafasını geriye atarak güldü. “Şaka yapıyorum.”
Omzuna bir tane vururken, “Ah! diyerek geriledi. Sonra kendini açıklamaya girişti, “Eskiden de sana bunu derdim sinirlenirdin. Hâlâ kızacak mısın diye merak ettim.“ dedi.
Kaşlarımı kaldırıp dudağımı dişimle çekiştirdim. Mırıldanırcasına kısık bir sesle, “Pislik,” dedikten sonra bu sefer sesimi yükselterek çıkıştım ona. “Denek faresi miyim ben de üstümde psikolojik deney yapmaya çalışıyorsun?”
Ona olan çıkışımla bana inanamaz gibi baktı. “Sustum. Valla sustum. Allah belamı versin bir daha sana çikin dersem.”
Sonunda tatmin olmuş olduğumdan zafer sırıtışıyla önüme döndüm.
Ama artık yeni bir problem doğmuştu.
Bir güzel konuyu değiştirmiş olduğu için şimdi mal gibi eski konuya nasıl geriye döneceğimi düşünüyordum. Ama birden ağzımdan çıkan beynimden çıkanla örtüşmemeyi seçti. Ve işte sordum,
“Kafenin önünde konuştuğun kız kimdi?”
