46. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
46
Zor muydu?
Evet.
Üniveriste sınavı sonuçlarının yarın açıklanacağı yönünde söylentiler gün boyu sosyal medyada karşıma çıkıyordu. Bir ayı sonunda geride bırakmayı başarmıştık ama daha önümde koskocaman iki ay vardı. Her ne kadar bu bir ayı atlatbilmiş olsam da kalan iki aydan bu kadar da emin olamıyordum.
Derin bir nefes alıp saçlarımı geriye doğru atarken salonun ortasında volta atmaya başlayan abimi ters bakışlarla izliyordum. Son günlerde sürekli iş arıyor ama bulamadığı için iyice strese giriyordu. Aynı zamanda onda bir tuhaflık olduğunu seziyordum. Bu sıradan bir iş arama stresi gibi değildi. Daha önce de babamın baskısına rağmen iş aradığı dönemler olurdu. Ama hiçbir zaman bu kadar gergin ve sinirli olmamıştı.
"Abi niye bu kadar dertleniyorsun?" diye sorduğumda eli önce çenesini sonra her zaman biraz uzasa hemen kısalttığı siyah, diken gibi saçlarını buldu. Eliyle kafasını ovuştururken derin bir soluk verdi.
"Her şey üst üste geliyor Deniz." dediğinde ses tonu benim de içimi sıkıntıya sokmaya yetmişti. Kaşlarımı çatarken okumak için on dakikadan fazladır kendimi zorladığım kitabı, kaldığım sayfayı kaybetmeyecek şekilde koltuğun üzerine bıraktım. "Her şey derken? Merak etme iş bulacaksın. Başka ne oldu ki?"
Bana baktı, dudakları mutluluktan uzak bir şekilde kıvrılırken koltuğa oturdu. "Bu sefer kendim için endişelenmiyorum."
"Kim için endişeleniyorsun?" diye sordum merakla. Düşünceli yüz ifadesine bakılırsa her ne için endişeleniyorsa gerçekten endişeleniyor olmalıydı. İş arama baskısından daha ağır bastığından bile belliydi bu durum.
"Barlas."
Bu ismi duyduğum an sanki zihnimdeki tozlu odayı gizleyen perde birden açılıvermişti. Bir aydır verdiğim çabayı sadece ismini duyarak bir hiçmiş gibi hissedebiliyordum işte. Her seferinde niye inme inmiş gibi kalıveriyordum ki?
O artık benim etrafımda dolaşmasa bile hala abimle dosttu. İsmini duymaya devam edecektim, bazen bizim eve gelecekti, hatta belki ailesiyle beraber geleceklerdi.
Ama ben bu zamanlarda sanki aramızda hiçbir şey olmamış, daha önce öpüşmemiş, Barlas yüzünden yarım kalmamışız gibi davranmak zorundaydım.
Tıpkı şu an yapmaya çalıştığım gibi.
Hayatıma devam ediyordum. Hatta arkadaşlarıma göre ben her şeyi atlatmış güçlü bir insandım. Ama içten içe yaşadığım gizli depresyondan kimsenin haberi yoktu.
Geceleri odama çekilip bunların geçeceğini kendimi inandırmaya çalışıyordum. Sayfalarca yazıyor sanki içimi ferahlatabilecekmişim gibi dışarıda yürüyüşe çıkıyordum.
Yalan yok, onunla sarhoşken karşılaştığımda içime bir umut doğmuştu. Tam istediğim gibi mutsuzdu. Ama sonra onu hâlâ sevdiğimi ve onun için iyisini istediğimden kötü hissetmeye başlamıştım.
Pişmanlık yaşamasından haz duymuştum, ama kendini hırpalamasından da rahatsızlık duymuştum.
Birini sevmek bence tam olarak böyle bir şeydi. Neydi öyle ben senin sadece iyiliğini istiyorum ayakları?
Onun korkuları, onun bencillikleri getirmişti bizi bu noktaya. Cesaret edemiyordu bir ilişkiye başlamak için.
Elbette pişman olması beni mutlu edecekti.
Ama o kadardı işte. Benden başka bir şey için üzülüyorsa o zaman bende üzülürdüm. Çünkü onu hâlâ seviyordum.
“Barlas mı? Ne oldu Barlas’a?”
Bunu sorarken kalbim boğazımda atıyor olsa da kendimi frenlemek için çaba harcamıştım.
Abimin bir şey anlamasından korkuyordum çünkü.
“Söylemedim mi ben sana? Babası son zamanlarda borca batmıştı. İki gün önce de iflasını duyurdu.”
Barlas’ın ailesi İstanbul’da yaşıyor ve küçük de olsa bir şirket yönetiyorlardı. Burada yaşadığı ev de babasının üzerineydi, İstanbul’a taşınmaya karar verdiklerinde Barlas’ı burada bırakıp taşınmışlardı.
“Ne?” diye geveledim şaşkınlıkla.
Bunların hiçbirinden haberim olmadığı için ne diyeceğimi bilemiyordum.
“O ev de babasının üstüneydi. Haciz memurları eve gelip ne var ne yok götürecekler. Ben de buraya gelmesi için yalvarıyorum, kabul etmiyor.”
Gözlerim aralanırken hızla yerimde doğruldum.
Kabul etmiyor.
O an abimle göz göze geldiğimizde kendimi mahçup hissettim.
Barlas’ın buraya gelmemesinin sebebi bendim. Ben rahatsız olurum diye gelmiyordu.
Ama abime bunu nasıl izah edebilirdim ki? Aramızda bir gerginlik olduğunu anlardı.
“Belki de bize rahatsızlık vermekten korkmuştur. Ama biliyorsun ki annem Barlas’ı çok seviyor. Zor durumdaysa yapacak bir şey yok. O senin zor zamanlarında hep yanındaydı, senin de onun yanında olman şart.”
Başını salladı, “Her zaman yanımdaydı. Bir daha konuşacağım. En azından işler yoluna girene kadar, yeni bir kiralık ev bulana kadar burada kalması gerekiyor.”
Kalbim hızlandı. Kendimi sonumu kendim hazırlıyordum. Sadece aynı mahallede oluşumuz bile onu unutmak için yeterince zor gelirken bir de aynı evin içinde birbirimizi mi görecektik?
Abim bunları söyleyip iş aramak için evi terk ettiğinde hala duvarla bakışarak düşünmeye devam ediyordum. İçimden bir ses abim ısrar etmeye devam etse de Barlas’ın bu teklifi kabul etmeyeceğini söylüyordu.
Ve şu anda bunu bilerek öylece oturmak içimden gelmiyordu. Koymaya çalıştığım mesafeyi koyamıyordum işte. Çünkü yardıma ihtiyacı olacağını ben bile düşünmemiştim. Hayat da böyleydi işte. Belki böyle bir şey yaşanmasa şu an onun yanına gitmek için hazırlanmayacaktım bile.
Belki ona gitmem için gerçekten hiçbir gerekçem olmayacaktı ve bu böyle sürüp gidecekti. Günler haftaları, haftalar da ayları kovalayacaktı. Bir şeyler değişmeyecekti belki de. Bu kadar umutlu olmamalıydım. Sadece bir tanıdık gibi, hala onun iyiliğini düşünen bir dost gibi davranmalıydım.
Evden çıkıp acele adımlarla onun sokağına saparken buralardan gitme ihtimalini düşünüp düşünmediği aklıma geliyordu. Evini seviyordu, 16 yaşından beri orada oturuyordu. Üniversiteyi burada kazandığında ailesi bu şehirden taşınıp gitmeye karar vermişti. Orası onun evi olmuştu. Şimdiyse taşınmak zorundaydı.
Kaldı ki artık ailesi de zor durumdaydı. Onların yanına dönmek aklına gelmiş miydi?
Hızlı hızlı nefes almaya başladım. Ve birden adımlarım hızlandı. Sanki şimdi bavulunu alıp havalimanına gidecekmiş gibi geliyordu. Sanki gittiğimde o çoktan buralardan gitmiş olacaktı. Bunun korkusu beni sokakta koştururken evini aradı gözlerim. Bir yandan da kendime öfkeleniyordum. Bunca zamandır yapabildiğim tek şey kendimi kandırmaktı.
Benden uzakta olmasını istemiştim evet, ama ulaşabileceğim kadar uzakta olmalıydı.
Her zaman bir ihtimal bırakmak zorundaydım.
