33. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)

33

Ecrin S.

Oy ve yorum yapmayı unutmayınn!😚

Abimin Kankası 33. Bölüm

“Kafenin önünde konuştuğun kız kimdi?”

Kendimi tutamayıp bu soruyu sorduktan sonra içimden kendime sövüp elimle alnıma dokundum. Bu sohbeti geçeli dakikalar olmasına rağmen neden bunu merak ettiğimi sorgulayacaktı. Şu an sorguluyordu zaten. Anlamsız bakışları yüzümde gezindiğinde ayağımın altındaki zeminin ikiye ayrılıp beni yutmasını istiyordum.

Yeşil gözlerini şüpheyle kısılmaya devam ederken ağzını araladı, “Hayırdır? Niye merak ettin?”

Çevir kazı yanmasın! Sıçıp batırmıştım ve şimdi ne dersem diyeyim kafasında hep bir acaba kalacaktı. En azından bana biri bunu demiş olsaydı benim kafamda kalırdı.

“Hiç öylesine. Genelde hep abimle takılıyorsun. Yanında farklı biri görmeyeli uzun zaman olmuştu.”

Başını hafifçe yatırdı sağ omzuna doğru. Kollarını göğsüne bağlayıp sırıttığında beni alaya aldığını fark ettim. Suratım düşerken öfkeyle, “Ne var?” diye geveledim ağzımın içinde.

“Yanımda bir kızın olması o kadar mı tuhaf?”

Gözlerimi kırpıştırırken ciddi mi diye suratına baktım. Gayet ciddi gözüküyordu. Bu çocuk bana o kadar mı kördü ki onu kıskanabileceğim ihtimali aklına dahi gelmiyordu.

Dişimle dudağımı çekiştirirken otobüs durağından defolup gitmemek için kendimi zor tutuyordum. Artık sesimdeki öfkeyi gizleme gereği duymadım. “Ne alaka? Sadece kim diye sormuştum. Sen de ne alıngansın!”

Kollarını göğsünden ayırıp gözlerini büyüttü. “Sen mahalledeki teyzelerin bana yaptığı baskıyı bilsen! Sırf onları görmemek için üç sokak dolaşmak zorunda kalıyorum.”

“Senin niye sevgilin yok? Aslında yakışıklı çocuksun eğer sen bulamıyorsan benim torunla görüşüver.” diyerek ona laf atan teyzeleri şiveleriyle beraber taklit ettiğinde boşluğuma geldi. Hafifçe güldükten sonra anında kendimi toparlayıp kaşlarımı çatmaya devam ettim.

Aradan geçen saniyeler sonrası ortam sessizliğe büründü ve hafifçe öksürüp konuştu.

“Sude, bölümden arkadaşım. Abin de tanıyor, arada bizimle beraber oturmaya geliyor.” Yaptığı açıklama çok geç olduğu için içime sinmemişti. Bir kere içime bir kurt düşmüştü. Eskiden onun buluşmaya çıkması beni o kadar rahatsız hissettirmezdi. Çıktığı iki buluşmayı da yanlışlıkla verdiğim gaz sonucu gerçekleştirmişti. Ama benim zaman geçtikçe ona olan hislerim tıpkı bir çığ gibi katlanarak büyüyordu. Ve bu çığ büyükçe hasar seviyesi de aynı oranda artıyordu. Bendeki her şey bu kadar artarken onda neler oluyordu anlamıyordum.

Bazen beni hala 13 yaşındaymış gibi gördüğüne inanıyordum. Bazen bana dostunun kız kardeşi olmama rağmen fazla değer verdiğine inanıyordum. Bu bazenler sürekli artıyordu ama hiçbir zaman net bir fikir edinemiyordum, onun beni nasıl gördüğü hakkında.

Ben onun kıskandığımı anlayacağını sanmışken onun kast ettiği şey bambaşkaydı. Bu da duygularımın onun tarafından görünür olduğu konusunda şüpheye düşmem için gayet yeterliydi. Bütün hevesim sönerken ona baktım. “Hı öyle mi?” dedim moralsiz bir sesle. Bu otobüs ne zaman gelecekti, birden onun yanında olmak rahatsız edici gelmeye başlamıştı. Hissettiğim huzur yerini şüpheye bırakmıştı.

“Aslında sohbeti sarıyor. Kafa dengi bir kız Sude. Ama düşünüyorum onda ne eksik diye. Eskiden bana ilgisini belli etmişti ama benden bir şey göremeyince geri çekildi. Dediğim gibi eksik bir şeyler vardı.”

Duyduklarım beni şoktan şoka sokarken ağzım hafifçe aralandı. Bir tarafta zamanında ona karşı bir şeyler hisseden kızla iletişiminin kopmaması içimi cızlatırken bir yandan da o kızda bir şeylerin eksik olduğunu düşünmesi tutunacak tek dalımdı.

“Onda eksik olan neydi peki?” diye sordum.

Belki de o kızla aynı eksikten muzdariptik.

Bu soruyu sorduğumda biraz düşündü. Ellerini kıvırcık saçlarından dalgın bir şekilde gezdirdikten sonra bana döndü, aradığı kelimeyi bulduğu için sevinerek. “Çekim, evet evet, gerçekten aramızda bir çekim yoktu. Onunla konuşurken heyecanlanmıyorum. Sadece sohbetini sevdiğim biri ama ötesini hissedemiyorum.”

“Eğer arada bir çekim yoksa bu hiçbir şey ifade etmez.”

“Öyle,” dedi düşünceli şekilde etrafına bakınırken. Bu konuda içimde kalan onca soruyu nasıl soracağımı düşünmeye başlarken otobüs durağa doğru yanaştı. Barlas beni dürtüklerken onun önünden otobüse binip akbilimi bastım. Bindiğimiz otobüs saatte bir geldiği için içerideki yoğun kalabalığa rağmen binmek zorunda kalmıştık. Ama otobüste ayakta kalan insanlarla bakışınca mahçuplukla gözlerimi kaçırdım. Onları daha da sıkıştırdığım için ufaktan da olsa vicdan azabı duymuştum.

Aralardan sıvışa sıvışa biraz olsun boşluk bulabildiğim ilk yere aceleyle geçtim. Barlas ise arkamdan büyük cüssesiyle ancak milleti dağıtarak yürüyebiliyordu. Sırtı kambur, yüzü yer çekiminden olabileceği en ağır şekilde etkilenen teyzeye çarptığında teyze hiç anlaşılmayan sesiyle homurdanmaya başladı. Barlas ise özürlerle suratını buruşturup kollarını biraz kaldırdı ve buraya geldiği ilk an derin bir nefes verdi. Ben hafifçe kıkırdarken somurtup kendi kendine homurdandı. “Şu teyzelerden çektiğim nedir benim?”

Sonra kollarını uzattı.

Benim hemen arkamda, otobüsün içindeki camlardan birine tutunuyordu. Kolu hemen yüzümün yanından uzanıyor, göğsü otobüs hareket ettikçe sırtıma çarpıyordu. Cama uzanan kolunun damarlarına hayran hayran bakarken bakışlarımı hiç gizleme niyetinde değildim. Yaptığı sporların meyvesini şu görüntüye bakarsak fazlasıyla alıyordu.

“Benim kolları da mı biraz güçlendirsek acaba?” dedim sonra kendi kolumu elimle yokladım. Hafifçe güldükten sonra, “Sen sınavını bitirdikten sonra neden olmasın? Omzumu biraz daha çürütürsün böylece.” dedi.

Sırıttım, genelde sevindiğimde veya kızdığımda elimin gittiği yer omzuydu. Tam ağzımı açıp bir şey daha söylemeye niyetlenmiştimdi ki ani frenle neye uğradığımı şaşırdım.

Barlas ise herkesin öne fırladığı bu frende diğer kolunu da otobüsün direğine uzatıp beni iki kolunun arasında hapsetmişti. O yüzden çarptığım da sadece onun kolu olmuştu. Gözlerimi kırpıştırıp otobüsün içinde çıkan kargaşadan bakışlarımı çektim.

Hafifçe yüzüne bakmak için döndüğümde gülümsüyordu. “On sekiz gün sonra sınavın var. Allah korusun, bir yerini sakatlamaman lazım.”

Gözlerimi çekmedim. Yüzümü de çekmedim.

Çünkü çekimin ne olduğunu anlamasını istedim.