16. bölüm · ABİMİN KANKASI (texting)
16
Abimin Kankası 16. Bölüm
“Emin misin Deniz? Çünkü ben ona kahve yaptığımdan beri önünü gayet iyi görüyor hatta bu bluzun ne kadar açık olduğunu fark edecek durumda.”
Barlas’ın ağzından çıkan bu cümleyi duyunca donakalmış ve gözlerimi kocaman aralamıştım.Bu kelimenin tam anlamıyla hapı yuttum demekti.
Barlas hâlimden gayet mutlu oh olsun der gibi bana sırıtarak bakarken hızlıca gözümü koridorda gezdirdim.
"Nerede o?” diye sordum olabildiğince sessiz bir şekilde. Çünkü sesimi duyar da buraya gelirse üstümdeki bluzu yok edecek zaman bulamazdım.
Barlas gülümsedikten sonra sırtını kolona yasladı. Sonra kafasını bana doğru yaklaştırdı. Yüzlerimiz arasında az bir mesafe kalırken hâlâ gülümsüyordu bana.
“Balkonda oturuyor.” diye aynı sessizlikle cevap verdi.Tabi o bana yakınlaşınca mal gibi eli ayağına dolaşan biri olduğum için abimin varlığını ve üstümdeki bluzu unutmuştum.
Hafifçe gülüp gamzeleri ortaya çıktıktan sonra benim donup kaldığımı fark etmiş olduğundan kaşlarını çattı.
Bende o sıra bir iki adım gerileyip onun etki alanından uzaklaştım. Ne vardı da o kadar yakınlaştın bana çocuk!
Barlas geri sırtını duvara yaslarken birden yine dank etti gerçekler. Bluz ve abim.
Gözlerimi kırpıştırıp tırnağımı kemirdim stresle. Çantamdaki hırka ince ve fermuarsızdı. Ama abim bu elbisenin önünü görse zaten kalp krizinden giderdi.
O hırka bana yetmezdi. Bana bol ve uzun bir şey lazımdı. Sweatshirt gibi. Bu bluz hiç gözükmemeliydi.
Aklıma gelen fikirle heyecanla Barlas’a baktım. O da kahve gözlerini hafifçe kısmış beni izliyordu.
"Beni odana götür!” dedim birden.Sırtını duvardan ayırırken, “Neden?” diye sordu. Ama sorulara tek tek cevap verecek sabrım olmadığı için onu tınlamayıp koridorda ilerledim.
Barlas arkamdan gelirken, “Nereye gidiyorsun?” diyordu.
Sorusunu cevaplamadan koridorun sonuna ulaştığımda hedeflediğim noktadaydım:
Barlas’ın odası.Kapı koluna elimi sararken Barlas, “Hey!” diyerek isyan etmişti. Odaya daldığım gibi yan taraftaki düğmeye basıp ışıkları yaktım.
En son odasını ne zaman görmüştüm, hatırlamıyordum. Yaklaşık bir, iki sene olmuş olmalıydı. Elbette bu geçen zamanda değişmişti odası.
Mesela eskiden yatağı tek kişilikti, onu değiştirmişti. Şimdiki yatağı çift kişilikti. Kenarda duvara boylu boyunca monte edilen bir çalışma masası vardı. Üstünde kurşun kalemler darmadağınık duruyordu. Buruşturulmuş kağıtlar masanın bir ucundan öteki ucuna kadar uzanıyordu. İki bilgisayarı vardı, buruşturduğu kağıtların arasında.
Büyük ve ferah bir odası vardı. Ama aklıma takılan şey buruşturduğu kağıtlardı. “Odama lap diye daldın, farkında mısın?”
Barlas’ın sesiyle kendime gelip odasını incelemeyi bıraktım. “Aman yemedik odanı.” dedim hafif sinirli bir ses tonuyla.
Sonra asıl gelme sebebim olan şeye, Barlas’ın dolabının önüne doğru yürüdüm. Ama benim nereye gideceğimi çoktan çözdüğü için daha dolabına varamadan hemen önüme geçti.
Ağzım açık kalırken ellerimi belime koydum. “Sweatshirte ihtiyacım var, bugünlük giyerim sonra getiririm.” dedim. Kocaman kollarıyla dolabına siper olurken, “Ben bir şey veririm dediğimde kabul etmemiştin, bul şimdi yolunu.”
Dudaklarımdan bir hışım verdiğim nefes, topuzumdan çıkan saç tutamını havalandırdı. “Şu dolabından bana bir şey verirsen bulmuş olacağım zaten.”
Kahve gözlerini hafifçe kıstı. Sonra gözleri tekrardan bluza kaydı. Aceleyle bakışlarını yüzümde gezdirdikten sonra dolabına siper olmayı bırakıp kollarını indirdi. “Bu iyiliğimi unutma, ona göre.”
Ona boş boş bakışlar fırlattım, “Sanki kalbini veriyorsun, alt tarafı bir tane kıyafet vereceksin.”
Hoş kalbini verse çıtım çıkmazdı da neyse.
Dolabın önünden nihayet çekildiğinde direkt kapağı araladım.
İçi o kadar düzenliydi ki şaşırmadan edememiştim. “Masanı da bu kadar düzenli tutsana.” dedim ona yandan bir bakış atarak.
Benim gibi kendi masasına göz gezdirdikten sonra, “Odama daldın şimdide de dağınıklığıma laf ediyorsun.”
“Ay ne odan varmış be!” derken elimle askıları tek tek kenara çekiyordum.
“Şu an kıyafetlerime alışveriş mağazasındaymış muamelesi çekiyorsun farkında mısın? Seç al birini.”
Barlas oflayıp puflarken kenara geçip gri, tüylü halının üzerindeki topu aldı. Ne yapacak diye bakarken kapının arkasındaki potaya topu yollamıştı.
Tekrar önüme dönerken hâlâ kendime uygun bir şey arıyordum. En sonunda gözüme bebek mavisi, üzerinde tatlı bir köpüş baskısı vardı.
Gördüğüm an ağzım açılırken askıyı hızlıca çıkardım.
“Böyle bir kıyafetin vardı ve hiç giymedin mi gerçekten?”
Gözleri elimdeki kıyafetine kaydığında yüzünün hüzünle kaplandığını fark etmiştim. Şeytani bir gülümseyle sweatshirte sarıldım.
Muhtemelen favori kıyafetlerinden biriydi ama söylemeye utanıyordu.
"Onu mu beğendin gerçekten? Hiç tavsiye etmem. Rengi ne öyle? Başka bir şey bul.”
Dişlerimi göstererek sırıttım. Köpekleri çok sevdiğini biliyordum. Genel olarak ondaki hayvan sevgisi çok fazlaydı. Bu yüzden veterinerlik okuyordu zaten.
Omzumu silktim ve kıyafeti yanağıma bastırdım hevesle. Bu esnada çaktırmasam da buram buram kokusunu çekiyordum içime.
“Banane ben bunu beğendim.” dedim gözlerimi tatlı köpek baskısında gezdirirken.
Büyük yatağından kalktı ve yanıma geldi. Kafasını eğip elimdeki sweatshirte bakarken birden ellerini uzatıp tuttu.
Kendisine çekecek zannederken dudaklarını birbirine bastırdı ve ellerini geri çekti.
Sanırım son kez vedalaştı onunla.
Gülmemek için kendimi zor tutarken askıyı çıkardım. Vedalaşması çok iyi olmuştu çünkü bir daha getirmeyecektim.
“Sen bu tatlı şeyi zaten giymiyorsundur. O yüzden getirmeme gerek yok.” dedim sweatshirtü bluzumun üstüne giyerken.
Ne diyeceğini bilemezken eliyle kıvırcık saçlarını sıktı. “Yani... Ben giymem ama anısı var onun. Önemli benim için. Geri getirirsin.”
"Eh benim üstümde görünce anısı kaybolmaz sonuçta. Hem sürekli göreceğin için daha güzel olur.”
Elini saçlarından çekerken yanaklarını şişirdi ve başını salladı.
“Peki madem, ona iyi bakacaksın ama.”
Gülümsedim, “Sen merak etme. Emin ellerde.”
Kafasını salladıktan sonra eliyle çenesini sıvazladı. “O zaman saat çok geç olmadan abine söyleyelim.” dedi sonra.
Hala sweatshirtin eteklerini tutarak onun dolabının aynasından bakarken elimle onay işareti verdim.
Burada biraz oyalandığım için saat on ikiye doğru geliyordu. Barlas kapıya doğru yürüdüğünde ben de aynanın önünden ayrılıp odasına son bir kez baktım.
Onun arkasından odadan çıktıktan sonra beraber koridorda yürüdük. Uzun ve geniş ahşap ayakkabılığın önüne geldiğimizde Barlas durdu.
"Çağırıyorum abini, burada bekle.”
Kafamı salladıktan sonra beni burada bırakıp balkona doğru gitti. Ben de duvara yaslanıp onları beklemeye başladım.
Barlas genelde tek başına yaşıyordu. Ailesi ara sıra onu ziyaret etmeye geliyordu sadece. Buna rağmen evi, ona fazla büyük 2+1’di.
Ben hâlâ beklerken önden Barlas arkasından da canım (!) abim gelmişti.
Ama bir dakika!
Abim adımlarını pek düzgün atmıyor hatta arada yalpalıyordu. Gözleri kıpkırmızıydı. Kaşlarına atılmış çiziğe bakarken abim öne doğru eğildi. Her an düşecekmiş gibi geliyordu.
Elini kısacık, siyah saçlarının üstüne koyarken ağzını açtı.
“De-”
"Niz. Aaa kim gelmiş ya?”
İsmimi bile mola vererek söylediğinde ağzım hafifçe aralandı.
Gözlerim anında Barlas’a kayarken sırıttığını fark ettim.Bana yalan söylemişti.
"Pislik!” diye bağırdım hâlâ şaşkınken.
Omuzlarını kaldırdıktan sonra yine ayrı şekilde sırıtmaya devam etti. Sonra da işaret parmağıyla sweatshirti işaret edip, “Lütfen ona iyi bak.” dedi.
