6. bölüm · Yaşamak İçindi Duvarları
✅③. Bölümஐ Yanında kalmam gereken biri misiniz? ஐ
Ekim 5
“Bitmeyen bu usulca sevdayı sana yazdım
Okunaklı mı senin gözünden harabı yılların?
Sonu geldiğinde anlaşacak kadar aşılır mı?
Suskunluğu bittiğinde yılların.
Sonu geldiğinde aşılacak yollar kaldı mı?
Suskunluğu bittiğinde yılların,
Duyulur mu fısıltısı kaybolan duyguların?
Yalnızlığın içinde miras kaldı üzülecek duygularım,
Halime bakarsan, dokunuyor içimdeki ıstırabın.
Bağrına basılmaz boş bir ok;
Yok oluşun bir mızrak gibi saplanır tenime.
Yine de görünür müydü azabı derdin,
Sokulur muydu hüznüme, “anla beni” derdin?
Kalemin ucu yazar, gözümdeki kana bular
Ama her kelime sana akar.
Mürekkebi solmuş zamanların ortasında
Sana yazılan bu sevda susar.
Suskunluğu bittiğinde yılların,
Duyulur mu fısıltısı kaybolan duyguların?
Bu yaşamı anlamaz;
Dedikleri anda yırtılır sayfalar.”
Ter ve daha fazlasıyla geçirdiğim bu gecede gönlümün şiiri hala hiç durmadan estiriyordu rüzgarını. Ayaklarımı dizlerimin arasına alıp kara kara düşüncelere daldığımı görenler tenime değen esişi de hissedebilir miydi? Yorgunluktan kapanan göz kapaklarım her kapanışında inanamadığı görüntülere gidiyordu. Koskoca bir dönemi bitirmek gibi bir zorunluluğum varken daha fazlasına tutunmak. Geceleri gözlerimi aydınlık tutan bu hayallerin ardı merak edişlerimken ilerlememek adına kendimi bir odanın içerisine kısmış halde tutmaktan başka ne seçeneğim olabilir ki? Kendimi, merakımı bu dizelere dökmekten daha iyi bir seçeneğim olsa dahi ne zaman yaşamaya başlamam gerektiğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey daha fazlasını istediğim. Bu yüzden en büyük engelimi kendim yapmayı başaran koskoca geçmişime kırgınım.
“Daha fazlası… Asıl olan bu mu Mâni? İçindeki bu karanlığın sebebi ne ki seni her defasında tereddütte düşürüyor?”
Burada yaşayıp yaşayamamak. Bunun aksini düşünmeyi kendime gizliden gizliye yasaklamış olabilirim. Her şeye evet demenin sonucunda dışardaki insanlardan bir baskı görmeyeceğimi bilerek adımlarımı atmayı başarmışken şimdi de omzumdaki görünmez eli indirerek bu adımları korkusuzca atmak istiyorum. Bu kararı vermek benim için tek bir ana kilitli olmadı asla. Günler, sözler, içimde tuttuklarım ve birikintilerim… Tüm kurşunlarım tek atımlıktı ve ben buraya kaçmayı seçtim. Dedemin istekleri basit görünse de benim isteklerimin yanında ağırdı. Yanlış yerdeyim ama olmak istediğim yere yakın olabileceğim en doğru yerdeyim. Bu kimi zaman beni iyi hissettirse de bazı zamanlarda o odanın içerisinden çıkarmıyorum. İçten içe canımın yandığını hissettiğim her dakika kendimi iyileştirmek zorundayım. Sonrasında öyle ya da böyle o odadan çıkıyorum. Hislerim ve mantığımla ortak çıkarlar doğrultusunda kendime bıçağı saplamadan asi bir kız olmaya devam etmem konusundaki anlaşmamla yoluma devam ediyorum.
Bugün geç uyanmama rağmen şanslıyım ki otobüsü görmüştüm.
“Orada!”
Otobüsün gittiği yöne doğru elimi sallayarak koşuyordum. Başka bir yolcunun otobüsü durduruşu sayesinde ona binebilmiştim. Otobüse bindikten birkaç dakika sonra kalbimi stresten sıktığımı fark edip yoğun şekilde aldığım nefesi yavaşlatmaya çalıştım. Kalbimi sıkmamla ortaya çıkan bu ağrı hareketimle beraber rahatlamaya başlamıştı.
Otobüse bindiğimde otobüsün tıklım tıklım dolu olması pek umurumda olmamıştı. O an ki aceleyle akbili basıp otobüsün arka tarafına doğru ilerleyip nefesimi normal düzeyde tutmaya çalışıyordum. Ayaktaydım. Binenler ve inenler... Yolun bir kısmı otobüsü boşaltıp doldurmayla geçmişti. Bu anları sık sık yaşayacağım gerçeği beni birazcık ürkütüyordu. Üstelik evim okulumdan uzaktaydı. Sürekli bu gel git arasında yıpranabilirdim.
Yol kimi insanın aklını bulandırırdı. Aslında o insanlardan değilimdir. Fakat fazla gürültülü ve tıkış tıkış olan bu misafirperver tekerleklerin beni okuluma hemencecik götürmesini ve ona vaat edilmiş bu kötü kaderini görmekten kurtulmak istiyordum. Yerin zemini temizlenmesine rağmen çamur lekeleriyle ve sert bir kumaş parçasıyla kaplıydı. Koltuklar birinden diğerine aktarılırken rezil rüsva olmuştu. Tutamaçları hunharca koparılmış ve yenilenmemişti. Yenilense bile tekrardan bu hale döneceği apaçık belliydi. Belki parayla götürüyordu bizi fakat misafirperverliğine söz edemezdik. Onu bu kötü kokuya hapsedemezdik, ediyoruz işte.
Cama yaslıydım. Irkım tarafından pislenmiş cama. Otobüsten indikten sonra bu düşüncelerimi unutup devam edecektim yoluma. Ne yazık ki engel olamayacaktım bu görüntüye.
“Sindirip devam edeceğim fakat ona zarar vermeden onu kullanacağım.” diyordum.
Otobüs yine durmuştu. Binenler olduğu gibi inenlerde vardı. Ben istifimi bozmuyordum ta ki bir adam beni sinir edene kadar.
Adam: “Ablacım sen hamilesin gel böyle otur. Hamile olduğunuzu fark etseydim daha erken yer verirdim size.”
Bu söz karşısında hemen önümde duran hanıma dönmüştüm. “Size diyor sanırım hanım efendi.”
Hanım efendi: “Yok sana diyor. Benim hamileye benzeyen bir tarafım var mı?”
“Ben olmadığıma göre sizin olma ihtimaliniz daha fazla değil mi? Hem ben evli bile değilim. Evli olsam yüzüğüm olurdu değil mi?”
Hanım efendi: “Ah sanki bilmiyoruz. Evlenmeden hamile kalın sonra gelin neyse...”
Adam: “Size diyorum hanım efendi.”
“Bana mı diyorsunuz?”
Adam: “Evet. O abla kilolu ama hamile değil anlarım ben.”
Aniden bir ses gelmesin mi?
“Eşimi ve bebeğimi rahat bırakır mısınız lütfen? Çok utangaçtır. Böyle ulu orta konuşulmaz her şey. Yakında evleneceğiz de.”
Hanım efendi: “Hep böyle kızlar kandırıyor senin gibi yakışıklıları. İlk çocuk sonra evlilik. Sonra da gelip otobüslerde ahkâm kesiyorlar.”
Ne diyordu bu kadın böyle!
“Sen de kimsin?” diyerek dönmüştüm şapkalı gence.
“Çıkar şapkanı! Aaa Kerem.”
Sen bunu çoktan hak ettin Kerem.
“Üzgünüm. Özür dilerim hepinizden. Ben nasıl diyeceğim.”
Kerem'in şapkasını çıkarttım.
Benden yaşça büyük olan ablaya dönmüştüm.
“O ünlü şarkıcı Kerem. Nereye gitsem beni takip ediyor. Ondan nasıl kurtulacağım ablacığım? Sapığım oldu. Bırakmıyor peşimi. Bu yüzden doğacak bebeğimi gizliyorum. Utanıyorum babasından. İsteyerek olan bir şey değildi. Anlarsınız ya.”
Birden ağlamaya başladım ve otobüsü durdurup indim.
Arkamdan konuşmalar devam ediyordu.
Abla: “Vay ünlü olmuş. Parası olmuş. Akıllı olamamış. Tüh rezil seni.”
Adam: “Kız'ı utandırdın. Nasıl bir adamsın sen!”
Teyzeler çantasıyla kovaladı arabadan Kerem'i.
Ardımdan koşuyordu.
Kerem: “Hey bekle Mâni. Dursana!”
“Efendim hocam?” diyerek ona doğru dönmüştüm.
Kerem: “İçeride izdihama uğradım. Nasıl benim karizmamı çizersin! Ya suratıma bir şey olsaydı. Kaç para ediyor bu surat haberin var mı? Bunlar emek emek DNA’ma işlenen yakışıklılık. Para kolay kazanılıyor mu sanıyorsun sen? Emekliliğime hala var, zengin gözüktüğüme bakma.”
Ne öyle parası yok gibi konuşmalar? Duyan, gören de gerçekten emekli olacak sanır.
“Benim hamile olduğumu söyledin evlenmeden. Fazlaca hak ettin. Beni küçük düşürdün.”
Kerem: “Sen ünlü değilsin. Kimse tanımıyor seni.”
“Ben kendimi tanıyorum. Yetmez mi?”
Döndüm ve hızlı adımlarla yürümeye başladım.
“Öyle beni suçlayıp gidecek misin!” diyerek bağırdı arkamdan.
“Yanında kalmam gereken biri misiniz?”
“Seni tanımaya çalışan biriyim.”
“Kendimi tanıtmayı sevmeyen biriyim.”
Okula doğru yürümeye devam ettim.
“Ukala şey ondan hamileymişim de evlenecekmişiz de nasıl kuruyor kafasından olmayacak şeyleri! Ah ne rezillik ama. Kafanı toparla Mâni. Bugün ki derslerim biraz yoğun geçecek gibi bir de aklını böyle şeylerle doldurma.”
Gün ilerledikçe ders dışı tanımadığım bazı hocalarla tanıştık. Hem de alanımda kendimi yetiştirebileceğim bilgiler öğrendim. Öğrendiğim bilgilerin bir kısmını unutmamak için not aldım. Kerem’den de senaryo için kâğıdı almam gerekiyordu. Yeni tanıştığım Nejla’dan senaryoyu Kerem hocadan almasını rica ettim. Çok tatlı bir kızdı. Ricamı kırmadı. Nejla da ilk başta bana Cennet diye hitap etmişti. Ona Kerem hocanın isim zekâsının olmadığını söyledim. İlk başta biraz şaşırsa bile sonradan Kerem’e niye sinir olduğumu ve neden ondan senaryo kâğıdını almasını rica ettiğimi biraz anlamıştı. Mâni olarak Nejla’yla yeniden tanıştım. Ve ricamı gerçekleştirdiği esnada onu beklemek için kantine geçtim.
Kantin kapısının girişinin sol yanındaki yuvarlak masayı burası daha fazla kalabalıklaşmadan kapmıştım. Notlarımı okurken beklediğim kız gelmişti.
Nejla: “Al bakalım Mâniciğim. Senin için bunlar. Bir de bu kahveyi şuradaki oğlan gönderdi.”
“Ne ara gelmişti bu kız? Notlara fazla dalmış olmalıyım ki o anı görmemişim.”
“Ver bakalım. Atalım bakalım. Senaryo için sağ ol.”
Kahveyi alıp çöpe atıyordum ki Kerem sinirini gördüm.
“Normalde kahve sevmem ama içeceğim.”
Kerem’in bizim yanımıza gelişiyle bir elimde kahve bardağı solumda Nejla, karşımda Kerem Hoca öylece kalmıştım.
Kerem: “Umarım o kahvenin içerisinde tükürük yoktur.”
“Ne tükürüğü?”
Nejla: “Tükürük mü?”
Kerem: “Evet tükürük. Çok iğrenç değil mi? Bu üniversitenin bir kuralıdır. Yeni gelen kızlara bu tükürük şakasını erkekler yapar. Siz de köpüklü sanıp içersiniz. İç canım afiyet olsun.”
“Canım mı? Canınız olduğumu düşünmüyorum. Hatta kesinlikle değilim.”
Sinirlenerek sandalyeden kalktığımda Kerem sinirine dersimiz olduğunu hatırlıyordum. Ona ders boyunca katlanmak zorunda kalacaktım.
Ayakta bulunan halimle Nejla’ya “Artık sınıfa geçelim. Ders başlayacak birazdan Nejla.” diyordum
Kızgın bakışlarım asiliğimi belli ediyordu. Keremse beni umursamayışını gözlerindeki umursamazlıkla hissettirip konuşuyordu. “Evet ders başlayacak. Senin yerine kahveyi atacağım. Bedava diye içen olur. Ne olur ne olmaz.”
Nejla Kerem'e utangaç bir tavırla gülüyordu. Bu duruma daha da kızıyordum.
“Nejla gitsek artık diyorum. Ders başlayacak diyorum. Hadi.”
Nejla’nın gözlerini Kerem Hoca’dan ayıramadığını fark etmiştim. Peşinde başka kızlar varken niye sadece benimle uğraşıyor ki bu adam? Ona göre fazla komik biri miyim? Kerem'in gözlerinde Nejla’yı bırakırsam kötü bir insan olurum. Nejla’nın kulağına doğru yaklaşmıştım.
“Derste gözlerine bakarsan ondan hoşlandığını anlamaz.”
Nejla zor bela gözlerini Kerem'den ayırmıştı. Ve başımla selam verip masadan kalkmıştım. Sonra da dersler tiyatro salonunda işletilmeye karar verildiği için tiyatro salonuna gitmiştik.
Derste metinden bakarak oynamaya çalıştık. Defalarca Kerem'in “Olmuyor, olmadı, bir daha, yapamıyorsunuz!” deyişleriyle karşılaştık.
Kerem: “Burada gerçekleştirmeyeceğimiz öpüşme sahnesini oyun sahnelenirken yapacaksınız.”
Ne öpüşmesi bunu sahte yapsak olurdu. Neyse oyun sahneleninceye kadar belki hoca ve öğrenci olmayı başarırız. Ve bu sorunu gelecekteki Mâniye bırakıyorum.
Kerem: “Siz çalışın ders bitecek birazdan. Ben odama geçiyorum. Mâni ders sonunda yanıma gel.”
“Tamam hocam.”
Yine milletin ortasında özellikle bana sesleniyordu. Ders bitse ne olurdu ki adam teneffüslerimi de yiyordu.
Kerem'in odasına giderken Nejla da benimle gelmek istediğinde onunla beraber kendimi giderken buluyordum. Nejla beni kapıda beklerken ben Kerem’in kapısını tıklatıp içeriye giriyordum.
“Hocam beni istemiştiniz.”
“Seni henüz ailenden istemedim. O konuyu sonra konuşuruz. Evet, Mâni gel otur şöyle. Kapat kapıyı.”
“Tamam.”
Kapıyı kapatıp onun masasının önündeki oturaklardan birine oturmuştum.
“Evet, geldim.”
“Sence bir kadın nasıl bir hediye ister?”
“Bunu kadınlara sorun. Ben hala çocuk kategorisindeyim. Anlayacağınız evlilik için gencim.”
“Ama bugün benim eşimken çok tatlıydın.”
“Gitsem iyi olacak.”
“Utandın mı?”
“Utanacak bir şey yok. Hayalinizle sizi baş başa bırakayım. Karşınızda bekâr bir kadın varken gerçekliğe dönmeniz daha erken olur. Hayalinizi uzun tutmak için tek kalsanız çok iyi olur.”
“Yemek yedin mi?”
Bu adam kafasını benimle bozmuş olmalı.
“Tokum. Hocam başka bir sorunuz yoksa çıkabilir miyim?”
“Senin sorun yok mu? Ünlü bir adamlasın merak ettiğin bir şeyler yok mu?”
“Neden hayatımdaymış gibi konuşuyorsunuz? Ünlü bir adamla değilim ben. Siz benim sadece derslerime giren ve bana not vermeniz gereken birisiniz.”
“Tüm sözcükleri irdelemeyi seviyor musun sen? Galiba seni oyuncu değil de yazar yapmalıyız.”
“Kelimeler kıymetlidir ama siz kelimeleri israf etmekten çekinmiyorsunuz.”
“Şu kibarlığını bıraksan da canım cicim konuşmalarına mı geçsek?”
“Şaka gibisiniz. Piyano çalmayı biliyor musunuz?”
“Benimle beraber olduğunu kabul ediyorsun yani. Evet, biliyorum.”
“Gerçekten mi? Nasıl ya? Hayır, beraber değiliz. Ya siz iyi misiniz?”
“Evet, piyanoyla yakından ilgilenen bir arkadaşım vardı. Onunla inatlaşmamız yüzünden ben de kendimi epey bir geliştirdim.”
“Beraber değilim elbette sizinle fakat arkadaşınızla tanışmak isterdim.”
“Çok yakında tanışırsınız. Tiyatro gösterisi için gelecek. Sen benim yerime onu mu tercih ediyorsun yoksa? Her an dersimden kalabilirsin.”
“Her şeyi neden farklı yerinizden anlıyorsunuz? Size karşı saygılı olmakta zorlanıyorum.”
“Hadi Mâni soracağın soru yoksa gidebilirsin.”
Sinir şey resmen odadan kovdu beni. Sanki çok meraklıydım sana.
Kerem'in odasından çıktıktan sonra Nejla’nın meraklı sözleri beni iyice kızdırmıştı. Kızdığımı belli etmemek için dersin başlayacağını bahane edip sınıfa doğru yol almıştık. Sonraki derslerimi de güzelce dinleyip not aldım. Son ders saatimizi işledikten sonra Nejla gitmek için beni bekliyordu.
Nejla “Hala hazırlanamadınız mı Juliet Hanım?”
“Kimliğimde adım Mâni.”
“Şaka sadece.”
“Benim tuvalette biraz işim var.”
“Anlaşıldı Juliet Hanım. Yarın görüşürüz. İyi akşamlar.”
“İyi akşamlar Soru Hanım.”
Sınıfta biraz oyalandıktan sonra bayanlar tuvaletine gitmiştim. Çok şanslıydım ki bir kişi bile yoktu. İşimi halletmiştim. Ve ellerimi yıkayıp atkımı boynuma sıkıca doladım. Saçım yine kıvır kıvır olmaya başlamıştı. Çantamdaki yedek tokayı çıkarıp saçımı bağlayıp tuvaletten çıkmıştım. Birden hıçkırmaya başlamıştım. Hıçkırığım durmuyordu. On adımda bir hıçkırıyordum. Merdivenleri indikten sonra üniversitenin dışına çıkıp bankta oturdum. Tam nefes alıyordum ki aynı an da hıçkırık sesim var gücüyle dışarı çıkmıştı.
“Al su iç.”
“Benim hıçkırığım suyla gitmez.”
“Dene.”
Elinden pet şişeyi alıp içtim.
“Şimdi iyi misin?”
“Teşekkür ederim.”
“Sorun değil. Suyu yudumlamıştım. Tadı çirkin geldi. Geri kustum. Tam çöpe atıyordum ki hı hı hıı diye sesler duydum.”
“Ciddi misiniz Kerem Hocam?”
“Hıçkırıyor musun?”
“Hayır.”
“Benimle aynı pet şişeden içmek seni korkutmuş olmalı. Sayemde hıçkırığın gitti Cennet.”
“Gerçek değildi yani? Midem bulandı.”
“Maalesef şakaydı. Büyükler ne der bilirsin. Hıçkırığı korku keser. Ben de seni korkuttum.”
“Büyükler çok şey biliyor sanki. Bu okuldan mezun olduğumda kurban keseceğim. Bir ayım dolmak üzere.”
“Saçının doğal hali mi bu?” derken ona doğru uçuşan lülemi eliyle düzeltmişti. Ucundan lülelenmeye başlayan saçıma bakıyordum. Ardından Kerem hocanın bana bakışlarına aldırmamak için yerimden kalkmıştım.
“Gidiyor musun?”
“Saat...”
Telefonumu çantamın içerisinde aramaya çalışıyordum fakat bulamıyordum.
“Çantanda bir ben eksiğim.”
Kolundaki saate bakıp: “Saat 17.08” dedi.
“Bugün karşılaştığımız otobüs kaç dakikada bir buradan kalkıyordu?”
“Saat 18.00'de kalkacak. Bunu bilmiyor muydun?”
“Emin olmak istedim.”
Tekrar Kerem’in yanına oturmak zorunda kalmıştım.
“Deve cüce mi oynuyoruz?”
“Hocam?”
“Esprileri anlatınca tadı kalmıyor.”
“Anladığım için tepkim bu.”
“O zaman niye gitmiyorsun?”
“Otobüsü kaçırdım.”
“Çok şanslısın ki ben yanındayım. Hadi gel bana yardım et.”
“Yardım?”
“Yeni bir şarkı yazıyorum ve senden ilham alıyorum.”
“Sapık olduğunuza dair düşüncelerimden hala vazgeçmiş değilim.”
“Ben sapık değilim. Hadi beni takip et.”
Okula doğru yürüyen hocamı takip ediyordum ve geldiğimiz yer tiyatro salonuydu. Benim koltukta oturmamı istedikten sonra piyanonun başına geçmişti. Ve bestesini söylemeye başlamıştı.
“Öncesi yoktu benim hisli kalbimde.
Sen kendindeydin ben bestelerde.
Yürüdüğüm yollarda izin bile yoktu
Aramak istediğim son yer, kalbimde
Öncesi yoktu benim hisli kalbimde.
Sen kendindeydin ben bestelerde.
Koşup koşup varamadığım tek yoldun.
Ardından geleceğim merak etme...
Yorulmadan atan bu kalbim sendeyse
Yorulmadan koşarım ben elbette
Şimdi yürüyorum halsizliğimle
Bulamadığım o olmayan gülüşünde
Hala beklentilerimle yaşarken
Sen düştün birden kalbime
Öncesi yoktu benim hisli kalbimde
Sen kendindeydin ben bestelerde.
Yürüdüğüm yollarda izin bile yoktu
Aramak istediğim son yer, kalbimde.”
Nasıl olmuş?”
“Şey. Imm.”
Vücudum heyecandan titremelerle kasılıyordu.
“Mâni. Gül biraz.”
Kerem piyanonun başından kalkıp tam karşımda çömelmişti.
“Öncesi yoktu benim hisli kalbimde,
Sen kendindeydin ben bestelerde...”
“Sesiniz canlıyken bile gerçekten güzel. Şarkıcı oluşunuza şaşırmıyorum.”
“Şarkımın adı ‘Cennet’ olursa sana yazdığım çok belli olurdu. Bu yüzden ‘Öncesi Yoktu’ koyacağım şarkımın adını.”
Bir saattir bulamadığım telefonum gözümün önündeydi.
“Saat çok hızlı geçmiş. Otobüsü kaçıracağım. İyi günler Hocam.”
“Mâni, dur. Gitmeden sana tavsiye. Yanındaki şu kızdan uzak dur.”
“Nejla’dan mı? Neden?”
“Sen uzak dur.” demesiyle geçen saate bakıyor ve ona cevap vermeden onu başımla selamlayıp otobüse koşmuştum. Hiçbir saat bu kadar hızlı geçemezdi. Bu şarkıyı beni düşünerek yazmış olamaz. Birkaç haftada kim kime bu duyguları beslerdi ki? Otobüste Kerem'in eşim hamile demesi aklıma gelip duruyordu. Nasıl böyle şeyler diyor bu adam. Gerçekten kendini beğenmiş. Bugün hiç normal bir gün değildi. Diğer adamın adı neydi. Murattı sanırım. Bugün hiç görmedim onu. Anlayacağım o sapık değilmiş. Temiz yüzlü biriydi. Neden sapık olsun ki! Büyük şehirdeyim diye ben de çılgınlaştım biraz. Otobüsü evimin biraz aşağısında durdurup indim.
“Biraz yürürsem belki zayıflarım. Beş kilo fazlalığım varmış. Gitsin o fazlalıklar da gör sen. Gerçi hemen de gitmiyor ki. Ben niye onun dediği lafa bu kadar alındım ki! Yürü Mâni.”
Sonbahar ayında olmamıza rağmen akşama doğru hava sıcaklaşmıştı. Yürüyüşle birleşen sıcaklık üzerime adeta yağmur yağdırmıştı. Evimin kapısını açtıktan sonra kendimi köpüklü bir banyoda bulmuştum. Küvetin içine sıvı sabun doldurunca hala beş yaşındaki Mâni'ye dönüyorum.
“Kahvenin içinde tükürük varmışmış. Ay yine nereden geldi şu adam aklıma. Keşke Aylin burada olsaydı. Onunlayken unuturdum Kerem sinirini... Şimdi arkadaşımla birbirimize uzak düştük. Keşke biraz erken doğsaydım da Aylin’le aynı zaman da üniversite kazansaydım. Böyle yalnız olmazdım.”
Banyoda o kadar uzun kalmışım ki iki saat gitmiş günümden. Banyodan çıktıktan sonra hava yağıyordu. Ev uzun bir süre sonra ilk kez buz gibi olmuştu. Hasta olmayayım diye üzerimi kalın kalın giyiniyordum. Rahmetli babaannemin çeyizime ördüğü patiklerden birini giyerim diye yanıma almıştım ki iyi ki de almışım. Patikleri çorabımın üzerine giyip başımı kuru bir havluya sardım. Okulda not aldığım bilgileri okudum. Bugün hiç yemek yememiştim. Karnım biraz içeriye girmişti.
“Yemek yememiş halimle neler yaşadım! Bir de tok karna bugünü yaşasaydım ikize hamile derdi bu manyak adam!”
Yemek yemem gerekiyordu. Ama Kerem’in beş kilo fazlalığın var deyişi aklımdan gitmiyordu. Konservelerden ısıtmayıp biraz salatalık yediğimde sanki kilo sözcüklerinin altında ezilmezdim. Henüz doymamış karnımla başlamıştım senaryoya çalışmaya. Genel olarak bir şeyleri çözmüş gibiydim de oyunculuk çok zordu. Biriyle beraber bir kurguya girmek ve gerçekmiş gibi yaşamak ne sahte bir şeydi öyle? Gösteriye gelecek olan insanları düşündükçe anksiyetem nüksediyordu. Hayal dünyama daha fazla dalmamak adına gözlerimi iyice senaryoya odaklıyordum. Uzun uzun sözlere çalışıyor ve bol bol tekrarlıyordum. Tabi er ya da geç yorulurdu ruh tek taraflı uğraşınca ve sözler uyutmaya başlardı zihni. Dalgın bakan gözlerimde aralık kalmadığını bir sıçrayışla fark ettiğimde bitmişti içimdeki çalışma isteği. Gece üzerime düşen yorgunlukla beraber hafif soğuk olan yorganımın altına girip uyumaya koyuluyordum.
❀
