17. bölüm · Yaşamak İçindi Duvarları
✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ
🌸2.KISIM 🌸
Kasım 24
Gözlerim aralanmıştı. Aylin’i ve bavulunu odada göremeyince görünen köy kılavuz istemiyordu.
Muratla konuşmak içimden gelmese bile bu kara kapıyı aşıp onunla konuşmalıydım. Ayağımı odadan çıkardığımda yoksa eğer kendi odasında olabilme ihtimali evin diğer her köşesinde olabilme ihtimalinden daha yüksekti. Tabi bir de hala evdeyse geçerliydi bu. Dizlerim kalktığım yere beni oturtmak istiyordu fakat çoktan Murat'ın odasının kapısındaydım. Salon mutfak bir olan geniş bir yere açılıyordu tüm odaların kapısı.
Besmele çekip tıklatıyordum kapıyı.
“Girebilirsin.” kelimesini duymak yerine aslında onun kapıyı açıp salona gelmesini istemiştim ama o hemencecik “Girebilirsin.” demişti.
Murat’ın dün ki öpücük hamlesinden sonra bu biraz tehlikeli bir davet gibi gözüme görünürken sarsmıştım kendimi. İçeriye dönüp kendi kendime oturmaya devam etsem onunla yüzleşme ihtimalim aslında daha az gerçekleşirdi. Gündüzün uyku sersemiyle kendi adımlarımı buraya kadar ilerletmiş olsaydım belki şuracıktan tüyerdim fakat arkadaşın kör cahili bende olunca insan her koşula sokuluyor.
“Kapının arkasında biri var mı?” sesi gelirken buradan tüyebilme ihtimalim artmıştı. Yine de bu evde kalıp bir iki olanı konuşmazsak işler sarpa sarabilir. Hayatım nasıl böyle çabuk senin hayatına düğümlendi ki?
“Hey!” hala kapının arkasında birinin olup olmadığını sorgulayan Murat o kapının kolunu açma zahmetinde bulunmuyordu.
Sesimi düzeltiyordum.
“Iım, Murat uygun musun?”
“İçeriye gelsene.”
“Yok, bir şey sorup gideceğim.”
Kapıyı gelip hızlıca açıyor ve apar topar çalışma masasına dönüyordu.
Onun hızıyla bir an da yavru kedi misali kapının önünde kalmıştım.
“Sonra gelirim. İyi çalışmalar sana.”
“Tamam baba.” deyip kulaklığını çıkardıktan sonra bana dönüyor ve ekliyordu: “Mâni, sabaha kadar pek uyumadım.”
“Tamam, uykunu aldıktan sonra konuşuruz.”
“Epeyce kahve içtim. Şirketin karışmaması için bazı fedakarlıklar gerekiyor.”
“Anlatıp yorma kendini. Unuturum zaten.”
Derin bir nefes vererek “Ben de unutmak istiyorum.” deyip gülümsüyordu.
“Yakında rahatlayacaksın, seni rahat bırakıyorum şimdi.”
“Gitme, babam ilgileniyor şu an da şirket sorunlarıyla. Sen daha iyi oldun mu?”
“İyiyim.”
“Dün ki tartışmamız da yersizdi. Öyle çekip gittin.”
“Öyle miydi?”
“Değil miydi?”
“Anlaşılan şirkette yaşadıklarının yanında benimle olanlar hafif kalıyor.”
“Şu küçük kıskançlık meselesi ileriyi düşündüğümde pekte hafif olmayabilir.”
Murat öpücükten bahsetmeyecek gibi duruyordu.
“Bu ev, sen tek mi yaşıyorsun burada? Babanla telefonda işleri halletmenin nedeni bizim bu evdeki varlığımız mı?”
“Babam kardeşimle beraber evden gittiğimizden beri oteldeki sorunlara sardı.”
“Ya, sen de tek başına bu evde yaşıyorsun.”
“Ben uzun zamandır böyleyim. Keyfimde yerinde.”
“Hep mi tektin?”
“Ne gibi?”
“Kardeşin, onu göremedim.”
“O buraya gelemeyeceği bir yerde.”
“Kar küreleri.”
Murat’ın bir dolabı boylu boyunca kar küresi doluydu.
“Çok fazla görünüyor olabilirler ama hepsinin bir hatırası var.”
“Güzeller.”
“Onlar beni yoran bir hayatın harlanmasını engelleyen koleksiyonumun parçaları ama hepsini sana verebilirim. Seninle hepsi güzelleşir.”
İçim ürpermişti.
“Sanki daha derin bir anlamı var bu koleksiyonun. Bu yüzden kabul edemem.”
“İstediğinde istediğin senindir. Sanki bir küçük sorguya çekildim gibi. Sadece bir şey soracaktın diye hatırlıyorum. Yanıldım mı?”
Asıl meseleden uzaklaşmıştım. Şimdi bir an da Aylin’i sormam yersiz olacaktı.
“Bence sen daha önce hissettiğin bir duyguyu yaşatmaya çalışıyorsun. Bu kadar küre ancak bir kadın için alınabilir.”
“Bunu gerçekten öğrenmek istiyorsan içeri gir ve kapıyı kapat.”
“Ne? Merak etmiyorum işte.”
“Bana güvenmek için bana doğru bir adım atmalısın. Yoksa kendimi sana nasıl ispat edeyim?”
“Bir odanın içerisinde mi kendini ispat edeceksin?”
“Senin aklındaki o kötü şeyleri silmem için bu şart.”
“Beni kendine yaklaştırmak için dün ki hareketinden sonra çözüm yolun bu mu?”
“Sen içeriye girmezsen ne olur biliyor musun?”
“Ne olur?”
“Benim hakkımda bilgi edinme fırsatını kaçırırsın.”
“Bunu öğrenmek istediğim bir an da değilim.”
“Şu an buradan kalkıp yanlış anlamaman için yanına dahi gelemiyorum.”
“Niye bu kadar abartıyorsun ki? Bu aşk işi senin için ilk olmamalı.”
Konuşmadan bir süre durmuştu ve ben onun yüz mimiklerine bakarken farklı bir şeyler hissetmiştim. Sanki o mimikler çok farklı bir dünyanın kapılarına ait bir geçişe doğru evrilmişti. Ne anlamam gerekiyordu bu görüntü ve suskunluk ile? Bizim aramızda böyle uzun soluklu bir kapı aralanacak ne yaşanmıştı da onun yüzü gözümde farklı bir diyarı canlandırıyordu? Belki de bu bakışları sezişim ilk değildi fakat ilk kez bu kadar derin hissetmiştim. Ne vardı onun aklında? Sanki aşk kelimesinden daha derin daha farklı.
“Ben farklı düşünceler içerisinde bir hapishanenin içerisinde kilitliyim. Bunu farklı hayatları yaşamış olsak dahi sadece senin anlayabileceğini düşündüm. Belki de bu düşüncem dahi bir bencillikti. Kaldı ki ben bu düşünceyi ilerletip sana yakın olmak istedim. Vaz mı geçmeliyim? Ben vazgeçtiğimde senin yakınımda olmanı kaldırabilecek miyim?”
“Gideceğim gerçekten. Burada kalamayacağımın farkındayım.”
“Anlamıyorsun Mâni, bilmiyorsun.”
“Neyi bilmiyorum? Söyle bana?”
“Her şey senin için.”
“Uykusuz olduğun için mi böyle konuşuyorsun? Ben seni anlayamıyorum.”
“Seni gizli tutamıyorum yine de seni korumak istiyorum.”
“Kendinden mi?”
“Öyle masumsun ki arada eriyeceğin endişesiyle her gün harap oluyorum. Bunu bir kere daha yaşamamak için neden sana yakın olmama izin vermiyorsun?”
“Sen böyle laflar dedikçe beni korkutuyorsun. Niye daha açık konuşmuyorsun? Âşık olduğun kadın öldü de beni ona mı benzetiyorsun?”
“Seni endişelendirmek istemiyorum.”
“Bunu anlayabiliyorum. Kerem’in ilgisi de bundandı demek. İkiniz birden beni sürekli tanıyormuşsunuz gibi davranıyorsunuz.”
“Öyle bir şey değil.”
“Bu saçma durumun başka ne gibi bir açıklaması olabilir ki?”
“Sana diyebileceğim en önemli şey Kerem’den kendini koruman.”
“Yine aynı mesele. İlgilenmiyorum artık aranızdaki meseleyle. Beni bu işten uzak tutun.”
“Bunu deniyorum zaten.”
“Her neyse. Aylin’i gördün mü?”
“Gitti.”
“Gitti, bu konuda da yanılmadım.”
Başımı durumu idrak etmek için bir süreliğine sallayıp sonra sinirden gülmüştüm.
“Ne düşünüyorsun öyle sen?” diye soruyordu.
Yüzüm düşmüşken ne kadar iyi olabilir ve başka ne düşünebilirdim ki? Her zamanki gibi tek kalmış bir kızım. Bu seferki ilk yalnız kalışımdan daha ağır değildi. Peki niye hala yalnız kalma hissi içimi burkuyor? Bedenimin ölümle cebelleşirken çıkarılan ses gibi inlemesi karşı taraftan duyuluyor olabilir mi? Onların önemsediği o kadın da benim kadar hissetmiş miydi yalnızlığı? Bu çok kötü, yalnız kalmak isteyen biri için bile fazla kötü.
“Mâni, haberin yok muydu Aylin’in gidişinden?” başımı iki yana sallayıp bir önceki derin nefesi tüketinceye kadar oksijensiz kalmıştım.
Aylin gerçekten beni bırakıp o koca kafalı İsmail’e gitmişti.
“Bir sorun mu var Mâni?”
“Ben de gitmeliyim.”
Yerin laminantına dalmış gözlerim sözlerime ruhundan bir parça bahşediyor olsa da yine de ruhsuzdu sözlerim.
“Sen hala gitmekten bahsediyorsun.”
“Murat şu an da bile yanından gitmem için o kadar çok sebep var ki.”
Gözlerim canlanarak tüm benliğini Murat’ın gözlerinde kilitlemişti. Bu durum, derin bakışı ve içimdeki derin kuşkuyu yani beni etkiler mi? Senden etkilenmediğimi bildiğim halde senin gözlerinin içine bakarken bu kadar rahat olmamın sebebi nedir?
“Beni olmayan kadınlardan kıskandığın gerçeği mi?”
Hayır, bu kadar kolay bir sebep benim şu an ki sebebim olabilir miydi? Asla bu değildi sebebim. Bu kıskançlık değil, benim sebebim kendimi garantiye almak istememdi.
“Seni kimseden kıskanmıyorum.”
“Doğru kıskanacak olsaydın, karım olurdun.”
İki parmağımı havaya kaldırarak: “İki gün, iki gün ya. Sadece iki gün sorunsuz yaşayamaz mıyım? Aklımda hep birilerinden kalan problemler mi yer alacak? Kaçarım diye geldiğim bu şehirden bile fayda yok mu bana? Lütfen sen de fikirlerine bir son ver.”
“Beni de bir yük olarak mı görüyorsun?”
“Her şey yük.”
“Senin için bunu mu yapmalıyım?”
“Murat,”
Oturduğu yerden kalkıp önümden geçmişti.
“Murat,”
Murat dememle dönmüştü.
“Senin için bugüne kadar hiçbir şey yapmadım Murat fakat bu hediyemi kabul et.”
Onun farklı bir hatıradan kalma hüznü şu odada öyle yoğun geçişlerle hissettiriyordu ki kendini. Ona bir yararım olacaksa eğer Aylin’e hatırladığım o inancı bir kereliğine Murat’ın ellerine verebilirdim. Onun karşısına geçecek cesaret ve kalp yumuşaklığıyla daha önce hiç tutmadığım elini tutmuş ve ayasını açmıştım. Parmaklarım onun avuç içine değerken az önce açtığım parmaklardan birkaç tanesi çaktırmadan değiyordu serçe parmağıma.
“Artık üzülmeye bağışıklığın var. Bana verilmiş bu armağanı sana hediye ediyorum.”
“Bu duygularıma karşılık verdiğin anlamına mı geliyor?”
“Bir veda.”
Elimi ağır çekimle kendime çekmiştim.
“Bunu senden isteyen kim? Aklından neler uyduruyorsun sen? Öyle bir bağışıklık sistemi yok. Kendini kandırma.”
“Üzülmene değmem inan.”
“Sen az mı balık yedin Mâni?” kafama eliyle tıklatmıştı.
“Bunun şu anla ne alakası var ki?”
“Balık hafızalısın. Dün seni öpmeye çalışan bir adamın bugün ellerini tutarsan o adam seni düşler. Böyle veda mı edilir?”
“Yaptığım hiçbir vedayı beğenmiyorsun.”
“Kalman gerekiyor.
“Bak kendimi bu hayata sıfırdan başlatmam gerekiyor ama buradayım. Aylin tamamen gitti. Ayağım alçıdan çıktığında sana verdiğim rahatsızlık bitecek. O zamana kadar sadece yüz yüze bakabilecek detaylar hakkında konuşalım.”
“Rahatsız olursan evden giderim Mâni.”
“Seni kendi evinden kovmak gibi bir niyetim nasıl olabilir ki?”
“Söyle bana, söyle karşındayım ve rahatsız hissediyor musun?”
“Neden hissetmeyeyim ki? Sana göre ben Aylin gibi biri miyim? Bunu düşünme. Benim için aşklar nasıl platonikse seninle aynı evde olmam da bir o kadar sahte. Senin bu evde oluşunu öğretilerim silmeye çalışsa da biliyorum ki bir erkekle yalnız başımayım ve o kişi dedem değil. Bu zor, korkuyorum. Bu korku bile fazla fakat ben bununla baş etmek zorundayım. Sadece bir çıkar yol bulmak istiyorum.”
“Ne yapmalıyım ben, söylesen?”
“Bunu söylemek bile benim için fazla küstahlık. Senin evinde sana ne tür bir kural koyabilirim ki? Bu berbat bir şey.”
“Niçin evin bana ait olduğunu dile getirerek para temelli düşünüyorsun? Ben yardıma ihtiyaç duysam sen beni kapının önüne mi koyardın?”
“Muhtemelen.”
“Biraz acımasızmışsın.”
“Ben para kazandıktan sonra bu olanlar son bulacak.”
“Mâni, gitmek istediğinde gidebilirsin. Yalnız gitmeden önce balıkları yemle çünkü biliyorum ki balıklar bile geçen sürede ölmeyecekler. Biliyorum ki öyle erken gideceksin evimden.”
“Balıkların onlar ben yokken de yaşayacaklar.”
“Senin enerjin olmadan yaşayacaklar.”
“Murat yine kızacaksın ama ben para kazandığımda buradaki günlerimin kirasını ödemek isterim.”
“Ciddi misin sen?”
Başımı sallamıştım.
“Aylin ciddiyim.”
“Aylin miyim ben? Sende mi! İsmail iki!”
“Mâni,”
Bu isim karıştırma olayıyla kendime gelerek uzayan muhabbeti bitirmiştim. Odaya geçip kapıyı kilitlemeyle yeltenmiştim ilk. Aylin’le ben yokken ne kadar yakındılar ki bana onun adıyla hitap etmişti?
“Mâni, aç kapıyı öyle demek istemedim.”
Kapının ardından gelen bu cümle yetersiz ve bir o kadar anlamsız bir açıklamaydı.
“Mâni, bu insani bir şeydi.”
“Nefes almaya ihtiyacım var. Konuşmayalım.”
“Konuşalım.”
Sesini duyunca özenle takılmış bu siyahımsı kapının ardında kendimi onu hayal ederken buldum. Bir o kadar da kırgındım.
“Kulaklarım çok güzel duyuyor ve senin de kulakların güzel duysun. Hayalin her neyse o ben değilim. Ben sadece Mâniyim ve senin hayatına ne karışmak ne de o uzaktan parıldayan hayatını karıştırmak istiyorum. İstersen bana Lale bile de kalbim önemsemeyecek. Ayrıca canını mı yakıyorum? Yansın. Ne kadar yanabilir ki? Sevdiğin miyim? Fark etmez. Ben de senin için gelip geçiciyim.”
“Yaşamadan nereden biliyorsun? Sana duyduğum ilginin gelip geçici olduğunu söyleyemezsin. Bunu sen bile diyemezsin. Üstelik kapının ardından konuşuyorsun. Yüzüme konuş.”
“Lütfen git.”
Kim bilirdi ki her şeyi inkâr eden bir kızın en küçük bir karışıklıkta kalbinin incineceğini? Korkularını barınak yaptıysan eğer yitip gitmekten korkarmışsın, barındığım yerde ürkeceğim bir aşk tesellisini kabullenmekle memnun olamayacak kadar gerçekçi bir hayat istiyordum. Murat’ın kalbi en gerçekçi seçenek gibi dursa da seçeneklerin en iyisini denemek değildi mizahım çünkü kalbime izah edemem aşkın ikinci el halini. Ben asıl olan o kalbin kendi arzusundan gelen aşkın mantığıma uyduğu yerde aşığım, diyebilirdim herhalde. Kararım artık ayağım alçıdan çıkınca değil bu gece bu evden gitmekti. Benzin dökülmüştü de bir çakmak lazımdı sanki tutuşmaya. Henüz tutuşmayan bir yangını söndürmeli, bunu öyle ya da böyle başarmalıyım ki bir gün geriye baktığımda aşkın buhranından tahriş olmamalı kalbim.
☆☆☆
Kasım 25
Geceler genellikle sessizliğin gölgesinde ilerleyen sinsi bir şarap kadehiydi. Yanlış kararlar tek bir sapma noktası kadar uzağındayken senin o güneş batmayan düşüncelerin dahi tek gecede lekelenirdi. Sen zaten lekelerden kendine harikalık abidesi yaratmışsan ve bunu hala göremiyorsan gerçekten o lekeleri kendin mi yaratmış olursun? Büyük bir çeldirici! Her şeyin nedenini kendin görmemen gereken bu dünyada tek suçlu senmişsin gibi hissetmemelisin ama niye suç benim kararlarıma yüklenecek gibi dururdu? Daha saatler öncesinde evinde kalmak için bir süre talep ettiğim adamın sesi ne kapımdan geçiyordu ne de kulağımdan. Bu geceki siyahlığın alameti sevdiğini söyleyen biri için dinlenme karanlığı mıydı? Tıkırtılarla birkaç eşyayı toparlayıp sarhoş gibi yaptığım bu planı işletmek üzereyken ben doğru mu yapıyordum? Gitmeliyim hissi… Bilmediğim bir şeyler seziyorum ve bu duygu konusunda kendime hâkim olamayacağımdan tedirginim. Bana âşık olmadığı kesin bir Kerem’in yardımını almak yoğun geçen günlerin sonunda daha kolay ve daha mantıklı gelen. Şimdi ya o şarap kadehini kırıp bedenimde yeni bir leke oluşturacaktım ya da bedenim küllerinden doğacaktı.
KEREM ARANIYOR…
Murat bu gecenin sabahında belki de daha öncesinde bu numarayı bana gösterdiğine pişman olacaktı. Bense bu düşünceleri zihnimde irdelerken diğer taraftan Kerem’e olanlardan üstün körü bahsediyordum.
Ona: “Bana yatılı iş bulabilir misin? Beni buradan uygunsan alabilir misin?” gibi cümleler sarf etmemle o da açıklıyordu “Buna sevindim. Önceden de demiştim, seni en güvendiğim insanlara emanet edeceğim. Hem çok çabuk ısınırsın onlara. Çok tatlılardır. Onları çok iyi tanıyorum. Senin yerin orası Cennet. Bu olanlardan sonra kararlarını verebileceğin en iyi yer.” gibi cümleleri benim için biçilmiş kaftandı. Gecenin bilmem kaç sularında bir kaçak gibi sessiz toparlanışlarım uluyordu etrafta. Odamın dışında var olmayan ışıkla basar giderdim artık. Kapıyı açıp bavulumu tek elimle itekleme çabasına girmişken açılan ışıkla yakalanıyordum Murat’a.
“Bu saatte gidecek misin gerçekten?”
“Her şey için teşekkür ederim. En iyisi mi sen odana dön.”
“Sahiden de bir an bile beni düşünmeden çıkabilecek misin o kapıdan?”
“Zorlaşmasın bu, Gitmek dediğin kendi hayatıma başlamak zaten.”
“Seni öpmeye çalıştığımda gitmedin. Neden şimdi gidiyorsun?”
Elleri pijamasının içerisindeydi. Karşımda çekiciydi aslında fakat mümkün değildi bu. Ona doğru koşmak, bunu yapamamak için kendi önüme sermiştim sebepler yığınını. Öyle kalın bir yığındı ki önüm ben bile şaşıp kalmıştım nedenlerime. Kendimi bu kadar çok nedene boğmam demek acaba bir yanımın gitmek istemeyişimden mi kaynaklanıyordu? Odasındaki o kar küreleri ne anlam çağrıştırıyordu acaba onun için? İçime kocaman bir merak oturtan senin beni kendine aşık etme çaban mıydı yoksa bu? İçim titrek ve kararsızken dışımın aksi bir duruma bürünmesi bu düşüncelerden vazgeçmeni sağlar mıydı? Kerem’le gidiyor olmam senin bana söylediğin o cümleyi tekrar kurmanı engeller miydi? Nefesim açık ve hararetim yüksek bir şekilde ilerlerken kalbim niçin adım adım inciniyordu? Onun ayakta dikilmiş halde duruşu, görüp takındığı tavrı hissedebiliyordum ama benim için ne ifade ediyordu ki?
“Öylece çekip gidecek misin yani? Ayağın bu haldeyken kaçtığın gerçekten ben miyim?”
Beş altı adımımın ardından bavulları tutmuş ve beni durdurmasıyla elimde olan tek değnek düşmüştü.
“Konuşmamayı hak edecek ne yaptım ben?”
“Bilmiyor musun ne yaptığını?”
“Sadece isim hatası için bana bunu yapman hoş mu?”
“Sana Kerem desem bu hoş mu? Hem insan aklı kimdeyse onun ismini söyler dururmuş. Burada oyalanmayacağım.”
Bavulları iteklememe izin vermeyerek bavulların önüne geçiyordu.
“Bu yaptığın ayıp Murat. Eşyalarımı alı koyamazsın.”
“Bir kere bile düşünmedin mi beni?”
Tek ayak üstünde kalakalmıştım.
“Hiç düşünmedim. Bunu düşüneceğimi dahi düşünmüyorum.”
“Şimdi kurduğun cümlede kesin mi sence? Ses tonun, mimiklerin… Sen verdiğin karardan, cevaplardan emin değilsin.”
“Evet, Murat emin değilim. En son emin olacağımda kalbim çok acıdı. Bir kere daha aynı aptallığı yapmayacağım.”
“Ben senin için bir aptallık mıyım?”
“Bunun olmaması için uğraşıyorum. Murat Soylu, şimdi gitmeme izin ver.”
“Bu saatte tek başına gidemezsin.”
“Tek başıma değilim. Kerem geliyor.”
“Demek Kerem Bey buraya gelecek. İyi gelsin. Yaptığın aptallığı bir daha yapmayacaktın değil mi?”
“Bu farklı bir durum.”
“Çok farklı, kapıdaki adam âşık olduğun adam değil mi?”
“Murat!”
“Daha çok pişman olacağın bir seçim yapıyorsun ve hala bu karardan geri dönebilirsin.”
“Nerden biliyorsun? Nasıl kendini ikna etmişsin anlamıyorum. Siz erkekler sadece kendi yanınızda olunca mı kadınlar pişman olmayacak hayatı seçti sanırsınız? Bu ne kabalık!”
“Mâni, benim yaptığım bu değil inan bana.”
“Neye inanayım? Bavulumu tutmuş gitmemi engelleyen sen değil misin? İnsan sevdiğinin gitmesine hayatını yaşaması için izin verir.”
“Hata yapmaman için tutuyorum seni.”
“Bu durumda beni yanlış yapmaya sürükleyen sen oluyorsun. Beni bırak.”
“Gitmekte özgürsün ki zaten. Sadece…”
“Sadece ne?”
“Hiç, sen de git.”
Kerem’in gelip kapıyı çalmasıyla “Geldi parazitlerin efendisi. Senin yerine ben açarım.” deyip ilk değneği elime vermiş sonra kapıyı açmıştı.
Bu stresle birkaç azarı da yemiştim.
Murat “İsterseniz bavulları da taşıyabilirim Mâni Hanım?” diyordu dış kapının kenarındaki buruk yüzüyle.
“Sağ ol ben taşırım. Mâni, gerçekten burada mı kalıyordun?” diyen Kerem’in eve girişi yaz güneşi gibi ortalığı aydınlatsa da ben üzerimde esintisi süren kara kışa odaklıydım.
Murat “Bir sakıncası mı var?”
Kerem “Hadi ama dostum gevşe biraz. Niye bu kadar gerginsin? Bugün sanaydı ama yarın bana olan kısımdayız.”
Murat “Hep sanaydı.”
Kerem “Bunu sana söylemiştim.”
Murat’ın gözleri dolmuş gibiydi.
Kapıdan çıkışımızla kapıyı yüzüme vurdu sanki. Öyle sert kapattı ki. Yutkunmadan ve adım adım pişmanlığın zerresine bürünmeye imkân vermeden Kerem’in arabasına geçip oturuyordum.
☆☆☆
