29. bölüm · Yaşamak İçindi Duvarları

✅⑱ .Bölümஐ Her şeyi tersleyen ben mi oluyordum? ஐ

Sinem Yazıcı Tolan

Bölümler
1 ✅Yazar ile Tanışma: 2 ✅Kitap Tasarım Tanıtımı: 3 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ 4 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ 5 ✅②. Bölüm ஐ Başlangıç, ஐ 6 ✅③. Bölümஐ Yanında kalmam gereken biri misiniz? ஐ 7 ✅④.Bölümஐ Yeni anlamlar barındırabiliyorsa bedenim, aşığım. ஐ 8 ✅⑤.Bölümஐ Dalgın gözlerin dilini o kadar çok konuşturdu ki her şey apaçık hale geldi. ஐ 9 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 10 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 11 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 12 ✅⑦. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ 13 ✅⑦. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ 14 ✅⑧.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ 15 ✅⑧.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ 16 ✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ 17 ✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ 18 ✅⑩.Bölümஐ Ben seninle ilgili tüm kilitlerin sahibiyim. ஐ 19 ✅⑪.Bölümஐ Öyle gürültülüydü ki bedenim sanki herkes beni duyabilirdi. ஐ 20 ✅⑫.Bölümஐ Yepyeni güneş doğuyor insanların üzerine, en güzeli kalbime. ஐ 21 ✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ 22 ✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ 23 ✅⑭. Bölümஐ Bazen, ஐ 24 ✅⑮. Bölümஐ Bu beni daha acımasız gösterirken aslında daha acısız kılmaz mı? ஐ 25 ✅⑯. Bölümஐ İçimdeki acıyı yaşatanla içimi ferahlatan aynı kişi. ஐ 26 ✅⑰.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ 27 ✅⑰.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ 28 ✅⑱ .Bölümஐ Her şeyi tersleyen ben mi oluyordum? ஐ

Mart 4
Sabahın ilk ışıkları, dükkânın o tanıdık huzurunu üzerimden silip atmıştı. Geceyi Aylin’in yerdeki sessiz gölgesiyle paylaşmak, içimdeki öfkeyi dindirse de yerini tedirgin bir boşluğa bırakmıştı.
Sabahın erken saatlerinde ofisin kapısından içeri girdiğimde, Murat’ın masasının başındaki hali her zamankinden farklıydı. Masasına yığılmış dosyalar, üzerine çöken o bitmek bilmeyen iş yükü, yüzündeki yorgun çizgilerle birleşmişti. Murat, aslında tüm o soğuk maskesinin altında, babasının bıraktığı enkazı tek başına toplamaya çalışan bir adamdı. Babasının her gelişinde, bu ofisin camları ardındaki dünyayı yıkıp geçtiğini, Murat’ın o sarsılmaz duruşunun aslında nasıl bir baskı altında çatladığını biliyordum.
Elimdeki kahveyi masasına bırakmak için yaklaştığımda, Murat başını kaldırdı. Gözlerinde öfke değil, uzun zamandır biriken bir çaresizliğin yorgunluğu vardı.
"Kahveniz, Murat Bey," dedim kısık bir sesle.
Tam o anda, keskin bir bakış attı ve çaresiz bir nefes verdi. "Yine mi Mâni? Yine mi aynı döngü?"
Sandalyesini geriye itti, ayaklanıp masasının etrafından dolandı. Sesi sadece öfkeli değil, kırgındı da. "Babam her geldiğinde, o her şeyi yerle bir edip gittiğinde, seninle bu sahneyi yaşamak zorunda mıyım? O adamın yıkıp geçtiği her şeyi ben düzeltmeye çalışırken, senin bana bunu yaşatmana katlanamıyorum."
Dışarıdaki ofis çalışanlarının dikkatini çekmemek için hızla kapıya yönelip kilidi çevirdim. İçerideki hava ağırlaşmıştı.
"Ben sadece..." dedim, kelimeler dudaklarımdan dökülürken cılızlaşarak.
"Ne?" diye kesti sözümü, bana doğru bir adım atarak. "Bitti dedik. Seçimini yap dedim. Kerem’i ya da beni seç ama bu belirsizliği sürdürme dedim. Neden dinlemiyorsun beni? Neden her sabah bu ofise gelip, babamın bana dayattığı o zoraki hayatın içine kendini de beni de çekiyorsun? Ben bitti dediğim halde, neden burada, gözümün önündesin?"
Sesi titriyordu. Onun o her zamanki sertliğinin ardında, babasına karşı verdiği o bitmek bilmeyen savaşın yorgunluğunu gördüm.
"Seçim yapmadığın her an, aslında beni seçmediğini ilan ediyorsun Mâni," dedi, sesi neredeyse bir fısıltıya dönerek. "Seni bu karmaşadan korumaya çalışırken, senin ısrarla bu karmaşanın içine dalman... Bu hem kendine hem de bana yaptığın bir haksızlık. Artık dur."
Murat’ın yüzündeki o yorgun ifade, bir anda yerini delici bir öfkeye bıraktı. Masanın üzerindeki dosyaları eliyle sertçe itti, evraklar yerlere saçılırken sesi odanın tavanında yankılandı.
“Seçim yapmıyorsun Mâni! Sadece bekliyorsun. Babam o kapıdan girdiği an, arkasında bıraktığı enkazı temizlemekten, onun o bitmek bilmeyen manipülasyonlarını dinlemekten zaten nefes alamıyorum!”
Adımları beni kapıya doğru sıkıştırdı. Gözlerinde sadece bir adama ait olmayan, sanki yılların birikmiş hıncını taşıyan bir parıltı vardı. “Senin gelip burada, her sabah o masum bakışlarla o kahveyi bırakman… Sanki her şey yolundaymış gibi davranman beni daha çok yaralıyor. Sen beni korumuyorsun Mâni, sen benim kendimle olan savaşımı zorlaştırıyorsun!”
“Ben sadece…” diye kekeledim, ellerim kapı kolunda titriyordu.
“Sus!” diye kükredi, aramızdaki mesafeyi sıfıra indirerek. “Bitti dediğimde o kapıdan çıkıp gitmen gerekiyordu. Ama sen ne yaptın? Oraya, Kerem’in yanına, o sahte güvenliğe sığındın ama yine de benim hayatımın kapısında beklemeye devam ettin. Şimdi bana söyle; babamın her gelişinde, o benim üzerimdeki hakimiyetini her kanıtladığında, senin burada öylece durup beni izlemen mi seni tatmin ediyor? Yoksa o yaralı halimi görmek, o yıkılışımı izlemek mi senin o sessiz intikamın?”
Kelimeleri birer kırbaç gibi yüzüme iniyordu. “Sana ‘beni seç’ dediğimde, sadece bir adamı değil, o adamın sahip olduğu tüm cehennemi seçmeni istemiştim. Ama sen ne yaptın? Hem benim cehennemime ortak oldun hem de Kerem’in cennetinde yaşamaya çalıştın. Bu ikiyüzlülük değilse nedir Mâni?”
Ağlamak istedim. Gözyaşlarım içimde döküldü, durdu, kurudu ve çaresizce bitti bir an için.
“Murat Bey, öfkeniz bitti mi? Kustunuz mu tamamını?”
Aramızdaki mesafeyi bir nebze korumaya çalışarak geri çekildi ama bakışlarını bir saniye bile üzerimden ayırmadı. "Senin için her şey bu kadar basit mi? Bir tartışma, bir kapı kilidi, bir de o buz gibi soğukkanlılığın... Ben burada her gün babamın bıraktığı izlerle, senin o kararsızlığınla ve kendi içimdeki bu bitmek bilmeyen vicdan azabıyla boğuşurken, sen bana 'öfken bitti mi' mi soruyorsun?"
Masanın üzerine elini koydu, parmak eklemleri bembeyaz olmuştu. "Evet, öfkem bitti. Ama öfkem bittiğinde geriye kalan şey, seni artık tanımadığımı fark etmenin getirdiği o korkunç sessizlik.”
“Tamam ama ne yaparsan yap ne dersen de gitmek istemiyorum. Benim babana herhangi bir zararım yok. Ben bunu anlayamıyorum. Malım mı var mülküm mü var nasıl zarar verebiliyorum sana?”
“Çık dışarı Mani!”
Ofis kapısını arkamdan sertçe kapattığımda, koridordaki sessizlik Murat’ın bağırtılarından daha sağır ediciydi. Peşimden geldiğini duydum; adımları öfkeli, sert ve sarsıcıydı. Bir an bile yüzüme bakmadan, asansörün gelmesini beklemeden plazanın ana girişine doğru bir hışımla yürüyüp gitti. Arkasından bakakalmıştım.
Gün boyu üzerime çöken o ağır boşluk, zaman geçmek bilmedikçe daha da katılaştı. Ne dükkânda Aylin’in o yapay gülümsemeleri ne de Refik babanın babacan sohbetleri zihnimi susturabiliyordu. Murat’ın ofisteki o son sözleri, "Seni korumak için, kendi elimle seni yakmamı istemiyorsan, şimdi git" cümlesi, bir gölge gibi peşimdeydi.
Akşam saat yediyi biraz geçiyordu. Telefonumun ekranında ismini gördüğümde nefesim kesildi. Beklediğim o soğuk, sitemkâr ya da öfkeli sesin yerine, hattın diğer ucundan gelen o ton, az önce yaşadığımız fırtınanın tamamen tersiydi. Sakin, neredeyse mahcup ve oldukça nazikti.
"Mâni," dedi, sesi hafifçe titreyerek. "Sabahki... o ağır anlar için gerçekten üzgünüm. Kendimi ifade etme şeklim yanlıştı."
Bir an sessiz kaldım, konuşamadım.
"Şu an White Glass Otel’deyim," diye devam etti, nazikliği artan bir tonla. "Buraya gelmeni istiyorum. Sadece... bazı şeyleri gerçekten konuşmamız, belki de biraz nefes almamız lazım. Gel hadi."
Telefonu kapattığında, elimde kalan sadece o yumuşak sesin yarattığı şaşkınlıktı. Murat beni kovmuştu, evet; ama şimdi, o otelin kapısında beni bekliyordu. Karar vermem gereken an gelmişti: Gidecek miydim, yoksa onun o tehlikeli, belirsiz dünyasına bir kez daha boyun mu eğecektim?

Gözüm Murat’ın kapısına ilişiyordu. Önceleri benim gözümün içine bakan adam neredeydi şimdi? Güya laflarının arasında beni düşünen cümleler dolanıyor gibi. Ben niye böyle bir saçmalıkla karşı karşıyaydım? Amaç bir seçimse eğer ve Murat sadece seçimin kendisi olduğunu duymak istiyorsa onun sevgililiğini kabul ettiğimde onu benden uzaklaştıran şey neydi? Tek bir nefes, son bir uğraş. Def olup gitmem için son bir an.
***
White Glass Otel’in lobisine girdiğimde Murat’ı köşede, elleri ceketinin cebinde, dışarıyı izlerken buldum. Beni fark ettiğinde doğruldu. Yüzünde sabahki o gergin, öfkeli adamdan eser yoktu; aksine oldukça durgun ve sakin görünüyordu.
Yanına gittiğimde sadece başıyla selam verdi. Aramızda, o ağır ofis atmosferinden tamamen uzak, neredeyse sıradan bir sessizlik vardı.
"Geldiğin için sağ ol," dedi Murat, sesi oldukça sadeydi. "Sadece biraz konuşup havadan sudan bahsetmek istedim."
Gözlerim, yüzündeki o alışık olmadığım dinginliği anlamaya çalıştı. "Bu kadar mı?" diye sordum, sesimdeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. "Sadece sohbet etmek için mi buradayız?"
Murat gülümsedi ama bu, daha önce gördüğüm hiçbir gülümsemeye benzemiyordu; mesafeli ve son noktayı koyar gibiydi. "Evet, sadece bu," dedi. "İnsan bazen durup sadece bir şeyler içmek, gündelik şeylerden bahsetmek ister. Başka bir planım ya da büyük bir meselem yok."
Bakışlarını bir an lobideki insanlara çevirdi, sonra tekrar bana döndü. "Bazen hayatı olduğu gibi kabul edip akışına bırakmak gerek, değil mi? Bugün sadece güzel bir akşam olsun istedim, hepsi bu."
Konuşması o kadar olağandı ki, sabahki o kıyametin yaşanmamış olduğunu düşünebilirdim.
Murat, lobinin loş atmosferinde kısa bir süre daha havadan sudan bahsetti; sesi o kadar sakin, o kadar gündelikti ki, sabahki ofis tartışmamızın gerçekliğini zihnimde silmeye başlamıştım. Bir an duraksadı, elini hafifçe cebine attı ve başıyla otelin iç kısmını işaret etti.
"Hadi," dedi, sesinde en ufak bir pürüz yoktu. "Burada ayakta kalmayalım, yukarıda bir şeyler içelim."
Daha ne olduğunu anlayamadan, adımları beni istemsizce asansörlerin olduğu koridora doğru yönlendirdi. Murat’ın kendinden emin tavrına uyum sağlarken, asansörün parlak metal kapılarını görmemle birlikte kanımın çekildiğini hissettim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Yükseklik ve kapalı alan korkum, en berbat haliyle üzerime çöktü; bir adım daha atsam sanki o metal kutu beni yutacaktı.
"Murat, ben..." diye başladım, sesim titreyerek. "Ben asansöre binemem, biliyorsun."
Asansörün kapıları sessizce bekliyordu. Bense olduğum yerde kaldım. Parmaklarım çantamın askısını sıkarken dişlerim alt dudağımı çoktan yakalamışken onun ne için orada olduğunu anlamaya çalışıyordum.
“Yanıma gel.”
“Merdivenler daha sağlıklı olmaz mı?”
“Sen neden bu kadar temkinlisin? Bu sadece bir asansör.”
Aklıma onun annesi geliyordu. Annesinin ölüm şekli ve sevdiği o yüksek dağlar. İçim sızlıyor ve bunu ona söylemeden “Sadece burada, başka bir yerde de konuşabiliriz.”
“Hani benimle sevgiliydin ve seçim yapmadığın için başlamadan bitmiştik ya gel ve bu konuyu konuşalım.”
“İnsanlar, onlar varken bunu yapmasan olur mu? Bizi duyuyorlar ve ben endişeleniyorum.”
Murat derin bir nefes aldı.
"Ama ben bir kez olsun bana güvenmeni istiyorum."
"Sana güvenmediğimi nereden çıkardın?"
"Çünkü hep bir adım geride duruyorsun."
"Bu asansör yüzünden."
"Emin misin?"
Kaşlarım çatıldı.
"Evet."
"Peki ya mesele asansör değilse?"
Ne demek istediğini anlamadım.
"Bazen düşünüyorum da..." dedi bakışlarını üzerimden çekmeden. "Hayat önüne iki yol çıkardığında, sen hep diğerini seçiyorsun."
Sözlerinin nereye varacağını hissediyordum.
"Murat..."
"Ben senden hiçbir zaman mükemmel olmanı istemedim. Sadece..." Bir an sustu. "Bir kez de beni seçmeni istedim."
"Asansörle sen bir değilsin, Murat." Başımı iki yana salladım. "Lütfen."
"Ama ben bir kez olsun bana güvenmeni istiyorum."
"Sana güvendiğimde ne olduğunu biliyoruz. Lale’yi hatırlamayalım bence Murat.”
Murat acı bir tebessüm etti.
"Yine aynı yere geldik."
İç çektim.
"Murat..."
"Hayır." Sözümü kesti. "Bu konuyu kaç kez konuştuk, ben de saymayı bıraktım."
"Çünkü beni anlamıyorsun. Korkumu anlayamıyorsun."
"Anlamadığımı mı sanıyorsun?" Gözlerini benden ayırmadı. "Sen hep aynı şeyi söylüyorsun. Kerem'le benim bir seçenek olmadığımızı."
Cevap vermedim.
Çünkü vereceğim cevabı ikimiz de ezbere biliyorduk.
Sessizliğim uzadıkça Murat'ın yüzündeki ifade değişti. Gözlerindeki kırgınlık, yerini yorgunluğa bıraktı.
"Bak…" dedi sesini yumuşatarak. "Ben senden korkmamanı istemiyorum."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Biliyorum korkuyorsun."
"Bilmiyorsun."
"Biliyorum." diye üstelemedi. "O yüzden seni zorlayıp asansöre bindirmeye çalışmıyorum."
Kaşlarım çatıldı.
"O zaman neden hâlâ buradayız?"
"Çünkü sen kaçıyorsun."
"Kaçmıyorum."
"Kaçıyorsun."
"Hayır."
"Asansörden değil." dedi sakinliğini bozmadan. "Bu konuşmadan."
Sözleri canımı acıtsa da haklı olduğunu kabul etmeyecektim.
"Konuşuyoruz işte."
"Hayır. Her seferinde yönünü değiştiriyorsun. Ben başka bir şey söylüyorum, sen dönüp asansörü anlatıyorsun."
"Çünkü asıl mesele bu!"
Sesim beklediğimden daha yüksek çıkmıştı.
"Nefesim daralıyor, Murat. Bunu sana kaç kere anlattım bilmiyorum."
Bir an sustu. Gözlerini benden ayırmadan başını hafifçe salladı.
"Biliyorum."
"Bilmiyorsun."
"Biliyorum." dedi bu kez daha kararlı bir sesle. "Ve tam da bu yüzden..."
Cümlesini tamamlamadan elini bana doğru uzattı.
"Gel."
Eline baktım.
Sonra asansöre.
Tekrar ona.
Ayaklarım yerinden kıpırdamıyordu.
"Yapamam."
"Biliyorum."
"Hayır, bilmiyorsun." Başımı yavaşça iki yana salladım. "Sen sadece korktuğumu biliyorsun. Benim ne hissettiğimi bilmiyorsun."
Murat uzattığı elini indirmedi.
"Bana anlat."
Gözlerim istemsizce asansörün üzerindeki kat göstergesine kaydı.
"Yukarı çıktıkça sanki altımdaki zemin kayboluyor." Sesim titriyordu. "Ayaklarımın altında hiçbir şey kalmayacakmış gibi hissediyorum. Kalbim öyle hızlı atıyor ki nefes almayı unutuyorum. En üst kata çıktığımı düşünmek bile..."
Cümle boğazımda düğümlendi.
"...yapamıyorum."
Murat beni sessizce dinledi. Araya girmedi. İlk kez cevap vermek için acele etmiyordu.
"Bugün seni en çok korktuğun yere götürmek istediğimi biliyorum." dedi sonunda. "Ama bunu seni korkutmak için yapmıyorum."
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
"O zaman neden?"
"Çünkü sana göstermek istediğim bir şey var."
"Başka bir yerde göster."
"Olmuyor."
"Neden olmuyor?"
Bir an sustu.
"Çünkü sadece orada."
Sesi öyle sakindi ki, ne kadar ısrar ettiğini ancak o an fark ettim.
"Merdivenden çıkalım."
Gözlerini kaçırmadan başını iki yana salladı.
"Olmaz."
"Niye?"
"Çünkü seni nefes nefese bırakmak istemiyorum."
"Ben razıyım."
"Ben değilim."
Sessizlik yeniden aramıza yerleşti.
Murat cebine uzandı. Çıkardığı siyah göz bandını avucunda açıp bana gösterdi.
"Katları görmek zorunda değilsin."
Şaşkınlıkla banda baktım.
"Ne?"
"Bunu takarsan ne kadar yükseldiğimizi takip etmeyeceksin. Ben de bütün yol boyunca yanında olacağım."
Gözlerimi onunkilerden ayırmadan fısıldadım.
"Ya hissedersem?"
"Hissedeceksin." dedi dürüstçe. "Korkun bir anda geçmeyecek."
Boğazım düğümlendi.
"Ama elini hiç bırakmayacağım."
Sözleri havada asılı kaldı.
Uzattığı eliyle göz göze geldim. Bir yanım arkasını dönüp gitmek istiyordu. Diğer yanım ise ona inanmayı...
Bakışlarım uzattığı elden ayrılıp yeniden gözlerine takıldı. İçimde birbirini bastırmaya çalışan iki ses vardı. Biri arkamı dönüp gitmem için yalvarıyor, diğeri ise karşımdaki adama güvenmem gerektiğini fısıldıyordu. Hangisini dinlemem gerektiğini bilmiyordum.
Murat tek kelime etmedi. Beni ikna etmeye çalışmıyor, karar vermem için sessizce bekliyordu.
Yavaşça yutkundum.
"Bandı sen çıkaracaksın."
Hiç tereddüt etmeden başını salladı.
"Ben çıkaracağım."
"Bir an bile yanımdan ayrılmayacaksın."
Bu kez yüzündeki ifade ciddileşti.
"Ayrılmayacağım."
"Söz mü?"
"Söz."
O an, verdiği sözün ağırlığını ikimiz de hissettik.
Korkum yerli yerindeydi. Ne azalmıştı ne de beni bırakmaya niyeti vardı. Ama Murat'ın gözlerinde gördüğüm kararlılık, içimdeki bütün itirazların arasından sessizce yolunu buldu.
Titreyen elimi usulca uzattım. Parmaklarım onun avucuna değdiğinde elimi sıkmadı; ürkekliğimi fark etmişti. Ardından göz bandını dikkatlice gözlerime bağladı.
Karanlık üzerime çökerken istemsizce nefesimi tuttum.
"Ben buradayım." dedi alçak bir sesle. "Hiçbir yere gitmeyeceğim."
Sözlerine tutunmaktan başka çarem yoktu.
Onun ceketinin bir ucundan tuttum ve birlikte asansöre doğru yürüdük. Kapılar usulca açıldı. İçeri ilk adımı attığımda dizlerimdeki titreme bütün bedenime yayılmıştı. Buna rağmen geri çekilmedim.
Çünkü o an korkumdan daha güçlü olan tek şey, Murat'ın verdiği söze duyduğum inançtı.
Kapılar arkamızdan usulca kapanırken göz bandının ardındaki karanlık, yıllardır kaçtığım yükseklik hissini benden saklamaya yetmiyordu. Asansör henüz hareket etmemişti ama göğsümün ortasına oturan ağırlık çoktan nefesimi daraltmaya başlamıştı.
"Nefes al." dedi Murat, sakinliğini bozmadan.
Söylemesi kolaydı.
Asansör hafifçe sarsıldığı anda bütün bedenim gerildi. Refleksle bir elim Murat'ın gömleğinin ucunu yakalarken diğer elim kabinin soğuk tutacağına sımsıkı sarıldı. Parmaklarım öyle kasılmıştı ki acısını bile hissedemiyordum.
Kıpırdayamadım.
Sanki en ufak hareketim dengesini bozacak, bulunduğumuz kabin boşluğa savrulacaktı.
Sakın hareket etme.
Olduğun yerde kal.
Geçecek.
Bu cümleleri kaç kez kendime söylediğimi bilmiyordum.
Her nefes alışımda bir öncekinden daha çok zorlanıyor, ciğerlerime dolan havanın yetmediğini hissediyordum.
Hayır...
Yine başlamasın.
Aynı şeyleri bir daha yaşamak istemiyordum.
Bir zamanlar ansızın gözlerimin karardığı, ayakta duramayarak yere yığıldığım günler birer birer zihnime doluştu.
İyileşmiştim.
İyileşmek zorundaydım.
Bunu kendime defalarca söyledim.
Şimdi değil.
Burada değil.
Tekrar olmayacak.
Düşüncelerimi susturup içinde bulunduğum ana dönmeye çalıştım.
Nefesime odaklan.
Ayaklarının yere bastığını hisset.
Murat burada.
Güvendesin.
Tam sakinleştiğimi sandığım anda asansör yeniden hafifçe yükseldi.
Kalbim göğsüme öyle sert vurdu ki bütün çabam dağılıverdi.
Ya yeniden başlarsa?
Ya gözlerim kararırsa?
Ya bayılırsam?
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Hayır.
Düşünme.
Ama insan, en çok kaçmaya çalıştığı düşüncelerden kaçamıyormuş.
Zihnim yeniden geçmişe sürüklenirken tutacağı biraz daha sıktım.
O an, beni bulunduğum yere bağlayan tek şey soğuk metal değildi.
Murat'ın birkaç dakika önce verdiği sözdü.
"İyi gidiyorsun."
Sesi, karanlığın içinden usulca bana ulaştı.
"Ben buradayım."
Başımı çeviremesem de onun tam yanımda olduğunu biliyordum. Sesinin yakınlığı, nefes alışverişi... Hepsi oradaydı.
Asansör yeniden hafifçe yükseldi.
Parmaklarım tutacağa biraz daha gömülürken diğer elim farkında olmadan Murat'ın gömleğini biraz daha sıktı.
"Sadece beni dinle." dedi.
Bunu yapmaya çalıştım.
Sesine tutundum.
Başka çarem yoktu.
"Birazdan varacağız."
Birazdan...
Bu kelimeye tutundum.
Birazdan bitecekti.
Birazdan yeniden yere basacaktım.
Birazdan gözümdeki bandı çıkaracak ve bana bütün bunlara değen o sürprizi gösterecekti.
İçimdeki düğüm çözülmese de ilk kez nefesimin ritmi yavaşladı.
Belki de gerçekten başaracaktım.
Belki de yıllardır kaçtığım o yükseklik, Murat yanımdayken bana zarar veremeyecekti.
Göz bandının ardındaki karanlığa rağmen dudaklarımın arasından belli belirsiz bir nefes bıraktım.
Biraz daha...
Sadece biraz daha dayanmalıydım.
Asansör yavaşlayınca içimde küçücük bir rahatlama filizlendi.
"Galiba..."
Cümlemi tamamlayamadım.
Kabinin hafifçe sarsılmasıyla birlikte durduğunu hissettim.
İçimde tuttuğum nefesi yavaşça bıraktım.
"Bitti mi?"
Cevap gelmedi.
Gülümsediğini düşündüm.
"Demek sürpriz burada."
Sessizlik.
"Murat?"
Belki kapılar açılıyordur diye düşündüm.
Belki beni kolumdan tutup dışarı çıkaracaktı.
Bekledim.
Sadece birkaç saniye...
Ama o birkaç saniye, dakikalar kadar uzadı.
"Murat?"
Bu kez sesim daha tedirgindi.
Elimdeki tutacağı bırakmaya cesaret edemiyordum.
Diğer elim hâlâ onun gömleğinin ucunu tuttuğunu sanıyordu.
Parmaklarımı yavaşça gevşettim.
Avucum boşluğa kapandı.
Bir an anlam veremedim.
"Neredesin?"
Sesim, kapalı kabinin içinde yankılanıp bana geri döndü.
Kalbim yeniden hızlandı.
"Murat..."
Hiçbir cevap gelmedi.
Göğsüm sıkıştı.
Hayır...
Hayır, bunu yapmazdı.
Söz vermişti.
Bir an bile yanımdan ayrılmayacağına söz vermişti.
Telaşla göz bandına uzandım.
Parmaklarım düğümü çözerken birbirine dolaşıyordu. Bandı bir hamlede çıkarıp etrafıma baktığım an nefesim boğazımda düğümlendi.
Kapılar açıktı.
Karşımda uzanan koridor bomboştu.
"Murat..."
Sesim, beklediğim cevabı getirmedi.
Bir adım attım.
Sonra gözüm, koridorun duvarındaki kat numarasına takıldı.
38. Kat.
Hayır...
Hayır.
Olmaz.
Başımı hızla başka yöne çevirdim. Sanki o rakamlara bakmazsam orada olmayacaklardı.
Ama oradaydılar.
Otuz sekiz.
En üst kat.
Kalbim göğsüme öyle sert vurmaya başladı ki kulaklarımda yankılanıyordu.
"Hayır..."
Fısıltım, titreyen nefesimin arasında kayboldu.
Beni bırakmazdı.
Söz vermişti.
Bir an bile yanımdan ayrılmayacağına söz vermişti.
"Murat!"
Bu kez sesim koridorda yankılandı.
Kimse cevap vermedi.
Asansörün duvarına tutunmaya çalıştım.
Avuçlarım kayıyordu.
Nefes alamıyordum.
Göğsümün tam ortasına görünmez bir ağırlık oturmuştu.
Hayır...
Yeniden başlamasın.
Lütfen...
Gözlerimin önündeki görüntü dalgalanmaya başladı.
Kat numarası birbirine karışıyor, duvarlar üzerime doğru eğiliyormuş gibi görünüyordu.
"Nefes al..."
Kendi kendime mi söylemiştim, yoksa Murat'ın sesi zihnimde yankılanmıştı, bilmiyordum.
Bacaklarım titredi.
Tutunduğum duvar avucumun altından çekiliyormuş gibi hissettim.
Bir adım atmaya çalıştım.
Atamadım.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Bütün sesler birbirinden uzaklaştı.
Son hissettiğim şey, omzumun asansörün duvarına çarpmasıydı.
Sonrası karanlıktı.

sinem yazıcı 2 Ağustos 2026 05:54
Alıcı: sinem_yazici17@erdogan.edu.tr⑱ .Bölümஐ Her şeyi tersleyen ben mi oluyordum? ஐMart 4Sabahın ilk ışıkları, dükkânın o tanıdık huzurunu üzerimden silip atmıştı. Geceyi Aylin’in yerdeki sessiz gölgesiyle paylaşmak, içimdeki öfkeyi dindirse de yerini tedirgin bir boşluğa bırakmıştı.Sabahın erken saatlerinde ofisin kapısından içeri girdiğimde, Murat’ın masasının başındaki hali her zamankinden farklıydı. Masasına yığılmış dosyalar, üzerine çöken o bitmek bilmeyen iş yükü, yüzündeki yorgun çizgilerle birleşmişti. Murat, aslında tüm o soğuk maskesinin altında, babasının bıraktığı enkazı tek başına toplamaya çalışan bir adamdı. Babasının her gelişinde, bu ofisin camları ardındaki dünyayı yıkıp geçtiğini, Murat’ın o sarsılmaz duruşunun aslında nasıl bir baskı altında çatladığını biliyordum.Elimdeki kahveyi masasına bırakmak için yaklaştığımda, Murat başını kaldırdı. Gözlerinde öfke değil, uzun zamandır biriken bir çaresizliğin yorgunluğu vardı."Kahveniz, Murat Bey," dedim kısık bir sesle.Tam o anda, kapının tokmağını çevirdi, sesi odayı inletti. "Yine mi Mâni? Yine mi aynı döngü?"Sandalyesini geriye itti, ayaklanıp masasının etrafından dolandı. Sesi sadece öfkeli değil, kırgındı da. "Babam her geldiğinde, o her şeyi yerle bir edip gittiğinde, seninle bu sahneyi yaşamak zorunda mıyım? O adamın yıkıp geçtiği her şeyi ben düzeltmeye çalışırken, senin bana bunu yaşatmana katlanamıyorum."Dışarıdaki ofis çalışanlarının dikkatini çekmemek için hızla kapıya yönelip kilidi çevirdim. İçerideki hava ağırlaşmıştı."Ben sadece..." dedim, kelimeler dudaklarımdan dökülürken cılızlaşarak."Ne?" diye kesti sözümü, bana doğru bir adım atarak. "Bitti dedik. Seçimini yap dedim. Kerem’i ya da beni seç ama bu belirsizliği sürdürme dedim. Neden dinlemiyorsun beni? Neden her sabah bu ofise gelip, babamın bana dayattığı o zoraki hayatın içine kendini de beni de çekiyorsun? Ben bitti dediğim halde, neden burada, gözümün önündesin?"Sesi titriyordu. Onun o her zamanki sertliğinin ardında, babasına karşı verdiği o bitmek bilmeyen savaşın yorgunluğunu gördüm."Seçim yapmadığın her an, aslında beni seçmediğini ilan ediyorsun Mâni," dedi, sesi neredeyse bir fısıltıya dönerek. "Seni bu karmaşadan korumaya çalışırken, senin ısrarla bu karmaşanın içine dalman... Bu hem kendine hem de bana yaptığın bir haksızlık. Artık dur."Murat’ın yüzündeki o yorgun ifade, bir anda yerini delici bir öfkeye bıraktı. Masanın üzerindeki dosyaları eliyle sertçe itti, evraklar yerlere saçılırken sesi odanın tavanında yankılandı.“Seçim yapmıyorsun Mâni! Sadece bekliyorsun. Babam o kapıdan girdiği an, arkasında bıraktığı enkazı temizlemekten, onun o bitmek bilmeyen manipülasyonlarını dinlemekten zaten nefes alamıyorum!”Adımları beni kapıya doğru sıkıştırdı. Gözlerinde sadece bir adama ait olmayan, sanki yılların birikmiş hıncını taşıyan bir parıltı vardı. “Senin gelip burada, her sabah o masum bakışlarla o kahveyi bırakman… Sanki her şey yolundaymış gibi davranman beni daha çok yaralıyor. Sen beni korumuyorsun Mâni, sen benim kendimle olan savaşımı zorlaştırıyorsun!”“Ben sadece…” diye kekeledim, ellerim kapı kolunda titriyordu.“Sus!” diye kükredi, aramızdaki mesafeyi sıfıra indirerek. “Bitti dediğimde o kapıdan çıkıp gitmen gerekiyordu. Ama sen ne yaptın? Oraya, Kerem’in yanına, o sahte güvenliğe sığındın ama yine de benim hayatımın kapısında beklemeye devam ettin. Şimdi bana söyle; babamın her gelişinde, o benim üzerimdeki hakimiyetini her kanıtladığında, senin burada öylece durup beni izlemen mi seni tatmin ediyor? Yoksa o yaralı halimi görmek, o yıkılışımı izlemek mi senin o sessiz intikamın?”Kelimeleri birer kırbaç gibi yüzüme iniyordu. “Sana ‘beni seç’ dediğimde, sadece bir adamı değil, o adamın sahip olduğu tüm cehennemi seçmeni istemiştim. Ama sen ne yaptın? Hem benim cehennemime ortak oldun hem de Kerem’in cennetinde yaşamaya çalıştın. Bu ikiyüzlülük değilse nedir Mâni?”Ağlamak istedim. Gözyaşlarım içimde döküldü, durdu, kurudu ve çaresizce bitti bir an için.“Murat Bey, öfkeniz bitti mi? Kustunuz mu tamamını?”Aramızdaki mesafeyi bir nebze korumaya çalışarak geri çekildi ama bakışlarını bir saniye bile üzerimden ayırmadı. "Senin için her şey bu kadar basit mi? Bir tartışma, bir kapı kilidi, bir de o buz gibi soğukkanlılığın... Ben burada her gün babamın bıraktığı izlerle, senin o kararsızlığınla ve kendi içimdeki bu bitmek bilmeyen vicdan azabıyla boğuşurken, sen bana 'öfken bitti mi' mi soruyorsun?"Masanın üzerine elini koydu, parmak eklemleri bembeyaz olmuştu. "Evet, öfkem bitti. Ama öfkem bittiğinde geriye kalan şey, seni artık tanımadığımı fark etmenin getirdiği o korkunç sessizlik.”“Tamam ama ne yaparsan yap ne dersen de gitmek istemiyorum. Benim babana herhangi bir zararım yok. Ben bunu anlayamıyorum. Malım mı var mülküm mü var nasıl zarar verebiliyorum sana?”“Çık dışarı Mani!”Ofis kapısını arkamdan sertçe kapattığımda, koridordaki sessizlik Murat’ın bağırtılarından daha sağır ediciydi. Peşimden geldiğini duydum; adımları öfkeli, sert ve sarsıcıydı. Bir an bile yüzüme bakmadan, asansörün gelmesini beklemeden plazanın ana girişine doğru bir hışımla yürüyüp gitti. Arkasından bakakalmıştım.Gün boyu üzerime çöken o ağır boşluk, zaman geçmek bilmedikçe daha da katılaştı. Ne dükkânda Aylin’in o yapay gülümsemeleri ne de Refik babanın babacan sohbetleri zihnimi susturabiliyordu. Murat’ın ofisteki o son sözleri, "Seni korumak için, kendi elimle seni yakmamı istemiyorsan, şimdi git" cümlesi, bir gölge gibi peşimdeydi.Akşam saat yediyi biraz geçiyordu. Telefonumun ekranında ismini gördüğümde nefesim kesildi. Beklediğim o soğuk, sitemkâr ya da öfkeli sesin yerine, hattın diğer ucundan gelen o ton, az önce yaşadığımız fırtınanın tamamen tersiydi. Sakin, neredeyse mahcup ve oldukça nazikti."Mâni," dedi, sesi hafifçe titreyerek. "Sabahki... o ağır anlar için gerçekten üzgünüm. Kendimi ifade etme şeklim yanlıştı."Bir an sessiz kaldım, konuşamadım."Şu an White Glass Otel’deyim," diye devam etti, nazikliği artan bir tonla. "Buraya gelmeni istiyorum. Sadece... bazı şeyleri gerçekten konuşmamız, belki de biraz nefes almamız lazım. Gel hadi."Telefonu kapattığında, elimde kalan sadece o yumuşak sesin yarattığı şaşkınlıktı. Murat beni kovmuştu, evet; ama şimdi, o otelin kapısında beni bekliyordu. Karar vermem gereken an gelmişti: Gidecek miydim, yoksa onun o tehlikeli, belirsiz dünyasına bir kez daha boyun mu eğecektim? Gözüm Murat’ın kapısına ilişiyordu. Önceleri benim gözümün içine bakan adam neredeydi şimdi? Güya laflarının arasında beni düşünen cümleler dolanıyor gibi. Ben niye böyle bir saçmalıkla karşı karşıyaydım? Amaç bir seçimse eğer ve Murat sadece seçimin kendisi olduğunu duymak istiyorsa onun sevgililiğini kabul ettiğimde onu benden uzaklaştıran şey neydi? Tek bir nefes, son bir uğraş. Def olup gitmem için son bir an.***White Glass Otel’in lobisine girdiğimde Murat’ı köşede, elleri ceketinin cebinde, dışarıyı izlerken buldum. Beni fark ettiğinde doğruldu. Yüzünde sabahki o gergin, öfkeli adamdan eser yoktu; aksine oldukça durgun ve sakin görünüyordu.Yanına gittiğimde sadece başıyla selam verdi. Aramızda, o ağır ofis atmosferinden tamamen uzak, neredeyse sıradan bir sessizlik vardı."Geldiğin için sağ ol," dedi Murat, sesi oldukça sadeydi. "Sadece biraz konuşup havadan sudan bahsetmek istedim."Gözlerim, yüzündeki o alışık olmadığım dinginliği anlamaya çalıştı. "Bu kadar mı?" diye sordum, sesimdeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. "Sadece sohbet etmek için mi buradayız?"Murat gülümsedi ama bu, daha önce gördüğüm hiçbir gülümsemeye benzemiyordu; mesafeli ve son noktayı koyar gibiydi. "Evet, sadece bu," dedi. "İnsan bazen durup sadece bir şeyler içmek, gündelik şeylerden bahsetmek ister. Başka bir planım ya da büyük bir meselem yok."Bakışlarını bir an lobideki insanlara çevirdi, sonra tekrar bana döndü. "Bazen hayatı olduğu gibi kabul edip akışına bırakmak gerek, değil mi? Bugün sadece güzel bir akşam olsun istedim, hepsi bu."Konuşması o kadar olağandı ki, sabahki o kıyametin yaşanmamış olduğunu düşünebilirdim.Murat, lobinin loş atmosferinde kısa bir süre daha havadan sudan bahsetti; sesi o kadar sakin, o kadar gündelikti ki, sabahki ofis tartışmamızın gerçekliğini zihnimde silmeye başlamıştım. Bir an duraksadı, elini hafifçe cebine attı ve başıyla otelin iç kısmını işaret etti."Hadi," dedi, sesinde en ufak bir pürüz yoktu. "Burada ayakta kalmayalım, yukarıda bir şeyler içelim."Daha ne olduğunu anlayamadan, adımları beni istemsizce asansörlerin olduğu koridora doğru yönlendirdi. Murat’ın kendinden emin tavrına uyum sağlarken, asansörün parlak metal kapılarını görmemle birlikte kanımın çekildiğini hissettim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Yükseklik ve kapalı alan korkum, en berbat haliyle üzerime çöktü; bir adım daha atsam sanki o metal kutu beni yutacaktı."Murat, ben..." diye başladım, sesim titreyerek. "Ben asansöre binemem, biliyorsun."Asansörün kapıları sessizce bekliyordu. Bense olduğum yerde kaldım. Parmaklarım çantamın askısını sıkarken dişlerim alt dudağımı çoktan yakalamışken onun ne için orada olduğunu anlamaya çalışıyordum.“Yanıma gel.”“Merdivenler daha sağlıklı olmaz mı?”“Sen neden bu kadar temkinlisin? Bu sadece bir asansör.”Aklıma onun annesi geliyordu. Annesinin ölüm şekli ve sevdiği o yüksek dağlar. İçim sızlıyor ve bunu ona söylemeden “Sadece burada, başka bir yerde de konuşabiliriz.”“Hani benimle sevgiliydin ve seçim yapmadığın için başlamadan bitmiştik ya gel ve bu konuyu konuşalım.”“İnsanlar, onlar varken bunu yapmasan olur mu? Bizi duyuyorlar ve ben endişeleniyorum.”Murat derin bir nefes aldı."Ama ben bir kez olsun bana güvenmeni istiyorum.""Sana güvenmediğimi nereden çıkardın?""Çünkü hep bir adım geride duruyorsun.""Bu asansör yüzünden.""Emin misin?"Kaşlarım çatıldı."Evet.""Peki ya mesele asansör değilse?"Ne demek istediğini anlamadım."Bazen düşünüyorum da..." dedi bakışlarını üzerimden çekmeden. "Hayat önüne iki yol çıkardığında, sen hep diğerini seçiyorsun."Sözlerinin nereye varacağını hissediyordum."Murat...""Ben senden hiçbir zaman mükemmel olmanı istemedim. Sadece..." Bir an sustu. "Bir kez de beni seçmeni istedim.""Asansörle sen bir değilsin, Murat." Başımı iki yana salladım. "Lütfen.""Ama ben bir kez olsun bana güvenmeni istiyorum.""Sana güvendiğimde ne olduğunu biliyoruz. Lale’yi hatırlamayalım bence Murat.”Murat acı bir tebessüm etti."Yine aynı yere geldik."İç çektim."Murat...""Hayır." Sözümü kesti. "Bu konuyu kaç kez konuştuk, ben de saymayı bıraktım.""Çünkü beni anlamıyorsun. Korkumu anlayamıyorsun.""Anlamadığımı mı sanıyorsun?" Gözlerini benden ayırmadı. "Sen hep aynı şeyi söylüyorsun. Kerem'le benim bir seçenek olmadığımızı."Cevap vermedim.Çünkü vereceğim cevabı ikimiz de ezbere biliyorduk.Sessizliğim uzadıkça Murat'ın yüzündeki ifade değişti. Gözlerindeki kırgınlık, yerini yorgunluğa bıraktı."Bak…" dedi sesini yumuşatarak. "Ben senden korkmamanı istemiyorum."Başımı kaldırıp ona baktım."Biliyorum korkuyorsun.""Bilmiyorsun.""Biliyorum." diye üstelemedi. "O yüzden seni zorlayıp asansöre bindirmeye çalışmıyorum."Kaşlarım çatıldı."O zaman neden hâlâ buradayız?""Çünkü sen kaçıyorsun.""Kaçmıyorum.""Kaçıyorsun.""Hayır.""Asansörden değil." dedi sakinliğini bozmadan. "Bu konuşmadan."Sözleri canımı acıtsa da haklı olduğunu kabul etmeyecektim."Konuşuyoruz işte.""Hayır. Her seferinde yönünü değiştiriyorsun. Ben başka bir şey söylüyorum, sen dönüp asansörü anlatıyorsun.""Çünkü asıl mesele bu!"Sesim beklediğimden daha yüksek çıkmıştı."Nefesim daralıyor, Murat. Bunu sana kaç kere anlattım bilmiyorum."Bir an sustu. Gözlerini benden ayırmadan başını hafifçe salladı."Biliyorum.""Bilmiyorsun.""Biliyorum." dedi bu kez daha kararlı bir sesle. "Ve tam da bu yüzden..."Cümlesini tamamlamadan elini bana doğru uzattı."Gel."Eline baktım.Sonra asansöre.Tekrar ona.Ayaklarım yerinden kıpırdamıyordu."Yapamam.""Biliyorum.""Hayır, bilmiyorsun." Başımı yavaşça iki yana salladım. "Sen sadece korktuğumu biliyorsun. Benim ne hissettiğimi bilmiyorsun."Murat uzattığı elini indirmedi."Bana anlat."Gözlerim istemsizce asansörün üzerindeki kat göstergesine kaydı."Yukarı çıktıkça sanki altımdaki zemin kayboluyor." Sesim titriyordu. "Ayaklarımın altında hiçbir şey kalmayacakmış gibi hissediyorum. Kalbim öyle hızlı atıyor ki nefes almayı unutuyorum. En üst kata çıktığımı düşünmek bile..."Cümle boğazımda düğümlendi."...yapamıyorum."Murat beni sessizce dinledi. Araya girmedi. İlk kez cevap vermek için acele etmiyordu."Bugün seni en çok korktuğun yere götürmek istediğimi biliyorum." dedi sonunda. "Ama bunu seni korkutmak için yapmıyorum."Başımı kaldırıp yüzüne baktım."O zaman neden?""Çünkü sana göstermek istediğim bir şey var.""Başka bir yerde göster.""Olmuyor.""Neden olmuyor?"Bir an sustu."Çünkü sadece orada."Sesi öyle sakindi ki, ne kadar ısrar ettiğini ancak o an fark ettim."Merdivenden çıkalım."Gözlerini kaçırmadan başını iki yana salladı."Olmaz.""Niye?""Çünkü seni nefes nefese bırakmak istemiyorum.""Ben razıyım.""Ben değilim."Sessizlik yeniden aramıza yerleşti.Murat cebine uzandı. Çıkardığı siyah göz bandını avucunda açıp bana gösterdi."Katları görmek zorunda değilsin."Şaşkınlıkla banda baktım."Ne?""Bunu takarsan ne kadar yükseldiğimizi takip etmeyeceksin. Ben de bütün yol boyunca yanında olacağım."Gözlerimi onunkilerden ayırmadan fısıldadım."Ya hissedersem?""Hissedeceksin." dedi dürüstçe. "Korkun bir anda geçmeyecek."Boğazım düğümlendi."Ama elini hiç bırakmayacağım."Sözleri havada asılı kaldı.Uzattığı eliyle göz göze geldim. Bir yanım arkasını dönüp gitmek istiyordu. Diğer yanım ise ona inanmayı...Bakışlarım uzattığı elden ayrılıp yeniden gözlerine takıldı. İçimde birbirini bastırmaya çalışan iki ses vardı. Biri arkamı dönüp gitmem için yalvarıyor, diğeri ise karşımdaki adama güvenmem gerektiğini fısıldıyordu. Hangisini dinlemem gerektiğini bilmiyordum.Murat tek kelime etmedi. Beni ikna etmeye çalışmıyor, karar vermem için sessizce bekliyordu.Yavaşça yutkundum."Bandı sen çıkaracaksın."Hiç tereddüt etmeden başını salladı."Ben çıkaracağım.""Bir an bile yanımdan ayrılmayacaksın."Bu kez yüzündeki ifade ciddileşti."Ayrılmayacağım.""Söz mü?""Söz."O an, verdiği sözün ağırlığını ikimiz de hissettik.Korkum yerli yerindeydi. Ne azalmıştı ne de beni bırakmaya niyeti vardı. Ama Murat'ın gözlerinde gördüğüm kararlılık, içimdeki bütün itirazların arasından sessizce yolunu buldu.Titreyen elimi usulca uzattım. Parmaklarım onun avucuna değdiğinde elimi sıkmadı; ürkekliğimi fark etmişti. Ardından göz bandını dikkatlice gözlerime bağladı.Karanlık üzerime çökerken istemsizce nefesimi tuttum."Ben buradayım." dedi alçak bir sesle. "Hiçbir yere gitmeyeceğim."Sözlerine tutunmaktan başka çarem yoktu.Onun ceketinin bir ucundan tuttum ve birlikte asansöre doğru yürüdük. Kapılar usulca açıldı. İçeri ilk adımı attığımda dizlerimdeki titreme bütün bedenime yayılmıştı. Buna rağmen geri çekilmedim.Çünkü o an korkumdan daha güçlü olan tek şey, Murat'ın verdiği söze duyduğum inançtı.Kapılar arkamızdan usulca kapanırken göz bandının ardındaki karanlık, yıllardır kaçtığım yükseklik hissini benden saklamaya yetmiyordu. Asansör henüz hareket etmemişti ama göğsümün ortasına oturan ağırlık çoktan nefesimi daraltmaya başlamıştı."Nefes al." dedi Murat, sakinliğini bozmadan.Söylemesi kolaydı.Asansör hafifçe sarsıldığı anda bütün bedenim gerildi. Refleksle bir elim Murat'ın gömleğinin ucunu yakalarken diğer elim kabinin soğuk tutacağına sımsıkı sarıldı. Parmaklarım öyle kasılmıştı ki acısını bile hissedemiyordum.Kıpırdayamadım.Sanki en ufak hareketim dengesini bozacak, bulunduğumuz kabin boşluğa savrulacaktı.Sakın hareket etme.Olduğun yerde kal.Geçecek.Bu cümleleri kaç kez kendime söylediğimi bilmiyordum.Her nefes alışımda bir öncekinden daha çok zorlanıyor, ciğerlerime dolan havanın yetmediğini hissediyordum.Hayır...Yine başlamasın.Aynı şeyleri bir daha yaşamak istemiyordum.Bir zamanlar ansızın gözlerimin karardığı, ayakta duramayarak yere yığıldığım günler birer birer zihnime doluştu.İyileşmiştim.İyileşmek zorundaydım.Bunu kendime defalarca söyledim.Şimdi değil.Burada değil.Tekrar olmayacak.Düşüncelerimi susturup içinde bulunduğum ana dönmeye çalıştım.Nefesime odaklan.Ayaklarının yere bastığını hisset.Murat burada.Güvendesin.Tam sakinleştiğimi sandığım anda asansör yeniden hafifçe yükseldi.Kalbim göğsüme öyle sert vurdu ki bütün çabam dağılıverdi.Ya yeniden başlarsa?Ya gözlerim kararırsa?Ya bayılırsam?Dudaklarımı birbirine bastırdım.Hayır.Düşünme.Ama insan, en çok kaçmaya çalıştığı düşüncelerden kaçamıyormuş.Zihnim yeniden geçmişe sürüklenirken tutacağı biraz daha sıktım.O an, beni bulunduğum yere bağlayan tek şey soğuk metal değildi.Murat'ın birkaç dakika önce verdiği sözdü."İyi gidiyorsun."Sesi, karanlığın içinden usulca bana ulaştı."Ben buradayım."Başımı çeviremesem de onun tam yanımda olduğunu biliyordum. Sesinin yakınlığı, nefes alışverişi... Hepsi oradaydı.Asansör yeniden hafifçe yükseldi.Parmaklarım tutacağa biraz daha gömülürken diğer elim farkında olmadan Murat'ın gömleğini biraz daha sıktı."Sadece beni dinle." dedi.Bunu yapmaya çalıştım.Sesine tutundum.Başka çarem yoktu."Birazdan varacağız."Birazdan...Bu kelimeye tutundum.Birazdan bitecekti.Birazdan yeniden yere basacaktım.Birazdan gözümdeki bandı çıkaracak ve bana bütün bunlara değen o sürprizi gösterecekti.İçimdeki düğüm çözülmese de ilk kez nefesimin ritmi yavaşladı.Belki de gerçekten başaracaktım.Belki de yıllardır kaçtığım o yükseklik, Murat yanımdayken bana zarar veremeyecekti.Göz bandının ardındaki karanlığa rağmen dudaklarımın arasından belli belirsiz bir nefes bıraktım.Biraz daha...Sadece biraz daha dayanmalıydım.Asansör yavaşlayınca içimde küçücük bir rahatlama filizlendi."Galiba..."Cümlemi tamamlayamadım.Kabinin hafifçe sarsılmasıyla birlikte durduğunu hissettim.İçimde tuttuğum nefesi yavaşça bıraktım."Bitti mi?"Cevap gelmedi.Gülümsediğini düşündüm."Demek sürpriz burada."Sessizlik."Murat?"Belki kapılar açılıyordur diye düşündüm.Belki beni kolumdan tutup dışarı çıkaracaktı.Bekledim.Sadece birkaç saniye...Ama o birkaç saniye, dakikalar kadar uzadı."Murat?"Bu kez sesim daha tedirgindi.Elimdeki tutacağı bırakmaya cesaret edemiyordum.Diğer elim hâlâ onun gömleğinin ucunu tuttuğunu sanıyordu.Parmaklarımı yavaşça gevşettim.Avucum boşluğa kapandı.Bir an anlam veremedim."Neredesin?"Sesim, kapalı kabinin içinde yankılanıp bana geri döndü.Kalbim yeniden hızlandı."Murat..."Hiçbir cevap gelmedi.Göğsüm sıkıştı.Hayır...Hayır, bunu yapmazdı.Söz vermişti.Bir an bile yanımdan ayrılmayacağına söz vermişti.Telaşla göz bandına uzandım.Parmaklarım düğümü çözerken birbirine dolaşıyordu. Bandı bir hamlede çıkarıp etrafıma baktığım an nefesim boğazımda düğümlendi.Kapılar açıktı.Karşımda uzanan koridor bomboştu."Murat..."Sesim, beklediğim cevabı getirmedi.Bir adım attım.Sonra gözüm, koridorun duvarındaki kat numarasına takıldı.38. Kat.Hayır...Hayır.Olmaz.Başımı hızla başka yöne çevirdim. Sanki o rakamlara bakmazsam orada olmayacaklardı.Ama oradaydılar.Otuz sekiz.En üst kat.Kalbim göğsüme öyle sert vurmaya başladı ki kulaklarımda yankılanıyordu."Hayır..."Fısıltım, titreyen nefesimin arasında kayboldu.Beni bırakmazdı.Söz vermişti.Bir an bile yanımdan ayrılmayacağına söz vermişti."Murat!"Bu kez sesim koridorda yankılandı.Kimse cevap vermedi.Asansörün duvarına tutunmaya çalıştım.Avuçlarım kayıyordu.Nefes alamıyordum.Göğsümün tam ortasına görünmez bir ağırlık oturmuştu.Hayır...Yeniden başlamasın.Lütfen...Gözlerimin önündeki görüntü dalgalanmaya başladı.Kat numarası birbirine karışıyor, duvarlar üzerime doğru eğiliyormuş gibi görünüyordu."Nefes al..."Kendi kendime mi söylemiştim, yoksa Murat'ın sesi zihnimde yankılanmıştı, bilmiyordum.Bacaklarım titredi.Tutunduğum duvar avucumun altından çekiliyormuş gibi hissettim.Bir adım atmaya çalıştım.Atamadım.Dizlerimin bağı çözüldü.Bütün sesler birbirinden uzaklaştı.Son hissettiğim şey, omzumun asansörün duvarına çarpmasıydı.Sonrası karanlıktı.***"Asansör niye açık kaldı bu kadar?"Kapılar yeniden açıldığında içeri girmek üzere duran orta yaşlı adam, yerde hareketsiz yatan genç kızı görünce irkilerek geri çekildi."Hanımefendi!"Yanındaki kadın telaşla dizlerinin üzerine çöktü."İyi misiniz? Beni duyuyor musunuz?"Cevap alamayınca başını kaldırıp koridora seslendi."Birisi güvenliği çağırsın! Birisi de 112'yi arasın!"Koridor bir anda hareketlendi.Birkaç kişi dikkatlice Mâni'yi asansörden çıkarıp duvar kenarındaki bekleme alanına uzattı. Genç kadınlardan biri çantasını yanına alırken diğeri nabzını kontrol etti."Nabzı var.""Nefes alıyor ama bilinci kapalı.""Ambulans yolda." dedi güvenlik görevlisi, telefonu kulağından indirirken.Tam o sırada yerde duran çanta dikkatini çekti."Yakınlarına da haber vermemiz lazım."Fermuarı açıp kimliğini çıkardı. Ardından telefonu eline aldı. Kilit ekranının alt kısmında Acil Durum yazısını görünce ekrana dokundu.Birkaç saniye sonra tek bir isim belirdi.Kerem AtasoyHiç vakit kaybetmeden numarayı çevirdi.Telefon ikinci çalışta açıldı."Alo?""Merhaba." dedi güvenlik görevlisi, sesini olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. "Ben Atlas Plaza'nın güvenlik biriminden arıyorum. Telefonunda acil durum kişisi olarak kayıtlı olduğunuz Mâni Hanım biraz önce binamızın otuz sekizinci katında baygın hâlde bulundu."Karşı taraftan birkaç saniye ses gelmedi."Durumu nasıl?" diye sordu Kerem, sesi bir anda sertleşmişti."Nabzı ve solunumu var. Ambulans çağırdık, ekipler yolda. Mümkünse siz de gelebilir misiniz?""Geliyorum."Telefon kapanmıştı bile.Kerem'in tek söylediği kelime buydu.Geliyorum.Telefon kapanmıştı.Kerem, birkaç saniye boyunca elindeki telefona baktı.Acil durum kişisi...Ne zamandan beri?Bunu neden hiç bilmiyordu?Soruların hiçbirine cevap aramadı.Anahtarını alıp hızla odadan çıktı.Arabasını plaza girişinde durdurur durdurmaz içeri koştu."Biraz önce aranan kişi benim." dedi nefes nefese. "Mâni nerede?"Güvenlik görevlisi onu bekliyormuş gibi ayağa kalktı."Buyurun, benimle gelin."Birlikte asansöre yöneldiler.Kapılar kapanırken Kerem'in sabrı da tükeniyordu."Durumu nasıl?""Bilinci hâlâ kapalı." dedi görevli. "112 yolda."Kerem cevap vermedi.Kat göstergesi ağır ağır yükselirken gözlerini rakamlardan ayıramıyordu.Otuz beş...Otuz altı...Otuz yedi...Kapılar açıldığında güvenlik görevlisi önden yürüdü."Şurada."Kerem'in bakışları koridorun sonundaki bekleme alanına çevrildi.Mâni uzun koltuğa utılmıştı.Yanında iki kişi bekliyor, biri ara ara adını söyleyerek tepki vermeye çalışıyordu.Kerem adımlarını hızlandırdı."Mâni..."Kimseyi umursamadan yanına çömeldi.Yüzü her zamankinden daha solgundu.Alnına düşen saç tellerini usulca yana çekti."Mâni..."Cevap alamadı.Tam o sırada asansör yeniden açıldı.Sağlık görevlileri sedyeyle hızla bekleme alanına yöneldi."Lütfen biraz geri çekilir misiniz?"Kerem sessizce birkaç adım geriye çekildi.Sağlık görevlileri Mâni'nin yanına diz çöktü. Biri nabzını kontrol ederken diğeri tansiyon aletini hazırlıyordu."Yakını siz misiniz?"Kerem başını salladı."Evet.""Daha önce buna benzer bir baygınlık geçirdi mi? Bildiğiniz herhangi bir rahatsızlığı ya da kullandığı bir ilaç var mı?"Kerem kısa bir an sustu."Bilmiyorum."Görevli başını kaldırdı."Bilmiyor musunuz?""Hayır." dedi kısık bir sesle. "Telefonunda acil durum kişisi olarak kayıtlı olduğumu söylediler. Başka bir şey bilmiyorum."Görevli daha fazla üstelemedi.Tam o sırada Mâni'nin kirpikleri hafifçe kıpırdadı."Mâni Hanım..."Göz kapaklarım ağır ağır aralandığında başımın içi uğulduyordu. Bulanıklaşan görüntüler yavaş yavaş netleşirken başımda bekleyen sağlık görevlilerini, biraz geride duran güvenlik görevlisini ve onların arkasındaki Kerem'i seçebildim."Neredeyim?" diye fısıldadım."İyisiniz." dedi sağlık görevlisi, sesini olabildiğince yumuşatarak. "Bir süre önce bayılmışsınız. Tedbir amaçlı sizi hastaneye götürmek istiyoruz."Hastane...Kelimeyi duyar duymaz gözlerimi yeniden kapattım.Asansör...Göz bandı...Murat...Hatırlamak istemediğim ne varsa zihnime aynı anda doluştu."Hayır." dedim kısık bir sesle.Görevli beni duyamadığını düşünmüş olacak ki biraz daha yaklaştı."Nasıl?""Hastaneye gitmek istemiyorum.""Anlıyorum." dedi sakinliğini bozmadan. "Ama kısa süreli bilinç kaybı yaşadınız. Muayene edilmeniz sizin için daha güvenli olur."Başımı usulca iki yana salladım."İhtiyacım yok. Biraz dinlenirsem geçer."Sağlık görevlisi Kerem'e kısa bir bakış attı, ardından yeniden bana döndü."Şu an kendinizi iyi hissediyor olabilirsiniz ama bayılmanıza neyin sebep olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden sizi hastanede değerlendirmemiz gerekiyor."Derin bir nefes almaya çalıştım. Göğsümdeki sıkışma henüz tamamen geçmemişti ama oradan uzaklaşmak istememin sebebi bu değildi. O binada geçirdiğim birkaç dakika bile üzerime tonlarca ağırlık bırakmışken şimdi bir de ambulansa binip bütün bunları yeniden anlatacak gücü kendimde bulamıyordum."Gitmek istemiyorum." dedim, sesim hâlâ güçsüzdü.Sağlık görevlisi anlayışla başını salladı."Size yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bayılmanızın nedenini bilmeden sizi burada bırakamayız."Gözlerimi birkaç saniye kapalı tuttum. Başımın içindeki uğultu yavaş yavaş azalırken derin bir nefes aldım."Bu ilk kez olmuyor."Görevli dikkatle yüzüme baktı."Eskiden buna benzer bayılmalar yaşadım. Uzun süre tedavi gördüm."Kerem'in bakışlarını üzerimde hissediyordum ama ona dönmedim."Bir süredir tekrarlamıyordu." diye devam ettim. "Bazen... ağır stres yaşadığımda ya da bedenim fazla zorlandığında yeniden olabiliyor."Sağlık görevlisi not almak istercesine başını salladı."Bu durumla ilgili düzenli takip ediliyor musunuz?""Uzun yıllar takip edildim." dedim yavaşça. "Kontrol altına girdikten sonra kontrollerim seyrekleşti ama tamamen bırakmadım.""Düzenli kullandığınız bir ilacınız var mı?""Ataklar tekrarladığında kullanmam için verilmiş bir ilacım var. Her gün kullanmıyorum.""Daha önce buna benzer bir baygınlığı en son ne zaman yaşadınız?"Bakışlarımı bir an yere indirdim."Uzun zaman oldu." dedim. "Bu yüzden yeniden yaşayacağımı düşünmemiştim."Sağlık görevlisi notlarını tamamladı."Anladım. Yine de bugün yaşadığınız bilinç kaybını sadece önceki rahatsızlığınıza bağlayamayız. Muayene olmanız sizin yararınıza olacaktır."Başımı yavaşça iki yana salladım."Bedenimi tanıyorum." dedim yorgun ama kararlı bir sesle. "Biraz dinlenince kendime geleceğim."Sağlık görevlisi anlayışla gülümsedi."Buna inanıyorum. Ama bizim de herhangi bir riski gözden kaçırmamamız gerekiyor."Sağlık görevlisi birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Kararımın değişmeyeceğini anlamış olacak ki elindeki formu çantasından çıkardı."O hâlde nakli reddettiğinize dair bunu imzalamanız gerekiyor."Formu sessizce alıp imzaladım.Görevli kâğıdı geri alırken yumuşak bir sesle konuştu."Kendinizi yeniden kötü hissederseniz vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Mümkünse bugün yalnız kalmayın."Başımı hafifçe salladım."Teşekkür ederim."Sağlık ekibi son kontrollerini yaptıktan sonra gerekli uyarıları yineleyip odadan ayrıldı. Güvenlik görevlileri de kısa bir süre sonra çıktığında odada yalnızca ikimiz kaldık.Kapı kapandığı anda sadece nerde olduğumu bilmemekle kalmıyor Kerem’in nasıl burada olduğunu da anlamaya çalışıyordum.“Kerem sen nasıl gelebildin buraya?”“Acil durum kişilerinde kayıtlıymışım.”“Ya, doğru ben seni kaydetmiştim. Öylesine eklemiştim, gerçekten de seni rahatsız etmek istemedim.”“Sevindim, şimdi bana sakince neden burada olduğunu anlatır mısın?”“Sanırım sen haklıydın. O şirketten gitmeliydim. Bu şekilde gönderildim.”“Murat mı yaptı sana bunu?”“Evet ama bunu konuşmayalım. Sadece buradan gitmek istiyorum.”“Mani, bu nasıl ilerleyecek? Sen bu şekilde kendini yıpratarak mı devam edeceksin?”“Ne konuda?”“Okuluna geri dön. Resan’da çalıştığın yeterli olur sana. Bu karmaşık hayattan, o otelden uzak dur. İleride başarılı, hoş bir kadın ol.”“Bunu sen mi diyorsun? Juliet ile kendimi birbirine karıştırdığımı ve beceremediğimi söylüyordun.”“Haksız değildim ama sen de haklıydın. Hadi okuluna dön ve seni rahatsız etmeyeceğime dahil bir anlaşma yapalım seninle.”“Kerem, orası özel bir okuldu. Maaşım yetmez.”“Ben sana destek olurum.”“Bunu kabul etmem. Konuyu öyle bir yere getirdin ki bir anlığına kalbimdeki titreyişi durdurttun. Korkmuyorum sanki.”“Kokma zaten.”“Ama bir an da bina yıkılacak gibi. İçim her an boşalıyor. Gitmek istiyorum ama nasıl olacağına dair bir fikrim yok.”“O zaman,” diyerek yanımda oturduğunda "Bak bana," dedi, çenemi nazikçe kavrayıp yüzümü kendine doğru çevirdi. "Gözlerini kapatma. Eğer kapatırsan o kabusun içine geri dönersin. Bana odaklan. Gözlerimin rengine bak, sadece ona odaklan."“Bakmam, yerine geçer misin?”Kerem durmadı. "Şimdi, sol elini kalbimin üzerine koy," dedi, elimi tutup tam sol göğsüne yerleştirdi. "Ritmi duyuyor musun? Bak ne kadar düzenli ne kadar yavaş. Şimdi senin kalbinin de aynı ritme girmesine izin ver. Çok hızlı çarptığını biliyorum, sorun değil. Sadece bırak, benimkiyle eşleşsin."“Yapma, yapmayalım.”“Bana bakmana izin veriyorum Mani. Doğrudan savunmasızca.”Dakikalarca öylece kaldık. Odanın içinde zamanın aktığını hissetmiyordum bile. Sadece onun göğsünden gelen o ritmik vuruşlar, yavaş yavaş kendi panik ataklarımı bastırmaya başladı. Kerem, ben biraz daha gevşedikçe, elini saçlarımdan çekmeyerek kulağıma doğru eğildi."Oraya tekrar gireceğiz," diye fısıldadı, sesi bir komuttan çok bir güvence gibiydi. "Ama bu sefer yanımda Murat yok, o karanlık yok. Sadece ben varım. O kapılar kapandığında içeride sadece ikimiz olacağız ve ben o kapıların açılmasına izin verene kadar oradan ayrılmayacağız. O asansörü senin için bir kabustan, sadece bir geçişe dönüştüreceğiz. Hazır mısın?"“Yapamam, ya sen de gidersen?”“Mani ben senin sahte sevgilinim. Üstelik Saniye annem ve Refik babamı bile seninle paylaşmış insanım. Yaşadıklarımızı düşün ve seni gerçek manada sen git demediğin sürece bırakmadığımı bil.”“Sahiden de öyle mi? Sen bana yardım edecek misin?“Acaba alta indiğimizde de bu kadar masum konuşacak mısın benimle? Hadi inip bir görelim.”“Kerem, dur.” Diyerek ilk kez onun elini tutuyordum.”“Teşekkür ederim. Karanlık günlerimde koşup geliyorsun.”“Hadi seni aydınlığına kavuşturalım. Olur mu?”“Tamam ama kaçıncı kattayız?”“Sorma, sorarsan işin büyüsü kaçar. Sana kaçıncı katta olduğumuzu hissettirmeden seni buradan kurtaracağım.”Gözlerimdeki o boş bakış yavaşça yerini netliğe bırakırken, Kerem’in gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı gördüm. Henüz tam olarak hazır değildim, asansörün metal duvarları hâlâ zihnimin bir köşesinde korkutucuydu; ama Kerem'in sıcaklığı, Murat'ın kurduğu o soğuk kurgunun hükmünü yavaş yavaş kırıyordu.“O zaman senin zihnini dağıtalım Cennet. Sohbet edelim.”Elimden beni kaldırıp koluma girmişti.“Bunu sınırını ihmal ediyormuşum gibi algılama Cennet, kaçma diye destek oluyorum tamam mı?”“Tamam, bu seferlik tamam.”Kerem söylediği gibi destek olup yürüyüşümün her aşamasında beni rahatlatacak cümleler kurmayı deniyordu.“Okula geldiğin ilk gün ne sinirlenmiştin bana ama. O asiliğini seyretmek güzeldi. Seni kızdırmak ve yanaklarındaki kızarıklığı görmek beni güldürüyordu. Şapkamı çıkarıp beni aydınlık bir halk arasına çıkarıp karizmamı çizişin işte bunu senden başka kimse yapamazdı bana. Senin sevgilim olduğunu açıkladığımdan beri sırf bu yalanda patlamamak adına kızlarla flörtü kestiğimi de bilmiyorsun. Murat’ın şirketinde işe başladığında niye benden kaçtığını anladım fakat ama keşke ilk önce şu sevgililik yalanını halledebilecek bir vaktimiz olsaydı. Her gün kaç yerden röportaj için bana ulaşmaya çalışıyorlar bilmiyorsun. Yine de senin halletmeyi kenara ittiğin bir Kerem’sem ben, dönüp dolaşıp tekrar bıraktığın yere gelmeni umuyorum.”İşte o asansörün önündeydik.“Kerem, asansör.”Kerem “Şşş korkma. Asansörün önünde değiliz. Okuldayız, sana senin cennet olduğunu diyorum. Cennet gibisin Mâni. Kendimi senden alamıyorum.”“Bu laflarla binemem oraya.”“Biraz daha işi kolaylaştıralım.” diyerek almıştı beni sırtına.“Kerem, olmaz.”Girmiştik asansörün içine ve asansör hareket ederken indirmişti beni. İndirmesine rağmen yine onun kollarında durup sarmıştım ona parmaklarımın uçlarını.Kerem “Titreme.”Onun kolları arasına başımı gömdüğümde onun fısıltılarını duyuyordum.“Bitiyor, çok az kaldı.”Daha o kadar çok kat vardı ki! Asansörün başkası tarafından durdurulduğu katta asansör sarsılınca dudağımı ısırmaktan kanatmıştım. Kerem asansörü durduran kişiden eliyle müsaade isteyerek sokmuyordu onu buraya. Asansör tekrar çalışırken nefesimdeki her korku Kerem’in göğsündeydi.“Sadece bana bak.”Daha önce asansörde hiç bu kadar net açılmayan gözlerim onun tek cümlesiyle niçin açılıyordu? O, aslında Kerem gerçekten benim için mi bu haldeydi? Benim için miydi onun yüzündeki çılgına dönüş? Bunca endişe ve odaklanış onun gözlerindeydi. Üzgün, endişeli bir ben ve bir de onun gözleriyken altımızda geçen dünya tantanası kimin umurunda olurdu ki? Bir an öylece, sorgusuzca insanın en korktuğu yerde benim için gelmiş biriyle kilitlene bilir miydi? Hayır, o uzak durulması konusunda defalarca uyarı aldığım bir adamdı. Sevemem, âşık olduğum esas kişi sen olamazsın değil mi hala? Görmezden gelemeyeceğim kadar önemliysen peki? Şapşal, diyemeyeceğim kadar etkin varsa hayatımda ve ben sadece huzurlu yaşamak adına senin huzursuz hayatından kaçıyorsam? Hayır, ilk aşkım senden vazgeçmek zorundayım.O bakışlar gözlerimden dudağıma sıçramış ve yapışmıştı dudaklarıma ağzı. Onun öpüşü ve Murat’ın seçenek saçmalıkları! Ben Kerem’i yok saymışken Murat’a sonsuz şans verirken nasıl bir kıyametti de yüreğimde belirip dudaklarımda kopan kanların tadına varır olmuştu Kerem? Asansördeki varlığımız tamamen silinmiş ve sadece hayatımda aldığım ilk öpücüğü dudaklarımda hisseder olmuştum.“Yapma.”Parmağıyla dokunmuştu yanağıma, o usulca başlayan öpücüğü daha da hararetlenmişti.“TINK” sesiyle açılan asansör kapısı ve onun dudağımdan çekilip şapşal bir gülümsemeyle bakması beni kızdırmıyordu bile. Bu şapşal adam bilmiyordu ama ilk öpücüğün benim için olan önemini. Senelerdir herkesten koruduğum dudaklarım az önce ona aittiler.Kendimi asansörden çıkarışımla elleri cebinde çıkmıştı asansörden. Sanki çok harikulade bir durumda asansörden inmişiz gibi vücudunda garip bir haller oluyordu. Karizmatik gülüşler, elleri cebinde ve havalı yanımda durmaya çalışmalar falan. Öylece dikmiştim gözümü ona.“Bana öyle bakma. Ağlıyordun ve ölecek gibiydin. Seni öpmeseydim kalp krizinden gidecektin. Hala titriyorsun.”Kerem bayılacak gibi olduğumu görünce belimi kavrıyordu.“Bol sıvı al bugün Mâni. Çok terledin.”“İyiyim, biraz fazla. Çok fazla.” Diyerek mahcup bir şekilde geri çekildiğimde elini çekip “Öyleyse seni eve bırakayım.” Diyordu.“Kerem, sadece sessiz olur musun bugün? Kırıldım ve senin bu hamlelerinin bir anlamı yok. Teşekkür ederim geldiğin için. Gerisini ben hallederim.”“Daha fazla dikakt çekmeden gidelim Mani. Söz veriyorum yol boyunca sessiz olurum.”“İlk otele gidip eşyalarımı almalıyım.”“Ben alırım.”“Omaz, Murat’la karşılaşmanı istemiyorum Kerem. Hakkımda aranızda konuşmanızı bugünü tekrar ona hatırlatmak istemiyorum. Bana onun bu davranışından sonra sessiz olmayı, sessizce oradan uzaklaşmayı istiyorum.”“Tamam, ben sessiz bir şekilde girerim. Sen beni arabada beklerken senin eşyalarını alırım.“Bu olur, orada olmak istemiyorum.”“Gidelim.”Buradan çıkıp onun aracına binmiştik. Arabayı hızla çalıştırıp trafiğe karıştı. Yol boyunca sessiz kalmaya çalıştım ama zihnim hâlâ o asansördeki son anlardaydı.Otele yaklaştığımızda, arabanın içindeki o ağır havayı dağıtmak ister gibi hafifçe bana doğru döndü."Gözlerini kapatıp dinlenirsin ben gelene kadar.,"Arabayı otelin dışında park ediyor ve araçtan inip uzaklaşıyordu.Bu buruşmuş kâğıdı Kerem nereden bulmuştu? Bu da neyin nesiydi? Hemen torpidodaki kâğıdı elime aldım.Kerem gelene kadar biraz dinlenmek istemiştim gerçekten. Koltuğu geriye yatırıp dizlerimi torpidoya dayadığım anda kapak aniden açıldı. İçindeki evraklar öne doğru kaydı. Refleksle uzanıp yere düşmelerini engellemeye çalışırken buruşturulmuş bir kâğıt ayaklarımın dibine düştü.Kâğıdı açtığım anda tek bir isim gözlerime çarptı.

Önder.
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
"Önder Soylu mu?"Elimdeki kâğıdı hızla düzeltirken altındaki diğer belgeler de görünmeye başladı.Soy bağı araştırmasına ilişkin edinilen bilgiler...Ve devamında birkaç kâğıt daha! En üst sayfanın köşesine iliştirilmiş küçük bir not ise nefesimi tuttu ama hepsini okumaya takatim yoktu bu ilk sayfadan sonra. Kerem gitmiş ve ilk kendisi araştırmış ve diğer sayfalarda kanıtlar baktıkça çoğalıyordu.
Murat Soylu.Kalbim göğsüme sertçe vurdu."Kerem..."Parmaklarım titreyerek ikinci sayfayı çevirdim.
Satırlar birbirine giriyordu.
Doğum tarihleri...Kayıtlar...Tutanaklar...
Hepsi aynı sorunun etrafında dolaşıyordu.
Murat Soylu'nun soy bağı.
Kerem neden Murat’ı bu kadar derin araştırıyordu? Neden birbirlerine karşı hem çok ilgili hem nefret eder vaziyetteydiler?Başımı yavaşça kaldırıp otelin girişine baktım.Kerem hâlâ görünmüyordu."Sen bunları neden araştırıyorsun Kerem? Senin amacın ne?"Boğazım düğümlendi."Murat biliyor mu?"Belgeleri yeniden önüme aldım. Belki gözümden kaçan bir şey vardır diye satırları gözden geçirmek isterken bir tarafım dur diyordu. Daha fazla bu işe girme, uzak dur diyordu.Hayır...Anlayamadığım çok fazla şey vardı.Ama emin olduğum tek bir şey vardı.Kerem, Murat hakkında benden çok daha fazlasını biliyordu.Belgeleri aceleyle eski yerine koyarken ellerimin titremesine engel olamıyordum."Kerem...""Sen aslında kimsin?"Kalbimi benden habersiz çalan, ilk öpücüğümü emanet ettiğim adam gerçekte kimdi?Murat'la aranda nasıl bir bağ vardı? Seni tanıdığı hâlde neden benden uzak durmam için bu kadar uğraşıyordu? Ben Kerem'den kaçarken, Murat neden sevgilisi olduğumu söylediği ilk günden beri bana uzanmak yerine beni kendinden uzaklaştıran, aklımı daha da karıştıran yollar seçmişti?Cevabını bilmediğim onca soru yetmezmiş gibi, şimdi bir de bu soy bağı araştırması çıkmıştı karşıma.Ben yalnızca huzurlu bir hayat kurmaya çalışıyordum.Peki neden içimde durmadan dedemin yanına dönmem gerektiğini söyleyen bir ses vardı?

KİTAP SONU…