23. bölüm · Yaşamak İçindi Duvarları

✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ

Sinem Yazıcı Tolan

Bölümler
1 ✅Yazar ile Tanışma: 2 ✅Kitap Tasarım Tanıtımı: 3 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ 4 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ 5 ✅②. Bölüm ஐ Başlangıç, ஐ 6 ✅③. Bölümஐ Yanında kalmam gereken biri misiniz? ஐ 7 ✅④.Bölümஐ Yeni anlamlar barındırabiliyorsa bedenim, aşığım. ஐ 8 ✅⑤.Bölümஐ Dalgın gözlerin dilini o kadar çok konuşturdu ki her şey apaçık hale geldi. ஐ 9 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 10 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 11 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 12 ✅⑦. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ 13 ✅⑦. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ 14 ✅⑧.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ 15 ✅⑧.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ 16 ✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ 17 ✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ 18 ✅⑩.Bölümஐ Ben seninle ilgili tüm kilitlerin sahibiyim. ஐ 19 ✅⑪.Bölümஐ Öyle gürültülüydü ki bedenim sanki herkes beni duyabilirdi. ஐ 20 ✅⑫.Bölümஐ Yepyeni güneş doğuyor insanların üzerine, en güzeli kalbime. ஐ 21 ✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ 22 ✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ 23 ✅⑭. Bölümஐ Bazen, ஐ 24 ✅⑮. Bölümஐ Bu beni daha acımasız gösterirken aslında daha acısız kılmaz mı? ஐ 25 ✅⑯. Bölümஐ İçimdeki acıyı yaşatanla içimi ferahlatan aynı kişi. ஐ 26 ✅⑰.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ 27 ✅⑰.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ 28 ✅⑱ .Bölümஐ Her şeyi tersleyen ben mi oluyordum? ஐ

🌸2.KISIM 🌸
Otoparka ulaştığımda her şey olduğundan daha kasvetli görü-nüyordu. Gözlerim Murat’ı ararken o siyah bir arabanın yanında dimdik duruyordu. Elleri cebinde, başını hafifçe bana çevirmiş ama bir adım bile atmıyordu. Yüzündeki ifadeyi seçemiyordum, ama bakışlarının altında yatan hisleri fark etmek için durmam gerekmiyordu.
İlerlemeye başladım. Adımlarımın sesi otoparkta yankılanıyordu. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Nihayet ona birkaç adım kala durdum. Bir süre sessizlik oldu, yalnızca otoparktaki hafif uğultu ve uzak bir yerdeki motor sesi duyuluyordu.
"Buradayım," dedim, başımı eğmeden, ona bakmaya çalışarak.
Murat'ın yüzündeki ifade çözülmüştü. "Geç kaldın," dedi alçak bir tonda, ama sesinde ne kızgınlık ne de yargı vardı. Bir süre sessizce beni inceledi, sonra daha yumuşak bir sesle ekledi: "Ama geldin."
"Bu takip işini durdur," dedim, hiç lafı dolandırmadan. "Buna daha fazla katlanamıyorum."
Murat, bir süre sessiz kaldı. Yüzü kararlıydı ama gözleri farklı bir şey anlatıyordu. "Mani," dedi, "Bu senin güvenliğinle ilgili bir mesele. An-lamıyor musun?"
"Anlamıyorum!" Sesim bir anda yükseldi. "Sen ne hakla benim her adımımı kontrol etmek istersin? Kime ne göstermek ne anlatmak derdindesin?"
"Kimseye bir şey göstermeye çalışmıyorum," dedi, bu kez sesi daha sertti. "Sadece seni korumaya çalışıyorum. Herkesin gözü üzerimizdeyken kimseye zayıf bir nokta vermek istemiyorum."
"Beni korumak istemiyorsun, Murat," dedim öfkeyle. "Sen sadece beni bir yere sıkıştırmaya çalışıyorsun. Ama artık bu yükten bıktım. Kendi hayatımı yaşamak istiyorum, senin ya da başka birinin beni ta-kip etmesine gerek olmadan!"
Murat, gözlerini benden kaçırmadan bir süre daha durdu, sonra ba-şını hafifçe yana eğdi.
"Bu kadar yükle gelme," dedi, ama bu sözlerinde ne emir ne de bir is-teklilik vardı. Bir şeyler saklamaya çalışır gibi bir hali vardı. "Eğer durdurmamı gerçekten istiyorsan... Bu otoparktan çıkmadan bir ka-rar vereceksin. Ya benimle ya bensiz. Daha fazla yarım yamalak şey-lerle yaşayamayız."
Otoparkın boğucu havası fark ettirmeden üzerime çöküyordu. Ta-vanlarda asılı eski floresan lambalar cılız bir ışık yayıyordu. Arkamdan geçen hafif bir rüzgârla birlikte araçların pas kokusu burnuma çalını-yordu. Her şey, buranın benim için doğru yer olmadığını fısıldıyordu. Ama Murat, karşımda duruyordu. Onun olduğu yerde her şey kaçı-nılmaz oluyordu.
"Yarım yamalak mı?" dedim, sesimin kontrolünü kaybetmeden ama titrek bir gerginlik içinde. "Sence bu yaşadıklarımız tam mı? Kendi kararlarımı bile veremeyecek kadar kıskaca alınmış durumdayım. Ben buna yaşam demiyorum, Murat. Tam da istemediğim şey buydu bili-yor musun? Bana birinin daha bunu yapacağı endişesiyle yaşamak berbat bir şey. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı sırf bu yüzden isti-yorum. Bana olan o suçlamalı bakışların inan ki haksız. Şu davranış-larına bak."
Murat bir adım ileri geldi, yüzündeki çizgiler daha da sertleşti. "Mani," dedi, adımdan başka bir şey demedi ilk başta.
"Sesini yükseltiyorsun. Ne bu öfke? Sana kızgın olan benim ama seni korumalıyım. Bunu anlamanı bekliyorum."
Dudaklarımı araladım, ama kelimelerimin nereye varacağını tam olarak bilmiyordum. "Murat," dedim, bir nefes alıp titreyen sesimi bas-tırmaya çalışarak, "Bu gerçekten sevgi mi? Beni her şeyden, hatta bazen kendi hayatımdan, nefesimden bile korumaya çalışman mı?"
"Konuyu oraya getirme. Sen beni sevgiden vazgeçirmek istedin. Bu çok ayrı, bu benimle tanıştığın hatta anıldığın için seni korumak..."
"Koruma beni. Yüzüme fırlatıp gidersin sonra yine bir şeyleri. Yüzlersin yine bana hayatımı."
"İlla diyorsun ki bırak git beni. Başına ne geliyorsa bırakayım seni. Allah'ım ya! Lokantadan çıkıp gelmezsin sen böyle yerlere ama bir baktım kendini malzeme edecek yerdesin."
"Ben rezil biri miyim Murat? Bu nasıl söz?"
"Senin beni yanlış anlama lüksün kalmadı Mani. Doğru o çok sevdiğin, uğruna beni umursamadığın o lokantana dön. Topluluktan uzak dur."
"Sen de hapset beni duvarların içine Murat. Çok tanıdıksın. Tam da bu yüzden görmemeliyim belki de seni."
Sözlerim bir hançer gibi havayı yararak aramızda asılı kaldı. Murat’ın yüzünde önce şaşkınlık, sonra acı bir gülümseme belirdi.
"Seni hapsediyormuşum, öyle mi?" dedi. Sesindeki hüzün tonunu kolayca fark edebiliyordum.
"Evet," diye yanıtladım, tereddüt etmeden. "Belki bunu iyi niyetle yapıyorsun, belki gerçekten beni korumak istiyorsun ama sonuç aynı. Yukarıdan aşağıya inene dek aldığım nefesi anlamadım Murat."
Murat, gözlerini kısa bir an yere indirip derin bir nefes aldı. Otopar-kın loş ışığı yüzündeki tüm duyguları görünür kılıyordu. Sessizce mı-rıldandı, "Ben seni sadece güvende tutmak istedim, Mani. Bu yüzden o yalanları kabul edip senin sahte sevgilin oldum. Seni dedenin dayattıklarından, başka kötülüklerden korumak için yaptıklarımı ne zaman görmeye başlayacaksın?"
"Ben kendi hayatımı istiyorum. İzin verdiğin bir alanı değil. Kendi kararlarımı verebileceğim, kendi hatalarımı yapabileceğim bir hayat!"
Sesimin giderek yükselmesiyle sesim otoparkta yankılanır hale gelmişti.
"Kendi hayatını istiyorsun, evet," dedi, her kelimeyi tane tane ve ağır bir şekilde vurgulayarak. "Ama o hayat dediğin şey seni nasıl koruyacak, Mani? Seni kullanmaya çalışan insanlara nasıl dur diyeceksin?"
"Diğer kızlar bu hayatı nasıl yaşıyor? Bugünki tavrın, beni kontrol etmeye çalışmandan başka bir şey değil.”
Murat, dudaklarını sıkarak bir adım geri çekildi. Gözlerindeki ifade, yaralı bir hayvanın savunmasız bakışlarına benziyordu. Hem kırılmış hem de öfkeden alev almış gibiydi.
"Diğer kızlar mı?" diye tekrarladı, sesi alçak ama içinde yankılanan bir güçle. "Sen kendini diğer kızlarla mı kıyaslıyorsun? Mani, onlar senin geçtiğin yolları geçmedi. Onlar senin taşıdığın yükleri taşımadı. Sen bunu anlamıyorsun."
“Ya bu dünyada herkesin bir derdi var Murat. Benimki de bu diye gittiğim her yere taşımak zorunda mıyım sanıyorsun? Dedem gittiğinde benim zorlu hayatım da bitti ama sen ve Kerem hayatımı zorlaştırıyorsunuz. Ben sadece Mani’yim Murat. Kimin benimle ne işi olur? Niye e abartıyorsun? Sen olmasan o gazetecilerin umurunda olmam ki ben.”
"Sen ‘sadece Mani’ olabilirsin ama insanlar buna izin vermez. İnsanlar dedenin isminden de Soylu adından da senden de faydalanmanın bir yolunu bulur. Bu dünya adil değil ve senin bunu kendine hatırlatmana bile gerek kalmadan, ben her zaman bir adım önünde bunu hatırlıyorum. Bu yüzden seni korumaya çalışıyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Murat, herkesin bir derdi var. Evet, benim de vardı. Ama bu dertleri artık geride bıraktım. Dedem gitti ve benim hayatım nihayet benim oldu. Sen neden hâlâ, kendi kafanda o derdi benim etrafımda var et-mekte ısrar ediyorsun? Bu hayat benim. Hayatımı zora sokan ne var-sa senden geliyor!"
Kelimelerim ona hançer gibi saplanmıştı. İfadesi değişmedi, gözleri ne bir damla öfke barındırıyordu ne de tam anlamıyla pişmanlık. Da-ha çok… Yorgundu.
"Gazeteciler sana bulaşmaz diyorsun," diye yavaşça konuştu. "Ama Kerem? O senin yanına nasıl bu kadar rahat gelebildi? Hiç düşündün mü?" Sesi keskinleşmişti. "Mani, bu işi abarttığımı düşünüyorsan söy-leyecek bir şeyim yok ama bana karşı gözlerini bu kadar kapatman, gerçeği de gözden kaçırıyor olman demek."
Ellerimi sıkıca birleştirdim, öfkem damarımdan taşıyacak gibiydi. "Ke-rem’in hayatımda olması senin anlattığın kadar anlamlı bir mesele değil, Murat! Kendi halimdeyim diye sen her şeyi tehlike olarak gör-mek istiyorsun. Ve belki de sensiz, bu tehlikeler hiç hayatıma girme-yecek!"
Aramızdaki sessizlik otoparkı adeta dondurmuştu. Her iki taraf da öf-keden titreyecek kadar doldurmuştu kendini. Ama bu, bir şeyleri daha fazla değiştirebilirdi… Ya da her şeyi tamamen çözümsüz bir yere gö-türebilirdi.
İçimde bir anda alevlenen bir öfke, mantığımı örtecek gibi oldu. Her şeyi tehlike olarak görmek, Murat’ın kendine biçtiği görevdi ve bu ar-tık canımı sıkıyordu. Hayatımda hissetmek istemediğim, beni sürekli savunmasız bırakmaya çalışan bir zincir gibiydi bu davranışlar.
Ellerimi sıkarak bir adım daha ona yaklaştım. Otoparkın loş ışıkları altında onun keskin yüz hatlarına baktım. Ne kadar güçlü görünmeye çalışsa da gözlerindeki yorgunluğu saklayamıyordu. "Kerem’in haya-tıma girmesi benim kontrolümde miydi, Murat? Bu kadar basit mi sa-nıyorsun?" dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Her anımı, her adımımı bu şekilde sorgulamak artık bana ağır geliyor. Bu-nu anlamıyor musun? Benim kendimce bir hayatım olsun istemem suç mu?"
Murat, dudaklarını hafifçe kıpırdattı ama bir şey söylemedi. Bu beni daha da sinirlendirdi. Gözlerimi kapayıp derin bir nefes aldım ama sakinleşmek mümkün değildi. Ona daha önce söylemeye cesaret edemediğim her şeyi yüzüne vurmak istiyordum artık.
"Sadece bir an düşün Murat," dedim, ellerimi iki yana açarak. "Benim Soylu soy ismiyle bir ilgim olmasaydı yani senle... Ne gazeteciler ne Kerem'e olan kıskançlığın ne bu lanet olası otopark meselesi olurdu! Belki de sadece sıradan bir insan olarak kendi hayatımı yaşıyor ola-caktım. Sen ise bunun bir parçası bile olmayacaktın!"
Sözlerim beni bile yaralamıştı. Murat’ın durduğu yerde donup kalma-sına bakınca, onu da yaraladığımı anlamam uzun sürmedi. Ama o his, bir nebze bile suçluluk yaratmadı bende. Söylemek zorundaydım. Çünkü içimdeki bu boğucu duygular, daha fazla tutulmaya dayana-mayacak kadar taşmıştı. Özellikle de onunla olan belli belirsiz ilişki-mizin gizlenmesi gerçeğiyle daha bugün yüzleşmişken gururumdan ötürü onu tamamen reddetmek istemiştim.
Murat, sonunda sessizliği bozdu. "Bunu mu istiyorsun, Mani? Haya-tında hiç olmamamı mı? Eğer böyle hissediyorsan…"
Onun sesindeki kırılganlık beni sersemletmişti. Güçlü duvarları bir anlığına çatlamış gibiydi. Ama hemen ardından o tanıdık sertlik geri döndü. "O zaman neden geldin buraya? Eğer hiçbir şeyimi istemiyor-san, bu tartışmayı neden hâlâ sürdürüyoruz?"
Onun bu sorusu bende bir düğüm gibi hissettirdi. Cevabı biliyordum ama yine de söylemek istemiyordum. Gözlerim onun gözlerinden ka-çıyordu. "Çünkü... Bilmiyorum," diye fısıldadım. "Belki de her şeyi çözmek istediğim için geldim. Ama çözebileceğimizden emin değilim, Murat."
“Buraya geldiğinde bana bir adım atarsın sandım Mani. Yine son se-fer olduğu gibi benden şikayetçisin ve hayatında beni görmek istemi-yorsun. Sürekli beni reddedip benimle tartışıyorsun. Ya bana bir adım at ya da defolup gideyim.”
"Seninle her şeyin yolunda olmasını çok istiyorum.” diyebilmiştim.
"Bir adım atmanı bekledim, Mani," diye fısıldadı. "Ama her seferinde bir adım daha geri çekiliyorsun. Bunu anlamıyorum."
“Murat, sürekli savunmasız hissediyorum. Yaşam alanı vermiyorsun. Senin evinde kalmamı istiyorsun, pat diye benimle evlenmek istedi-ğini söylüyorsun. Senden çok uzaklaştım sandığımda bile bir şekilde çevremde olduğunu öğreniyorum. Bunun korkutucu olduğunu da bi-liyorum.”
“Bu bile sana korkutucu geliyorsa düşün seni ne gibi tehlikelerden koruyorumdur.”
“Seninle olmak bu mu demek Murat?”
“Belki de tek bildiğim şey bu, Mani: seni korumak için her şeyi dene-mek."
“Bunu istemediğimi biliyorum.”
“Beni istemediğini zaten biliyorum.”
“Bence başka bir yolu vardır.”
Söylediği cümle, Murat’ın duygusal yapısındaki hassas dikişlere do-kunmuştu.
"Başka bir yolu...?" diye fısıldadı.
“Benimle daha sakin bir yerden, gerçekten beni dinleyerek, anladığını hissederek iletişim kurabilirsin. Bizi sadece koruman yetmez. Beni anlaman gerekir, başıma bir şey gelse bile beni her halimle kabul et-men gerekir."
“Konuşmanın seni tehlikelerden koruyacağını mı sanıyorsun Mani?”
“Tehlike her zaman vardı ama ben en çok neyden korkardım biliyor musun Murat? Başıma bir şey geldikten sonra bunu sevdiğim kişiye anlattığımda sığınacak liman bulamamaktan korkardım. Arkama bak-tığımda kimse kucaklamazdı beni işte ben bu yüzden şu yaşıma gele-ne kadar hata yapmadan yaşadım. Bu yaşımdan sonra da insan ol-mak istiyorum, hata yapmak ve biriyle olacaksam başıma ne gelirse gelsin beni kucaklasın istiyorum. Sen bunu yapabilecek misin?”
“Bunu yapabileceğimi sana söyleyemem,” dedi, derin bir nefes alarak.
“Yani korumalar gitmeyecek etrafımdan.”
“Fazlaca hayatıma girdin, sana olan ilgim dikkatleri çekti Mani.”
“Peki nişanlın?”
“Sadece gündemi değiştirmek için çıkan haberler.”
“Peki lokanta, hala oraya ön yargılısın değil mi?”
“Evet,”
“Ben orayı seviyorum.”
“Biliyorum, beni orası için bırakıp gittin.”
“Hayır Murat. Kalbimde yaşananlar benim problemim. Seninle sevgili değilim ki.”
“Ama sevgili olmaya çalışıyorum seninle. Başaramıyorum. Bunu ba-şaramayan bir tek ben değilmişim ama. İsmail denen o adam da de-nemiş.”
“Okumuşsun mektubu.”
“Biraz. Ben de senin gözünde onun gibi biri miyim Mani? Beni de ba-şından atmak istiyorsun çünkü.”
“Senin etrafımda olmanı istiyorum Murat.”
“Arkadaşça mı?”
“Hadi şu soğuk havayı üstümüzden atıp biraz AVM’de gezelim.”
“Arkadaşça mı dedim sana Mani?”
“Bu soruyu günün sonunda tekrar sor bana Murat. O zaman sana iç-tenlikle cevap vereceğim. Önce seninle gezelim mi?”
“Mani, tanırlar beni. Reklam panolarındayım.”
“Şu korumaların etrafta dolansınlar.”
“Seni tehlikeye atarım bu şekilde. İnsanların kameralarını engelleye-meyiz.”
“Seninle hiç AVM’de dolanamayacak mıyız?”
“Sevgilim olduğunda dolaşırız.”
“Beni herkesten gizlersin işte. Emre Bey saklar beni artık oraya bura-ya.”
“Reklam panoları kaldırıldıktan bir süre sonra insanlar beni hatırla-mayı bırakır. O zaman rahatça dolaşırız.”
“Ben susadım, gidip yukardan su alayım.”
“Emre’ye söylerim alır.”
“Bak dediğim tam da bu. Ben gidip kendim almak istiyorum.”
“Peki, o zaman…” dedi, gülümseyerek, “Gidip alalım. Benim seni yal-nız bırakmak istemediğimi söylemeye gerek yok, değil mi? Ben de ge-liyorum.”
“Ama, sen tanınırsın belki.”
“Dua et de reklam panosundaki adam benim kadar yakışıklı olmasın. Hem tanınmam böylelikle.”
“Murat, seni görmeyi özlemişim.”
"Özledin mi? O zaman belki biraz daha fazla görmeliyim seni," dedi, sesi yavaş ve yumuşak bir şekilde. Bu, aramızdaki gerginliği biraz ol-sun yumuşatan bir an olmuştu.
Hafifçe gözlerimi kaçırarak, “Evet, biraz daha görmek isterim.” diyor-dum.
“O zaman sana daha fazla görüneceğim,”
Gülümsüyordum.
AVM’nin üst katına çıkıp marketin kapısından içeri girdiğimizde hızlı-ca su almayı planlıyordum, sonra Murat’la birlikte biraz gezinebilir, belki bir şeyler alabilirdik. Gözlerimi birkaç kere raflara dikip hızlıca bakıyordum, başım hâlâ da0ğınıktı.
O sırada, marketin köşesinde oyuncak bölümünün önünde bir kız çocuğu vardı. Meraklı gözlerle bize bakarken, belki Murat’ın tanınan biri olduğunu fark etmemişti. Aniden ağzını açarak bağırdı: “Anne, bu fotoğraflardaki abi değil mi?”
Kadıncağıza bakarak şüpheli bir şekilde kollarını katladı. “Kızım, fo-toğraftaki adamın ne işi var burada?” diye sordu.
Biraz daha şüpheli bakışlarla devam etti. Kız, annesine bu kez daha kesin bir şekilde döndü ve “Ama bak, şunların arasındaki abi o! O rek-lamda gördüğümüz adam! Şu anda da burada…” diye ekledi, sevinçle.
Ben bir adım geri atıp Murat'a baktım. Üzerindeki baskıyı görüyor-dum ama suratına sardığı gergin gülüş hâlâ fazlasıyla hoştu.
Murat birkaç saniye sustuktan sonra, hafifçe gülümseyerek çocuğa dönüp "Evet, evet, bu ben değilim," diyerek çocuğu kısa sürede ikna etme çabasına girdi.
Kadıncağız kendisinden emin bir şekilde çocuğuna bakarken, “Hadi kızım, gel bakalım. Biz alışverişimize devam edelim,” dedi ve elinden tuttu. Kız çocuğu, Murat’a bir süre şaşkınlıkla baksa da annesinin pe-şinden gitmesi gerekti.
“Ah Mani, hadi çıkalım.”
“Gündem falan dedin ama bilmek isterim. Siz yeniden beraber misi-niz Lale’yle?”
Sonunda sorabilmiştim. Hastayken kar yağdığında dışarı çıkarsın burnuna ise temiz oksijen girdiği için bir acıma hissedersin ya bana olan tam da buydu.
“O senin sevgilin mi hala Murat?” diyerek tekrarlıyordum.
“Mâni.”
“Ne cevap vermemi bekliyorsun?”
“Sadece doğru cevabı bekliyorum.”
“Sevgilim dersem sevinecek misin? Daha açık sorayım sevgilim değil dersem üzülecek misin?”
“Murat! Neden sevinmemi bekliyorsun?”
“Hem sana karşı olan herhangi bir teklifimi kabul etmiyorsun hem de Lale ile aramdaki ilişkiyi merak ediyorsun.”
“Günün sonunda alacaksın cevabını.”
“Benimle sevgili olmayı kabul edersen Kerem’le olan bağlarını ko-parmanı isterim senden. Bunu bile bile günün sonunda cevap ver bana.”
Yine tam iyiyiz, derken gerilmiştim.
"Kerem ile olan bağları koparmak... Gerçekten buna mı ikna ediyor-sun beni?"
“Ya Kerem ya ben. Bence çözüm basit.”
Cümlesi bir tehdit gibi de algılanabilirdi ama o an içinde bulunduğu-muz durum, cevap vermemi zorlaştırıyordu.
“Böyle mi yapmamı istiyorsun, Murat?” dedim, bir adım geri çekile-rek. “Kendimi bir seçim gibi hissettiriyorsun şimdi.” Bir anlık durak-sadım, daha sonra ekledim: “İnsanları sırayla silmek, beni hiç düşün-düğünü hissettirmiyor.”
“Bunu sana yapmayı istemiyorum, Mani,” dedi, sesi hafif bir çatal-lanmayla yankılandı. “Ama benden başka birini tercih ediyorsan, bil-melisin ki, benimle olmadan önce Kerem’i seçmen gerekebilir.”
“Bu ne demek?”
“Hani evimde gece yarısı birden Kerem’in peşine gitmiştin ya. Yine aynısı olursa tercihini şimdiden yap.”
“Gerçekten zor bir adamsın sen ya. Bana hep iyi yönlerini göstermiş olmalısın ki neredeyse sana inanıyordum. Artık sadece canımı yakı-yorsun.”
“Sen de benim canımı çok yaktın. Ben senin gözlerinde Kerem’le bir tutulma ikileminden çok sıkıldım Tekrar tekrar aynı hatayı yapma-manı istiyorum.”
“O zaman beni başka hatalara teşvik etme Murat. Adam gibi yanımda ol. Neyse…” diyerek oradaki paketli kurabiyelerden birini açıp atmış-tım ağzıma.
“Ne yaptın Mani!
“Şekerim düştü. Ödeyeceğim zaten birazdan.”
O, ellerini havaya kaldırarak “Ama bu doğru değil. Senin için yanımda çikolata taşımaya başlamalıyım, galiba.” şeklinde espri yaptı.
“Evet, belki o zaman daha az sinirleniriz birbirimize,” dedim, biraz dalga geçerek ama aynı zamanda bir parça samimi bir şekilde.
“Bunu ciddiye alalım mı Mani? Gerçekten bir sorunumuz var ve dü-zeltelim.” dedi.
“Her şeyin tekrar toparlanması o kadar kolay değil,”
“Bunu kolaylaştıracak olan biri var. O da ikimiz,” dedi.
Hafif bir gülümseme ile başımı salladım. "Evet, belki ikimiz." Ardından bir süre sessiz kaldık. O an ikimizin de ne düşündüğünü biliyordum, ama henüz kelimelere dökemiyorduk.
Bir süre sonra, “Öyleyse, birbirimizi daha fazla zorlamayalım. Adım adım gidelim, en azından birbirimize karışmadan,” dedim.
Murat kafasını sallayarak, "Tamam, deneyelim." dedi, "Ama belki de konuşacak o kadar şeyimiz var ki, bunları adım adım çözelim. Ger-çekten, bana güveniyor musun?"
“Deniyorum.”
“Şu kurabiyeli ağzını silelim bir.”
Utanmıştım onun parmağı dudağıma dokununca.
"Tamam, şimdi biraz daha düzgün oldum mu?" dedim durumdan et-kilenmemişçesine.
“Mani, senden çok hoşlanıyorum.”
Benim için her şey bu söylemle aniden değişmişti. Murat bir anda önüme geçti ve kendini hiç düşünmeden, kural tanımadan bana yak-laştı. Gözlerinde beni anlamaya çalışan, aynı zamanda biraz da istekli bir bakış vardı.
“Murat,”
Murat, adım adım bana daha da yakınlaştı. Ben geri çekildikçe, o bir adım daha yakınlaştıkça Kerem’in ısrarcılığı aklımda belirmişti. Arka-daki rafa yanaştığımda şimdi, aramızda sadece birkaç santim kalmış-tı.
Bir an, gözlerimiz buluştu ve onun bakışlarında sanki bu anı kaçır-mak istemediği bir arzu vardı. Elleriyle, belime hafifçe dokundu, par-mak uçları zarifçe omuzlarımda gezdi. O kadar yakındı ki, içimdeki tüm hisler birbirine karıştı. Dudaklarıma hiç dokunmadı ama bir adım daha yaklaşarak, boğazımın biraz altında, sıcak nefesini hissettirdi. Bu aslında o kadar kısa bir andı ki Murat birkaç adım uzaklaşarak “Tutuklanmadan kurabiyenin parasını ödeyelim.” diyerek günlük ha-yatına kısa sürede dönüvermişti. Ben yaşadığım anın şokuyla kala-kalmıştım oracıkta.
Murat’ın önden önden giden ayaklarına kendimi toparlayıp yetişsem bile onun yüzüne bakamamıştım. Ödemeyi yapıp çıkmıştık marketin dışına. Otoparka doğru iniyorduk.
“Mâni. Konuş benimle.” dese de sessiz kalıyordum.
Otoparka indiğimizde onun siyah arabasına doğru sessizce ilerliyor-duk ki ben hiçbir şey söyleyemeden arabanın arka koltuğunda otura-caktım.
Yöneliyordum arabanın arka kapısına.
“Ben senin özel şoförün değilim. Yanıma otur.”
Murat’la daha fazla tartışmamak için ön kapıyı açıyordum.
“Lokantanın yolunu geldiğin için hatırlıyorsundur Murat.”
“Oraya gitmeyeceğim.”
“O zaman beni durakta bırakırsın.”
“Kokunu daha yeni içime çektim. Az izin ver huzurlu kalayım.”
“Peki. "
Arkamı yaslamıştım koltuğa. O sürüyor, yol gidiyordu. Boynumda ge-zinen onun sıcak nefesiydi. Daha fazlasına hazır mıydım ki ben onunla? İçimde kendisini sürekli hatırlatan bir Kerem varken Murat’la sevgili olduğumdan itibaren o hatırlatıcıyı görmezden gelmeliydim. Murat’ın sevgilisi olabilir miydim sahiden? Onu bazı şeyler için ikna ederken çekeceğim zorlukların üstelikte farkındaydım.
Gözlerimi yolda sabitlemek istedim, ama düşüncelerim arasına giren Murat’ın bakışları yüzünden her şey bulanıklaşıyordu.
Yolculuğun devamı için Murat’ın bir ricası oluyordu.
“Mâni gözlerini biraz kapar mısın?”
“Neden kapatacağım?”
“Lütfen.”
“Tamam ama beni endişelendirme.”
“Lütfen, kapa gözlerini.
Camlar öyle buğuluydu ki nereye geldiğimize dair pek bir şey anla-şılmıyordu.
Gözlerimi kapatıyordum.
Zaman çok geçmeden soruyordum.
“Hala gelmedik mi?”
“Hayır.”
“Ne zaman geleceğiz?”
“Az sabret.”
“Ne kadar?”
“Çok az.”
“Araba durdu mu?”
Hala kapalı gözümle tıkırtıları duyuyordum.
“Arabadan mı iniyorsun Murat?”
“Evet. Kapını açacağım.”
“Özel şoförüm değilsin ama kapımı açıyorsun. Doğru mu anladım?”
“Sevgilin değilim ama telefon numaramı silmiyorsun.”
“Laf sokuyorsun.”
“Bu tam senlik iş ama şu an bana kaldı bu görev.”
Çoktan inip kapıyı açar olmuştu.
“Hadi elimi tut. Çıkmana yardım edeceğim.”
“Elini görmüyorum.” diyordum ukalâca. Ellerimi çiçek yapmış oturu-yordum koltukta. Onun gözlerini göremesem de doğrusu şımarıklı-ğımın hoşuna gittiğini düşünüyordum ve çocuklaşmış halimle ondan tepki bekliyordum.
Bana göre karanlıktı her yer. Hileli bir oyundu bana yaptığı. Gözleri-miz eşit şartlarda değilse benim de muzurluk yapmaya hakkım vardı. İster istemez dudaklarımı büzmüş tüm hilekârlığımla hala vermediği tepkiyi bekliyordum.
Büzüşen dudaklarımın üzerine gelen soğuk üflemeyi hissedişimle ona dokunur olmuştum. Belki bir itişme veya savunmaydı yaptığım. Oyu-numda yenilmiştim ve yumruk haline getirdiğim ellerimi daha koltuk-tan kalkmamışken o tutar olmuştu.
“Murat.”
Açmıştım gözlerimi.
“Efendim?”
Bu haldeyken dudağımı oynatmak istemiyordum. Yine de derin bir nefesi kendimden esirgeyemezdim. Aldığım bu nefesle söylüyordum diyeceğimi.
“Ellerin çok sıcak. Üstelik nefesin soğukken.”
“Senin ellerin de buz kesmiş.”
“Genelde böyle olur.”
“Heyecanlandığında mı?”
“Hayır, arabadan ineyim mi?”
“Daha ne kadar kaçacaksın öpücüğümden?”
“Kaçtığım bir şey mi var?”
“Yok mu?”
“Alâkası bile yok.”
Üzerimde oluşan yoğunluğun gitmesiyle arabadan iniş tıkırtıları bir-birini destekliyordu. Kalkmıştı işte bedeni, çocukça kapadığım kolla-rımsa onun ellerinde son bulmuştu. Kalktığı gibi beni de kaldırıyordu koltuktan. Arabadan indiğimizde yumruk olmuş ellerim hala ellerin-deydi. Arabayla ilgili şeyleri önemsemeden benimle ilgileniyordu.
Elimi daha sıkı tutması, bu çok güzel bir histi aslında. Bunu bana his-settiren kişi duygularına cevap vermediğim Murat'tı.
Buzlanmaya rağmen bacaklarıma çarpan yeşilliği hissediyordum. İlerletiyordu beni. Ellerimi bırakır olmuştu bir dakikalığına.
Arkama geçip gözlerimi açıyordu. Daha önceden bu otların boyu bu kadar uzun değildi. Biliyordum burayı ama kokusunu bile algılaya-mamıştım. Pür dikkat Murattaydı gözlerim.
“Murat,” diye ona baktığımda hüzünlenmiştim. Karşıdan gözlerime doğru bakan eski evim ve eski hatıralar burada taptazeydi. Gözlerim yaşarıyordu, dedemin beni bırakıp gidişiyle evden gidişimin içimi yaktığı o hatıralar oradan bana bakıyordu.
“Mani, burada başladı diyebiliriz.”
Elleri cebinde arabanın önünde duran oydu değil mi sahiden? Mu-rat’tı. Yine onunla beraber buradaydık.
“Gidelim Murat. Lütfen.”
“Hayır, aksine kaçma bu kez.”
“İyi gelmiyor şu an burası. Lokantaya dönmek istiyorum.”
Titriyordum. Çok koyuyordu bana o evin içerisine girememek.
“Burada senin sahte sevgilindim.”
“Hayır, sen burada bir yaşam mücadelesiydin. Ben mahvettim hepsi-ni.”
Başını iki yana sallıyordu.
“Seni şu an bu durduğumuz yerden tek başıma hissetmeye çalışıyor-dum çünkü şu an ki gibi o zamanda kalbinde değildim.”
“Yine de seni merak etmiştim. Sandığın gibi vicdansız bir kız deği-lim.”
“Vicdansızsın demiyorum ki ben sana. Biraz acımasızdın ama kabul et.”
“Bana acımasız diyene bak. Bana Aylin, diye seslendin kendi evinde. Şimdi durmuş bu evin önünde ne konuşuyoruz biz hala? Basıp gide-lim işte.”
“Mani, bu tavrın ne şimdi?”
“Şüphe bunun adı.”
“Neyimden şüpheleniyorsun hala? Yine durup bu konu hakkında tar-tışacak mıyız?”
“Bu senin galiba anlayabileceğin bir şey değil. Ben buyum. Bu konu bitti Murat. Sen anlat şimdi neden Aylin dediğini.”
“İsmail’in mektubunu okudum. Sana bir şeyi anlatmak o kadar zor ki Mani her şeyi yanlış anlamaya müsaitsin. Sevdiğim kadını seven kaç adam daha var bu dünyada merak içindeyim. Sana Aylin dememi ta-kıyorsun sen ama. Sana mektubu vermeden önce aklımın karışıklı-ğıyla sana Aylin dedim çünkü niyetim sana onu anlatmaktı.”
“Ne? O gün o mektup sende miydi?”
“Evet,”
“Sense evimden gitmek için çoktan Kerem’i aramıştın.”
“Murat, ya hiçbir şey toparlanmıyor gerçekten.”
“Mani, sana yardım etmeme bir müsaade etsen her şey toparlanır.”
“Bak ama ya, Aylin ve İsmail ne durumda haberim bile yok benim. Ay-lin’e ulaşmak ne mümkün! En azından o gün haberim olsaydı belki bir şeyleri engellerdim.”
“Kim bu İsmail?”
“Dedem sana anlatmıştı. Beni ailemden isteyen İsmail.”
“Bu İsmail o İsmail mi!”
“Evet o.”
Murat ellerini başına götürerek:
“Allah kahretsin. O adam elime geçerse onu mahvedeceğim.”
“Sinirlenme Murat. Benim için gereksiz biri.”
“Küçüklüğünden beri senin peşindeymiş. Nasıl sinirlen miyim? Sen Aylin’le konuştun mu bu durumu?”
“Ulaşamıyorum diyorum ya. İsmail benim peşimdeyse gerçekten Ay-lin’le evlenmeyecektir. Aylin’de her şeye inansın dursun bir bana inanmaz artık.”
“Ne yaşarsa yaşasın, sen uzak dur öyle insanlardan.”
“İnsanlardan uzak durmak için kurduğum cümleleri ve yaptığım dav-ranışları en iyi sen biliyorsun.”
“Aynen bak bu doğru.”
“Burada benim yanımda olman senin için sorun olmayacak mı Mu-rat? Yoksa Emre Bey yine etrafta bir yerlerde midir?”
“Senin yanında olan benken başka bir koruyucuya ihtiyacın mı var?”
“Bilemedim şimdi. Lale Hanım’ı da koruyorsundur sen şimdi.”
“Bunlar senin sorunun olmamalı. Benim sorunlarım.”
“Söyle de çözümleyelim. O kadar güzel fotoğraflar çekinmişsiniz o ki benimle burada olman epey bir saçma.”
“Hala muhabirlerin nasıl olduğunu anlayamadın mı? Neden o kadının yanında olduğumu çok iyi biliyorsun.”
“Pek bilmiyorum.”
“Benimle ilgilenmiyorsun ya sorma o halde.”
“İyi o zaman, gidelim.”
“Gerçekten mi Mani? Hiç mi dur, demeyeceksin bana?”
“Bilmiyorum ki, beni buraya getirerek etkilemeye mi çalıştın? Doğru yer burası değildi.”
“Neresi orası? Kerem’in evinin önü falan mı?”
“Senin sorunun Kerem’le mi yoksa benle mi? Bir karar ver.”
“Ben sana aşığım.”
“Neden?”
“Birini sevmek için neden mi gerekiyor Mani? Ya da sorumu düzelteyim. Kerem’i sevmenin nedeni neydi? Onda olup bende olmayan ne? Ne-den kendimi sana sevdiremiyorum Mâni? Seni gördüğümde her şey duruyor. Seni görmek bile bana yeterken neden yanından gitmeme izin veriyorsun? Bırak seveyim seni. Bırak kurduğun hayalde olayım. Bana bir şans ver. Evlenelim demiyorum. Küçük bir şans istiyorum. Senden uzaktayken nefesim daralıyor.”
“Murat, ben sevgili olmaya hazır biri değilim. Görüyorsun bunu. Sev-gili olunca insanın görevleri değişiyor. İnsanın kendisi değişiyor. He-nüz duygularımdan kendim bile emin değilim. Ayrıca Kerem’i dile ge-tirip durma. Seni bu denli üzüyorsa olduğum yer en iyisi kendini be-nim için fazla yorma.”
Murat ellerini omuzlarımın üzerine koyuyordu.
“Hazır olana kadar seni beklerim.”
Geri çekiliyordum.
“Bugün olanlar ve farkında olmadan yaşayacaklarım. Bunun üstesin-den gelebilir miyim bilmiyorum.”
“Biraz seni korumama izin versen ne kadar kolaylaşır hayatımız bir bilsen.”
“Bilmiyorum Murat, seni suçluyor gibiyim. Bilmediğim, tanımadığım bir hayatın içerisindesin. Seninle olmanın böyle bir tarafı da var ve ben bugün bunu iyice anladım.”
“Ama bu, seninle bir şeyler yaşamak istememi engellemiyor.”
“Seninle gelenler hakkında en ufak bir fikrim yok. Özellikle de evlilik teklifini düşününce çok ani ama bunu gerçekleştirecek kadar ciddi olursak senin hayatının içerisinde kaybolur muyum?”
“Seni hayatın içinde kaybetmek asıl benim korkum olurdu.”
“Ya ben değişirsem? Hiç mi ürkmüyorsun bundan? Beni bir öğrenci olarak tanıdın.”
"Mani, değişim hayatın bir gerçeği. Kimse sabit kalmıyor.”
“Ben sabit bir hayatta büyüdüm. Senin dünyana girmek… Gerçi sen beni ne derece kendi dünyana sokarsın ki?”
"Mani, ben seni hayatıma sadece 'sokmak' için değil, paylaşmak için istiyorum. Benim dünyamın nasıl göründüğü önemli değil; asıl mese-le, senin benim yanımda kendin gibi hissedip hissetmemen. Eğer girmek istemediğin bir alan varsa, o kapıyı kapatırız. Önemli olan, ikimizin de nerede mutlu olduğumuz."
“İkna edici. Peki, merak ettiğim bir soru daha var. Sen bilmediğim o dünyanda çok revaç gören biri misin?”
“Nasıl yani?”
“Yani... Herkes seni tanır ve etrafında olmak mı ister? Ya sadece bir yüzsem senin için, bir anlık gölgeysem?”
“Ben seni yanımda, gerçeğinle, sen olarak görmek istiyorum.”
“İleride ya öyle hissedersem? Bana değer vermeyi bırakırsan o zaman ne olacak Murat?”
“Senin değişimini seviyor ya da yeni bir seni seviyor olabilirim ama hep tek gerçek sensin.”
“Ya bir gün istemezsen?”
“Sevmeden önce…” diye başladı, fakat ne söyleyeceğini bulamamıştı sanki. Gözleri bana doğru daldığında, bir şeylerin değişmekte oldu-ğunu fark etti. Murat, zamanında kolayca anlatılacak bir soruyu ya-nıtlar gibi devam etti. “Sevmeden önce sorularını çözmeye çalışıyor-san, zaten bu duygulara ulaşman o kadar da kolay olmayacak, Mani. Her şeyde bir belirsizlik var ama bence önemli olan bunu kalbinde hissediyor olman.”
“Dediğin gibi, belki de olan biten her şeyin içinde cevabı zaten his-setmek gerek ama bazen kalp, istediği yerle karışabiliyor. "
“O ne demek şimdi?”
Bir anlığına, Kerem’in yüzü belirdi zihnimde. Ama hemen toparlan-dım, bu düşüncelerin onu rahatsız etmesine gerek yoktu. Murat’a odaklandım, cevabımı hazırladım, sakin bir sesle.
“Demek istediğim şu; bazen insanlar kendi hislerinin ne olduğunu karıştırabiliyor ve kendilerine bile yabancı olabiliyor.”
“Bu cümlelerle beni reddetmeyi uzun vadeye yayıyorsan yapma. Bir önceki gibi gidebilirim.”
Söylediği cümle, içinde darıldığı belliydi.
Murat, söylediklerimden etkilenip kendini biraz daha uzaklaştırmış gibi görünüyordu. Sözlerim, onu kırmıştı, bunu hissedebiliyordum. Ama buna engel olmak istedim. Sadece kafamın karıştığını, duygula-rımın bazen birbirine girdiğini anlatmaya çalışıyordum. Ama Murat, önceki gibi tekrar uzaklaşabilirdi. Hızla, biraz da telaşla, onun kalbini kırmak istemediğimi söyledim.
“Hayır Murat, böyle bir şey söylemek istemiyorum,” diye hemen ekle-dim. Kelimelerim biraz aceleci çıktı ama Murat’ın narin kalbi bunu daha fazla kabul etmemeliydi.
“Ben seni incitmek istemiyorum. Sadece bazen duygularım kafa ka-rıştırıcı oluyor."
Hemen bir yumuşama olur mu, bilemedim ama gerçekten söylemek istediğim şeylerin hiçbiri kalbimi zorlamadan çıkmıyordu.
“O zaman Mani... Yani, hala bir adım atacak kadar emin değilsin,” de-di.
“Nasıl denilir bilmiyorum ki.”
“Söylemeyeceksin ki zaten Mani. Her zamanki gibi boşa bekliyorum. Taca çıkıyorum çünkü ben hep.”
“Bunu açıkça söyleyeceğim, Murat,” dedim, gözlerimle kararlı bir şe-kilde odaklanarak. “Seninle olmak istiyorum kararsızlıklarımı, korku-larımı bir kenara koyarak. Seninle her şeyin daha doğru olduğunu hissediyorum.”
Kelime kelime ve net bir şekilde söylediklerim, aradığım adımı atma-mı sağlıyordu. Murat'ı kaybetme korkum vardı.
“Gidip bir yerde bir şeyler içelim mi Mani?”
"Şimdi?" diye sordum, şaşkınlıkla. Murat beni duymamış mıydı?
“İçin ısınsın.”
“Murat, hazırım beklediğin gibi. Deneyelim sevgili olmayı.”
"Söylediklerin gerçek mi? Fakat... Yani, bu kadar hızlı nasıl oldu bu?"
“Beni buraya ikna etmek için getirmedin mi Murat. Senin ağır kural-larını hafifletirsek başarılı olabiliriz bence.”
“Ağır kurallarımdan kastın güvenliğinse bunu sorun yapmamalısın.”
“Hayır, lokantadaki hayatımı bitirmemi isteme benden. Senin evine geri dönmemi ve o şekilde yaşamamı bekleme. Çünkü senin kafanda olay orada takılı eminim. Beni evine geri döndürmek ve lokantayla ilişkimi kesmemi isteyeceksin çünkü seni bu şekilde üzdüm ama bu şekilde beni affedip kalbine yerleştirme. Beni şu anki hayatımla ka-bullen.”
“Ha yani, o lokantada ısrarla kalacak mısın?”
“Evet,”
“O zaman güvenliğin için etrafta adamlarım olacak Mani. Sen de bu-nu kabul edeceksin.”
“Şöyle yapalım Murat, ben ne zaman lokantadan ayrılacak olursam sana haber vereyim sen de duruma uygun bir şekilde güvenliği ayar-larsın. Ben etrafımda yedi yirmi dört bu hissi taşıyamam.”
“Emin misin?”
“Evet eminim. İstemiyorum birini.”
“Kabul ama seninle ilerleme kat etmek demek Kerem’in senin haya-tındaki varlığına müsamaha göstermem demek oluyor. Bunu kabulle-nemem.”
“Ben nasıl Lale ile olan fotoğraf meselesine güveniyorsam sen de o şekilde güven bana.
“Senin için yapamayacağım şey yok. İki ayda seni unutmadım unu-tamam da. Her şey sen nasıl istersen öyle ilerleyecek.”
“Söz mü?”
“Elimden geldiğince. Gel bana Mani.
Bu kadar basitti. Kalbim, onu arzuladığımdan değil, bir türlü geçeme-diğim güven arayışından dolayı çırpınan bir hayalet gibi duruyordu. Sarılmasından sonra her şey değişmişti ama sarılmadan önce... Hiç-bir şeydi. Ama sonra, kolları beni sardığında kalbimde o tuhaf, garip güven duygusuyla kalakaldım. Sarılmanın verdiği huzur benim üs-tümde emanet gibi dursa da alışırdım değil mi?
Sevinmesi ses tonuna yansıyordu.
“Benim sevgilim olur musun artık?”
Gözlerimdeki ıslaklık bile parlar olmuştu.
“Bir kere daha reddedilmeyeceğim değil mi?” derken onun gözlerinin ta içine bakmıştım.
“Hemen kabul etmem doğru olmaz sanki.”
“Önünde sonunda kabul edecek misin?”
Gülümsediğimde yanağımı sever olmuştu.
“Bu senin için zor ama bana güven.”
“Artık gözlerim üzerinde Murat. O gözlerin benim artık.”
Sağ koluyla belimden kavrıyor ve eğilip yanağıma buse konduruyor-du.
“Çok özelsin ve sonunda beni sahipleniyorsun.”
“Öpmek yok Murat.”
“Yanağından da mı?”
“Evet.”
“Tamam. Bir şartım var.”
“Şartların hepsi bana ait. Sana bir tane bile yok.” derken kaldırdığım işaret parmağımı eliyle kavrayıp öpüyordu.
“Yanağımdan bir kere öp. Sen isteyene kadar öpmeyeceğim seni.”
“Hayır.”
“Düşünmeden hayır deme.”
“Düşünmeyeceğim.”
“Mâni, kızarıyorsun. Beni öpmek istiyorsun.”
Gözlerimi kapayıp onun yanağına uzanıyordum. Araya karışan hava-nın içerisinde onun yanağına ilk giden burnum oluyordu. Muhteşem, huzur dolu bir kokuydu. Ardından dudağıma batan sakalları bile hoş-tu. Başımı geri çekiyordum.
“Bunu ilk kez yapıyorum. Tuhafmış.”
“Seni seviyorum Mâni.”
Huzurlu ama bir yönden de huzursuzdum. Sanki olanları başka biriy-le paylaşmadan geçmeyecekti bu huzursuzluk.
“Murat, ben kendi sınırlarımı zorluyorum. Daha on dokuz yaşında-yım. Beni kandırma olur mu?”
Başımı kollarının içine alarak sarıldı.
“Asla, asla seni kandırmam.”
“Bu, çok iyi olur.”
İki elinin arasına alıyordu başımı ve gözlerini içtenlikle emanet edi-yordu gözlerime. Sıcacık bakışlarımı sunuyordum ben de.
“Seni gideceğin yere bırakan kişi sevgilin olan ben olabilirim niha-yet.”
“Doğru.”
“Sevgilim, şu an da tamamen benimsin. Reddedişlerin bitti.”
“Biraz abartma. Sevgilim olduğun doğru tabi ama adım adım yaklaşa-bilirsin bana.”
“Tamam aşkım.”
“Aşkım mı?”
“Canım,”
“Söyle söyle, sonuçta kaç aydır bu anı bekliyorsun.”
“Yedi sekiz ay olmuştur.”
“Çok azmış aslında süre. İsmail senelerdir uğraşıyor. Demek ki sev-mişim seni.”
“Sevmişsin beni. Şunu duyursana biraz daha.” derken eli dudağımdan gezinmeye çalışırken yakalanıyordu bana.
“Dudağımdan uzak duruyorsun Murat.”
Refik Baba ARIYOR...
“Bu cümlenin üstüne de aranmam komik oldu.”
Çantamdaki telefon sesiyle durduğum yönü değiştirip alıyordum tele-fonu.
Telefonu parmağımla kaydırarak açıyordum.
“Nerede kaldın kızım?”
“Refik baba,”
“Kaybolduysan gelip alayım seni kızım. Dün kaybolmuşsun buralar-da.”
Kerem’in de ağzında bakla ıslanmıyormuş. Hemen yetiştirmiş beni bizimkilere.
“Yok, Refik baba kaybolmadım.”
“Belki kar yağar kızım. Vakitlice gel sen. Lokantaya da müşteri gel-mez hava durumuna bakacak olursak.”
“Bu sene yağmaz diyorlar ama baya düştü sıcaklık. Yağabilir.”
“Tamam kızım, kapatıyorum.”
“Tamamdır,”
Kapıyordum telefonu.
“Mani, hadi geri gel kollarıma.”
Dönmek üzereydim Murat’ın yüzüne doğru ama dönmeme bile daya-namamış olmalı ki arkamdan sarılı vermişti.
“Bana yakışan en güzel varlıksın. Kollarımdasın.”
Benim üzerimde kavuşturduğu ellerini tek elimle kavrıyordum.
“İnşallah mutluluğu yakalarız.”
“Yakalayacağız.”
İç çekişiyle kokumu adeta kendi içine çekiyordu.
“Kar yağıyor Mani.”
“Nerede?”
“Arabanın farına bak.”
“Ya, yılın ilk karını seninle görüyorum.”
“Sever misin?
“Evet, senin kar kürelerin gibi olduk şimdi. “
Gülümsetiyordum onu.
“Biz o kar kürelerinden daha güzeliz.”
Belimi kavramış elleri ve gökyüzünde gözlerimiz…
“Mani, bana bir söz ver.”
“Ne sözü?”
“Eğer ola ki bir gün küskün olursak ne zaman kar yağarsa birbirimiz-le barışacağız.”
“Öyle olursa hava durumuna göre beni kızdırırsın sen.”
“Kızdırmam seni ama ola ki bir gün ikimizden birine yararsa bu söz bugünü hatırlayalım. Şu an ki mutluluğumuz hatırlayıp bir daha bu anın asla gelmeyeceğini ve hafızamızda ölümsüzleştiğini hatırlaya-lım.”
“Murat, yılın ilk karında sevgili olduk. Hayatımı değiştirmeyi başardım galiba. Sana sözler verir haldeyim.”
“Yılın ilk karı ve biz. Ölene dek her yılın ilk karında asla küs kalmaya-cağız Mani. Sana söz veriyorum.”
“Söz veriyorum sana Murat.”
“Ah öpemiyorum, sabredeceğim dudaklarına. Bari gidelim, üşütme. Seni lokantaya bırakıp eve gideceğim daha.”
“Aynen öyle.”
Yola koyulmak için ellerini çekiyordu üzerimden.
“Gidelim bakalım.”
Arabaya binip yola koyuluyorduk. Bugün kendi geleceğim için aldığım bir karardı Murat’ın sevgilisi olmak. Yaşam ne getirir belirsizdi ama bu sefer biraz taşları rayına oturtmuş hissindeydim. Bugünden itiba-ren yepyeni güneş doğuyor insanların üzerine, en güzeli kalbime.
***
Murat, arabasını yola koymuştu. Arka planda yağan karın sesi hafifçe hissediliyordu, camlardan geçerek sanki bir örtü gibi her şeyi kaplı-yordu. Hava çok soğuktu, ama araç içi sıcaklığı biraz olsun rahatlatı-yordu. Karşılıklı konuşmalarımızda restorana beş dakika kala Murat emin olmak istiyordu gözlerimden.
"Bizim ilişkimiz farklı olacak, korkutucu değil, buna inan." derken gözlerimden onay almak istiyor ve ekliyordu: "Sen de buna inanıyor-sun, değil mi?"
Murat, ciddiydi ama tonu nazikti. "Hissettiklerin önemli."
Gözlerimi camdan alarak ona doğru çevirdiğimde “Evet,” diyebilmiş-tim.
Araba lokantaya yaklaşırken yavaşladı. Kar dışarıyı beyaza bürümüş-tü. Lokantanın ışıkları, karanlık gecede parlak yıldızlar gibi parlıyor-du.
"Lokantana geldik," dedi Murat.
“Yalnızca bir lokanta değil, evim orası.”
"İhtiyacın olduğunda, evin olmasam da her zaman ben buradayım."
“Biliyorum. Etrafımda biri kalmayacak değil mi Murat? Lütfen bu ko-nuyu hallet.”
“Biliyorum istediğini, oldu bil.”
“Laf atma bana yeni hayatım konusunda. Bir de şu an senin sevgili-nim ben. Çabamı görmeni istiyorum Murat.” diyerek oturduğum yer-den hafifçe kalkarak ona doğru yaklaşmış ve onun yanağını koklar olmuştum.
“Bu seni ruhumun ilk tanıyışı, kabullenişi, etkilenişi. Parfüm kokun ve daha fazlasına aitim. Artık bundan daha fazlanı öğreneceğim.” diye-rek onun elini kavradığımda kendinden geçer gibi oluyordu o. Bacak-larını oynatıyor ve kendisini toparlıyordu.
“Şu an da beni nasıl etkilediğini bilemezsin Mani. Biraz daha konu-şursan seni lokantaya bırakmaktan vazgeçeceğim.”
Murat’a doğru iyice yaklaşıp gülümsedim. Hafifçe dudaklarımı arala-yarak, “Sana doğru adım attıkça, seni daha fazla fark ediyorum, daha çok hissediyorum, her detayını, seni özleyişimi. Sadece benimle ol-mak isteyişin, içimi bununla dolduruyorsun. Sadece seninle olmamı istiyorsun ve öyle de oldu. İçimdeki her şeyi bu kadar yakından his-settikçe, senin gibi güçlü bir adamın tam kontrolü altındayım. Beni üzmeden bunu başar olur mu?”
"Mani," dedi, sesi biraz daha sert ve temkinli. "Lütfen, biraz dur."
“Yine mi bir şeyi yanlış yapıyorum?”
“Bu sefer fazla bana doğru ilerliyorsun. Ne söylersen, beni daha fazla etkiliyorsun. Şu an seninle arabada olmam bile zorken, seni başka bir şekilde düşünmeye başlamamı istemezsin."
“Nasıl? Sadece biraz güzel şeyler söyledim.” diyordum fısıltıyla.
Murat derin bir nefes aldı ve gözlerini sabırla bana çevirdi. “Biliyo-rum,” dedi, “Ama bu konuşma tarzın, bu kadar yaklaşırsan, beni baş-ka bir hale getiriyorsun ve şu an kontrolü kaybetmek istemiyorum.”
“Ne oldu şimdi? Kendini kontrol edemiyor musun Murat?”
Murat, her kelimesini dikkatlice seçerek ve ellerini direksiyonun etra-fında biraz daha sıkı kavrayarak, "Bunu senin için yapıyorum," dedi, sesi kesik bir şekilde. "Bunu biraz durdurmalıyız, aksi takdirde kendi sınırlarımı aşarak seni kaybetmek istemem."
“Murat, sadece sevgilime samimi birkaç söz söyledim. Gerçekten bu kadar kolay mı?”
“Seninle olmayı istediğimi, ne kadar uzun zamandır seni düşündü-ğümü anlamıyorsan, bunu sana en açık şekilde açıklamam gerekiyor. İşte o açıklamayı duyduğunda beni bırakıp gidersin.”
"Hayır, gitmeyeceğim,"
"Ama şu an söylediklerin beni daha da zor duruma sokuyor. Yoksa sen beni test mi ediyorsun? Çünkü sen kontrolü kaybetmemi bekli-yorsun.”
“Ne? Hayır.”
“Ben Kerem’le aynı değilim. Ne onun gibi hızlıyım ne de sabırsız.”
“Şimdi Kerem ne alaka Murat?”
“Bilmiyorum acaba sana yakınlaşmaya çalışmış olabilir mi?”
“Söyledi değil mi o Emre Bey sana?”
“O değil, yanındaki anlattı.”
“İyi sağ ol. Herkes her şeyimi bilsin.” diyerek geri çekilirken az önceki yakınlığı bozuyordum.
“Kerem’le beni kafanda kıyaslıyorsun. Şunu yapma çünkü ben senden gerçekten etkileniyorum. Bana bakınca bedenimden anlamıyor mu-sun bunu? Dürtülerimi zor kontrol ediyorum.”
“Güzel bir şey de söylemeyeyim sana.”
“Gerçekten hiç bilmiyorsun bir adama nasıl davranılması gerektiğini Mani.”
“Çünkü hiç sevgilim olmadı Murat. Bunu nasıl yapacağımı bilmediği-mi sana söylemiştim.”
“Fazla iyisin sen bu dünyaya. Davranışlarını yaparken benim ne his-sedeceğimi düşünmen yeterli. Mesela şu an da ani bir tartışmayla ha-raretimi indirdin sevgilim.”
“Gerçekten zorlanacağım.”
“Yanındayım ama senin.”
“Murat, eve geçtiğine ara beni. En azından mesaj yaz. Şu halinle umarım evin yolunu bulursun.”
“Aklım sende kalacak ama olsun.”
“En kötü uyumadan önce mesaj at. Güvende olduğunu bilmek istiyo-rum.”
“Mani, bunu sana ben söylesem kızarsın. Şimdi de sen benim güven-liğimi düşünüyorsun.”
“Mutlaka mesaj yaz bak. İniyorum ben.”
“Tamam, canım.”
“Dikkatli git, Allah’a emanet.” dediğimde yanağımı sıkıca öpüyordu.
“Tamam, biri görecek.”
“Görmez,”
“İyi geceler Murat.”
Artık gitme vaktiydi. Onun gözleri salgıladığım ışıltıyla dolar olmuştu. Sonrasındaysa arabadan iner, eve gider olmuştum. Gecenin soğu-ğunda gelen tek tük müşteri teyzelere selam verirken bile saklaya-madığım gülümsemem beni sarhoş ediyordu. Annemle babam arada beni kenara çekip ağzımdan laf almaya çalışıyordu. Ketumluğum tutmuştu. Konuları değiştire değiştire bir hâl oluyordum. En güzeliy-se odamda geçireceğim o kısa andı. İçimde Murat’la ilgili bastıraca-ğım bir his kalmamıştı nihayet. Kalbimdeki bu mayhoşluk gözlerimde oluşan kuruluğu bile hissettirmiyordu. İyi geceler mesajı takılıyordu aklıma. Nedense beni mutlu eden bu şey mesajı ondan bekletiyordu. Odama geçtiğimden beri telefonum elimden düşmez olmuştu ama beklediğim o mesaj veya aramaların hiçbiri gelmemişti.
“Hadi ara artık.” gibi sesli sitemlerim oluyordu.
“Lokantayı kapattık Murat. Sen eve gitmedin mi hala?”
Saatlerdir beklediğim mesaj karşılığını bulamamıştı. Hatta o kadar komikti ki kar yağmış, eriyen karla lokantayı su basmış ve perişan olmuşuz. Yoğun kardan kurtulmamız dört günü alırken Murat’ın me-rakı bile olmamıştım.