8. bölüm · Yaşamak İçindi Duvarları
✅⑤.Bölümஐ Dalgın gözlerin dilini o kadar çok konuşturdu ki her şey apaçık hale geldi. ஐ
Aralık 1
Ağzımda acımsı bir tat vardı. Beni bu yeni güne kaldıran hem dün Kerem’den yediğim fırça hem de bu turşudan kalma acılık olmuştu. Kahvaltıyı hazırlayıp Aylin’i kaldırmaya gitsem de uykusunun kesilmemesi için taktığı pamuklarla karşılaşmıştım. Ve o güzel kahvaltıya tek başıma oturmuştum.
Doyduğumda etrafı toparlayıp çantamla beraber çıkmıştık evden.
Okulun ilk yarısı bitmişti ve ben sadece küçük bir özür bahanesiyle okula gidiyordum. O kime ait işte bunu bilmiyorum. Onu odasının önünde beklerken sevgili olursak nasıl olurdu diye düşünüp durdum. Okulu geziyor ve beni bu hayale kaptıran adamı hiçbir yerde bulamıyordum. Dakikalardan sonra saatler geçti ve Kerem gelmemişti. Odasının önüne gidip kapıyı açmaya çalıştığımın her defasında kilitli bir kapıyla karşılaşıyordum. Onu görebilecek umuduyla koridorda turluyordum ve sonunda birini görüyordum. O da Nejla’idi.
Nejla “Eve gidebilirsin Kerem bugün yokmuş.”
“Hiç mi gelmemiş okula?”
Nejla “Sen neden merak ettin Kerem'i? Aranızda bir şey mi var?”
“Ne olabilir ki?”
Nejla “Saçmaladım biraz. Cidden ne olabilir ki seninle!”
“İyi günler Nejla.”
İçimi garip bir his kaplamıştı. Benim yüzümden gelmediğini hissettim ve Aylin’in planını uygulamaya koymanın zamanının geldiğini hissettim. Bir şekilde evini bulmalıydık. Koşa koşa otobüse yetişip bindim ve tam o sırada arkamdan bir ses duydum Murat’ın sesiydi ama otobüs çoktan hareket etmişti. Dolmuştan indiğim gibi eve gittim ve Aylin açtığı kapıyla gözlerimi dolmuş buldu.
“Bir şeyler aksi mi gitti? Başaramayacağını biliyordum. Keşke ben de gelseydim.”
“Yok, sen gelseydin okulu onun başına yıkardın. Ben sessizce bekledim ve gelmedi Kerem. Araya tatil giriyor ve onu görmem imkânsızlaşacak.” diyerek ayakkabılarımı çıkarıp girmiştim eve.
Aylin kapıyı kapatarak “Havada git gide soğuyor. Kar gelecek gibi.” diyerek alakasız bir konuya geçiş yapıyordu.
“Keşke konuşma fırsatım olsaydı. Ne diyeceğimi de bilmiyorum gerçi.”
“Seni seviyorum diyebilirsin.”
“Karşısına geçip konuşabilirim ama bunu diyen ilk ben olmam. Hala onun hakkında yanılma payım olabilir.” diyerek odama geçiyor ve pijamalarımı giyiyordum.
“Güzel gözlerin kapanır dudaklarımda,
Hayalin çalar kapının zilini koynumda,
Anıların boşlukta, sürükleniyor aklımda,
Sensizlikle yaşıyorum ben uzun zaman…”
Dörtlüğünü yazıyordum defterime.
Yemekleri ısıttım. Hadi gel. Aylin çağırıyordu beni. Ben de gidip sofrayı kuruyordum ve yiyorduk yemekleri.
“Yarın için hangi yemeği yapsam Aylin?”
“Bu durumda düşündüğün şey yemek mi? Git ve kafanı dinlendir. Kahvaltılık ve şu dolaptaki konservelerden birini yeriz yarın akşam.”
“İyi, sen sofrayı kaldır ve ben de çöpü atıp geleyim.”
“Ben ne diyorum sen çöp diyorsun. Kerem işini ne zaman konuşacağız?”
“Konuşmayacağız galiba.” diyerek çöpleri alıp dış kapıya doğru ilerlemiştim. Tam kapıyı açtığımda Murat zile basıyordu. Karşımda onu görüşümle irkilmiştim.
“Korkuttun beni. Burada ne yapıyorsun?”
“Şöyle geçerken uğrayayım dedim.”
“Senin yolun bu güzergâhtan geçiyor muydu? Bu zor bir ihtimal sanki.”
“Bugün geçesi tuttu. Tamam, itiraf ediyorum. Seni merak ettim.”
“Neden? Murat bana yardım ettin ve bitti. Bu arkadaşlık işini daha fazla uzatmayalım.”
“İyi gözükmüyorsun.”
“Bu önemsiz. Ben çöpü atacağım ve sen de hemen buradan gideceksin.”
“Birini kovmak bu kadar kolay mı?”
“Bak belki de normalde biraz daha konuşmana izin verebilirdim ama arkadaşım buradayken olmaz, konuşamayız. İyi olmamı istiyorsan git.”
“Arkadaşının görmesini istemiyorsan seni arabada bekleyeyim. Gel, sana vermem gereken bir şey var.”
“Ne vereceksen sen de kalsın. Lütfen şimdi git.”
Aylin’in ayak seslerini duyuşumla kapıyı Murat’ın yüzüne örtüyordum ki Aylin kapıyı tutmuştu.
“Ah, sen. Yakışıklı arabalı adam. İçeriye gelsene.”
“Aylin, saate bir bak.”
“Burası bizim orası değil Mâni. Alış bunlara. Hadi içeriye gel. “
Murat’ın gözlerine bakarak başımı iki yana sallıyordum.
Lütfen içeriye gelmesin. Aylin’in Murat’ı ele geçirmesine göz yumamam. Her ne kadar arkadaşımda olsa erkeklere olan düşkünlüğünü biliyordum.
Murat “Mâni,”
Aylin onun benimle olan bakışmasını izliyordu.
“Benimle gel Mâni. Bu arkadaşlığa bir son verelim.”
Aylin “Daha yeni tanışmıştık.”
Konuşma Aylin’in istediği gibi gitmemişti. Bu sebeple o üzerime kabanımı verip beni dışarıya doğru itekledi. Artık dışarıdaydım.
“Aylin beni asla eve almaz ve benim şu an şu çöp dışında hiçbir şeyim yok. Param dahi.”
“Çok tuhaf bir ilişkiniz var.”
“Bu yüzden dün o görmeden seni göndermeliydim.”
“Neden böyle davranıyor?”
“Huyu bu.”
“Biraz sahile gitsek ve şu dün geceki dondurmayı yesek mi?”
“Dondurma yemek için geç kaldık ama sahil idare eder.”
“Kapının önünde ayakkabı bıraktığın için şanslısın.” çoraplı ayaklarıma bakarak “Ya,” diyor ve ayakkabıyı giyiyordum.
“Alacağın olsun Aylin.” diyerek kapıyı yumruklayarak merdivenleri inmeye koyuluyordum. Murat arabaya biniyor ve ben de camdan bakan arkadaşıma kızgın bakıyordum. Murat’ın seslenmesiyle çöpü atarak arabaya biniyordum.
“Pijamalı bir halde karşındayım ve bu komik bir durum.”
“Tatlı görünüyorsun.”
“Arabayı sür ve bana bakma.” diyerek kabanın altına sığınmıştım. Sahile geldiğimizde hava iyice kararmıştı ve gece olan hava İstanbul sahilini daha da güzelleştiriyordu.
“Hayatını tanıdıkça daha çok merak ediyorum seni.”
“İnan merak edilesi hiçbir şeyim yok.”
“Arkadaşınla olan konuşmalarında ondan çok farklı bir yapın olduğu belli ve sen onunla arkadaş olmaya devam ediyorsun. Doğrusu bu karmaşık gibi.”
“Yokluktan diyelim. Denize düşen yılanla arkadaş olabiliyor.”
“Doğru söylüyorsun.”
“Ya Murat, az da olsa bir muhabbetimiz vardı. Bana neden gecenin piyanisti olduğunu söylemedin?”
“Sormadın ki. Hem bir sürpriz gibi düşün. Bir an da beni gördün ve gecen aydınlandı.”
“O zaman sen de bu sahildeki ışıklar gibisin.”
“Sahildeki ışıklar mı?”
“Güzel değiller mi?”
“Şu an güzeller. “
Deniz kenarına doğru ilerleyerek denizin içine bakmıştım.
“Vav denizin suyu aydınlık.”
“Çok fazla yaklaşma düşersin.”
“Yüzmeyi biliyorum ve düşmem.”
“Mâni,” diyerek yanıma geldiğinde ben denizi süzüyordum.
“İstanbul sahilini beğendin mi?”
“Evet, derdimi unutturmasa da anı yaşatıyor.”
“Aklın hala dün gecede mi? Bak bana kızabilirsin ama ben bilmek istiyorum.
“Zaten olanı gördün. Ben günlerdir bu piyes için çalıştım. Durduramıyorum ama olanı. Benim istemediğim yerden akıyor zaman.”
“Ben onu öpmediğini gördüm. Sorun bu mu? Yoksa daha mı büyük?”
“Seni ilgilendirmiyor ki bu.”
“Sorun daha büyük anlaşılan.”
“Evet, gördüğün şey doğru. Sırf bunun için azar işittim sanki hayatımda hiç azar işitmemiş gibi.”
“Bu sefer daha fazla üzüldün gibi.”
“Çünkü bir şeyler farklı. Hissedebiliyorum. Sanki başka şeyler yaşamam gerekiyor ama duraksıyorum. Neden? Bunlar olmaması gereken şeyler. Ben her zaman kendimi durdurmayı başardım. Bu sorunu halledene kadar da içim huzura ermeyecek.”
“Onu seviyor musun?”
“Hayır,” yutkunasım gelse de tutuyordum.
“Hmm nasıl gidermeyi düşünüyorsun bu sorunu? Bu saatte çözülebilecek gibi bir şey mi?”
“Evet, tam bu saatte çözülmeli. Onun nerede olduğunu bilmiyorum. Onun evinin adresini bile bilmiyorum.”
“Bana sor.”
“Anlamadım.”
“Bana sorarsan adresi verebilirim. Hatta seni oraya götürürüm.”
İçimdeki sevinci o an kimseye aktaramazdım. Murat'ın gözlerinin içine bakıyordum bir an önce gidebilmek için.
“Murat biraz fazla olacak ama Kerem'in telefon numarasını da verebilir misin?”
“Tek seferde ezberleyebilirsen…” deyip telefonunun ekranını gösterip kapatmıştı.
“Üzgünüm Mâni ama numarayı veremem.” demesiyle ben numarayı kolayca aklımda tutmuştum.
“Haklısın. Fazla oldu bu.”
Arabaya bindiğimiz an çok umutluydum. Peşimde beni durduracak bir dedem yoktu. Onun yanına gidip her şeyi düzgünce konuşabilirdik. Ona karşı davranışlarımın nedenini gözlerinin içindeyken daha güzel anlatabilirdim. Beni seviyorsa cennet bahçesinde gibi hissederdim kendimi. Tüm düşüncelerim bir yana yıllardır gizlediğim beni ilk kez onunlayken ortaya çıkarmak için Murat'ın sürüyor olduğu direksiyonun beni hemencecik ona ulaştırması için dua ediyordum. Tek endişem ona ulaşamayacağım korkusuydu. Belki de sadece bir tutkuydu ama ilk kez birine karşı böyle bir arzu girmişti içime.
İçimdeki heyecana bağlı ne kadar süre geçti bilmiyordum. Sabrım ve heyecanımla onun evinin önüne gelmiştik. Arabadan inmeden önce Muratla konuştuğumuz tek şey Kerem’le yalnız konuşma istediğimdi. O beni beklerken ben evin bahçesinden geçip zile mi bassam kapıya mı vursam diye iki ara bir derede kalmıştım. Nihayet kararımı vermiştim. Gelişim sesli olsun diye zili çalmayı tercih edip peşinden de tokmağa vurmuştum.
Kapının ardından ayak sesleri geliyordu. Kapı yavaş yavaş açılıyor ama gözlerim görmek istediğinin aksiyle karşılaştığında, o geceliğiyle karşıma çıkan kadını gördüğümde yanlış gelmiş olmalıydım. Ve içeriden bir ses “Kimmiş kapıyı çalan?”
Orada öyle dondum kaldım. Bu Kerem’in sesiydi. Bana davranışlarının ve dediği her şeyin yalan olduğunu şu an da anlamıştım. Hareket edecek cesaretim kalmamıştı.
Birden bir el beni çekti götürdü. Bu Murat’tı. Gözlerim bir şeyleri ya yanlış görmüştü ya da fazla doğru görmüştü. Günlerdir hayalini kurduğum erkek hemen yeni bir sevgili yapmış ya da zaten hayatında biri varmış. Bunu görmezden gelemezdim.
“Lütfen eve sür Murat.”
“Tamam, gidiyoruz. Sakin olmalısın.”
Binmiştik arabaya.
Kalbimi hissetmiyordum. Yok gibi, kopmuş gibi ve ölü gibiydi.
Ani gelebilirdi hissettiğim bu duygu. Yavaş yavaş, usul usul uğraşlarla dikkatim o olmuştu. Şimdi onu göremeyeceğim bir aralığa girerken yetişmek istemiştim onun haylazlıklarına. Belki sevgili olarak bile değil, görmek istemiştim üzerimde atfettiği duyguları. Okulda bana bakan herkes bilirdi sanki aramızdaki tuhaf sözcüklerin çekiciliğini. Benim tek kalemde silemediğimi bitirmişti senin herkese olan haylaz tavırların. Aldatılmadım ama aldandım. Davranışlarının ağırlığını kaldıramayan bir adamı bir gün sevebilirmiş insan. Bu kolay bitirilebilir bir şey olmalı. Yaşanmadığı için platonik kalabilir.
Murat bulunduğum durumu anlıyormuş gibi bakmaz mıydı hiç? Niçin her şeyi bile bile susuyordu dudakları? Belki de şu görüntüden daha fazlası vardı dudaklarının ardında. Onun suskun bakışları çok şey anlatıyormuş aslında ama ben hangi birini bilecek kadar onun tanıdığı bir simayım ki? Şu an konuşsa ve daha fazlasını anlatsa içimde kendimi bildim bileli devam eden acı kesilirmiş. Ne zaman iç içe girmişti hayatlarımız ve ben ne zaman sadece iki yüz için bu kadar değerli hale gelmiştim? Her cevap zamanda kayıptı. Kalbim neye kenetlendiğini bilmezken aklımı boşaltmalıydım.
“Sürer misin?”
“Ne ara canın onun için yanmaya başladı?”
“Bahsetmek istemiyorum.”
“Seni etkilemeye çalıştığı ne varsa bu onun için sadece eğlencelik bir an.”
“Burada olduğum anlaşılmadan gidebilir miyiz?”
Arabayı çalıştırıyor ve sürüyordu. Donuk bakışlarım böyle bir şeyin ilk kez başıma gelmediğinin hissini veriyor olabilirdi.
“Kerem’in bu yönünü görmen gerekiyordu.”
“Susabilirdim, gelmeyebilirdim. Diğer olan biten her şey gibi bunu da içimde bitirebilirdim.”
“Günün iyi yönüne odaklan olur mu? Mesela ikinci dönem başladığında Kerem’in sana yakın olmamasını sağlayabilirsin.”
“Evet, ben bahaneleri severim. Artık onu görsem bile dilimde sadece onu yerecek sözcükler dolanacak.”
“Hızlı öfkelenen biri misin yoksa öylesine mi söyledin?”
“Hızlı sinirlenirim ama kendi içimde.”
“Sevdiklerini kolaylıkla bırakıp gider misin?”
“Nasıl bir soru bu?”
“Yapar mısın bilmek istiyorum.”
“Üniversite için İstanbul’a kendini zorla getirtmiş bir kızla konuşuyorsun. İstanbul beni bırakmazsa ben İstanbul’u hiç bırakmam. Buraya gelmeyi o kadar çok istiyordum ki dedeme rağmen başardım.”
“Senin için İstanbul mu olmak gerek?”
“Evet, sonumu bilmiyorum ama yarınını düşünen kahraman olamazmış.”
“Dedene rağmen başaracaklarının arasında olmayı istiyorum.”
“Ya sen, az önce ne yaşadığımı gördün. Yaş dökmedim diye üzülmedim mi? Niyetin ne?”
“Söyledim ya. İstanbul olmak istiyorum.”
“Beni tanıdığını mı sanıyorsun?”
“Mâni’sin.”
“Bir isimle mi olur öyle şeyler?”
“İsmin yeter. Neye göre sever ki insan?”
“Bilmiyorum ama neye göre elenir onu biliyorum.”
“Mesela sen bir kadın olarak benim dikkatimi çekmek ister misin?”
“Sürekli kadın diyorsun bana. Murat, dedemle karşı karşıya gelsen hala büyümemiş bir kız çocuğu olduğumu anlayacaksın.”
“Sence duymam gereken cevap bu mu?”
“Bocalıyorum ve şu an kurulacak sözcüklerden hoşlanmayacağım.”
“Bir arabada konuşmak yerine daha iyi bir ortamda konuşmalıydık. Şu an ortamın sana neden tuhaf geldiğini anlıyorum.”
“Ortamın sorunu yok. Sorun benim seni kendime yakın tutmaya izin vermemdeydi. Sen de inan az önceki görüntüyle aynı olur durumumuz.”
“Çok kibar reddediyorsun.”
“Seni tanımıyorum ama hissediyorum. Sen kendi halinde iyisin. Ben sadece yük olurum sana.”
“Yük ol. Seni taşımaktan gocunurum mu sandın?”
“Üstündeki yük kolay atılır. Hayat bir hamleyle mahvolur. O tek hamlede ayakta kalabileceğini sanmıyorum.”
“Hayır, anladım yapmak istediğini. Variyetli olduğumu gördüğün için sırf kendimle kalınca beni zorluklara direnemez mi sandın?”
“Direnir misin ki?”
“Bunu görebilmen için hayatımda olman gerekir.”
“Senin için çok sıradanım ama ikna olmuyorsun.”
“Ovuşturma gözünü.”
“Göz nezlem var.”
“Dokundukça ellemek isteyeceksin. Kötü olmasın.”
“Soyadın neydi senin? Hatırlayamadım.”
“Soylu, Murat Soylu.”
“İnternette seni aratsam çıkar mısın?”
“Sakın aratma.”
“Niye?”
“Kim olduğumu bilme.”
“Nasıl yani? Bunu açıkça söyleyebiliyor musun cidden? Şimdi daha da merak ettim seni.”
“İşte bu hoşuma gitti. Beni merak et ama beni benimleyken tanı.”
“Bir kâbusun içine düşmüş gibiyim. Dünya ne hale geldi ve ben ne durumdayım. Hayallerim, kabuslarım hepsi zihnimdeki hayal perdesinden çıkıp hayatıma sızmış gibi ve ben burada durmuş seninle sohbet ediyorum. Uyuyup üstümdeki bu ölü toprağını atmak istiyorum.”
“Sahiden bu kadar çok mu üzüldün Kerem’i bir başkasıyla gördüğüne?”
“Gerçek bir cevap verebilir miyim buna sence?”
“Dalgın gözlerin dilini o kadar çok konuşturdu ki her şey apaçık hale geldi. Konu ne kadar değişirse değişsin aklın Kerem’de kaldı.”
“Bazı şeyleri kendime saklamayı çok iyi başarabilirim ben. Bu durumda böyle olacak. Büyümemiş bir alev yangın çıkartmaz, öyle değil mi?”
“Bu kanıma dokunuyor. Geç kalmış gibi hissediyorum kendimi. Keşke tiyatroda orada durup gecenin müzisyeni olmak yerine Kerem seni öpmeye yeltenmeden hemen önce seni uzaklaştırabilseydim ondan.”
Kerem’in yüzü ve gözlerimden ayrılmayan bakışları tekrar gelmişti gözümün önüne ama o kapıyı açan kadın içimi öyle kavuruyordu ki nefessiz kalıyordum sanki. Kalbim niçin bu konuda ısrarcıydı ve niçin zihnimde o belirmeyi bırakmıyordu?
“Baban, annen kim ki? Oradan anlardık kim olduğunu.” diye atıldım söze konuyu değiştirme amaçlı.
“Boş ver babamı.”
Araba neredeyse yolu bitirmişti.
“Evim gözüktü. Aylin tüm ışıkları yakmış.”
“Bana sarılan kız. Söyle de bir daha sarılmasın.”
“Kendin söyle. O beni dinler mi sandın?”
“Senin çevrendeyim ya hani dikkat etmesi gerekmez mi?”
“O öyledir. Aile dostunun kızı ve benim de baş belam.”
“Umarım sana zarar vermez.”
“Niye öyle dedin?”
“Yani bu tarz davranışlar sergileyen insanlar ben merkezcidir ve yanındakileri kolay harcarlar.”
“Bunu onu tanımadan diyorsun ya boş değilsin sen. İnsan sarrafı olabilirsin. Dikkat et bak bu özelliğinden de iyi para kırarsın.”
“Mizah sahibisin küçük hanım. Sağını solunu iyi kolla.”
“Sen varsın ya. Kerem’den kurtardın beni. Şimdi de en yakın arkadaşımdan kurtarırsın. Sonra da sıra dedeme gelir mi? Bir o kaldı çünkü elimde.”
Gerçekten de sesli gülüyordum. Yani ağlanacak bir haldi. Hayatımda dert yandığım insanlara bak?
“Neden olmasın?”
“Murat, sağ ol. Sen beni güldürdün bu saçma haldeyken bile.”
“Sanki yakınımda gibisin. Cümlelerini kapatmıyorsun. Keşke biraz daha kalabilsen.”
“Bir süre daha arkadaş kalalım mı Murat?”
“Şşt kız,” diye sesleniyordu Aylin camın dışından tıklatıp. Arabadan inip dışarıya çıktığımda terliğiyle hırkasıyla karşımda duran arkadaşım söze atılıyordu.
Aylin “Mâni, acil durum. Arabanın ışıklarını görünce kaçtım geldim. Çabuk eve giriyoruz.”
“Ne oldu ki?”
“Deden, almış yanına babanı ve İstanbul’daki ahbaplarını oturuyorlar evde.”
“Ne? İçeride bir yığın adam mı var şimdi? Bir de onların hizmeti var.”
“Sen yokken bana kaldı onları doyurmak. Poşet poşet marketi taşımıştılar eve.”
“Murat, biraz hızlı gider misin? Ben hemen girmek zorundayım.”
Aylin “Bu bakışlar ne böyle? Burnuma tuhaf kokular geliyor.
Murat “Görüşürüz yarın.”
Aylin “Randevuyu da alıyorsun yani bizim kızdan. Becerikli çıktın sen.”
Murat bakışlarıyla bir kesinlik istemişti benden.
“Yarın olmaz. İyi akşamlar Murat.”
Aylin’le eve çıkarken Murat’ın hala arabasına binmemesi ve Aylin’in kulağımdaki fısıldamaları…
Eve girmiştim ama evimin dinginliği artık bozulmuş, yerini kaçtığım her şey almıştı. Ben kendimi gıyaben kaybetmişken koltukları kaplayan bu büyüklerin ne işi vardı burada?
Dedem “Bu saate kadar ödev mi teslim ediyordun kızım.” derken ben içime çökmüştüm. Aylin’in beni dürtmesiyle “Evet,” diyebilmiştim. Gün hala benim istemediğim gibi ilerliyordu ve bu konuşmalar hiç bitmiyordu. Üstelik iki kız olarak biz sürekli bir şeyler taşıyorduk önlerine. Tabi babam arada bir ismimi bardaktaki çaylar bitince söylüyordu. Onun buraya gelmiş olması zaten mucize bir de ismimi söylemesi hiçte ayra alamet değildi. Sonunda konuyu tamamen saçma bir yere bağlamayı başarmışlardı.
“Mâni benim küçük tatlı torunum. Duyduğuma göre yarın Aylin memlekete dönüyormuş. Sana da koca bulma zamanı geldi. Buralarda yalnız kalmana gönlümüz razı gelmiyor. Babanla uzun uzun konuştuk bu konuyu. Artık evlenmelisin. Ben ölmeden senin mutluluğunu görmek istiyorum. İstersen arkadaşımın torunuyla evlendireyim seni.”
“Ne?”
Aylin “Gönlünde yatan bir prens var mı yoksa o prensi biz mi sana getirelim, diyor deden.”
Ne prensiydi bu? Ben prenses miydim ki prensim olsun? Memleketteki evimin etrafındaki kurbağaları bile gördüğüm yoktu sadece seslerini duyuyordum.
Dedem “Hala cevap vermedin kızım. Yoksa eğer prensin yarın sen de memlekete dön. İlk dönemin bitti. Bakarsın yuvanı kurup kocanla gelirsin buraya. Burada artık tek kalmana izin vermiyorum. Seni koruyup kollayan biri olmalı.”
Şu adamlardan birinin torunu muydu acaba dedemin benim için düşündüğü kişi? Niye ya?
Aylin konuşmayı devralmıştı.
“Tabii ki var dedeciğim. Hem de tam size layık bir damat, çok seveceksiniz.”
Kim, dercesine Aylin’e baktığımda bizim küçük şeytan bir dolap çevirecek gibiydi ve birden aklındaki o hinliği aramıza sunmuştu.
“Murat dedeciğim damadımızın adı. Mâninin biricik aşkı Murat.” sözlerini duyuyordum.
Rezil etmişti beni. Dedem inanmazdı ki buna. Nasıl korktuğumu bilirdi. Arkadaşım, başıma yine bir çorap örülüyordu ve benim bu yalana ortak olmam gerekiyordu yoksa memlekete dönecektim.
“Evet ya Murat. Tabii ki Murat başka kim olacaktı ki de mi Aylin? Evet dedeciğim Murat.”
Dedem “Şu Murat'ı getir. Yarın tanışalım tamam mı güzel yavrum? Öyle uzakta benden habersiz bir çocukla görüşmek olmaz. Ayıp. Yaşın geldi.”
Dedemin arkadaşları yanında başka bir adamdan bahsetmiştim ve kızmamış mıydı?
“Tamam dedeciğim biz artık Aylin’le size güzel bir kahve yapalım.”
Aylin’i mutfağa itekledim.
“Ne Murat'ı Aylin yalanına ben ortak oldum ama Murat olacak mı? Onu nasıl böyle bir şeye sürüklerim?”
Aylin “Kapıda cilveleşiyordunuz ya. Murat yerine tanımadığın biriyle mi evlenmek istersin sen?”
“Murat’ı tanıdığımı kim söyledi?”
“Valla Şerafettin amcanın torununu tanımdan Murat kadar. Kerem Atasoy zaten olmaz.”
“Sağ ol ya. Kocamı da seçtin yani.”
“Birkaç günlüğüne idare etsin işte.”
“Olmaz,”
“Niye?”
“Ne diyeceğim adama? Öylesine sevgilim ol diyemem.”
“Hasan emicenin torununu görmüş müydün sen? Hani kırk yaşındakini çünkü otuz yalındaki olan evli.”
“Bozma sinirimi.”
“Murat’a teklif etmeyeceksen eğer oturup dedenin tüm arkadaşlarının bekar torunlarını araştırmamız gerekecek. Çünkü bizim kızımız yani sen adam beğenmiyorsun.”
“Ah dede, önüme hep bir set kokuyorsun. Biliyordum ya bir şey yapacağını. İlk dönem bana hiç dokunmamasından anlamalıydım. Hayatımı yaşamak için sadece üç ay verdi bana. Gerisi yine onun seçimleri.”
“Taşırma kahveyi.”
“Tamam, Murat yapar.”
“Gerçekten mi? Sevgili mi olacaksınız?”
“O da meçhul. Ben sadece dedemi aradan çıkartmak istiyorum.”
“Meçhul olan ne?”
“Murat, İstanbul’um olmak istiyormuş.”
“Ne? Ay ya. En kıymetlinin İstanbul olduğunu anlamış yani. Sen ne dedin ona? Edebiyat mı yaptın çocuğa?”
“Bana bunu diyen bir adam gel benim sahte sevgilim ol dedirteceksin bana.”
“Seni seveni seveceksin demişler.”
“Neye göre beni seviyor? İnandırıcılığı ne?”
“Girme şu sorulara. Ağızdan çıkmış. Adam seni istiyor. Tak vitesi ileriye. Bas gaza.”
“Ehliyetim yok canım.”
“Çocuk zaten senden iki güne soğur. Bu konuşmalarına aynen devam et canım sen.”
“Soğursa soğusun. Kahvenin bile artık soğuğu tercih edilirken kim sıcak içer ki?”
“Deden ve tayfası canım. Özellikle de istemende.”
“Al götür kahveleri. Ben de Murat’la nasıl konuşacağımı düşüneyim.”
“Benim aklımla düşün. Unutma, benim aklımla düşüneceksin.”
“Ay tamam. Ben taşırım kahveleri.”
Yaptığımız kahveleri büyükler içerken öyle çok konuşuyorlardı ki biz kenarda öyle otura kalmıştık. Ben ise kenarda Murat'a olanları nasıl anlatacağımı düşündüm. Gerçi onunda söylediği gibi duyguları varsa bana karşı? Yok ya, Kerem nasıl gerçek değildiyse onun ki de gerçek değildir, diye geçirdim içimden.
Aklımdaki düşünceler zaten yoğunken bugün yaşananlar yoğunluğuma yorgunluk katmıştı. Dedemin evlenecek eş için bana fırsat vermesi bile mucizeydi. Kerem’i evinde başka bir kadınla görmesem her şey bu kadar değişmezdi. Belki de gider ona söylerdim. Ne de olsa oyuncu. Hiç çekinmeden görevini yerine getirir ve işi bitince giderdi. Murat daha naif biri gibi. Bu yalan bittiğinde işin sonunda çok kötü ayrılmak da vardı. Evdeki muhabbet bile yeri gelince bitiyordu ve giden misafirlerin ardından babam ve dedeme açıyorduk yataklarını. Dalgınlığımı göre göre beni ateşe atmaktan gurur duyuyorlar mıydı? Evlendiğimde dedem kurtulmuş mu olacaktı oğlunun bile kabullenmediği torunundan? Ne onların hayatından çok uzaklara gittiğimde sorun bitiyor ne de yanlarında kalıp uslu bir kız olduğumda.
☆☆☆
