16. bölüm · Yaşamak İçindi Duvarları

✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ

Sinem Yazıcı Tolan

Bölümler
1 ✅Yazar ile Tanışma: 2 ✅Kitap Tasarım Tanıtımı: 3 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ 4 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ 5 ✅②. Bölüm ஐ Başlangıç, ஐ 6 ✅③. Bölümஐ Yanında kalmam gereken biri misiniz? ஐ 7 ✅④.Bölümஐ Yeni anlamlar barındırabiliyorsa bedenim, aşığım. ஐ 8 ✅⑤.Bölümஐ Dalgın gözlerin dilini o kadar çok konuşturdu ki her şey apaçık hale geldi. ஐ 9 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 10 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 11 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 12 ✅⑦. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ 13 ✅⑦. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ 14 ✅⑧.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ 15 ✅⑧.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ 16 ✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ 17 ✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ 18 ✅⑩.Bölümஐ Ben seninle ilgili tüm kilitlerin sahibiyim. ஐ 19 ✅⑪.Bölümஐ Öyle gürültülüydü ki bedenim sanki herkes beni duyabilirdi. ஐ 20 ✅⑫.Bölümஐ Yepyeni güneş doğuyor insanların üzerine, en güzeli kalbime. ஐ 21 ✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ 22 ✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ 23 ✅⑭. Bölümஐ Bazen, ஐ 24 ✅⑮. Bölümஐ Bu beni daha acımasız gösterirken aslında daha acısız kılmaz mı? ஐ 25 ✅⑯. Bölümஐ İçimdeki acıyı yaşatanla içimi ferahlatan aynı kişi. ஐ 26 ✅⑰.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ 27 ✅⑰.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ 28 ✅⑱ .Bölümஐ Her şeyi tersleyen ben mi oluyordum? ஐ

🌸1.KISIM🌸

Okun yaydan çıktığı bir an vardır ya hani... Geri dönüşü olmayan, yönü belirsiz, sessiz ama güçlü bir an. Ben de öyle bir oktum işte. Ve beni fırlatan yay, artık dönüp bakamayacağım kadar uzaktı. Gideceğim yönde beni bekleyenlerin kim olduğunu, hangi puanlara çarpacağımı bilmiyordum. Sadece boşlukta asılıydım.

Belki biri beni hedefe ulaştıracaktı… Belki de rüzgârın insafına kalmış bir ok gibi, bilmeden varacaktım olması gereken yere. Özgürlük biraz da baş dönmesiydi zaten. Havada yalpalaya yalpalaya doksana vurmayı umut edecektim. Belki de tam sıfıra doğru sürüklenirken, son anda yapacağım bir manevrayla kendimi kurtaracaktım bu bilinmezlikten.

Ama sıfıra ulaşmak… İşte asıl ağırlık oradaydı. Ona tutunmak zorunda kalmak, onunla yaşamak. Bu, bütün havadan hafifliğin sonunda insanın omzuna binen gerçek baskıydı.

Gözlerimi açtığımda, işte o ağırlık yeniden çökecekti üzerime.

Yavaş yavaş aralanan gözlerim… Hayır, burnum gibi güzel düşüncelerle dolu değildi. Ne düşler ne de umutlar vardı gözlerimde… Sadece bulanıklık sadece yorgunluk.

Sonra, birden...

Gözlerim tam anlamıyla açıldı. Ve aynanın karşısında kendini süsleyen Aylin’i gördüm.

“Neredeyim?” dedim, üzerimdeki örtüyü ya da fazlalığı ne varsa ittirerek.

Aylin aynanın karşısında süsleniyordu. Kahverengi gözlerinin içine serpiştirilmiş o bal rengi tonlar yerini simsiyah göz bebeklerine bırakmıştı. Telaşını bastırmaya çalışıyordu, ama ne kadar uğraşsa da o eski, keskin bakışlarına tam dönemiyordu.

Yine de çekingen ve ürkek bir sesle sordu:

“Uyandın mı?”

“Uyanmasaydım konuşamazdık.” dedim, sesimde kendimi bile şaşırtan bir öfkeyle.

O ise hâlâ aynı sakin tonla konuşuyordu. Bu kadar şey olmuşken... Nasıl bu kadar sakin kalabiliyordu? Aklım almıyordu.

“Mâni...” dedi yutkunarak, “Sana bir şey söyleyeceğim ama... ne olur kızma.”

Derin bir nefes çektim. O nefes, söylenecekleri önceden sezen bir bedenin savunmasıydı. Gözlerine baktım ve başımı yavaşça salladım.

“Dinliyorum seni.”

Ben ona tüm duyularımla odaklanmışken, o gözlerini kaçırıp yere bakıyordu. Ardından bir anda, hızla başını kaldırıp gözlerime dikti bakışlarını.

“Kirayı ödediğimde... evden çıkmamız için bir belge imzalatmışlar bana. Ve ben... senin imzanı bildiğim için... senin yerine attım, Mâni.”

Bir an nefesim kesildi.

“Emin misin bundan?”

“Nasıl olduğunu ben de anlayamıyorum...” dedi, sesi iyice incelmişti.

“Aylin... nasıl bu kadar dikkatsiz olursun?”

“Bilmiyorum. Dalgındım. Ama senin imzanı bildiğimi sen de biliyorsun.”

“İnanamıyorum ya...”

Gözlerimin önü kararmaya başladı. Bir huzursuzluk, bir panik ağır ağır içimi kapladı.

“Aklıma gelmedi böyle bir şeyin olacağı...” dedi Aylin, fısıltıya yakın bir tonla.

“Peki şimdi ne yapacağız? Burası neresi?”

“Güvendeyiz. Lütfen, sadece sakin ol.”

“Sen o koltukta süslenip keyif yapıyor olabilirsin. Ben bunu yapmak istemiyorum. Beni anlıyor musun?”

“Of Mâni. Başına gelenlerden memnun musun sen? Başını sokabileceğin bir yerdesin. Söylenmeyi bıraksan artık?”

Vereceğim cevaplar veya soracağım sorular Aylin’in lügatinde cevapsız kalıyordu. Bu yüzden susuyordum. Süslenmesine devam ediyordu o.

Yatağın üzerine kuş gibi tünemiştim. Ve orada tırnaklarımı kemirip dalıyordum o varamadığım gerçekliğe.

Aylin’in dudakları oynuyordu. Nafileydi bu hareketlilik. Dürtüyordu beni.

“Dinliyor musun?”

“Hı? Ne diyordun?”

“Bu yatağa kadar gördüğün bu muhteşem odanın muhteşem sahibi seni bu yatağa kadar taşıdı. Birkaç adamıysa nadide, küçük eşyalarını bu eve getirdi.”

Aylin’in gözleri yaramazlık yaptığı zamanlardaki gibiydi.

“Kim getirdi?”

“Lise zamanlarımıza dönmeyelim. Şu hareketlerinden vazgeç. Hangi adamın evine getirdin bizi?”

“Etrafa bir bak. Kimin tarzı olabilir bu ev?”

“Aylin!”

“Tamam, Murat. Onun evi burası”

“Burada kalamayız Aylin.”

“Nedenmiş?”

Sessizce diyordum olanı...

“Murat bana evlenme teklifi etti.”

“Ne! Ben biliyorum bu işi. Durmadan adama arkadaşız dedin.”

Yataktan bir hışımlı kalkıp “Sessiz ol.” diyerek onun ağzını kapadım.

“Burada kalamayız, anlıyor musun şimdi beni?”

Yatağa gerisi geri oturup bu işten nasıl sıyrılacağımı düşünmeliydim. Yatağa oturmuştum.

“Kal işte. Yıldırım nikahıyla bu evlilik işi kısa sürüyor. Kocanın yanında kalırsın. Kerem'e hala bir şey hissetmiyorsan tabii.”

“Yok ama duygul...”

“Dedenler Murat’la evlendiğini duyarsa seni affederler benden demesi. Artık Muratla konuşun senin uyanmanı bekliyordu. Onun yanına git.”

Bu cümleleri kurarken Aylin yarım kaldığı süslenmesine devam ediyordu. Odayı saran güzel parfüm kokusunu biraz daha sıkarak boğuyordu havayı.

“Uyuduğumu söyle Murat’a.”

“Daha fazla yalan yok hadi kalk yoksa üzerine çıkarım. Sonradan kocacığım beni kurtar diye Murat'a bağırırsın.”

“Çok kötüsün.”

“Adama teşekkür et en azından.”

“Tamam.”

Yere düşmüş olan yastığı giderken Aylin'e fırlatıyordum.

“Saçlarım, ya Mâni!”

Kapıyı açtığım an Murat'ın koltukta oturduğunu görüyordum. Ardımda kalan kapıyı kapamıştım. Nasıl sesleneceğimi bilmiyordum ona. Tam konuşmaktan vazgeçip odama geçeceğim sırada değneğimin sesini duyup bana sesleniverdi.

Murat “Mâni. Konuşalım mı?”

“Tabii, konuşalım.”

“Konuşmak için daha rahat bir yere geçelim.”

Ona göre daha sakin bir odaya geçmiştik.

“Burada arkadaşın duymaz konuştuklarımızı.”

“Evin çok güzelmiş ama bizim kalacak başka bir yer bulmamız lazım.”

“Şşş burası senin evin. Sakın bir daha böyle bir şey söyleme.”

“Evlenemeyiz.”

“Verdiğin cevaptan emin değilsin. Ses tonun kararsız. Tekrar düşün. On beş gün oldu ayağın alçıya alınalı. Bir gidip baktıralım mı?”

“Gerek yok. Bir ay sonra ancak iyileşir.”

“Ağrın dindi mi?”

“Ağrım mı? Dürüstlük önemli. Ayağımın üstünde sinirlenip tepindiğim için berbat bir halde.”

“Şaka?”

Başımı iki yana titretmiştim.

“Mâni, niye kendi canını yakıyorsun?”

“Dışarıdan anlaşılmadığı sürece hiçbir zaman sorun olmaz.”

“Hastaneye gidip bir baktıralım.”

“Hayır.”

“Kucağıma alırım bak. Gidiyoruz o hastaneye.”

“Murat evlenmeden beni kucağına daha kaç kere alacaksın?”

İçimden dediğimi sanmıştım ama sesli söylemişim.

“Aslına bakarsan evlenince seni taşımayı düşünmüyorum.”

“Neden taşımayacaksın?”

“Seni görmeyeli kilo almışsın.”

“Yürüyemiyorum Murat.”

“Ben de onu diyorum. Biz evlenene kadar resimdeki haline döneceksin.”

“Resmen bana şişmanlıyorsun dedin. Evlilik teklifini unutmalı bu adam.” diye geçirdim aklımdan.

“Seninle evlenmeye karar vermedim. Biraz daha kaslı erkek olması gerek evleneceğim kişinin. Malum resimler işte. Yürüyemediğim için şişko olacağıma göre beni taşıyan güçlü biri olmalı.”

Murat değnekleri elime verdi.

“Evleneceğin birini bulana kadar bu bastonlarla idare etsen iyi edersin.”

“Hallederim.”

Önden yürümeye başladım. “İdare etmeyi beceririm.” diyerek iğneliyordum. Tak tak... Onun inadına yere sertçe vuruyordum değneği.

Arkamdan kucakladı beni.

“Nereye gittiğinden haberin yok. Sana ben eşlik edeceğim. Kocan seni bulana dek... Tabii ararsa.”

“İndirsene beni.” diyordum. Ondan etkilenmek istemiyordum. Uzak durmalıydık.

“İndirmeyeceğim.”

“İndir yoksa sapık var diye bağırırım.”

“Bir o kalmıştı zaten yapmadığın.”

“Murat!”

Beni arabaya kadar getirdi ve oturmama yardım ettikten sonra değnekleri bagaja koydu.

“Murat dedem sana hastane borcunu ödemiş miydi?”

“Evet,”

“Sen beni kendine göre bir hastaneye götürüyorsun ama ben de para yok. Dedemle aram bozuk olduğu için sana ödeme yapamam. Bence hastaneye gitmek yerine başka bir yere gidelim. Sonra ben devlette aldıracağı zaten alçıyı.”

“Ayağına zarar verdin. Bir MR, röntgen bir şey çeksinler.”

“Dedemle olan tartışmamın ne kadarını biliyorsun. Kesin Aylin anlatmıştır sana.”

“Evet, ben dedeni görmeyince bir şeyler fark etmiştim ama ona baş kaldıracağına ihtimal pek vermemiştim. Harika bir davranış.”

“Sahiden mi?”

“Evet hem İstanbul’dasın hem de istemediğin biriyle evlendirilmiyorsun.”

“Bize evini açtın, ben sana evimin kapısını zor açıyordum.”

“Şu ayağının durumunu bir öğreneyim ben o zaman kızacağım sana.”

“İş bulup gideceğim ama Aylin işte o senin başına kalabilir.”

“Sen o ayakla ne işi yapacaksın. İlk kendini iyileştir.”

“Ayağım iyileşene kadar sana yük olmayacağım elbette. Benim de çizilmesi gereken bir kaderim var.”

“Bayıldığında kollarımdaydın. Olabileceğin en doğru yeri seçtin.”

“Ben daha çok ayılıp bayılırım bu kısmetsizlikle.”

“Hepsinde tutarım seni.”

Onun tüm bu küçük dokunuşları zaman ilerlerken olaylara müdahale edemeyişimi arttırıyordu. Kimse daha önce böylesine yaklaşamamıştı bana. Yaşamaya başladığım her an beni buraya sürükleyen bu şey kader olabilir miydi? Zamanın her saniyesi Murat’ın aleyhine mi işliyordu? Onun yanı, onun evi. Etrafımda bir an da dev bir güneşe bürünmüştü o ve ben ısınmak istemiyorum. Onunla inatlaşarak bu kaosun içerisine daha çok mu batıyorum? Kimsesizlik bir bataklığa kolayca batabilmek midir? Kimsesizim, ben bir bataklıkta mıyım? Eğer durum böyleyse bu yakınlığı onun aşkına heba edemem. Murat’ın bana vermek istediği desteği bitirerek onu bu yardım sarhoşluğundan kurtarabilirim. Şu an gördüğüm bu ilgi elbette yakında bitecek ve ben de senin ilginle şımarmadan bu olayı senin için bitireceğim. Senin hayatımdaki yerin ne olacak bilmiyorum Murat ama senin bana öğrettiğin şeyin farkındayım. Benimle arkadaş olmak istemiyorsun. Ben bunun ne anlama geldiğini biliyorum. Bu yaşadığım olaylara kendimi istemeyerek soktum. Nereden bilebilirdim durum tam senin evinin içerisine kadar yansıyacak? Bu hale getirmemeliydim bizi, sen farklı bir hikâyeye daha çok yakışırsın. Benim kalbim daha sevmeyi doğru dürüst tanımamışken senin gibi işinin ehli bir kalbi olan adama varamaz. Farklılığımızı senin hayatına adım atar atmaz anladım. Kasıp kavurursun beni çünkü sen Kerem’den farklısın. Beni sevdiğini söylüyorsun. Sen bunu bana söylerken benim soğumuş kalbim senin yoğunluğunda erir. Hazır değilim sana. İnanmadığım bir aşk daha kolaydı belki, Kerem’i sevebilmek daha kolaydı.

Arada bir dikiz aynasından beni kontrol ediyor olman kabuğuma çekilmemi arttırıyordu. Durum bu şekilde ne kadar daha devam edecekti? Ne yapmalıyım da bitirmeliyim bunu? Seni sinirlendirirsem uzaklaşır mısın benden? Gerçi zamanla kendiliğinden gidersin yanımdan yine de durum o kadar uzamamalı. Hastane dönüşü aklımdaki bu uç fikri yerine getirmeliyim.

Arabanın yavaşlayıp ara yollara girmesiyle hastaneye varacağımızı anlıyordum. Kısa sürede park yeri bulduğu için şanslı olmalıydık.

“Murat, biz geldik ama sen hastaneye gelmesen de olur.”

“Olmaz, kaçarsın hastaneden.”

“Param yok diyorum.”

“Sana evlenme teklifi ettim. Ciddiyetimi anla.”

“Çinlilerin ipeğe alıştırdığı gibi beni bu zenginliğe alıştırma çünkü tilkinin dönüp dolaşacağı yer yine kürkçü dükkanıdır.”

“Mâni bu tavırlarınla bile cevabın o kadar net ki.”

“Hayat garipliklerini de bir yandan sunuyor.”

“Kerem seni hiç hastaneye götürmedi mi?”

“Neden götürsün ki?”

“Kapına gelip duruyordu.”

“Sen de onun gelişini, gidişini mi izliyordun?”

“O senin yanında olabilmek için uğraşıyorken bir kere bile binmedin mi onun arabasına?”

“Hayır, biz onunla yakın değiliz ki. O öyle kendince dolanıp bir şeyler diyor. Duymuyorum bile.”

“Beni duyuyor musun?”

“Sen ondan daha iyisin sanırım. Öyle hissediyorum.”

“Ne olursa olsun Kerem’e güvenme.”

“Meraklanma onun uçarı kaçarı bir tip olduğunu anlayalı çok oldu.”

“Peki, sen Mâni… Senin en çok sevdiğin yemek ne?”

“Ne? Niye soruyorsun ki?”

“Öğrenmek istiyorum.”

“Bunu şu cevap işinden sonra tekrar gündeme getirsen olmaz mı?”

“Hayır deme ihtimaline karşı şimdi öğrensem daha iyi olurdu benim için.”

“Kuru dolma.”

“Bol baharat seviyorsun.”

“Dolmada seviyorum.”

“Peki dışarıdayken en çok yemeyi sevdiğin şey nedir?”

“Sokak mutfağı diyorsun yani?”

“Yok yani o da olabilir ama çiğköfte falan da olabilir.”

“Sushi.”

“Sushi mi?”

“Sushi dememi bekliyorsun ya resmen.”

“Şaşırmıştım tam.”

“Gerçekten çok güzeldi.”

“En sevdiğin yer o zaman bundan sonra sushi satılan her yer olsun.”

“Bunun için daha erken değil mi? Daha çok restoran gezip ondan sonra en sevdiğim yiyeceğe karar vermeliyim.”

“O zaman çok fazla restoran gez ve en sonunda en sevdiğin yer sushi restoranı olsun.”

“Göremezsin ki bunu sen.”

“Niye göremeyeyim?”

“İleride hayatımda olmayacaksın.”

“Öyle mi?”

“Şey, bir an da düşüncelerimi söylerken buldum kendimi. Bunu söylememeliydim.”

“Sorun değil, belki ileride hayatında olmam ama her sushi görüşünde hayatın boyunca beni hatırlayacaksın. Sonra da beni hayatına almadığına üzüleceksin.”

“Bu iddialı cümleleri unuturum o zamana kadar.”

“Artık girelim hastaneye.”

Ben alışmıştım bastonla yürümeye ama Murat’ın içi rahat etmiyordu.

“Yardımcı olmamı ister misin?”

“Yol düz, yürüyebiliyorum.”

“Yine de istersen en azından koluna girebilirim.”

“Sen yavaşlığımdan mı rahatsız oldun?”

“Eziyet çekiyorsun.”

“İnan eziyet olan yürümek değil. Alçının kenarları kaşınıyor ve yıkayamadığım için kokuyor. Bunlardan kurtulmak istiyorum.”

“Bunlara neden olan bendim. İçimi rahatlatmama izin vermiyorsun.”

“İyiyim,”

Gergindik ikimizde. Nefesimi, titreyişimi kontrol altında tutmalıydım çünkü o her halimi analiz ediyor ve sorularını bu analizlere göre yönlendiriyordu. Eğer olurda bir yere takılıp düşersem o zaman Murat bana acıyacak ve yakınlaşacaktı. İşte o an engel tanımaz bir hale gelerek onun eline mahkûm düşecektim. İnsanların yardım teklifini geri çevirmek zor ama bunu her defasında yapar hale geldim. Az kaldı doktoru bile geri çevirecektim ki son an da bunun onun işi olduğu aklıma geliyordu. Sonra tabi süreç dolmamıştı ki ayağımdaki alçı çıksın. Kırık oluştuğu andan itibaren kaynamaya da başlıyormuş. Ben kendi canımı yakmış olsam bile o kırık kaynamaya devam ediyormuş.

Murat’ın içi rahat edince koridora çıkmıştık.

“Murat.”

“Efendim.”

“Birazcık yardımcı olur musun?”

“Sevgili kocan teşrif etmediler mi?”

“Biraz kasıldım. Durabilir misin?”

Koluma giriyordu ve “Gergin misin?”

“Şimdi nasıl olacak?”

“Doktor kısa sürede iyileşecek dedi. Endişelenme.”

“Benim bu ayağım ve bacağım zaten hep sorunluydu. Bu yüzden iyileşmesi bu kadar uzun sürdü ama ilkinde, ilk alçıya alındığında yanı başımda dedem vardı. Sanırım hayatımı değiştirdim. Bundan gururlanmalı mıyım sence?”

“Meleğim benim.”

“Meleğim mi?”

“Başını kollarımın arasına alıp seni teselli edemeyişimin asıl sebebi sen değilsin, sana ne yaşattılarsa o öğretiler seni diğer insanlara karşı engelliyor. Şu an da bana olduğu gibi. O öğretilerden ve baskılardan arınıp kendi yaşamını kuracaksın. Bazı şeyleri engelleyemem ama senin bir telefon kadar uzağında olacağım. O gururu bana gelip kendin göstereceksin.”

“Farkındasın. Nasıl senin yerinde olan biri benim engelimi görebilir?”

“Kendini gizleyen biri herkesi görür.”

“Sen mi?”

Murat’ın diyeceklerini merak ederken Kerem görünüyordu.

Kerem “Mâni, seni burada da buldum.”

Murat fısıldayarak;

“Beklediğin kişi bu olamaz değil mi?”

Onun o an böyle bir cümle kuracağını ummamıştım. Murat’a söylediklerim yalanmış gibi Kerem koluma girivermişti. Biz onunla hiç böyle bir yakınlığa girmemiştik oysa.

Kerem “Sana eşlik edeyim.”

“Mâni,” diyerek koluma dokunan ele bakmıştı Murat. Koridorun diğer ışıkları kapanmıştı ve bir tek bizim başımızdaki ışık yanmıştı sanki. O ışık kolumdaki eli iyice aydınlatırken dilim damağım kuruyordu. Niçin Murat’a ihanet etmiş gibi hissediyordum?

Murat tekrarlıyordu.

“Mâni,”

İki tercih arasında kalmış gibi görünürken aslında ikisi de silinip gidecekti hayatımdan. Peki şimdi bu anı böyle anlamlı kılan neydi? Ne vardı bu ikisinin arasında, ne? Kolumdan Kerem’in elini ittirerek “Bırak.” diyordum. Kerem ayağıma bakıyordu.

Kerem “Güçsüz görünüyorsun. Yemek yedin mi?”

“Aylin mi söyledi sana burayı?”

Kerem “Onu ikna etmek kolay oldu.”

“Kadınlar konusunda başarılısın ama size çocuk kategorisinde olduğumu daha önce belirtmiştim.”

Murat koluma elini hafifçe dokundurtuyor ve bana “Gidelim mi?” diyordu.

Kerem “Benimle gelebilirsin Mâni. Sana kalacak bir yer ve çalışacak bir iş ayarlayabilirim.”

Murat “Biliyorsun ki aynı şeyleri ben de yapabilirim.”

Kerem “Ben üniversiteli gençlere ne lazım ne değil anlarım. İstediğinde beni arayabilirsin.”

Murat “Gerekmez senin yapacakların kuruludur.”

“Tamam, ikinizde durun. Aylin’le işleri yoluna koyarım ben. İkinize de teşekkür ederim. Murat gidelim.”

Arabaya giderken de birkaç atışma oluyordu ikisinin arasında. Aralarındaki bu muhabbet bazen çok nükteleyici oluyordu. Böylesine düşmanlık edinen iki adamın sıkıntısı neydi ki?

Arabaya binmiştik biz Murat’la ama Kerem arabaya binemeden Murat arabanın kapılarını kilitlemişti.

“Murat, o binemiyor.”

“Biliyorum, kilitledim. Kendi arabasına binip gitsin.”

“Aranızdaki mesele nedir?”

“Her şeye ulaşabileceğini sanıyor. Şimdi de senin peşinde.”

“Ya sen? Bu durumda sen de benim peşimdesin.”

Bakışlarını arkaya yani bana döndürmüş ve “Onunla aramdaki farklılığın derinliğini umarım anlarsın.” diyordu.

“Sen daha iyisin.”

“Bunu ikinci kere söylüyorsun.”

“Biliyorum.”

“Yine de aklın kapının dışında kaldı. Görebiliyorum.”

“Hala arabaya binmek için kapıyı zorluyor.”

“Hadi gidelim.”

Kerem’i geride bırakıyorduk. Aklım cidden gerideydi. Böyle yüz üstü bırakmıştık sanki onu.

Murat’ın yüzü beni arkaya doğru bakarken gördüğünde asılmıştı.

“Önüne döner misin?”

“Murat sence beni ayağım alçılı işe alan bir yer olur mu?”

“Herhangi bir şirketin alacağını sanmıyorum.”

“Zaten şirkete girecek bir eğitimim yok.”

“Özel sektörde yapamazsın.”

“Kerem iş konusunda kendinden emindi. Belki bir yardımı olur bana.”

“Benim yardımlarımı reddedip onunkine muhtaç mı olacaksın?”

Durulmuştu beden dilim ve sus pus olmuştu dilim. Yol bitmiş ve o da kulağımda kalan son sözleriyle biriktirmişti suskunluğu. Aynı eve girip farklı odalara yönelmek...
☆☆☆

Kasım 23

Birkaç kaçışım birkaç geçen güne denk düşer miydi? Geçiyordu günler birer birer mesafeyi arttırdığımdan. Murat’ın nasıl biri olduğumu düşünmesi ve bunda yanılmış olması ona göre doğruydu ki. Önceleri davranışlarımın altında yatan neden bu şekilde öğrenmiş olmamdı. Sanırım onun istediği tepkileri verememek artık ondan uzaklaşmak isteyişimin nedeniydi. İş aramak bir yana o işi bulup seçilmemem bir yana. Boş dönen ellerimle gururumdan doğru dürüst beslenemeyişim tamamen başka bir yana. O kadar çok emanetim ki şuracıkta. Murat’ı birkaç sohbetle görürken ona vaat edebileceğim hiçbir şey yoktu ellerimde. Onun evinde diken üstünde oluşum gözle fark edilirdi ki bir an… İşte o an beni kollarımdan yakalayıp oturtmuştu yemek dolu masanın önünde.

“Artık alınıyorum. Benim yanımda kendine iyi bakmıyorsun.”

Başımda dikilen adam sandalyeyi çekip yanıma oturunca altı gündür çok az yemekle beslenen midemin yemeklerden gelen kokuyla bastırılamayan gurultusunu duyar olmuştu.

“Evimde rahat etmen için olabildiğince gözüne gözükmüyorum ama benim için en azından dolabı açıp bir şeyler ye Mâni.”

“Yiyorum,”

“Masanın üstünde görünür olanları yiyorsun. Meyve mesela. Su sebilinden su içmen gibi.”

“Beni kollaman rahatsız edici.”

“Seni görüyorum, beni sevmediğin için evimde kalmaktan hoşnut değilsin.”

“Bunları sen mi hazırladın?”

“Evet,”

“Benim yaptığım küstahlığa sen şu masayla cevap veriyorsun. Ben seninle ne yapacağım?”

“Beni yabancı görmemekle başlayabilirsin.”

“Bu komik çünkü sen mi bana tutunuyorsun yoksa ben mi sana tutunmak zorundayım anlayamıyorum.”

“Yemeğin tadına bakar mısın? Çorbanı içince bu tenceredeki kuru dolmaların da tadına bak.”

“Kuru dolma mı? Bunu yapmış olamazsın.”

Tencerenin kapağını açıyordu.

“Az yaptım ama seversen yine yaparım.”

“Sen neden böylesin? Niye bana sahip çıkıyorsun?”

Murat’ın düşen yüzü onu kim bilir hangi hatıra defterine götürmüştü? O an onun içinde beliren acı gözleri tekrar bana döndüğünde göz bebekleri mutlulukla doluyordu.

“Sevgimi saklamalı mıyım gitmekte ısrarcı olmaman adına?”

“İçindeki acıyı benimle mi bastırıyorsun?”

“Ne acısı?”

“Enerjinle yansıyor. Canını yakan nedir?

“Bu benim görünmez yanım. Sevgim bunun sana kadar taşmasını sağlıyor olabilir fakat benim değilsen derin sularımda gezinemezsin.”

Başlıyordum çorbayı içmeye. Haddimi aşmıştım belli ki.

“Eline sağlık, güzeldi.”

“Beni öyle yüzeysel gördün aslında. Yabancın olduğum için beni sevmenin anahtarını sunuyorum eline. Ben tek taraflı öğrenirim seni, benim yükümü öğrenip ortak edecek kadar yormam seni.

“Dolmaların tadı çok iyi. İlk kez mi yaptın?”

“İlk kez,”

“Murat, hukuken bizi o evden çıkaramayacaklarını biliyorum ama bir avukat tutup o masrafları üstlenmek yerine senin evindeyim. Sen benim hayatımı yeterince gördün ve ben Aylin’i alıp gidemem ama tek başıma gidebilirim. Senin özeline girecek kadar istismar ettik seni. Aşka evrilecek bir noktada değiliz. Ne yazık ki kalbime dünyanın onca yükü girmişken rahat rahat sevemem bir adamı.”

“İnandırıcı değilsin. Sadece beni ikna etmeye çabalıyorsun çünkü aklını Kerem’e alıştırmışken aslında kalbine ben girdim. Bu seni bocalatıyor.”

“Yok öyle bir şey.”

“Bana güveniyorsun ama ben de zerre hatıra bırakmamak için benden uzak kalıyorsun.”

“Ben sana kendimi açıkladım. Sen istediğini düşünebilirsin.”

“İkili davranıyorsun.”

“Nasıl ikili davranıyorum?”

“Bana Kerem’i umursamadığını söyledin. Senin kalbinde birinin olduğuna eminim ama hangimiz daha ağır basıyoruz, göremiyorum.”

“Kalbimin içini oyup kanlı kanlı sana vermemi mi istiyorsun? O zaman inanacak mısın orada kimsenin var olmadığına?”

“Söylemek istediğim bu değil.”

“Ne peki? Hislerim dahi beni yanıltırken sana ne vaat vermem gerekir?”

“Kalbini sırf kendine boş göstermek için oyma.”

“Kalbimin herkesin karıştığı bir yer olmasından sıkıldım. Biraz özgür hissetmek istiyorum.”

“Bu sence yorulmak mı? Beni bir gün seveceğini bildiğim halde seni bunun için bekleyemez miyim?”

“Boşa geçirecek vaktin çok olmaz sanıyordum. İşlerin hiç yoğunlaşmıyor mu?”

Kalbine tıklatıyordu parmağıyla.

“En yoğun yer burası. Patlayacak gibi.”

“Biraz uzaklaşsam senden ve bunu düşünecek kadar boşaltsam kafamın içini. O zamana kadar kalbini anlatıp durmasan bana olur mu?”

“Nasıl bir uzaklaşmadan söz ediyorsun?”

“Kerem’in dediği o iş yerine bir baksam?”

“Kerem, istemiyorum senin hayatında onu.”

“Murat, evini açtığın için sana kibarlık yapmaya çalışıyorum. Beni de anla.”

“Kerem’in ismini geçirdiğin ne hayırlı olabilir ki?”

“Aranızdaki sorunun dışında tut beni.”

“Bu mümkün değil.”

“Kerem’e bu kadar kızgın olacağın ne oldu? Benim için de tuhaf biri o ama öfkeni arada sığınak yapma. Bunun verdiği acı keskinliktir ve keskindir.”

“O adamın olduğu yerde ben yokum.”

“Tatlı tatlı seni ikna etmeye çalışıyorum çünkü sana merhametinden dolayı saygı duyuyorum ama bu da bir yere kadar Murat. Yoksan yoksundur varsan varsındır.”

“Diyeceğimi söyledim.”

“Duydum, ellerine sağlık. Kesene bereket.”

Tabağı kaldırmamla “Toplama, ben hallederim.” diyordu.

“Yediğim tabağı yıkamak inattan değil arkamda laf denilecek bir şey bırakmamaktan.”

“Arkandan dedikodunu yapmıyorum.”

“Sen yapmazsan başkası yapar. Alışkanlıklar bazı kâbusları önlemek için edinilirler.”

Yediklerimi toparlayıp Murat’a iyi geceler, diledikten sonra yatak odasına gitmiştim.

Yılın en iyi satıcısı olma ödülüne layık olan arkadaşım eve hiç gelmemiş üstelik aramalarımı cevapsız bırakmıştı. Beni yalnız bırakıp muazzam bir evin içinde kucağıma bombayı bırakmıştı. Günün sonunda Murat’la gerçekleştirdiğim sohbette apaçık belirtmiştim oysa. Bunu fark edip üstüme dar gelen cümleleri kurmasaydı eğer hayatın içinde tek başıma bir karakter olmayı başarınca ona yönelecek mesafeleri de kısaltabileceğimi görebilirdi. İçimdeki ses çok farklı yerlerdeydi. Sanki Kerem’in cümlesinde beliren iş ve ev teklifinde bir gelecek vardı. Kendimi oraya atmayı başarırsam ayakta görebilecektim.

İlerleyen saatlerde havanın zifiri karanlık olması da içimdeki kararı netleştiriyordu sanki. Geriye sadece birinin kucağımdaki bombanın pimini çekmesi kalıyordu.

Odanın kapısı tam uykuya dalacakken tıklatılıyordu.

Murat “Uyanık mısın?”

“Şşh sessiz ol.”

Yataktan bir hamle de kalkıp kapıyı aralıklı bir şekilde açmıştım.

“Efendim Murat?”

“Ayağın nasıl?”

“Aynı, alçının çıkacağı günü bekliyor.”

“Zıplaya zıplaya mı geldin kapıyı açmaya?”

“Mecburen.”

“Biraz tartıştık ya, seni üzdü mü bu?”

“Hayır,”

“Bir şeyler yaptım. Yiyelim mi beraber?”

“Daha iki saat önce yedim.”

“Bu sefer bana eşlik etsen?”

“Geç oldu ya, sen bu kadar geç yemezsin. Bir şey mi oldu?”

“Doğrusu bugün hiç yemek yemedim.”

“Gerçekten mi?”

“İştahım pek yok.”

“Ben de aynıyım.”

“Tutmuyorum o zaman seni daha fazla ayakta.”

“Gelirim. Yerim ben de.”

Verdiği mutluluk nefesiydi.

“Değneğini unutma.”

“Tabi,”

Değneğimi alıp masanın önüne geçmiştim.

“Çok iyi görünüyor.”

Ben yemekleri koklarken sol kulağımın ardında Murat’ın nefesi belirmişti.

“Güzel kokuyor mu?”

Fısıltı ve yakınlık… Çarpıcı bir kombinasyon gibiydi fısıltının kulağıma girişi. Beni içten geçirmiş, gözlerimi baygınlaştırmıştı.

“Otur istersen.”

“Hı hı.”

Onun bana servis açmasıyla bardaktaki vişne suyunu yudumlayıp ağzımdan püskürtmem bir oluyordu.

“Öhü öhü!”

“Mâni, boğazına mı kaçtı?”

“Boğazım yandı.”

“Su iç.” diyerek su bardağını elime vermişti. Onu yudumladığımda ağzımda iğrenç odunsu bir tat kalmıştı. Az önce içtiğim vişne suyunu koklayıp masaya geri bıraktığımda yüzüm hala berbat bir haldeydi.

“Ağır mı geldi sana viski?”

“Viski mi? Yanmış bir odunun tadı var mı deseler şunu içene kadar bilmezdim.”

“Tadı vişneli gazoz gibi geliyor bana.”

“Berbat bir şey.”

“Çikolatayla yeseydin ilkinde güzel gelirdi.”

“Genzime çakmak çaksan daha iyiydi Murat. Ben suyla devam edeceğim.”

“Uf, tahmin edemedim tadının senin için kötü olacağını. Ortamı beğenmeni istemiştim.”

“Biraz yemek yiyelim de şu tat gitsin artık.”

“Tabi, normal vişne suyu koyayım mı sana?”

“Su içeceğim.” diyerek yudumluyordum suyu.

“Sen git gide kızarıyor musun? Dur bir bakayım.” demesiyle yanağıma değmişti pürüzlü eli.

Utancımdan geri çekiliyordum.

“Bu da yasaktı değil mi? Elim sana değemez.”

“Alışkın değilim Murat. Hoşlanmıyorum.”

Yemeği yemeye başlıyorduk.

“Bu balığı bir daha böyle güzel tadamam herhalde.”

“Seni deniz mahsullerine alıştıracağımı söylemiştim. Bu sadece bir başlangıç.”

“Ellerin lezzetli.”

“Seni düşünerek yaptım.”

“Hayatında kaç kızı düşünerek yemek yaptın?”

“Hayatımda çok kıza yemek yaptım ama onları düşünerek hiç yemek yapmadım.”

“Çok kıza yemek yaptın.”

“Evet, doğru anladın.”

“Kerem, dememi kaldıramıyorsun ama bana başka kızlara yemek yaptığından bahsediyorsun.”

“Öyle mi küçük hanım? Kerem’den mi bahsedeceksin yine?”

“Murat, daha önce hiç sevgilim olmadığını bilmeni istiyorum. Hayatıma girecek kişinin benim gibi olmasını istemem suç mu?”

“Daha erken çıksaydın karşıma ilkim ve sonum olurdun.”

“Sanırım daha fazla sofranda oturamayacağım.”

“Neden?”

“Çünkü soruma karşı verdiğin yanıt bence yanlıştı.”

“Yapma, varlığı bile olmayan kızlardan bahsettiğim için buna takmayacaksın değil mi?”

“Pek umurumda değil. Sadece kıyas yapıyorum.”

“Umurunda olmak istiyorum.” diyerek sandalyeyi dizimin bitişiğine çekmiş ve masadaki yerini değiştirip yanıma olması gereken mesafeden daha fazla yaklaşmıştı.

“Mâni, sen benim güzelimsin. Senden rica ediyorum Kerem’den bir daha bahsetme.”

“Altı gündür devam eden duygusal sessizliğini ne bozdu?”

“Özlüyorum seni.”

“Derin bir çöküş yaşatıyor bana sözlerin. Duymak istemediklerimi dile getiriyorsun. Bunlar bana fazla.”

“Değil.”

“Ben hata yapmak istemiyorum. İçimden geçen ses gitmemi söylüyor.” İyi bir öpüşme kâh bir ırmak gibi dinginleştirir kâh çılgın akıp tüy köklerine dek diriltir bedeni. Peki onun arzulu bakışları beni başka zamanlara ve evrenlere götürmeden yaklaşan bir çift dudak engellenebilir miydi?

Sağ elim kapanmıştı nemli dudaklara ve belirmişti ses.

“Çat!”

Bir şaplak gibi yapışmış elim o dudaklara. Bir tedirginlik ve el titrekliğiyle basıp gitmiştim odaya.

“Aylin! Niye geç geliyorsun eve?”

“Makyajımı sileyim. Konuşuruz.”

“Derhal gitmeliyiz Aylin.”

“Benim gidecek çok yerim var Mâni. Senin bu evden başka gidecek yerin mi var? Otur işte.”

“Bir iki gün içinde ben gidiyorum Aylin. Sen istediğini yapmakta özgürsün.”

“Bekle gidersin. Herkes senin için kapısını açıyordu zaten. Açık bir kapı bulmuşsun orada yaşamayı dene. Dedenle olmaktan daha iyi burası.”

“Gitmeliyiz.”

“Bir sevgilim var Mâni. Ben giderim onun yanına.”

“Tamam, git Aylin. Zaten evde durduğun yok.”

“Her şeye laf diyorsun.”

“Tamam işte. Annen ararsa beni, seni söylemem Aylin. Ola ki bu yüzden yanımda duruyorsan artık sevgilinin yanına gidebilirsin.”

“Gerçekten mi? Söylemez misin?”

“Koca kızsın. Karar senin.”

“Harikasın. Askerden geldiğinden beri onunla görüşmek için İstanbul’a gelmem gerekiyordu. Burada çalışıyor çünkü.

“Nereli?”

“Bizim oradan.”

“Tanıyor muyum?”

“İsmail.”

“Yuh. Beni babamdan isteyen İsmail mi?”

“O çocukluğunda olan bir olaydı Mâni. Artık büyüdük.”

“Ben bu ilişkiyi onaylamıyorum.”

“Ben de Kerem’i onaylamıyorum.”

“Onun onaylanacak tarafı mı kaldı? Ama sizde atı alan Üsküdar’ı geçmiş.”

“Ben İsmail’in yanına gideceğim. Sırrımı koru. Evlenmek istiyoruz.”

“Mantıklı düşün canım. Üzülebilirsin.”

“Senin gibi benimde üzülmeye bağışıklığım var Mâni. Hatta erkekler konusunda baya bir bağışıklık kazandım.”

“Bağışıklığımız filan yok.”

“Üzülmeye bağışıklığımız olduğunu söyleyen sendin.”

“Küçükken seni korumak için söylediğim bir yalandı.”

“Bu yalan benim gerçeğim oldu.”

“Aylin, lütfen.”

Aylin’in ellerinden tutmuştum.

“Lütfen o adamın peşinden gitme.”

“Aptal gibi davranma.”

“O seni sevemez.”

“Hala seni sevdiğini mi düşünüyorsun?”

“Bunun cevabını sen biliyorsun. İstanbul’a arkama bakmadan kaçma nedenlerimi unutmuş olamazsın. Biraz daha orada kalsaydım dedem vuracaktı onu.”

“İnanmıyorum.”

“Neden?”

“Sana göre hangi aşk gerçek ki Mâni?”

“Yatacağım ben.”

Kendi yaşamımı zorlayan bu kısa gün benim için bitmek üzereydi. Arkadaşım gerçek olmayan aşkını yaşamak istiyordu. Yaşadığı onca aşkta olduğu gibi yine hayal kırıklığı yaşayacaktı. Yaşamayı istemediğim olayları sindirmek ve daha fazlasını taşıyacak güçte olabilmek için büyük bir nimet olan göz kapaklarımı kapayıp bir sonraki güne başlamak adına sermiştim bedenimi yatağa.

☆☆☆