11. bölüm · Yaşamak İçindi Duvarları

✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ

Sinem Yazıcı Tolan

Bölümler
1 ✅Yazar ile Tanışma: 2 ✅Kitap Tasarım Tanıtımı: 3 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ 4 ✅①.Bölümஐ İnsanların o yaralayıcı bakışları bitmiş ve geride kalmıştı. ஐ 5 ✅②. Bölüm ஐ Başlangıç, ஐ 6 ✅③. Bölümஐ Yanında kalmam gereken biri misiniz? ஐ 7 ✅④.Bölümஐ Yeni anlamlar barındırabiliyorsa bedenim, aşığım. ஐ 8 ✅⑤.Bölümஐ Dalgın gözlerin dilini o kadar çok konuşturdu ki her şey apaçık hale geldi. ஐ 9 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 10 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 11 ✅6.Bölümஐ Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. ஐ 12 ✅⑦. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ 13 ✅⑦. Bölümஐ Bu aşk kelimesi tüm kelimelerden daha da ürkütücüydü ஐ 14 ✅⑧.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ 15 ✅⑧.Bölümஐ Birini sevmek beni kana bular. ஐ 16 ✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ 17 ✅⑨.Bölümஐ Ben de senin için gelip geçiciyim. ஐ 18 ✅⑩.Bölümஐ Ben seninle ilgili tüm kilitlerin sahibiyim. ஐ 19 ✅⑪.Bölümஐ Öyle gürültülüydü ki bedenim sanki herkes beni duyabilirdi. ஐ 20 ✅⑫.Bölümஐ Yepyeni güneş doğuyor insanların üzerine, en güzeli kalbime. ஐ 21 ✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ 22 ✅⑬.Bölümஐ Ben... Seni bırakmaya alışkın değilim. ஐ 23 ✅⑭. Bölümஐ Bazen, ஐ 24 ✅⑮. Bölümஐ Bu beni daha acımasız gösterirken aslında daha acısız kılmaz mı? ஐ 25 ✅⑯. Bölümஐ İçimdeki acıyı yaşatanla içimi ferahlatan aynı kişi. ஐ 26 ✅⑰.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ 27 ✅⑰.Bölümஐ Bendeki değişimin nedeni sendeki bendim. ஐ 28 ✅⑱ .Bölümஐ Her şeyi tersleyen ben mi oluyordum? ஐ

🌸3.KISIM🌸

O an, kelimelerin yetmediği, hislerin karmaşaya dönüştüğü bir andı. Kalplerimiz birbirine öyle yakın ama aynı zamanda öyle uzak durmuştu ki... Söylenmeyenler, suskunluklar, kırılganlıklar ve yalanlarla örülü bir duvar yükselmişti aramızda. İkimiz de gerçeğin peşindeydik ama o gerçek, kendi içimizde saklıydı.

Ve tam o anda, neyin gerçek neyin oyun olduğunu ayırt etmek neredeyse imkânsızdı.

“Ne eksik biliyor musun Kerem? Bunların hepsi birer yanıltmaca. Şu an senin yaptığın gibi bir rol.” diyerek kendimi neredeyse onun yaklaşmakta olan dudaklarından çevirmiştim. Birkaç adım çekilmemle Kerem’in bozulan morali yüzüne yansır olmuştu.

Kerem’in yüzündeki ifadeyi bir an gözlemledim; şaşkınlık ve hayal kırıklığı karışmıştı. Fakat, o anın büyüsüne kapılmışken, içimdeki kararsızlık ve korkular birden kendini gösterdi. Bir adım geri çekilmemle, Kerem’in bakışlarındaki ışıltı kayboldu ve yerine hüzünlü bir bakış yerleşti.

“Rol mü? Sana yaklaşarak nasıl bir riske girdiğimin bile farkında değilsin. Senin tek hamlenle sana ait olabilirim ama elindeki fırsatı kaçırıyorsun.”

“Sen kendini fırsat olarak mı adlandırıyorsun? Ben bencil miyim sanıyorsun? Ne yani herkesin seninle olmak istediği yanılgısına düşüp seninle mi olmam gerekli? Tam olarak tahmin ettiğim gibi bir adammışsın.”

“Öpüşecektik biz az önce sen neyden bahsediyorsun?”

“Sen iflah olmaz bir şımarıksın Kerem. Kendi denginde birileri lazım sana. Benle uğraşma.”

“Murat mı kafanı karıştırıyor senin? Ona mı ilgin var? İkidir dudaklarımı geri çeviriyorsun!”

“Seni ilgilendirmez. Git kendi hayatına bak.”

Bir süre sessizlik hüküm sürdü. Aramızdaki gerilim, okyanus manzarasının büyüleyici sakinliğine rağmen hissediliyordu. Kerem, derin bir nefes alarak konuştu.

“Bu kadar hızlı bir karar vermene gerek yoktu, Mâni. Sadece, seni anlamaya çalışıyorum. Ama sanırım bu da bir hata,” dedi, sesi her zamankinden daha yumuşak ama aynı zamanda kırılgandı.

“Hata olduğunu tam şu an da mı algıladın? Bana o Juliet rolünü verdiğin ilk gün ne geçiyordu senin aklından? Daha beni tanımaya bile başlamadan neyin acelesiydi bu? Benim durağan hayatımın içerisine nasıl bir enerjiyle girdiysen daha fazla hata yapmadan beni o dersinden geçir ve aynı hızla çekip gideyim ben.”

“Beni hiç anlamıyorsun.”

Öyle dolmuştum ki taşasım vardı sadece.

“Ben bir dersim sadece öyle mi? Bir proje, bir oyun muyum? Bir hedef ya da bir zorunluluk... Ben sadece yolunu ilerletmeye çalışırken sana rastlayan bir insanım. Zorlaştırmasan keşke. Neyse, her neysen artık. Belki de bu kadar basittir, belki de daha karmaşıktır. Ama şu an bunu konuşmanın bize ne faydası var? Konuşmam saçma. Burada olmak fazla.”

“Fayda mı?” dedi hafif bir gülümsemeyle ama o gülümsemede hüzün vardı. “Bazı şeylerin faydası olmaz, Mâni. İnsan her zaman mantıklı bir sebeple bir şey yapmaz. Seni anlamaya çalışıyorum çünkü... Çünkü belki de bu kendimi de anlamamı sağlayacak. Ve evet, hata yapıyorum. Ama belki de hatalar, bir şeylerin yolunu açar. Ya da tamamen mahveder, kim bilir?”

“Ben senin çözeceğin bir bilmece değilim, Kerem,” dedim sert bir ifadeyle. “Ve kendini anlamak için beni kullanma. Eğer bu ders ikimiz için bir ‘oyun’sa, kurallar belli. Sahneye çık, rolünü oyna ve bitsin. Daha fazlasını arama. Daha fazlası yok çünkü.”

Kerem’in bakışları yere kaydı, sonra tekrar bana döndü. “Peki, Mâni,” dedi sessizce. “Haklısın. Daha fazlasını aramamam gerektiğini anlayacak kadar akıllı olmalıyım. Ama keşke... Keşke sen de bir anlığına o kadar zeki olmasaydın.”

“Zekâ ile ne ilgisi var bunun, Kerem? Sadece gerçekleri görmeyi tercih ediyorum, o kadar. Bu konularda hayal dünyasına kapılmak bana göre değil. Eğer buna zekâ diyorsan, o zaman evet, zeki olmayı seçiyorum.”

Kerem, bir an durdu ve sonra hüzünlü bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. “Senin o gerçek dediğin şeyler, Mâni… Sadece korkular olabilir mi? Belki de geçmişinde seni yaralayan bir şeyler, her adımını temkinli atmana neden oluyordur. Ama... her neyse.”

“Burada olmamın bir anlamı yok,” dedim sonunda. “Seninle konuşmaya çalışmak, sana bir şeyleri açıklamaya çalışmak... Bu, sadece zaman kaybı.”

“O zaman niye hala buradasın? Murat’ın yanındaydın değil mi? Benim bir değerim yok senin gözünde.”

“Kerem,” dedim yavaşça. Sesim istemeden de olsa yumuşamıştı. “Senin aklındaki düşüncelere ben kapalıyım. Sen de o taze düşüncelerini başka baharlarla yaşarsın. Bu senin için bir kayıp değil.”

“Okulda, derslikte seni görmeye devam edeceğim. O zaman da mı seni yok saymamı istiyorsun?”

“Yine beni notlarımla tehdit ediyorsun.”

Kerem, başını kaldırdı ve derin bir nefes aldı. “Belki de,” dedi alçak bir sesle. “Ama bu, benim yine de denememi engellemez. Murat’la bir ilişkiniz var mı?”

O an, Kerem’in ne kadar inatçı ve tutkulu biri olduğunu bir kez daha fark ettim. Ama aynı zamanda, bu inat ve tutkunun beni ne kadar rahatsız ettiğini de.

“Murat’la olan ilişkim seni neden bu kadar ilgilendiriyor?” dedim sonunda, sesimde istemsiz bir sertlik vardı. “Bu senin sorunun değil, Kerem. Eğer gerçekten bir şeyleri anlamak istiyorsan, önce bu tür soruları sormayı bırakmalısın.”

Kerem bir adım ileri attı, aramızdaki mesafeyi kapatacak kadar değil, ama hissedilecek kadar yakın. “Belki de bu benim meselem, Mâni,” dedi ve ekledi. “Çünkü bu sorunun cevabı benim için fark yaratabilir. Anlamaya çalışıyorum... Seni, bizi, her şeyi.”

Başımı iki yana salladım, çaresizce gülümsedim. “Anlamaya çalışmak bazen sadece bir bahanedir, Kerem. Gerçek şu ki, bu senin egonla ilgili. Seni birinin reddedeceği fikrine katlanamıyorsun, değil mi?”

“Beni böylesine basit biri mi sanıyorsun?” diye sordu, sesi bir anda yükseldi. “Senin düşündüğün kadar yüzeysel değilim, Mâni. Ama belki de seni anlamaya çalışmak bir hata. Belki de sen, anlamayı hak etmeyecek birisindir.”

Bu sözler içimde bir yerde bir şeyleri tetikledi. Sanki o an ikimiz de birbirimize daha fazla zarar vermeye başlıyorduk. Derin bir nefes aldım ve onu sakinleştirmeye çalışmadan konuşmaya devam ettim.

“Belki de öylesiyim, Kerem. Belki de hayatımda sadece kendimi anlamaya ihtiyacım var ve bir başkasının karmaşıklığıyla baş edemem. Seninle bu konuşmaları yapmam bile yanlış zaten. Ama bundan sonra ikimizin de kendi yoluna gitmesi gerek. Eğer beni görmeye devam edeceksen, bunu kabullenmek zorundasın.”

Kerem bir an sustu, gözlerini okyanusa çevirdi. Derin bir sessizliğin ardından başını salladı. “Haklısın,” dedi nihayet. “Belki de sadece hayal ediyordum. Ama hayaller... Bazen insana fazla gelir, değil mi?”

Ellerimi hafifçe kaldırıp aramızdaki mesafeyi yeniden belirginleştirdim.

“Kerem, bu konuşma hiçbir yere varmayacak. Ben sadece bu dersin ve bu durumun bitmesini sonrada hayatıma devam etmeyi istiyorum. Bunun ötesinde üstüme gelmen etik değil. Bu kadar tuhaflaştırmayı bırak,” dedim, sesimdeki sakinlik geri gelmişti.

Kerem, bir süre sessiz kaldı. Gözlerindeki yoğun ifadeyi okumak zordu ama hissettiği şeylerin ağırlığını hissedebiliyordum.

“Tamam, Mâni,” dedi sonunda. “Dediğin gibi olsun. Ama şunu bil ki... bazı savaşlar kolay kolay bitmez.”

“Bitmezse bitmesin,” dedim kararlı bir şekilde. “Ama bu savaş benim savaşım değil, Kerem. Senin konuşmalarınla ve hareketlerinle kimse ilerleyemez. Bunu bana mecbur kılmamalıydın ama oldu bir kere. Yaşandı ve bitti kifayetsizce. Aramızdaki anlaşılmazlık ve mesele bu. Ben burada sadece bir figürüm, o kadar. Notumu ver ve geçip gitmeme izin ver.”

Kerem, bir an için gözlerini benden ayırmadan baktı. Sonra hafifçe başını sallayarak, “Sanırım haklısın,” dedi. “Ama bu, senin düşündüğün kadar kolay olmayacak.”

Kerem, söylediklerimi sindirmeye çalışıyordu. Yüzünde garip bir karışım vardı: kabullenmişlik, inat ve belki de hayal kırıklığı. Tam bir şey diyecek gibi ağzını açtığı sırada kapının gürültüyle açılması hepimizi irkiltti.

Murat, odanın kapısında belirmişti. Kaşları çatık, nefesi hızlanmış, gözleri beni ve Kerem’i dikkatle inceliyordu. İçeri girerken bakışlarını özellikle Kerem’de yoğunlaştırdı, sanki her şeyin özünü anlamaya çalışıyordu.

“Mâni,” dedi sert bir ses tonuyla, “Seni arıyorum. Burada ne yapıyorsun?”

Şaşkınlıkla ona döndüm, bu kadar öfkeli görüneceğini tahmin etmemiştim.

“Murat, bu sadece... bir konuşmaydı,” diye açıklamaya çalıştım.

Murat, Kerem’e doğru bir adım attı.

“Bir konuşma mı? Sana kaç defa onunla yalnız kalmanı istemediğimi söylemiştim. Bu durumun seni rahatsız ettiğini görmüyor musun?”

Kerem soğukkanlılığını koruyarak hafifçe gülümsedi. “Murat, bu konuşma tamamen akademik bir meseleden ibaret. Lütfen gereksiz bir anlam yükleme.”

Öfkelenmiştim içten içe. Az önceki konuşmaların ardından nasıl da bir anda rol yapıyordu Kerem! Sadece akademik bir meseleye dönmüştüm bir an da onun için ama şimdi içimde bir ikircik oluşmuştu. Kerem beni korumaya çalıştığı için mi yalan söylüyordu yoksa durumu idare edebilmek için mi?

Murat, alaycı bir kahkaha attı. “Akademik mesele mi? O halde neden bu kadar gerginsiniz? Mâni’yi rahatsız ediyorsan, bu benim de meselem olur.”

“Murat!” dedim sertçe, araya girmeye çalışarak. “Kendi başımın çaresine bakabilirim. Bu ikinizin arasında bir hesaplaşma değil.”

Kerem, Murat’ın tavrından etkilenmiş gibi görünmüyordu. “Görüyorsun işte, Mâni gayet net ifade etti. Kendini bu kadar kaptırmasan iyi olur.”

Murat bir adım daha yaklaştı ve aramızdaki gerginlik iyice yükseldi. “Bak Kerem, bu konuda sabrım taşıyor. Mâni benim için önemli ve senin ona yaptığın hiçbir şeyin hoş görülür bir yanı yok.”

Kerem, karşılık vermek yerine, bakışlarını bana çevirdi. “Sanırım mesele yalnızca benimle ilgili değil belki de Murat’ın senin adına konuşmasına izin vermenle ilgilidir. Bu söylediklerinle çelişiyor, Mâni.”

Bu sözler beni bir an için susturdu. Ortamda bir anda yoğun bir sessizlik hâkim oldu. Murat’ın bakışları üzerimdeydi; açıklama bekliyordu. Kerem ise sakin ama kışkırtıcı bir şekilde beni izliyordu. Kendimi iki ateş arasında sıkışmış gibi hissediyordum.

Sonunda, derin bir nefes alıp Murat’a döndüm. “Beni yanlış anlıyorsun, Murat. Buradaydım çünkü bu konuşmayı bitirmem gerekiyordu. Ama şimdi bitirdim. Hadi gidelim.”

Murat’ın kaşları biraz gevşedi ama hâlâ temkinliydi. Kerem’e dönüp sert bir bakış daha attıktan sonra, “Eğer bir daha böyle bir şey olursa, bunun sonu hiç iyi olmaz,” dedi ve beni kapıya doğru yönlendirdi.

Kerem’den uzaklaşırken, Murat’ın mırıldandığını duydum: “Sana güveniyorum, Mâni. Ama bu Kerem denen adamla arandaki mesele bitmeli. Hele ki deden varken çok dikkat etmelisin.”

Yüzümde bir gölge belirdi ama cevap vermedim. Bu işin gerçekten bitip bitmediğinden emin değildim.

Murat ile odadan çıktığımızda koridordaki sessizlik üzerime bir ağırlık gibi çöktü. Adımlarımın sesi bile yankılanıyor gibiydi. Murat, yanımda sessizce yürüyordu ama huzursuz olduğu her hâlinden belliydi. Göz ucuyla ona baktım; çenesini sıkmış, dudaklarını ince bir çizgi hâline getirmişti. Bir süre sessizliğini bozmamasına izin verdim çünkü konuşmaya hazır olmadığını hissediyordum. Ama sonunda dayanamadı.

“Mâni, bana doğruyu söyle,” dedi aniden. Sesi alçaktı ama içinde saklı öfkeyi bastırmaya çalıştığı belliydi. “Bu adamla aranda tam olarak ne var? Sana bir şey yapmaya mı çalışıyor yoksa başka bir şey mi var?”

Derin bir nefes aldım. “Murat, Kerem ile aramda bir şey yok. Sana defalarca söyledim. Sadece... Eski meselelerin kapanmadığı bir durum bu.”

“İki dakika yalnız kalıp sonra onun yanında beliremezsin. Sen, ben seni gördüm. Kerem’in kapısını açan kadını gördüğünde senin için bitmedi mi bu durum? Hala niçin bu kadar zayıf görünüyorsun onun yanında?”

“Niçin böyle tepki veriyorsun?”

“Gördüm diyorum.”

“Notumu verecek olan öğretmenlerden biri Kerem. Onu ikna etmeye çalıştım. Hepsi bu.”

Murat derin bir nefes alıp başını salladı. Gözlerini kısa bir an yere indirdi ama sonra yeniden bana döndü. Bakışlarında hayal kırıklığı ve öfke vardı ama altında beni anlamaya çalışan bir taraf da seziliyordu.

“Mâni,” dedi, sesindeki ton yumuşamıştı ama hâlâ gergindi. “Onun seni nasıl etkilediğini göremiyor musun? Senin zayıf olduğunu düşünmüyorum ama bu adam... Seni Mânipüle etmeye çalışıyor gibi geliyor. Onunla konuştuğun her an, kendinden bir şeyler kaybettiğini hissediyorum.”

“Bu doğru değil,” diye karşı çıktım. “Ben Kerem’i ikna etmeye çalıştım çünkü bu mesele uzadıkça beni yıpratıyor.”

Murat ellerini cebine soktu ve başını geriye doğru eğerek derin bir nefes aldı. “Keşke bana tam olarak içinde ne olduğunu anlatabilsen. O zaman seni belki daha iyi anlayabilirim. Ama ne zaman bu adamla ilgili bir şey duysam, aklımda onun sana zarar verebileceği fikri dolaşıyor. Belki de fazla korumacıyım ama seni böyle bir durumda bırakmaya dayanamıyorum.”

“Korumacı olma demiştim. Bence bunu mesele haline getirmek yerine kendi işimize bakalım.”

Adım adım yürüyorduk.

“Murat, tam olarak nereye gidiyoruz?”

“Seni evine bırakacağım. Otoparka gidiyoruz.”

Murat’la otoparka doğru inerken onun adımlarına zor yetişiyordum. “Hızlı hızlı yürüme. Ayağım acıyor sana yetişmeye çalışınca. Adımların kocaman.”

“Biraz yavaş yürür müsün?”

“Hızlı yürü, geç kaldık.”

“Yavaşla.”

“Tamam, yavaşlarım.”

“Murat, Kerem’e fazla öfkelisin. Daha önce aranızda ne yaşandı?”

Murat, bir süre sessiz kaldı, adımlarını ağırlaştırarak yürümeye devam etti. Otoparka inen merdivenlerde yankılanan ayak seslerimiz dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı; bir yandan düşüncelerini kontrol etmeye çalışıyor, diğer yandan bana bir şey söylemek için doğru kelimeleri arıyormuş gibiydi.

“Mâni,” dedi sonunda, sesi alışılmadık şekilde yumuşamıştı. “Kerem’in seni etkilemesine izin vermemelisin. Bu sadece bir ders meselesi gibi görünse de... Durumun bundan fazlası olduğunu hissetmiyor musun?”

Ona döndüm.

“Murat, neden bu kadar büyütüyorsun? Onun beni etkilemesine izin vermek gibi bir niyetim yok.”

Murat hafifçe başını salladı, sanki söylediklerimi dinliyor ama tam olarak inanmıyordu.

“Sen öyle düşünüyorsun,” dedi alçak bir sesle. “Ama onun niyetleri düşündüğünden çok daha sinirlendirici olabilir.”

Sözlerindeki ima midemde bir düğüm oluşturdu. “Ne demek istiyorsun?” diye sordum, biraz daha yavaş yürümeye çalışarak.

“Şunu bilmeni istiyorum,” dedi Murat, bakışlarını bana çevirmeden. “Ben seni korumaya çalışıyorum. Eğer sana zarar verebilecek biri varsa, o kişiye karşı her zaman tetikte olacağım. Bunu sadece Kerem için söylemiyorum. Genel olarak...”

“Kerem bana zarar vermiyor, Murat. Sadece bazı yanlış anlaşılmalar oldu. Üstüne fazla gitme, olur mu?”

Murat bir süre cevap vermedi. Arabanın yanına ulaştığımızda durup derin bir nefes aldı. Direksiyon başına geçmeden önce kapıyı tutarak bana döndü.

“Mâni, bir gün her şeyi öğreneceksin. O gün geldiğinde bu konuşmamızı hatırla. Ve lütfen, bana güven.”

Sözlerindeki ağırlık bir anda omuzlarımda hissettirdi kendini. “Her şeyi öğreneceğim” derken ne demek istediğini anlayamıyordum ama yüzündeki kararlılık bir şeylerin gizlendiğini açıkça belli ediyordu.

Arabaya bindiğimizde sessizce camdan dışarı bakmaya başladım. Şehir ışıkları hızla yanımızdan geçerken zihnim, Murat’ın o son sözleri etrafında dönüp duruyordu. Ama onun bakışlarını üzerimde hissediyordum. Bir şeyler gizleniyordu. Murat'ın bu kadar korumacı ve öfkeli olmasının sebebi neydi? Kerem’in beni Mânipüle etmeye çalıştığına gerçekten inanıyor muydu?

Bütün bunları düşünürken, arabada yankılanan sessizlik içinde kalplerimizin farklı nedenlerle hızlandığını hissedebiliyordum. Ama hangimiz doğru bir yol izliyorduk, bilmiyordum. Tek bildiğim, Murat’ın gözlerindeki o tanıdık ama karmaşık ifade, bana onun da kendi savaşlarını verdiğini anlatıyordu.

Araba sessizliğin ortasında ilerlerken, zihnim Murat’ın sözlerine takılıp kalmıştı. “Her şeyi öğreneceksin.” Bu cümle, bazı sırların zincirini haber verir gibiydi ama aynı zamanda beni hazırlıksız yakalamıştı. Murat'ın bana anlatmadığı şeyler olduğu aşikârdı fakat bunları öğrenmek isteyip istemediğimden emin değildim.

“Murat,” dedim sonunda, sesim gergin bir şekilde sözcüklerime eşlik ediyordu. “Ne demek istedin? Neyi öğrenmem gerekiyor?”

Bakışlarını yoldan ayırmadan, bir an sustu. Sanki doğru cevabı tartıyor ya da nasıl ifade edeceğini düşünüyordu. Sonra, derin bir nefes alarak konuştu.

“Bazen bazı şeyleri hemen öğrenmek iyi değildir. Şu an senin yanında olan benim. Buna odaklanalım mı Mâni?”

“Sizin aranızdaki mesele ne?” dedim, sesimde bir titreme vardı ama buna rağmen soğukkanlı kalmaya çalıştım.

“Daha güzel şeylerden bahsedelim mi?”

“Aranızda kız meselesi mi var? Yoksa onun evinde gördüğüm o kız senin eski sevgilin falan mı?”

“Yok,” dedi kısa ve net.

“Peki niye bu öfke?”

Sanki toprağın altını eşelersem bir şeyler çıkacak gibiydi.

“Kerem’i tanımak senin lehine değil inan.”

Onun gözleri yola dönüktü ama sesi...

“Benimle ilgili rahatsız olacağın bir durum yok, Murat. Sadece bir şeyler eksik. Gösteride müzisyendin, Kerem’den rahatsız olmadın. Ama onunla bir meselen varsa, neden onun olduğu yerlerde buluyorsun kendini?”

“Bu mesele sadece kişisel değil. İnsan bazen bir şeyi çözmek için, onun tam içine girmeli. Uzak durmak her zaman çözüm olmuyor.”

“Bunun için zorunluluğun olmadığını düşünüyorum.”

“Sana küçük bir tüyo vereyim mi?”

“Ne gibi?”

Dönüp yüzüne baktım. Bu defa kaçmadı.

“Ben de bu üniversiteyi bitirdim. Bu ve rahmetli annemden kalan bazı okullarla özel olarak ilgileniyorum. Annem yatırımlarını hep eğitime yaptı. Müzikle eğitimi birleştirmek, onun ruhunu yaşatmak gibi geliyor bana. Buradaki bazı hocalarla hâlâ iletişim hâlindeyim. Bu dönem okulda bu kadar bulunmam tamamen müziksel nedenlerle görünse

de... Asıl sebebi annemdi.

“Bunları biliyor muydu insanlar?” dedim, istemeden.
Murat hafifçe gözlerini kaçırdı, sonra tekrar bana bakarak cevap verdi.
“Biliyordu, evet.”

Kelimeleri titremiyordu.

“Bu kadar şeyi daha önce neden söylemedin?” dedim, biraz buruk ama merakla.

Gözlerini bir an benden kaçırdı, sonra tekrar döndü.

“Dinlemezdin ki. Belki de yanlış anlama ihtimalini düşündüm. Burada olmak, herkes için aynı anlama gelmiyor, Mâni.”

“Yani... O karşılaşmalar, hepsi sadece tesadüf müydü?”
Kafamda birikmiş her düşünce cümleye dönüşüyordu artık.
“Bazen çok zorluyorum her şeyi. Ama bu şehirde bu kadar denk gelmek... neredeyse imkânsız. Beni buraya getirmen, her defasında yanımda olman, Kerem’in hep bir yerlerden çıkması... Tuhaf değil mi sence de?”

Kalbimde kıpır kıpır bir şey vardı. Anlamlandıramadığım ama hep orada olan bir his.

Murat durdu. Arabaya birkaç adım kalmıştı. Gözlerini yere indirdi, sonra başını hafifçe kaldırarak bana baktı.

“Tesadüf mü? Belki. Ama bazen bir şeyin içine, sadece görmek için değil, korumak için de girilir. Ve bazı yollar, biz fark etmeden kesişir.”

“Sen ne için girdin hayatıma?” dedim istemsizce çünkü onun bana ihtiyacı yoktu ama ben burada yaşayabilmek adına ona muhtaçtım.

“Kendimden eksiltmekten öyle yorulmuştum ki ve sen öyle tanıdık öyle içten bir yerden geldin ki ben senin gülüşünü görene dek somurtmana âşık oldum. Sen de bunu mu duymak istedin? Çünkü duymak istediğin buysa eğer aşkım bir tesadüf değildi.”

“Sıkıştırma beni.”

“İçin rahat olsun.”

Murat’ın son cümlesi arabada yankılanan sessizliği bir kez daha doldurdu. “İçin rahat olsun,” dediğinde, sesi yumuşaktı ama altında yoğun bir anlam saklıydı. Söylediklerinin bir kısmını anlamıştım, diğer kısmı ise karmaşıklığını koruyordu. Araba ilerlerken bakışlarımı camdan dışarı çevirdim, sanki şehir ışıkları zihnimdeki bulanıklığı dağıtacakmış gibi.

“Murat,” dedim yavaşça, gözlerimi hâlâ dışarıdan ayırmadan. “Bana tam olarak ne söylemeye çalışıyorsun? Kerem’in tehlikeli bir tarafı mı var?”

Murat bir an duraksadı, sonra derin bir nefes aldı. “Mâni, bazı şeyler zamanında söylenir. Ben sana her şeyi anlatacağım ama şu an da yalnızca şunu bil: Bu durum düşündüğünden daha kapsamlı. Kerem’in kim olduğu ya da seni neden bu kadar etkilediği... Bunların cevabını bulmak seni zorlayabilir. Ama sana güveniyorum. Ve seni yalnız bırakmamaya kararlıyım.”

“Biliyorum ki cevapları ben. Kerem sadece kendi zevkini düşünen biri. Duygularımı önemsemeden insanların ortasında beni küçük düşürüp saçma iltifatlar, kızgın söylemler sunabilir. Senin onunla derdin ne ben asıl bunu merak ediyorum.”

“Mâni,”

Onun bu kadar korumacı tavrı anlamsızdı yine de söylediklerinin ardında başka bir hikâye yattığını hissettim.

“Murat, başka bir sırrın varsa bana söylemelisin. Çünkü bu hâl, beni de huzursuz ediyor.”

Gözlerini bir an için yoldan ayırıp bana baktı. Gözlerinde bir sıcaklık vardı ama bu sıcaklık, bastırılmış bir acıyla karışıktı.

“Mâni, senin bilmen gereken şeyleri ben belirlerim. Ama şu kadarını söyleyebilirim: Ben senin yanındayım. Her zaman.”

“Murat, bugün varsın yarın yoksun sen. Beni uyarman insanca ama koruma çaban hunharca. Anlayabiliyor musun bunu? Söyle veya söyleme bir süre sonra umursamayacağım nasılsa.” dediğimde her ikimizde suskunluk yemini eder gibi suskunlaşmıştık geri kalan yol boyunca.

Araba nihayet benim evin önüne geldiğinde, Murat kapıyı açmam için hamle yapmadan önce bir kez daha konuştu. “Bir şey soracağım,” dedi, sesi daha hafif ama kararlıydı. “Kerem’le olan her konuşmanı bitirdiğini söyledin. Bu, gerçek mi?”

Duraksadım, cevabımın onu nasıl etkileyeceğini düşünerek.

“Bu benim meselem, Murat. Ben halledeceğim.”

Murat başını salladı ama yüzündeki ifade tatminsizdi. “Umarım bunu yaparsın. Çünkü o adamın, sadece senin değil, benim de hayatımı altüst etmesine izin vermeye niyetim yok.”

Bu sözleri işitmek beni şaşırttı. “Senin hayatını mı?” dedim, kaşlarımı kaldırarak. Ama Murat yalnızca sırıttı, hafifçe başını salladı. En iyisi geri kalan vakitte susmak ve inerken sakince vedalaşmaktı. Başımı geriye yasladım ve saatin kaç olduğuna bakarken zaman akıyordu. Murat arabayı evin önünde durdurduğunda, farların aydınlattığı merdivenlerin başında dedemi gördüm. İki katlı evimizin üst katındaki balkonun ışığı yanıyordu, dedem üst kattaki merdivenlerden yavaşça aşağı inerken üzerindeki hırkayı düzeltip omuzlarına çekti.

Ben kapıyı açmak üzereyken Murat da arabadan inip dedeme doğru birkaç adım attı. “İyi akşamlar efendim,” dedi, saygılı bir ses tonuyla. “Geç saatte rahatsızlık verdik.”

Dedem basamaklardan inerken elini hafifçe kaldırıp durdurdu. “Bir dahakine bu kadar durmayın dışarıda. Geç oldu. Gel hele buraya.”

Murat, dedemin yanına gidip elini sıktı. Dedem elini bırakmayıp diğer eliyle de Murat’ın omzuna hafifçe vurdu. “Demek bu gece onu sağ salim getirdin. Helal olsun sana. Bir daha bu kadar geç evin yolunu bulmayın.”

Murat “Tamam dedeciğim.”

Murat gülümseyerek, “Estağfurullah, görevimiz efendim. Sizin emanetinize gözümüz gibi bakarız,” dedi.

Dedem başını salladı, yüzünde bilmiş bir gülümseme vardı. “Böyle konuşmalar hoşuma gider evlat. Ama unutma, Mâni inatçıdır. Onunla baş etmek kolay değildir. Bazen seni zorlayabilir.”

Ben arabanın diğer tarafından onları izlerken gözlerimi devirip mırıldandım, “Sanki duymuyorum...”

Dedem gülerek bana döndü. “Duy tabii, duyman lazım! Murat’ın sabırlı olması gerektiğini söylüyorum.”

Murat, dedemin bu lafına gülümsemekle yetindi ama göz ucuyla bana bakmayı da ihmal etmedi. “Mâni’nin farklı bir enerjisi var, evet,” dedi kibarca. “Ama ben onunla anlaşabilmek için elimden geleni yaparım.”

Dedem bu sözlere daha da keyiflendi. “İyi, iyi,” dedi. “Belli ki aklı başında bir delikanlısın. Daha sık gel, olur mu? Aile ortamını seversin belki. Yukarıda biraz çayımız da var ama... geç oldu, senin de yolun vardır.”

Murat, hafif bir eğilerek teşekkür etti. “Bir dahaki sefere çayınızı içmeye mutlaka gelirim,” dedi. “Mâni'ye emanetiniz gözümün önünde efendim.”

Dedem, onun bu sözlerinden hoşnut kalmış gibi başını salladı. “Hadi bakalım, yolun açık olsun. Dikkatli sür.”

Murat “Mâni, yarın görüşürüz.”

Keşke Murat şöyle demeseydi. Dedemin yanında olabildiğine tehlikeli sulardaydım zaten. Hem eve geç gelmiştim hem de yanımda Murat vardı. Her gün her gün Murat’la görüşeceğim fikri uyanırdı bu cümlenin ardından dedemin aklında ve ben işte bu cümleden tırsmıştım.”

Dedem “Hadi öp damadımın yanağından. Bir göreyim sizi.” Dediğinde ben oracıkta emanet gibi hissetmiştim kendimi. Ben dedemden korkarken o Murat’ı öp mü diyordu sahi?

Murat’ın söylediklerinin ardından dedemin o beklenmedik teklifi, hem yüzümü hem zihnimi allak bullak etti. “Hadi öp damadımın yanağından,” dediğinde içimdeki panik, kalp atışlarımı hızlandırdı. Şaşkınlıkla Murat’a baktım. Onun yüzünde hafif bir gülümseme belirmişti, ama bu gülümseme, durumun komik olduğunu düşündüğünden mi yoksa beni bu halde görmekten hoşlandığından mı kaynaklanıyordu, bilemiyordum.

“Dede! Ne diyorsun sen?” diye itiraz ettim, şaşkınlıkla.

Dedem ise omuz silkip tamamen ciddi bir ifadeyle konuştu. “E canım, nişanlınız değil mi? Yakışır böyle şeyler. Hem Murat bunca yolu seni getirmiş, bir teşekkür etmenin tam sırası.”

“Dede, lütfen...” dedim, utancımın ve mahcubiyetimin doruklarına ulaşarak. Murat ise durumu eğlenceli bulmuş olacak ki hafifçe gülümseyerek dedeme döndü.

“Efendim, gerek yok gerçekten. Mâni’yi rahatsız etmek istemem,” dedi, sesi her zamanki gibi nazikti. Ama dedem bu cevaptan pek tatmin olmamıştı.

“Rahatsızlık mı olurmuş evlat? İki genç insanın arasındaki sevgi gösterisi ayıp mı şimdi? Mâni, yavrum, hadi artık!”

Murat artık müdahale etmek için bir adım daha atmaya karar verdi. “Dedeciğim, Mâni'yi fazla utandırmayalım. Bu saatte ona zorluk çıkarırsam, yarın benimle bile konuşmaz,” dedi, göz ucuyla bana bakarak.

Dedem bu açıklamayla daha da keyiflendi. “Bak sen şu evlada. Kızımı koruyor ha! İyi iyi, hadi bakalım, bu seferlik affediyorum. Ama bak, bir dahaki sefere bir çay içimlik mutlaka uğra, tamam mı? Gönlüm rahat etsin.”

Murat nazikçe başını eğdi. “Elbette. Davetiniz için teşekkür ederim.”

Dedem nihayet bizi rahat bırakmaya karar verdiğinde, hemen eve yöneldim. Murat arabaya dönerken son bir kez bana seslendi: “Mâni, iyi geceler. Yarın görüşürüz.”

“İyi geceler,” diye mırıldandım ama dedemin yanındaki halime bakılırsa, çoktan pişman olmuştum. Dedem kapının eşiğinden bana bakarak başını iki yana sallıyordu.

“Mâni, oğlanı ürkütme ha! Belli ki sağlam delikanlı. Böylelerini bulmak zor.”

İç geçirerek dedeme baktım. “Dede, beni rezil etmekte üstüne yok.”

“Düzgün konuş benimle. Evleneceksin sen bu adamla. İnatçılık etme oğlana.”

Çoktan yukarı çıktığımda hala dedeme cevap vermemiştim. Oraya vardığımda dedem hafifçe güldü ve kolunu omzuma dolayarak beni içeri çekti. “Hadi kızım, ben senin iyiliğini düşünüyorum. Yarın düşün bakalım Murat’a ne diyeceksin!”

Eve girerken, Murat’ın söyledikleri ve dedemin tuhaf konuşmaları aklımda dönüp duruyordu. Bu gece kesinlikle kolay kolay unutulmayacaktı. Ardımdan içeriye giren dedem bana Murat’la mutlu olup olmadığımı soruyordu. Eğer buna ikna edici bir yanıt vermezsem bir sonraki soru bu ilişkinin nedenine kadar gidecekti.

Karşısındaydım işte dedemin yine.

“Neden oğlana soğuk yapıyorsun? Yoksa onu sevmiyor musun?”

Duraksamıştım. Dedemdi karşımdaki. Gerçekten bir sevgiliyle çıksaydım onun karşısına ne derdim? Hiç tatmadım ki bir aşkı bileyim.

“Âşık olmadığın biriyle mi berabersin kızım sen?”

“Dede,”

“Söyle,”

“Ben senin karşına biriyle nasıl çıkılır bilmiyorum. Evlilikten bahsettin. Karşına kimi getirdiğimin bir önemi var mıydı?”

“Karşıma Murat’ı getirecek cesaretin vardı.”

“Çünkü o senin karşına çıkmaya cesaret etti.”

“Sizi evlendirdiğimde de yanak büzecek misin çocuğa?”

“Takriben ne zaman düğün tarihini düşündün dede?”

“Okul başlamadan yapalım.”

“Bir ay bile değil. Onun ailesi buna hazır mı?”

“Ben nişanladım sizi. O da ailesine sözünü geçirsin. Ben kızı veriyorum naz etmesinler.”

“Yangından mal kaçırır gibi hem de.”

“Başlatma yangından mal kaçırmasına! İstanbul diye kudurdun. Otursaydın dizinin dibinde evlendirmezdim seni.”

“Yapma dede.”

“Arkadaşımın evini oku diye kiraladım. Adam deden evdeyken sabaha kadar kapının dibinde yattı. Ne derler bunu görseler bana? Torunun kudurmuş derler. Konuşturma beni.”

“Murat’la evleneceğim ama tarihi ben seçerim.”

“Dönemin başlamadan evleneceksin.”

“İkinci dönem bitince dede. Üç ay daha sabret.”

“Çok uzun.”

“Dede, insanlar kaç sene nişanlı kalıyorlar. Yapma bunu bana. Bırak Murat’ı daha iyi tanıyayım.”

“Evlilikte günahsız tanırsınız birbirinizi.”

“Kısma artık hayatımı. Ya evlilik için erken verilmiş bir kararsa? Şu an zaten yanımdasın. İkinci dönemi de bırak atlatayım.”

“Olmaz dedim.”

“Annemle babam gibi mi olayım dede? İstemediğim bir evlilikte istemediğim bir çocuk mu kalsın senin başına?”

“Mâni, senin dilin yine fazla uzadı.”

“Benimle burada kal o halde. Endişen neyse burada ol. Okuluma gideyim.”

“Okuluna gitmek bir bahane. İstanbul’u yaşamayı öğrenmek istiyorsun. Sen gelirken ben dönüyordum Mâni.”

“Her ihtimalde yaz başlamadan evlenmiş olacağım. Lütfen dede.”

“Söz ver. Söz ver yaz başlamadan Murat’la evlenmiş olacağına.”

“Dede!”

“Söz ver!”

“Tamam, söz veriyorum.”

“Tamam, git odana ve düşün şimdi.”

Odama doğru giderken aklımda sadece bir şey vardı: Kerem. Murat ne kadar uğraşsa da Kerem’in varlığı, söyledikleri, bana yaptıkları bir şekilde hep hayatımda kalacaktı. Murat’ın bana gösterdiği korumacılık bile, Kerem’i unutmamı zorlaştırıyordu. Bir yandan Murat’a da hak veriyordum ama diğer yandan Kerem’in bana ne kadar zarar verebileceği de aklımdan çıkmıyordu.

Odaya girdiğimde, pencereyi açıp biraz hava almak istedim. Bir yandan da kafamda Kerem’in varlığı yankı yapıyordu. O ve Murat arasındaki o gizemli bağın ne olduğunu hala çözebilmiş değildim. Kerem’in bana olan yaklaşımını, Murat’ın uyarılarını... Her şey bulanıktı. Ciğerimden bir parça koparıp bir şişenin içerisine tıksalar ve dalgalar savursa bir balıkçı teknesine doğru. Çekse balıkçının kancası usulca şişeyi, içinden çıkanı gördüğünde fark eder miydi o ciğerin bu dünyadaki en tutsak insanlardan birine ait olduğunu?