25. bölüm · Yaşamak İçindi Duvarları
✅⑮. Bölümஐ Bu beni daha acımasız gösterirken aslında daha acısız kılmaz mı? ஐ
Şubat 7
Yıllardır gördüğüm her şey doğruymuş. Gerçek aşk, ulaşılması imkânsız bir zirveymiş, adı bile anılmaya cesaret edilemeyecek kadar yüce bir mertebeymiş. Yaşanamayacak kadar güzel, kalbi delip geçe-cek kadar keskin, geride yalnızca boşluk bırakan bir girdapmış. Şü-kürler olsun ki gerçek aşkı tatmadım; kalbim bu dipsiz kuyunun ka-ranlığında kaybolmaktan kurtuldu. Ama yine de aşk, içimde sızısını hep hissettiğim, derin bir yara bandı gibi iz bırakmaya devam ediyor.
Artık ne haftalara ne de aylara yenik düşeceğim. Şu an en kolay olanı seçmeliyim: unutuş. Ama her şey hâlâ çok taze değil mi? Senin-le yaşamayı serbest bırakmışken, nasıl bu kadar acımasızca hapsedil-dim? Çizgilerimin en sert darbesini sen vurmadın hafızama belki ama sevgimi paylaşmaya ilk kez bu kadar yaklaşmıştım. Sana gelmiştim fakat şimdi bu sert darbeyi yeni bir çizimle boyayamıyorum. Bunun yerine, yok ediyorum. Seni sevgilim olarak görüp, yüzüne açıkça hay-kırmak yerine seni ittim. Söyleyeceğin hangi kelime o anı silip hafı-zamı rahatlatabilirdi ki? Sen de Kerem’in yaptığından farksız bir iz kazımamışken ruhuma, seni nasıl anlayabilirdim? Dinlemedim işte. Ben Kerem’in yanında durarak, onun kollarında karakterimi kirlettim ve bu beni daha acımasız gösterirken, aslında daha acısız kılmıyor mu?
Lokantaya girer girmez içimdeki enerji, bedenimden çıkıp uçmak is-tercesine kayboluyordu. Gecenin sessizliğinde kimse yokken, kendi-mi işime vermekten başka çarem yoktu. Ortalığı toparlamış, gözden kaçan detayları düzeltiyor, yırtık menüleri onarıyordum. Paspas elimde, zemin ayaklarımın dibinde, saatlerdir biriken lekeleri foşur foşur çitiliyordum. Belki de temizlediğim yalnızca yerler değil, zih-nimde birikmiş dağınık anılardı.
Bazı lekeler, gözümüzden kaçtığında kalıcı izler bırakır ya hani, tıpkı hafızama kazınan anılar gibi. Bir lekenin kaybolmasını sağlamak için tüm gücümü harcıyor, ona yoğunlaştıkça içimdeki düşüncelerden sıyrılıyordum. O çıkana kadar benim de aklım rahat etmeyecek gibi geliyordu. Sanki onu temizlediğimde içimde bir şeyleri de çözmüş olacaktım. Ama her şey tastamam olsa bile, hissettiğim boşluk hiç azalmıyordu.
Elimdeki paspası kenara dayayıp, yorgun düşen bedenimi sandalye-lerden birine bıraktım. Belime sıkıca sardığım önlüğe elimle silinerek telefonumu açtım.
“Bu saatte seni önemseyen biri yokmuş. Herkes uyurken uyanık olur-san böyle olur. Ama ya herkes uyanıkken de yalnız hissediyorsan?”
Dün gece uykuyla uyanıklık arasında yazdığım bu cümle, ekranımda parlıyordu. Beni en iyi ben anlıyordum ama bazen kendimi bile sus-turmak istiyordum.
“Yok, aşkın öyle bir sesi
Dokunamaz, diyarı eskiymiş
Senden kalan o eski hatıralar, bana ulaşmaz
Gönlümden geçmez bir tufanla.
Bana mı bu engelin?
Bana mı bu tavrın?
Yumuşamadı içim, sözlerinin engeli oldu
Acımasız, derin duyguları sana atfettim.
Ve gittiğimde göremedim diyarlarını
Bana mı bu engelin, orda dur lütfen.
Soluğundan yakalarsam, yakalarım mı bilmem.
Bana mı bu engelin
Bana mı bu haykırışların?
Yakınlığında eziyeti varlığın
Duymam, durmam ki daha fazla durulmam.
Yaşanacak ne çok şey kaldı oysa.
Bana mı bu engelin?
Bana mı bu sualin?
Seni severdim, güzelliğim.
Kalbimle baş başa duydum senin olduğun…
Bana mı bu engelin
Bana mı bu sualsiz bakışlarındaki kabiliyetin?
Durmam, duymam.
Zamanım dar olsa da kindar olamam.
Bir soluğunla yolcuyum kapına.
Duysam, bana bir dursan
Bana mı bu engelin?
Bana mı tüm derdin?
Hayatın içindeki haykırışınla tüm engelin
Çırpınma, çırpınmak yaramaz
Eline al düsturu, sok her şeyi yoluna.
Bana mı yaramazdın, bana mı?
Sormak, sormam.
Üzgün olmak her zaman kolay
Sana bakmak niye zor olanı?
Dokunmak, dokunmadan yaşayamam.
Bana mı bu engelin?
Bana mı bu sualin?
Seni ne çok severdim.
Kalbimdeki yerini.”
Bu tek soluğa sığmayan ve küçük bir yüreği hırpalayan uzun bir bes-te. Bu dillere destan olamadan yitip giden sıradan bir aşk seyahati gi-bi. Bavulunu dahi almadan, kendinden dahi küçük bir kaçış. Duvarları top yekûn yıkarken dahi hissettirmeyen ama aynı duvarlara aniden bürünen bir ada. Şu ellerimin arasındaki acıma hissinden bin kat da-ha acıtan, yaşayan bir kâbus. En az yerden çıkması istenilen lekeler kadar inatçı fakat çıkmaya da bir o kadar gönüllü. Çektirdiği ıstıraba rağmen yok etmek istemiyorum ki ben onu. Bir şarkı gibi çünkü. Kal-bimi aşkla yeksan etti. Düşüncellerimi kendisine ait kıldı. Bu bile iyi hissettirmeyi başarırken niye üzüleceğim o tek an bana malum oldu da gidip o anı gördüm? Rüyalarım dahi içten içe bana yardım etmek için çabalarken benim kendime dolaylıda olsa çektirdiğim bu eziyet hakkında ne yapmalıyım?
“Belki de beni ağlayacak kadar sevmedin! O yüzden de aramıyordun.”
Oracıkta yığılmamak için topluyordum gücümü.
Paspaslama işi bazen şarkı söylemeye benzer. Bu aslında hepimizin bir ortak tarihidir. Çoğumuz temizlik esnasında şarkıcı hissetmişizdir kendimizi. Sonra kendimize göre dünyanın en güzel figürlerini sergi-leriz. Bu da güzel bir kafa dağıtma yöntemidir çünkü şu an için vakit geçirecek daha anlamlı bir şey yoktu. Bir film izleyebilirdim belki fa-kat saatlerce bir filme bağlı kalacak kadar da unutmak istemiyordum onu. Hem iyi hem kötü geliyordu onu düşünmek bana.
Birkaç tıkırtı peydah oluyordu lokantanın dışında, bense saate bakıp endişemi azaltmak istemiştim. Tamam gündüzdü ama birinin buraya gelebileceği bir saatte de değildik ki. Saniye annem ve Refik babam bugün hastaneye gidecekleri için akrabalarında kalmışlardı dün gece. Kapının dışından gelen tıkırtılardan işte bu yüzden irkilmiştim çünkü lokantada tektim.
Tokmaklanan kapının ardından ince bir kadın sesi geliyordu.
“Kızım. Açılmadı mı hala?”
Kapının önünde hem cismiyle hem de sesiyle beliren kişi lokantaya arada gelen teyzelerden biriydi.
“Kız Mâni, benim ben. Teyze 3.”
“Teyze 3.”
Kapıyı açmıştım.
“Teyze 3, bir şey mi oldu?”
Soğuk olan bu havada teyze 3'ü dışarıda bırakmayarak içeriye girme-sine izin veriyordum.
“Allah razı olsun kızım. Şöyle iki dakika soluklanayım.”
“Soluklanın tabi ama lokantayı öğlede açacağım. Şu an herhangi bir servisimiz maalesef yok.”
“Yok kızım, yemek için gelmedim. Benim oğlan gelecek birazdan. İki dakika oturur konuşursunuz.”
Güler yüzlü bakışlarım yerini çatık kaşlara bırakıyordu.
“Peki, ben size bir su getireyim.”
Sahtede olsa güler yüzlü olup mutfaktan su doldurup geliyordum tey-zenin yanına.
“Buyurun.”
“Allah razı olsun kızım.”
Suyu üç yudumda bitiriyor ve “Su verenlerin çok olsun.” diyordu.
“Teyze 3 sen nereden geliyorsun böyle yorgun argın?”
“Sorma kızım, taksici beni yanlış yerde indirdi. Buraya gelene kadar canım çıktı.”
“Teyze 3 sen burada oturmuyor musun?”
Teyze 3'ün telefonu çalıyordu. Telefonunu açıyordu.
“Oğlum, geldin mi?”
“Gelemedim, şoförü gönderdim. Birazdan gelip seni alacak.”
“Biz seninle ne konuştuk evladım?”
“Acil bir işim olmasaydı emin ol gelirdim babaanne.”
“Tamam oğlum. Kapatıyorum.”
Teyze 3 telefonu kapatırken ben şaşkın gözlerle cümle kurmaya baş-lamasını bekliyordum.
“Ah şu gençler. Bir işi biter diğer işi başlar. Bir mürüvvetinizi göre-medim.”
“Ben işime devam edeyim.”
“Güzel güzel torunlarım olsa kötümü olur evladım?”
Sabahın bilmem kaçında bu teyzenin ne işi vardı ki burada? Zaten bir günlük sevgilim tarafından aldatılmışım bir de görücü çıkıyor başıma. Dedem mi beddua ediyordu bana da huzuru bulamıyordum ben?
“Zamanı geldiğinde her şey olacaktır teyze.”
“Ah bir gelse o zaman. Ben sizin yaşınızdayken elimde kızım, kar-nımda oğlum vardı.”
“Haklısın teyze.”
Teyze 3 daha önceden de böyle konular hakkında konuşurdu fakat bu sefer baya dertlenmiş gibiydi.
“Ben kalkayım kızım. Bizim arabanın sesini duyuyorum.”
Benim işitemediğim sesi işiten teyzeye arabaya kadar eşlik ediyor-dum. Ona el sallayışımın ardından lokantaya geri dönüyordum. Öğle-ye doğru gelen müşterileri ağırlıyor akşama doğruysa müşterileri uğurlayıp lokantayı kapatıyordum. Saniye annemi arıyor ona durum-larını soruyordum. Telefondan duyduğum sesler “Bugün de kalırsınız Refik.” diyordu. Refik babam ikna olmuş olmalı ki bu akşam gelmeye-ceklerini söylüyordu. Kapanan telefonun ardından şimdi ne yapaca-ğım sorusu aklıma giriyordu. Günü atlatıp akşam olunca uykusuzlu-ğumu gidermek için lokantayı kapatıp uyumaya odama gitmiştim. Havanın ısısı düne göre akşama doğru artmıştı bence. Kombiyi yak-mama gerek kalmadan battaniyenin altında uyumuştum.
☆☆☆
“Tak! Tak! Tak!”
Güçlü bir “Tak!” daha ekleniyordu ardından. İşte o an da zıplıyordum yataktan. O an ki korkuyla çantamdan biber gazını alıyordum. Lo-kantaya geçme konusunda tereddüt edip birinden yardım alabilmek için telefonuma sarılıyordum.
“Kerem olmaz. Kim bilir kiminledir?” diye geçiriyordum aklımdan.
“Biber gazı! Ya iki kişiyseler ya daha çok kişiyseler ne yapacağım ben? Kapıdaki teyze 3 olsa sesini duyardım. Bu saplantılı biri mi acaba?”
Uyku başıma vurmuş olmalı ki saçma sapan bir hale bürünmüştüm.
İçim vesvese verip dururken biber gazıyla beraber Allah ne verdiyse gitmiştim kapının ardına kadar. Bir an da kapıyı açıp sıkacaktım elim-deki gazı.
“Bu şansızlıkla biber gazı çalışmaz. İnşallah bozuk değilsindir.”
Kapıyı açtığım gibi sıkacaktım biber gazını ki ucuz kurtuluyordu o.
“Hop, o ne?”
“Murat,”
“Biber gazı. Sıkmamı istemiyorsan git buradan.”
“Konuşmak için çok az vaktim var Mani.”
“Daha kolayı var. Çek git geçen seferki gibi.”
“Mani, konuşalım.”
“Bir günlük sevgililiğin nesini konuşacağım ben seninle?”
“Olanları konuşabiliriz.”
“İstemiyorum.”
“Kırıldığını biliyorum.”
“İstemiyorum, ben polisi aramadan önce git Murat.”
“Onun kucağındaydın, bacaklarının üstündeydin. Onunla gittin. Onun sevgilisiymiş gibi.”
“Belki de öyledir.”
“Benim sevgilimsin.”
“Bana ver telefonunu.”
“Niye?”
“Ver Murat.”
Veriyordu elime telefonunu.
“Al.”
“Şifresini gir.”
Okutuyordu parmağını ve açılıyordu ekran kilidi. Açıyordum arama geçmişini ve gösteriyordum ona.
“Bak son aramalarına. Son dört güne. Arananları görüyor musun?”
“Neyi değiştirir?”
“Bak bu kullandığın telefonda bile yerim yok. Kapıma gelemezsin çünkü senin benim kapımda bile yerin yok Murat.”
“Kısasa kısastan başka bir şey değil bu.”
“Sevgilini ara ve ona gelip seni almasını söyle Murat.”
“Sevgilimle konuşuyorum şu an.”
“Sen benim sevgilim olamazsın.”
İşaret parmağım havada onu gösterirken geri çekilmiş ve yumruk-laşmıştı.
“Murat, aklımda bir başkası var. Senin burada olduğunu görmeden gider misin?”
“Öyle biri yok.”
“Niye olmasın? Kendimi değiştiriyorum, şimdi gidebilirsin.”
“Kerem mi hala aklında? Beni bahane edip onunla mı sevgili oldun?”
“Niye olamaz mı? Sen de kare kare fotoğraflarınız olan o kadın gibi mi düşünüyorsun? Ben sizin gibi insanların yanına yakışmam falan mı?”
“Öyle düşünseydim bunu sana teklif eden tarafta olmazdım.”
“Sen Kerem’in yüzünü gösterdiğini zannederken ben senin yüzünü gördüm. Bitti eğlencen Murat, dön nişanlına.”
“Nerden biliyorsun bunu? Kerem mi söyledi?”
“İnternette yazıyormuş.”
“O benim nişanlım değil. Lale sana ondan ayrıldığımı anlattı.”
“Ayrılamamışsınız Murat.”
“Bana sarılmıştın. Elimi tuttun ve sevgilim oldun. Gözlerime hapsol-dun o gün, o günden sonra dediklerin kimin umurunda?”
“Anlıyorum ki senin için yavaşım. Beni öpemezsin dediğimle o kadına gidişin arasında kaç saat vardı söylesene?”
“Öyle bir şey olmadı.”
“Sen gör daha bak Kerem’le nasıl yakınlaşıyorum.”
“Öyle bir şey yapmazsın.”
“Gözlerinle görmedin mi? Motosikletteydik.”
“Beni kıskandırmak için davranma böyle.”
“Neyimsin ki seni kıskandırayım? Evliliklerin bile bir günde iptali olurken senin iki saatlik aşkına mı sahip çıkayım?”
“Tamam, beni sinirlendirmek istiyorsun ama ileri gitme.”
“Kerem’le sevgili olup olmadığımı öğrenmek mi senin asıl duymak is-tediğin? Lale ile sevgili olmadığını söylerken onun dudağını öpebili-yorsun. Ben de Kerem’le sevgili değilim onu öptüğümü görmek ister misin?”
“Bunu mu diyorsun? Gerçekten bu mu?”
“Ben sadece diyorum sen eyleme geçiriyorsun.”
“Kerem’i aşamıyorsun sen.”
“Asıl ben senin sadakatsizliğini aşamıyorum.”
“Hayır, bu sadece bir bahane. Bana güvenmiyorsun. Senin gözünde dinlenilebilir hiçbir tarafım yok.”
“Sana hiç yalan söylemedim ki. Sana güvenmediğimi defalarca söyle-dim. Yanılmadım da.”
“Beni sevseydin böyle kolay silmezdin.”
“Asla salak aşık değilim. Gururum her şeyden ötedir. Çekil artık kapı-mın önünden.”
“En azından Kerem etrafında. İlgiyi görürsün ondan.”
“Evet, görürüm Murat.”
“Bunlar senin ağzından çıkınca ister istemez inanıyorum.”
“Seni sevmiyorum Murat!”
“Bu içten söylenen bir cümle mi?”
Gördüklerimden sonra nasıl aksini iddia edebilir kalbim?
“Samimi bir cümle. Sevmiyorum seni. Öyle soğuttun ki beni.”
“Peki Mâni, beni sevmeyeceğini bana bir kere daha çok güzel anlat-tın. İkimizin yalnız kaldığı böyle bir ortamda bu cümleleri kuruyorsan doğru söylüyorsundur. Kendi yoluma gideceğim. Kalbim sana tekrar-dan inanmasın, susturacağım onu. Bir daha karşına çıkmam. Görsem bile unuttuğum bir anım olacaksın.”
İçim kötü oluyordu.
“Arkadaş kalamaz mıyız?” cümlesini kuracağımı az önce düşünmez-dim.
“Sen normal biri değilsin Mâni. Sen evlenmek istediğim kızsın. İlk aş-kımsın. Eğer seni görmeye devam edersem acı çekmeye devam ede-rim. Bir daha seni görmek ya da sesini gerçekten duymak istemiyo-rum.”
Çatallaşan sesinden çıkan sözcükleri sanki bir daha hiç duyamazdım. Gözlerime bakıyor ve benim dur gitme dememi bekliyordu.
“Böyle biteceğini düşünmezdim. Gitme diyemiyorsun Mani.”
“Gitme, diyebilecek biri değilim.”
Elini sıkıp kapının kenarına vurması ses çıkarmaktan başka neyi ifade ettirirdi ki? Çok mu acımıştı canı buz gibi soğuyabilmeme? Peki bu kimin yanılgısıydı? Senin karşımda çekip gidişini izlemeye müsaade ettiğim için ben mi hatalıyım? Vazgeçebilir göstermek isteyemez mi-yim sadece seni düşünen beni? Çünkü o öpücük hiç olmamalıydı. Ağ-rı ta şuramda büyürken ağırlaşıyordu bedenim ve atıyordum kendimi yük çökmüş üstüme gibi yatağa.
“O kaçtı ve bu kaçış sen onu Lale’nin dudaklarında görmeseydin daha uzun sürebilirdi. Yakalanınca karşıma geçmeye cesaret bulan bir adam ne kadar değer verilebilendir ki?”
Farkında olmadan yumruk olan elimi, kendimi durdurabilmek için ısı-rıyordum. Gözümden akmak isteyen yaşı sanki bu şekilde durdura-caktım. Dışarı çıkmak isteyen çığlıklarımı avazımda sıkıştırıyordum. Tiz bir ses oluşuyordu oracıkta. Ta ki gözümden tek bir damla yaş süzülmeye başladı işte o zaman avaz avaz bağırdım.
“Aptal!”
Titreyen ses tonumdan korkmuştum. Gözlerim öyle yaşlanmıştı ki eşyaları bulanık görür olmuştum. Yatağıma elimi koyup kalkmak iste-diğimde yere çakılıyordum. Yönüm kaybolmuştu, tekrar kaybolmuş-tum. Yine de direnip yok saymaya çalışıyordum bu acıyı.
❀
