20. bölüm / 35
Yalnızlık UçurumuYağmur
Bölümler 35Şu an: Yağmur
- 1 1. Önsöz4 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz8 kelime
- 4 Dalıp gitmek314 kelime
- 5 Baskı İle Başarmak167 kelime
- 6 Unutmak232 kelime
- 7 Vakit geçirmek237 kelime
- 8 Gülümsemek200 kelime
- 9 Beklemek216 kelime
- 10 Sessizlik146 kelime
- 11 Eksilmek167 kelime
- 12 Yetişmek154 kelime
- 13 Geç Kalmak145 kelime
- 14 Kaybetmek461 kelime
- 15 Kimse Görmez Sanmak389 kelime
- 16 Dinlemek340 kelime
- 17 Kendin olmak227 kelime
- 18 Pencere390 kelime
- 19 Tanımadıklarımız294 kelime
- 20 Yağmur340 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Saat392 kelime
- 22 Lamba365 kelime
- 23 Kapı377 kelime
- 24 İz444 kelime
- 25 Bank425 kelime
- 26 Mektup375 kelime
- 27 Durak393 kelime
- 28 Anahtar391 kelime
- 29 Eksik Sandalye407 kelime
- 30 Son Tren380 kelime
- 31 Işık Açık Kaldı355 kelime
- 32 Fener329 kelime
- 33 Pusula321 kelime
- 34 Sokak Lambası...400 kelime
- 35 Eve Dönmek553 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün hava, sabah uyandığımda ne mutlu görünüyordu ne de üzgün.
Gökyüzü griydi.
Sanki birazdan yağacak yağmur için kendini hazırlıyordu.
Ben de her zamanki gibi dışarı çıktım. Şemsiye alıp almamak arasında kaldım. Sonra vazgeçtim. Bazen insan, yağmurdan kaçmak yerine onunla karşılaşmalı diye düşündüm.
Sokaklar her zamankinden daha kalabalıktı. İnsanlar hızlı adımlarla yürüyordu. Kimisi işe yetişmeye çalışıyor, kimisi otobüsü kaçırmamak için koşuyor, kimisi de telefonundan başını kaldırmadan ilerliyordu.
İlk damla düştü.
Sonra ikinci...
Ardından gökyüzü, bütün sessizliğini yağmura bıraktı.
Bir anda herkes değişti.
Az önce ağır ağır yürüyen insanlar koşmaya başladı.
Kafeler doldu.
Otobüs durakları kalabalıklaştı.
Dükkanların tentelerinin altına sığınan insanlar birbirlerine yer açmaya çalışıyordu.
Ben de bir binanın girişine geçtim.
Yanımda yaşlı bir adam vardı.
Elinde eski bir şemsiye...
Ama şemsiyeyi kendisi için kullanmıyordu.
Sokağın başında, yağmurun altında yürümeye çalışan genç bir kadın gördü.
Hiç tanımıyordu.
Sessizce yanına gitti.
Şemsiyesini onun üzerine tuttu.
Birlikte yürümeye başladılar.
Kadın birkaç kez teşekkür etti.
Adam ise sadece başını salladı.
Sokağın sonuna geldiklerinde yolları ayrıldı.
Kadın kendi yönüne gitti.
Yaşlı adam ise yağmurun altında tek başına yürümeye devam etti.
Şemsiyesini kapatmıştı.
Islanıyordu.
Bunu görünce istemsizce düşündüm.
Az önce onu yağmurdan koruyan şemsiye, şimdi kendi omzunu korumuyordu.
Belki de bazı insanlar böyledir.
Kendileri ıslanmayı göze alırlar.
Yeter ki bir başkası üşümesin.
Hayat bana bugün şunu öğretti.
İnsan olmak, kuru kalmak değildir.
Bazen başkası üşümesin diye kendi omzunu yağmura çevirebilmektir.
Biz çoğu zaman iyiliği büyük şeylerde arıyoruz.
Oysa bazen bütün iyilik, küçücük bir şemsiyenin altına bir kişilik daha yer açabilmektir.
Yağmur dinmeye başladığında sokak eski hâline döndü.
İnsanlar yine yürüyordu.
Arabalar yine geçiyordu.
Kimse birkaç dakika önce yaşanan o küçük iyiliği hatırlamıyordu.
Belki yaşlı adam da çoktan unutmuştu.
Ama ben unutamadım.
Çünkü bazı anlar, yaşandığı kadar sürmez.
İnsanın içinde yaşamaya devam eder.
Eve dönerken yağmur hâlâ hafif hafif yağıyordu.
Elimi uzattım.
Avucuma birkaç damla düştü.
O an fark ettim...
Yağmur herkese aynı gökten yağıyor.
Ama herkes aynı şekilde ıslanmıyor.
Kiminin üstüne sadece su düşüyor.
Kiminin kalbine bir düşünce.
Yağmur...
Gökyüzünün ağlaması değildir.
İyilik...
Büyük fedakârlıklar değildir.
İnsanlık...
Başkasını kuru tutabilmek için bazen kendi omzunun ıslanmasına razı olabilmektir.
