Yalnızlık Uçurumu kitap kapağı

24. bölüm / 35

Yalnızlık Uçurumu

İz

Vaveyla Yazarı: Melek Heves👑✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: İz

Bazen düşünüyorum da...

İnsan neden yürür?

Bir yere varmak için mi?

Yoksa bulunduğu yerden biraz uzaklaşabilmek için mi?

Sanırım ben ikinciyi seçenlerdenim.

Şehrin eski sokaklarından birinde yürüyordum. Yağmur yeni dinmişti. Kaldırımlar hâlâ ıslaktı. İnsanlar ayakkabılarını ıslatmamak için küçük su birikintilerinin üzerinden dikkatlice atlıyordu.

Ben ise yavaş yürüyordum.

Çünkü yağmurdan sonra şehir başka görünür.

Sokaklar temizlenir.

Ağaçların rengi değişir.

Toprağın kokusu bile insana başka şeyler anlatır.

Tam o sırada küçük bir çocuk gördüm.

En fazla altı yaşındaydı.

Elinde mavi renkli bir yağmur çizmesi vardı.

Bir ayağında çizme vardı, diğer ayağında yoktu.

Annesi sürekli acele etmesini söylüyordu.

Ama çocuk, yolun kenarındaki küçük çamur birikintilerine basmaktan büyük keyif alıyordu.

Her bastığında su etrafa sıçrıyor, o ise kahkahalar atıyordu.

Annesi biraz kızdı.

"Yapma oğlum, üstünü kirleteceksin."

Çocuk durdu.

Annesine baktı.

Sonra yerde bıraktığı ayak izlerine döndü.

"Anne..."

"Bak."

"Ben geçince yer beni hatırlıyor."

Kadın gülümsedi.

Belki çocuğun ne demek istediğini tam anlayamadı.

Ama ben uzun süre o cümleyi düşündüm.

"Ben geçince yer beni hatırlıyor."

Ne kadar masum...

Ne kadar gerçek...

Çocuk sadece çamurdaki ayak izlerini görüyordu.

Ben ise insanın hayatta bıraktığı izleri düşündüm.

Biz büyüdükçe iz bırakmayı unutuyoruz.

Çünkü iz deyince aklımıza hep büyük başarılar geliyor.

Adımızı duyurmak...

Herkes tarafından tanınmak...

Bir şeyler başarmak...

Oysa insan bazen hiç tanınmadan da iz bırakabilir.

Bir öğretmenin yıllar önce söylediği güzel bir cümlede...

Bir annenin evladına sarılışında...

Bir dostun omzuna koyduğu elde...

Ya da hiç tanımadığın birinin sana ettiği içten bir duada...

İz dediğimiz şey, bazen görünmez.

Ama silinmez.

Yürümeye devam ettim.

Bir bankın önünden geçerken yaşlı bir adam dikkatimi çekti.

Elinde bastonu vardı.

Yavaş yavaş yürüyordu.

Tam önümden geçen küçük çocuk ise istemeden adamın bastonuna çarptı.

Çocuk korkuyla geri döndü.

"Özür dilerim." dedi.

Yaşlı adam gülümsedi.

Başını okşadı.

"Canın sağ olsun evlat."

İkisi de yollarına devam etti.

Belki bu karşılaşma otuz saniye sürdü.

Belki birbirlerini bir daha hiç görmeyecekler.

Ama içimden bir ses, o çocuğun yıllar sonra bile o gülümsemeyi unutmayacağını söyledi.

İnsan ilginçtir.

Bazen yıllarca duyduğu kötü sözleri değil...

Hayatının en zor gününde duyduğu tek bir güzel cümleyi hatırlar.

Belki de bu yüzden ne söylediğimize dikkat etmeliyiz.

Çünkü ağzımızdan çıkan bazı kelimeler...

Biz unutsak bile başkasının içinde yaşamaya devam ediyor.

Eve dönerken ayakkabılarımın altına baktım.

Yağmurdan dolayı çamur olmuştu.

Kaldırıma bastıkça ben de iz bırakıyordum.

Birkaç dakika sonra güneş çıktı.

Yol kurudu.

Ayak izlerim kayboldu.

İşte o an anladım.

Toprağa bıraktığımız izler silinir.

Ama insanların kalbine bıraktığımız izler...

Yıllar geçse de kaybolmaz.

Hayat bana bugün şunu öğretti.

İnsan öldüğünde arkasında en çok malını bırakmaz.

En çok kendisini nasıl hatırlattığını bırakır.

İz...

Ayakkabıyla bırakılmaz.

Hatıralarla bırakılır.

Hatırlanmak...

Adının bilinmesi değildir.

Birinin kalbine güzel bir şey bırakabilmektir.

Çünkü gün gelir...

Ayak izlerin kaybolur.

Ama bir kalbe dokunduysan...

Orada yürümeye devam edersin.