14. bölüm / 35
Yalnızlık UçurumuKaybetmek
Bölümler 35Şu an: Kaybetmek
- 1 1. Önsöz4 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz8 kelime
- 4 Dalıp gitmek314 kelime
- 5 Baskı İle Başarmak167 kelime
- 6 Unutmak232 kelime
- 7 Vakit geçirmek237 kelime
- 8 Gülümsemek200 kelime
- 9 Beklemek216 kelime
- 10 Sessizlik146 kelime
- 11 Eksilmek167 kelime
- 12 Yetişmek154 kelime
- 13 Geç Kalmak145 kelime
- 14 Kaybetmek461 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 Kimse Görmez Sanmak389 kelime
- 16 Dinlemek340 kelime
- 17 Kendin olmak227 kelime
- 18 Pencere390 kelime
- 19 Tanımadıklarımız294 kelime
- 20 Yağmur340 kelime
- 21 Saat392 kelime
- 22 Lamba365 kelime
- 23 Kapı377 kelime
- 24 İz444 kelime
- 25 Bank425 kelime
- 26 Mektup375 kelime
- 27 Durak393 kelime
- 28 Anahtar391 kelime
- 29 Eksik Sandalye407 kelime
- 30 Son Tren380 kelime
- 31 Işık Açık Kaldı355 kelime
- 32 Fener329 kelime
- 33 Pusula321 kelime
- 34 Sokak Lambası...400 kelime
- 35 Eve Dönmek553 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün yine sokaklardaydım.
Ne bir planım vardı ne de gitmem gereken belirli bir yer. Bazen insanın en doğru yolu, nereye gittiğini bilmediği yoldur. Çünkü hesaplanmamış adımların karşısına, hesaplanmamış insanlar çıkar.
Kalabalığın içinden yürürken küçük bir park gördüm. Parkın içi çocuk sesleriyle doluydu. Salıncaklar sallanıyor, bisiklet süren çocuklar birbirlerini geçmeye çalışıyor, banklarda oturan aileler ise onları izliyordu.
Ben de boş bir banka oturdum.
İnsanları izlemeye başladım.
Bir süre sonra altı yedi yaşlarında küçük bir çocuk dikkatimi çekti. Elinde kırmızı bir oyuncak araba vardı. Arabasını parkın içindeki taşların üzerinde sürüyor, kendi kendine sesler çıkararak oyun oynuyordu.
O kadar mutluydu ki...
Sanki o küçücük araba onun bütün dünyasıydı.
Bir anda başka çocuklar koşarak yanından geçti. Çocuk da onların peşine takıldı.
Oyuncağını olduğu yere bıraktı.
Dakikalar geçti.
Koştu, düştü, güldü...
Sonra birden durdu.
Aklına arabası geldi.
Koşarak geri döndü.
Ama oyuncak yerinde yoktu.
Önce sağa baktı.
Sonra sola.
Çimlerin arasına baktı.
Bankların altına baktı.
Yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu.
Az önce dünyanın en mutlu çocuğu olan o küçük yüz, şimdi gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu.
Annesi yanına geldi.
Beraber aramaya başladılar.
Dakikalarca aradılar.
Bulamadılar.
Çocuk sessizce annesinin elini tuttu.
Ağlamıyordu.
Ama bazen insanın sessizliği, gözyaşından daha çok şey anlatır.
Tam parkın çıkışına doğru yürürlerken yaşlı bir amca seslendi.
"Evlat..."
Çocuk dönüp baktı.
Amcanın elinde kırmızı oyuncak araba vardı.
Meğer bankın altına kadar yuvarlanmış.
Yaşlı adam eğilip almış, sahibini arıyormuş.
Çocuk koşarak gitti.
Arabayı aldı.
Öyle sıkı sarıldı ki...
Sanki kaybettiği şey sadece bir oyuncak değilmiş gibi.
O an düşündüm.
İnsan, elindekinin değerini çoğu zaman kaybettiğinde anlıyor.
Belki de bu yüzden bazı ayrılıklar can yakıyor.
Çünkü giderken sadece bir insan gitmiyor.
Alışkanlıklar gidiyor.
Hatıralar gidiyor.
Birlikte edilen kahkahalar gidiyor.
Bir daha yaşanmayacağını bildiğin anlar gidiyor.
Hayat garip...
Kaybetmeden önce her şey sıradan geliyor.
Kaybettikten sonra ise sıradan sandığımız şeylerin aslında ne kadar değerli olduğunu fark ediyoruz.
Belki de bu yüzden insanlar en çok "Keşke..." kelimesini kullanıyor.
Keşke biraz daha konuşsaydım.
Keşke daha çok vakit geçirseydim.
Keşke onu kırmasaydım.
Keşke...
Ne tuhaf değil mi?
İnsan geleceği değiştirmek için uğraşıyor ama en çok geçmişi değiştirmeyi istiyor.
Oysa geçmiş, sadece bize ders vermek için var.
Orada yaşamak için değil.
Bugün o çocuktan büyük bir şey öğrendim.
Kaybetmek kötüydü.
Ama bulduğunda hissettiği mutluluk...
Belki de kaybetmeseydi hiç yaşanmayacaktı.
Demek ki hayat bazen bizden bir şeyi alıyormuş gibi görünse de, aslında onun değerini öğretmek için kısa bir süreliğine bizden uzaklaştırıyormuş.
Şunu da fark ettim...
Her kaybettiğimiz şey geri dönmez.
Bir oyuncak dönebilir.
Bir eşya bulunabilir.
Ama bazı insanlar...
Bazı zamanlar...
Bazı fırsatlar...
Onlar geri gelmez.
Bu yüzden sevdiğiniz insanlara, sanki onları bir gün kaybedecekmişsiniz gibi değil...
Sanki onları her gün yeniden kazanıyormuşsunuz gibi davranın.
Çünkü hayatın en ağır yükü, kaybetmek değildir.
Kaybetmeden önce değerini anlayamamaktır.
Kaybetmek...
Yok olmak değildir.
Bulmak...
Sadece geri kavuşmak değildir.
Değer vermek...
Bir şey elindeyken de onun kıymetini bilmektir.
