23. bölüm / 35
Yalnızlık UçurumuKapı
Bölümler 35Şu an: Kapı
- 1 1. Önsöz4 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz8 kelime
- 4 Dalıp gitmek314 kelime
- 5 Baskı İle Başarmak167 kelime
- 6 Unutmak232 kelime
- 7 Vakit geçirmek237 kelime
- 8 Gülümsemek200 kelime
- 9 Beklemek216 kelime
- 10 Sessizlik146 kelime
- 11 Eksilmek167 kelime
- 12 Yetişmek154 kelime
- 13 Geç Kalmak145 kelime
- 14 Kaybetmek461 kelime
- 15 Kimse Görmez Sanmak389 kelime
- 16 Dinlemek340 kelime
- 17 Kendin olmak227 kelime
- 18 Pencere390 kelime
- 19 Tanımadıklarımız294 kelime
- 20 Yağmur340 kelime
- 21 Saat392 kelime
- 22 Lamba365 kelime
- 23 Kapı377 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 İz444 kelime
- 25 Bank425 kelime
- 26 Mektup375 kelime
- 27 Durak393 kelime
- 28 Anahtar391 kelime
- 29 Eksik Sandalye407 kelime
- 30 Son Tren380 kelime
- 31 Işık Açık Kaldı355 kelime
- 32 Fener329 kelime
- 33 Pusula321 kelime
- 34 Sokak Lambası...400 kelime
- 35 Eve Dönmek553 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün her zamanki gibi yine dışarıdaydım.
Nedense bazı günler şehir daha kalabalık geliyor insana. Arabaların sesi biraz daha fazla, insanların adımları biraz daha hızlı oluyor. Belki şehir değişmiyor da, insanın içi değişiyor.
Bir alışveriş merkezine girdim.
Çok işim yoktu. Hatta hiçbir işim yoktu. Sadece yürüyordum.
Tam giriş kapısından içeri girecekken önümde yaşlı bir amca vardı. Elinde iki büyük poşet taşıyordu. Kapıyı açmaya çalıştı ama poşetlerin ağırlığından zorlandı.
O sırada genç bir çocuk koşarak geldi.
Kapıyı tuttu.
"Buyurun amca." dedi.
Yaşlı adam teşekkür etti.
İçeri girdi.
Ben de onların arkasından yürüdüm.
İlginç olan şu ki...
O çocuk kapıyı bırakmadı.
Arkasından gelen yaşlı bir kadın geçti.
Sonra bebek arabası süren bir anne...
Ardından bastonuyla yürüyen başka bir adam...
En son ben geçtim.
Kapıyı hâlâ tutuyordu.
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim." dedim.
O da sadece başını salladı.
Kapıyı bıraktı.
Ve kendi yoluna devam etti.
Toplasanız bir dakika sürmedi.
Belki de elli saniye...
Ama o elli saniyenin içinde onlarca insanın işi kolaylaşmıştı.
Ben yürümeye devam ederken bunu düşündüm.
Hayat bazen tam da böyle değil mi?
Bir insan önünde duran kapıyı senin için birkaç saniyeliğine açık tutuyor.
Sen geçiyorsun.
Sonra yoluna devam ediyorsun.
Belki bir daha onu hiç görmüyorsun.
Ama sana yaptığı o küçücük iyilik...
Aklında yıllarca kalıyor.
Biz çoğu zaman büyük fedakârlıklardan bahsediyoruz.
Oysa hayatı güzelleştiren şeyler çoğunlukla küçücük davranışlar.
Bir kapıyı tutmak...
Birine yol vermek...
Yolda düşen bir şeyi eğilip almak...
Otobüste yer vermek...
Hepsi birkaç saniye.
Ama bıraktıkları his...
Bazen yıllarca sürüyor.
Daha sonra yemek katına çıktım.
Boş bir masaya oturdum.
Bir çay söyledim.
Az önce kapıyı tutan çocuğu uzakta gördüm.
Bu kez yaşlı annesiyle birlikte oturuyordu.
Kadın çantasından küçük bir sandviç çıkardı.
İkiye böldü.
Büyük parçayı oğluna verdi.
Kendine küçük parçayı ayırdı.
Çocuk hiç düşünmeden sandviçleri değiştirdi.
"Anne, sen daha çok ye." dedi.
Kadın gülümsedi.
O an anladım.
İnsan nezaketi okulda öğrenmiyor.
Evde öğreniyor.
Belki de o çocuk kapıyı bana değil...
Annesinin ona öğrettiği insanlığa açıyordu.
Eve dönerken aklımda tek bir düşünce vardı.
Biz hep büyük kapılar açmaya çalışıyoruz.
Başarı kapısı...
Zenginlik kapısı...
Mutluluk kapısı...
Oysa bazen hayat, başkası için tuttuğumuz küçücük bir kapıyla bizi bambaşka bir insan yapıyor.
Kapılar...
Sadece girip çıkmak için değildir.
Nezaket...
Büyük sözlerle gösterilmez.
İnsanlık...
Bir başkası geçene kadar kapıyı tutabilmektir.
Çünkü bazen...
Bir insanın karakteri, açtığı kapılarda değil...
Başkası geçsin diye beklediği kapılarda saklıdır.
