18. bölüm / 35
Yalnızlık UçurumuPencere
Bölümler 35Şu an: Pencere
- 1 1. Önsöz4 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz8 kelime
- 4 Dalıp gitmek314 kelime
- 5 Baskı İle Başarmak167 kelime
- 6 Unutmak232 kelime
- 7 Vakit geçirmek237 kelime
- 8 Gülümsemek200 kelime
- 9 Beklemek216 kelime
- 10 Sessizlik146 kelime
- 11 Eksilmek167 kelime
- 12 Yetişmek154 kelime
- 13 Geç Kalmak145 kelime
- 14 Kaybetmek461 kelime
- 15 Kimse Görmez Sanmak389 kelime
- 16 Dinlemek340 kelime
- 17 Kendin olmak227 kelime
- 18 Pencere390 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Tanımadıklarımız294 kelime
- 20 Yağmur340 kelime
- 21 Saat392 kelime
- 22 Lamba365 kelime
- 23 Kapı377 kelime
- 24 İz444 kelime
- 25 Bank425 kelime
- 26 Mektup375 kelime
- 27 Durak393 kelime
- 28 Anahtar391 kelime
- 29 Eksik Sandalye407 kelime
- 30 Son Tren380 kelime
- 31 Işık Açık Kaldı355 kelime
- 32 Fener329 kelime
- 33 Pusula321 kelime
- 34 Sokak Lambası...400 kelime
- 35 Eve Dönmek553 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün hava soğuktu.
İnsan böyle havalarda daha çok yürüyor gibi geliyor bana. Belki de beden üşüdükçe zihin daha fazla düşünüyor.
Bir sokaktan geçerken eski bir apartmanın önünde durdum. Neden durduğumu ben de bilmiyorum. Belki de bazen insanı durduran şey, gözünün gördüğü değil; kalbinin hissettiği oluyor.
Apartmanın neredeyse bütün pencereleri açıktı.
Her pencerenin ardında bambaşka bir hayat vardı.
Birinci katta küçük bir çocuk camın önüne çıkmıştı. Elindeki oyuncağı pencereye yaslamış, dışarıdaki insanları izliyordu. Her geçen arabaya heyecanla bakıyor, gördüğü her köpeğe el sallıyordu. Dünya onun için hâlâ keşfedilecek kocaman bir yerdi.
İkinci katta yaşlı bir teyze vardı. Camın kenarındaki çiçekleri suluyor, ara sıra sokağı izliyordu. Ne bir telaşı vardı ne de bir acelesi. Belki de artık beklediği tek şey, kapısının çalınmasıydı.
Üçüncü katta genç bir adam telefonuyla konuşuyordu. Bir an sesini yükseltti. Sonra sessizleşti. Birkaç saniye sonra perdeyi hızla kapattı. O pencere artık bana hiçbir şey göstermiyordu.
Aynı bina...
Aynı sokak...
Aynı gökyüzü...
Ama her pencerenin ardında başka bir hikâye vardı.
O an aklıma şu geldi.
Biz insanlar da biraz pencereye benziyoruz.
Dışarıdan bakanlar bizi görüyor.
Ama içeride neler yaşandığını kimse bilmiyor.
Bir gülümsemenin arkasında kaç tane kırgınlık var...
Bir sessizliğin içinde kaç tane cümle saklı...
Bir "İyiyim." kelimesinin altında kaç tane gözyaşı var...
Bunu ancak o pencerenin içinde yaşayan bilir.
Sonra karşı apartmanın en üst katındaki pencere açıldı.
Yaşlı bir adam elindeki küçük tabağa ekmek kırıntıları koydu.
Pencerenin kenarına bıraktı.
Dakikalar içinde güvercinler gelmeye başladı.
Adam onları izlerken öyle içten gülümsüyordu ki...
Sanki bütün gün beklediği misafirler gelmişti.
İşte o an anladım.
Mutluluk bazen büyük şeylerde gizlenmiyor.
Bazen her sabah aynı saatte gelen birkaç kuşun kanat sesinde saklanıyor.
Biz ise mutlu olmak için kocaman sebepler arıyoruz.
Yeni bir ev...
Yeni bir araba...
Daha çok para...
Daha güzel bir hayat...
Belki de bu yüzden mutluluk bize uğramakta zorlanıyor.
Çünkü biz onu hep uzaklarda arıyoruz.
Oysa o, çoğu zaman pencerenin hemen dışında bekliyor.
Eve dönerken başımı kaldırıp binalara tekrar baktım.
Yüzlerce pencere...
Yüzlerce hayat...
Yüzlerce umut...
Belki de her akşam aynı gökyüzüne bakıyoruz ama herkes başka bir yıldızı diliyor.
O gün kendime bir söz verdim.
Artık insanların sadece yüzlerine bakmayacağım.
Onların görünmeyen pencerelerini de anlamaya çalışacağım.
Çünkü insanı tanımak...
Adını bilmek değildir.
Sesini duymak da değildir.
İnsan, bazen en çok göstermediği yerde saklıdır.
Pencere...
Sadece dışarıyı göstermez.
İçeriyi de anlatır.
Bakmak...
Görmek değildir.
Anlamak...
Bir insanın perdeyi neden kapattığını da merak edebilmektir.
