29. bölüm / 35
Yalnızlık UçurumuEksik Sandalye
Bölümler 35Şu an: Eksik Sandalye
- 1 1. Önsöz4 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz8 kelime
- 4 Dalıp gitmek314 kelime
- 5 Baskı İle Başarmak167 kelime
- 6 Unutmak232 kelime
- 7 Vakit geçirmek237 kelime
- 8 Gülümsemek200 kelime
- 9 Beklemek216 kelime
- 10 Sessizlik146 kelime
- 11 Eksilmek167 kelime
- 12 Yetişmek154 kelime
- 13 Geç Kalmak145 kelime
- 14 Kaybetmek461 kelime
- 15 Kimse Görmez Sanmak389 kelime
- 16 Dinlemek340 kelime
- 17 Kendin olmak227 kelime
- 18 Pencere390 kelime
- 19 Tanımadıklarımız294 kelime
- 20 Yağmur340 kelime
- 21 Saat392 kelime
- 22 Lamba365 kelime
- 23 Kapı377 kelime
- 24 İz444 kelime
- 25 Bank425 kelime
- 26 Mektup375 kelime
- 27 Durak393 kelime
- 28 Anahtar391 kelime
- 29 Eksik Sandalye407 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 Son Tren380 kelime
- 31 Işık Açık Kaldı355 kelime
- 32 Fener329 kelime
- 33 Pusula321 kelime
- 34 Sokak Lambası...400 kelime
- 35 Eve Dönmek553 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün yine dışarıdaydım.
Nereye gittiğimi bilmiyordum.
Galiba artık bunu bilmeye de çalışmıyorum.
Çünkü bazı yolların sonunu değil, sana ne hissettirdiğini merak ediyorum.
Dar bir sokağın sonunda küçük bir lokanta vardı.
Kapısı açıktı.
İçeriden yeni pişen yemeğin kokusu geliyordu.
Karnım aç değildi ama yine de içeri girdim.
Cam kenarındaki masaya oturdum.
Lokanta kalabalık değildi.
Birkaç masa doluydu.
Bir aile birlikte yemek yiyordu.
Yan masada iki arkadaş sohbet ediyordu.
Köşede ise yaşlı bir adam tek başına oturuyordu.
Önündeki masada iki tabak vardı.
İlk başta garsonun yanlış getirdiğini düşündüm.
Ama adam ikinci tabağa hiç dokunmuyordu.
Yemeğini yavaş yavaş yiyordu.
Ara sıra başını kaldırıp boş sandalyeye bakıyordu.
Ne konuşuyor...
Ne de telefonuyla ilgileniyordu.
Sadece bakıyordu.
Merak ettim.
Garson yanıma geldiğinde sessizce sordum.
"Yanındaki biri gelecek galiba?"
Garson bana baktı.
Sonra yaşlı adama...
Hafifçe gülümsedi.
"Hayır."
"Her cuma böyle gelir."
"İki kişilik masa ister."
"İki tabak söyler."
"Birini yer."
"Diğerine hiç dokunmaz."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Niye?" diye sordum.
Garson derin bir nefes aldı.
"Eşini yıllar önce kaybetmiş."
"Eskiden her cuma burada yemek yerlermiş."
"Şimdi de gelmeye devam ediyor."
Lokantanın içindeki bütün sesler bir anda uzaklaştı sanki.
Kaşık sesleri...
Sohbetler...
Kapının açılıp kapanışı...
Her şey sustu.
Sadece o boş sandalye kaldı.
Yaşlı adam yemeğini bitirdi.
Sonra ikinci tabağa baktı.
Gülümsedi.
Öyle içten bir gülümsemeydi ki...
İnsan onun mutlu mu yoksa kırgın mı olduğunu anlayamıyordu.
Garson hesabı getirdi.
Adam iki tabağın da ücretini ödedi.
Ayağa kalktı.
Sandalyeyi yavaşça masanın altına itti.
Ceketini düzeltti.
Kapıya yöneldi.
Tam çıkarken bir an durdu.
Boş sandalyeye son kez baktı.
Sonra sessizce dışarı çıktı.
Ben uzun süre yerimden kalkamadım.
Bir sandalyenin bu kadar ağır olabileceğini hiç düşünmemiştim.
İnsan bazen eksik olanı, en çok onun yeri boş kaldığında fark ediyor.
Bir fincan kahve tek başına da içilir.
Bir yemek tek başına da yenir.
Bir yürüyüş tek başına da yapılır.
Ama bazı alışkanlıklar...
Bir kişi eksildiğinde tamamlanmaz.
Eve dönerken yol boyunca bunu düşündüm.
Hayatta herkes bir gün bir şeyleri kaybediyor.
Kimi çocukluğunu...
Kimi cesaretini...
Kimi de en sevdiği insanı...
Ama asıl mesele kaybetmek değil galiba.
Asıl mesele...
Sevdiğin insanın yokluğunda bile ona yer bırakabilmek.
Çünkü unutmak bazen kolaydır.
Hatırlamaya devam etmek ise emek ister.
Hayat bana bugün şunu öğretti.
Sevgi...
Birlikte geçirilen zaman kadar...
Ayrıldıktan sonra gösterilen vefadır da.
Eksik sandalye...
Boş değildir.
Hatıralarla doludur.
Yalnızlık...
Her zaman sessizlik değildir.
Bazen kimsenin oturmadığı bir sandalyedir.
Ve bazı insanlar...
Gittikten sonra bile sofradaki yerlerini korurlar.
Çünkü gerçek sevgi...
Bir insanın yanında otururken değil...
O gittikten sonra da ona yer ayırabilmektir.
