30. bölüm / 35
Yalnızlık UçurumuSon Tren
Bölümler 35Şu an: Son Tren
- 1 1. Önsöz4 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz8 kelime
- 4 Dalıp gitmek314 kelime
- 5 Baskı İle Başarmak167 kelime
- 6 Unutmak232 kelime
- 7 Vakit geçirmek237 kelime
- 8 Gülümsemek200 kelime
- 9 Beklemek216 kelime
- 10 Sessizlik146 kelime
- 11 Eksilmek167 kelime
- 12 Yetişmek154 kelime
- 13 Geç Kalmak145 kelime
- 14 Kaybetmek461 kelime
- 15 Kimse Görmez Sanmak389 kelime
- 16 Dinlemek340 kelime
- 17 Kendin olmak227 kelime
- 18 Pencere390 kelime
- 19 Tanımadıklarımız294 kelime
- 20 Yağmur340 kelime
- 21 Saat392 kelime
- 22 Lamba365 kelime
- 23 Kapı377 kelime
- 24 İz444 kelime
- 25 Bank425 kelime
- 26 Mektup375 kelime
- 27 Durak393 kelime
- 28 Anahtar391 kelime
- 29 Eksik Sandalye407 kelime
- 30 Son Tren380 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 Işık Açık Kaldı355 kelime
- 32 Fener329 kelime
- 33 Pusula321 kelime
- 34 Sokak Lambası...400 kelime
- 35 Eve Dönmek553 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün yine yürüyordum.
Şehrin en sevdiğim tarafı, her köşesinde başka bir ses olması.
Bir sokakta çocuk kahkahaları...
Diğerinde çay kaşıklarının tınısı...
Bir başka köşede ise hiç tanımadığın insanların telaşı...
Yürürken yolum tren garının önüne düştü.
Uzun zamandır uğramamıştım.
İçeri girdim.
Garlar bana hep ilginç gelmiştir.
Kimisi kavuşmaya gider.
Kimisi ayrılmaya.
Aynı raylar...
Aynı vagonlar...
Ama herkesin içinde başka bir hikâye.
Bekleme salonundaki banklardan birine oturdum.
Karşımda genç bir adam vardı.
Elinde eski bir sırt çantası...
Ayağının dibinde küçük bir valiz...
Sürekli saatine bakıyordu.
Sonra telefonunu çıkardı.
Birini aradı.
Açılmadı.
Bir kez daha denedi.
Yine açılmadı.
Başını eğdi.
Dakikalar geçti.
Anons yapıldı.
"Son trenin kalkmasına beş dakika kaldı."
Genç adam ayağa kalktı.
Kapıya doğru yürüdü.
Tam binecekken durdu.
Arkasını döndü.
Kalabalığın içine baktı.
Sanki birini bekliyordu.
Kimse gelmedi.
Bir dakika daha geçti.
Son anons yapıldı.
Tren hareket etmek üzereydi.
Genç adam derin bir nefes aldı.
Valizini kaldırdı.
Ve trene bindi.
Ben hâlâ onu izliyordum.
Tren ağır ağır hareket etti.
Pencereden dışarı baktı.
Yüzünde ne mutluluk vardı...
Ne de öfke...
Sadece kabullenmiş bir sessizlik.
Tren gözden kaybolduktan birkaç dakika sonra genç bir kadın koşarak gara girdi.
Nefes nefeseydi.
Etrafına baktı.
Boş raylara...
Boş perona...
Sonra başını öne eğdi.
Görevlilerden biri yanına yaklaştı.
"Son treni kaçırdınız."
Kadın sadece başını salladı.
Hiçbir şey söylemedi.
Yavaşça geri döndü.
Ben o an anladım...
Hayatta bazı trenler gerçekten kaçıyor.
Ama insanı asıl üzen şey, treni kaçırmak değil.
Biraz daha erken çıkabilecekken geç kalmış olmak.
Eve dönerken bunu düşündüm.
Biz hep zamanı suçluyoruz.
Trafiği...
Mesafeyi...
Şartları...
Oysa bazen geciken şey saat değildir.
Cesarettir.
Bir "Özür dilerim." demek için bekleriz.
Bir "Seni seviyorum." demek için...
Bir "Gitme." demek için...
Sonra da zamanın geçtiğini söyleriz.
Belki de zaman hiç geçmemiştir.
Biz susmuşuzdur.
Hayat bana bugün şunu öğretti.
Her insanın bir son treni vardır.
Kimininki gençliktir.
Kimininki anne babasına sarılabileceği son gün.
Kimininki dostunu arayabileceği son akşam.
Ve kimsenin biletinde dönüş saati yazmaz.
Garın çıkışına doğru yürürken raylara son kez baktım.
Tren gitmişti.
Raylar hâlâ oradaydı.
İşte o an fark ettim.
Hayat...
Kaçan trenlerden ibaret değildir.
Bazen bir sonraki yolculuğa hazırlanmayı da öğretir.
Ama bunun için önce...
Kaçırdığın treni kabul etmen gerekir.
Tren...
Demirden yapılmış bir araç değildir.
Geç kalmak...
Her zaman saatle ilgili değildir.
İnsan...
Bazen söylemediği tek bir cümleye yıllarca yetişmeye çalışır.
Ve bazı vedalar...
Peronda değil...
İçimizde gerçekleşir.
