26. bölüm / 35
Yalnızlık UçurumuMektup
Bölümler 35Şu an: Mektup
- 1 1. Önsöz4 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz8 kelime
- 4 Dalıp gitmek314 kelime
- 5 Baskı İle Başarmak167 kelime
- 6 Unutmak232 kelime
- 7 Vakit geçirmek237 kelime
- 8 Gülümsemek200 kelime
- 9 Beklemek216 kelime
- 10 Sessizlik146 kelime
- 11 Eksilmek167 kelime
- 12 Yetişmek154 kelime
- 13 Geç Kalmak145 kelime
- 14 Kaybetmek461 kelime
- 15 Kimse Görmez Sanmak389 kelime
- 16 Dinlemek340 kelime
- 17 Kendin olmak227 kelime
- 18 Pencere390 kelime
- 19 Tanımadıklarımız294 kelime
- 20 Yağmur340 kelime
- 21 Saat392 kelime
- 22 Lamba365 kelime
- 23 Kapı377 kelime
- 24 İz444 kelime
- 25 Bank425 kelime
- 26 Mektup375 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 Durak393 kelime
- 28 Anahtar391 kelime
- 29 Eksik Sandalye407 kelime
- 30 Son Tren380 kelime
- 31 Işık Açık Kaldı355 kelime
- 32 Fener329 kelime
- 33 Pusula321 kelime
- 34 Sokak Lambası...400 kelime
- 35 Eve Dönmek553 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazen nereye gittiğimi bilmiyorum. Sanki ayaklarım benden önce karar veriyor. Ben ise sadece onları takip ediyorum.
Eski çarşının dar sokaklarında yürürken küçük bir kırtasiye gördüm. Vitraninde renk renk zarflar, defterler ve yıllardır yerinden hiç kıpırdamamış gibi duran dolma kalemler vardı.
İçeri girdim.
Aslında hiçbir şeye ihtiyacım yoktu.
Ama bazı dükkânlar insanı alışveriş yapmak için değil, geçmişi hatırlamak için çağırıyor.
Raflara bakarken yaşlı bir adam içeri girdi.
Sessizce kasaya yaklaştı.
"Bana bir zarf verir misin evladım?" dedi.
Kasiyer zarfı uzattı.
Adam bir de beyaz kâğıt istedi.
Sonra dükkânın köşesindeki küçük masaya oturdu.
Gözlüğünü taktı.
Kalemini çıkardı.
Yazmaya başladı.
Merak ettim.
Ama ne yazdığına bakacak kadar da meraklı biri olmadım.
Sadece yazışını izledim.
Bazen bir insanın yazarkenki yüzü, söylediklerinden daha çok şey anlatır.
Önce durdu.
Sonra sildi.
Tekrar yazdı.
Bir cümle yazdıktan sonra uzun uzun düşündü.
Sanki kelimeleri değil...
Yılları seçiyordu.
Yaklaşık yarım saat geçti.
Kâğıdı dikkatlice katladı.
Zarfın içine koydu.
Üzerine hiçbir adres yazmadı.
Kasaya geldi.
Parasını ödedi.
Tam çıkacakken kasiyer sordu.
"Amca, adres yazmadınız."
Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.
"Biliyorum."
"Bu mektup hiçbir yere gitmeyecek."
Kasiyer şaşırdı.
Ben de...
Adam kapıya yöneldi.
Sonra durdu.
Arkasını dönmeden konuştu.
"Bazı mektuplar okunmak için değil..."
"İçinde kalanları dışarı bırakmak için yazılır."
Ve çıktı.
Ben uzun süre olduğum yerde kaldım.
İlk defa boş bir zarfın bu kadar ağır olabileceğini düşündüm.
Kim bilir kime yazmıştı?
Belki yıllar önce kaybettiği eşine...
Belki hiç görüşemediği oğluna...
Belki de artık hayatta olmayan bir dostuna...
Bilmiyorum.
Bilmem de gerekmiyor.
Çünkü o mektubun sahibi önemli değildi.
Önemli olan, adamın yıllardır içinde taşıdığı cümlelerdi.
Eve dönerken kendime bir soru sordum.
İçimde söyleyemediğim kaç cümle var?
Kaç teşekkür...
Kaç özür...
Kaç "Seni özledim."
Kaç "İyi ki vardın."
Belki de insanın içinde en çok yer kaplayan şey...
Söyledikleri değil...
Söyleyemedikleridir.
Hayat bana bugün şunu öğretti.
Her duygu ses olmak zorunda değildir.
Bazıları sadece yazılmayı bekler.
Çünkü kelimeler bazen ağızdan çıkınca eksilir.
Ama kâğıda dökülünce hafifler.
O günden sonra ne zaman bir kırtasiyenin önünden geçsem...
Zarflara farklı bakıyorum.
Çünkü artık biliyorum.
Her zarfın içinde bir mektup olmaz.
Bazen bir özlem olur.
Bazen geç kalmış bir özür.
Bazen de hiçbir zaman gönderilmeyecek bir veda.
Mektup...
Kâğıttan ibaret değildir.
Sessizlik...
Her zaman susmak değildir.
İnsan...
Bazen en çok yazamadığı cümlelerin içinde yaşar.
Ve bazı mektuplar...
Hiç gönderilmeseler bile, sahibini gideceği yere ulaştırırlar.
