33. bölüm / 35
Yalnızlık UçurumuPusula
Bölümler 35Şu an: Pusula
- 1 1. Önsöz4 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz8 kelime
- 4 Dalıp gitmek314 kelime
- 5 Baskı İle Başarmak167 kelime
- 6 Unutmak232 kelime
- 7 Vakit geçirmek237 kelime
- 8 Gülümsemek200 kelime
- 9 Beklemek216 kelime
- 10 Sessizlik146 kelime
- 11 Eksilmek167 kelime
- 12 Yetişmek154 kelime
- 13 Geç Kalmak145 kelime
- 14 Kaybetmek461 kelime
- 15 Kimse Görmez Sanmak389 kelime
- 16 Dinlemek340 kelime
- 17 Kendin olmak227 kelime
- 18 Pencere390 kelime
- 19 Tanımadıklarımız294 kelime
- 20 Yağmur340 kelime
- 21 Saat392 kelime
- 22 Lamba365 kelime
- 23 Kapı377 kelime
- 24 İz444 kelime
- 25 Bank425 kelime
- 26 Mektup375 kelime
- 27 Durak393 kelime
- 28 Anahtar391 kelime
- 29 Eksik Sandalye407 kelime
- 30 Son Tren380 kelime
- 31 Işık Açık Kaldı355 kelime
- 32 Fener329 kelime
- 33 Pusula321 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 Sokak Lambası...400 kelime
- 35 Eve Dönmek553 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün yine yürüyordum.
Şehrin kalabalığı her zamanki gibiydi.
Arabalar geçiyor, insanlar bir yerlere yetişiyor, dükkânların önünde bekleyenler, otobüse koşanlar, telefonuna bakarak yürüyenler...
Herkesin bir yönü vardı.
Bir tek ben, yönümü bilmeden yürüyordum.
Garip olan şu ki...
Bundan hiç rahatsız olmuyordum.
Belki de insan bazen nereye gittiğini bilmediğinde, hayat ona gitmesi gereken yeri gösteriyordur.
Yolum sahafların olduğu eski bir sokağa düştü.
Kitapların kokusu çocukluğumu hatırlattı.
Rafların arasında dolaşırken yaşlı bir adam dikkatimi çekti.
Elinde yıpranmış, deri kaplı küçük bir pusula vardı.
Sahafa uzattı.
"Bunun bir değeri var mı?" diye sordu.
Sahaf pusulayı eline aldı.
Uzun uzun inceledi.
Sonra başını iki yana salladı.
"Maddi olarak pek yok."
Adam gülümsedi.
"Ben de öyle tahmin etmiştim."
Pusulayı tekrar cebine koydu.
Tam çıkacakken merak edip sordum.
"Madem değeri yok, neden saklıyorsunuz?"
Adam durdu.
Pusulayı tekrar çıkardı.
Avucunun içinde çevirdi.
Sonra bana uzattı.
"Bak."
Camı çizilmişti.
İbre eskiydi.
Neredeyse okunmuyordu.
"Bu pusula çalışmıyor." dedi.
"Yıllardır bozuk."
Daha da şaşırdım.
"O zaman neden atmadınız?"
Adam hafifçe güldü.
"Çünkü bana yön göstermesi için saklamıyorum."
"Babamdan kaldı."
"Onu hatırlatması için saklıyorum."
O an elimdeki eski pusulaya başka gözle baktım.
Bazen bazı eşyalar işlevini kaybeder.
Ama anlamını asla kaybetmez.
Bir yüzük...
Bir saat...
Eski bir fotoğraf...
Ya da yıllardır çalışmayan bir pusula...
Hepsi geçmişten kalan sessiz misafirlerdir.
Adam dükkândan çıktı.
Ben de arkasından yürüdüm.
Sokağın sonunda durdu.
Gökyüzüne baktı.
Sonra cebindeki pusulaya...
Ardından yoluna devam etti.
İlk defa bozuk bir pusulanın, bir insanı doğru yere götürebileceğini düşündüm.
Çünkü yönünü göstermiyordu belki...
Ama nereden geldiğini unutturmuyordu.
Hayat bana bugün şunu öğretti.
İnsan sadece gideceği yönle yaşamaz.
Bazen geldiği yolu da yanında taşır.
Çünkü geçmişini unutan biri...
Geleceğini de tam anlayamaz.
Eve dönerken kendi cebimi düşündüm.
Benim de görünmeyen pusulalarım vardı.
Çocukluğum...
İlk dostum...
İlk vedam...
İlk hayal kırıklığım...
Onlar da benim yönümü belirliyordu.
Belki farkında olmadan.
Belki sessizce.
Belki de tam ihtiyacım olduğunda.
Pusula...
Her zaman kuzeyi göstermez.
Bazen insanın kim olduğunu hatırlatır.
Ve bazı hatıralar...
Yol göstermese bile...
Yolda kalmamanı sağlar.
