7. bölüm / 8
TESADÜF SENBÖLÜM 7:YOLA ÇIKIYORUZ 🛣️
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 7:YOLA ÇIKIYORUZ 🛣️
- 1 BÖLÜM 1-YENİ BİR BAŞLANGIÇ ☀️572 kelime
- 2 BÖLÜM 2-BİR HAFTA 📆1.779 kelime
- 3 BÖLÜM 3- TESADÜFEN SEN 💕1.493 kelime
- 4 BÖLÜM 4-BİR NUMARA 📱2.528 kelime
- 5 BÖLÜM 5- ÇOK TATLISINIZ 💞1.760 kelime
- 6 BÖLÜM 6: LUNAPARK 🎢1.813 kelime
- 7 BÖLÜM 7:YOLA ÇIKIYORUZ 🛣️2.125 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 BÖLÜM 8: YARIN YİNE GELİR Mİ? 💭1.419 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Deniz
Akşamüstü askeriyede işlerimizi toparlarken Tuğrul komutanın bizi çağırdığı haberi geldi.
Cenk'le birlikte diğer arkadaşlara da haber verdik.
Kısa süre sonra hepimiz Tuğrul komutanın karşısında toplandık.
Tuğrul elindeki kâğıtlara baktı.
— Yarın akşam yola çıkacağız.
Hepimiz dikkat kesildik.
— Askeriye bize özel araç ayarladı. Küçük eşyalarınızı alabilirsiniz. Fazla yük yapmayın.
Başımı salladım.
Ama aklıma başka bir şey gelmişti.
— Komutanım...
Tuğrul bana baktı.
— Söyle Deniz.
— Ben sizinle gelmesem olmaz mı?
Cenk hemen bana döndü.
— Ne demek o?
Tuğrul kaşlarını çattı.
— Öyle bir şey mümkün değil. Yoklama alınacak.
— Ama komutanım...
Bir an durdum.
— Arkadaşımla gideceğim demiştim ya. O tek mi gitsin?
Cenk'in gözleri bir anda parladı.
— Bade Hanım da gelsin!
Timden biri kaşlarını kaldırdı.
— Bade Hanım kim?
Kaan hemen araya girdi.
— Bence de gelsin komutanım. Benim yanım boş.
Baran Kaan'a baktı.
— Oğlum, ben varım ya yanında.
Kaan hiç umursamadı.
— Oğlum hallederiz. Gelsin komutanım. Hem tek başına kızı bir başına mı bırakalım? Arabaya da sığar. Siz merak etmeyin, küçük bir şey komutanım.
Cenk de başını salladı.
— Merak etme, tanıyor Bade Hanım'ı.
Kaan hemen Tuğrul'a baktı.
— Öyle mi komutanım? O zaman dediklerimin yalan olmadığını bilirsiniz.
Tuğrul yavaşça Kaan'a baktı.
— Siktirme belanı Kaan. Deniz'in yanında sövdürme beni.
Deniz hemen araya girdim.
— Ee komutanım, sonuç olarak gelsin mi yoksa ben gideyim mi?
Tuğrul bana baktı.
— Sen gidemeyeceğine göre Bade gelsin.
Yüzüm aydınlandı.
— Tamam komutanım.
Cenk koluma dokundu.
— Bak, Bade Hanım değil. Bade.
— Tamam oğlum.
Tuğrul duymadan önce içimden geçirdim.
Ne gevezeleniyor bu yine?
Sonra Tuğrul'a döndüm.
— O zaman ben Bade'ye haber vereyim.
— Ver.
Telefonumu çıkarıp Bade'yi aradım.
Birkaç saniye sonra açtı.
— Hıh?
— Nöbette misin?
— Evet.
— Yarın gidiyoruz kızım.
— Biliyorum. Ne oldu?
— İşler değişti. Yarın timle sen de geliyorsun.
Bade'nin uykulu sesi geldi.
— Hı hı...
— Tamam, ben kapatıyorum.
Telefonu kapattım.
Tuğrul'a döndüm.
— Hallettim komutanım.
Tuğrul başını salladı.
— Tamam o zaman. Yarın saat 23.00'te askeriyenin önünde olun. Yarın izinlisiniz. Gidip uyuyun, yarın hazır şekilde gelin.
Hepimiz aynı anda,
— Emredersiniz komutanım.
dedik.
Sonra odadan çıktık.
---
Ertesi Gün
Bade
Ertesi gün iki kocaman valizi yatağın üzerine koyup bir süre onlara baktım.
— Ben gerçekten bu kadar eşya mı götürüyorum?
Sonra dolaba baktım.
Cevabım kendiliğinden geldi.
— Evet.
İki valizi de hazırladım.
Akşam saatlerine doğru taksiyle askeriyenin önüne geldim.
Taksiden iner inmez valizleri çıkarmaya çalıştım.
Ama daha birini kaldırmadan arkamdan bir çift el uzandı.
Valizi elimden aldı.
Başımı kaldırdım.
Tuğrul.
— Teşekkür ederim.
Valizi yere koyduktan sonra diğerini de aldı.
Taksiciye dönüp,
— Abicim, oturacağına yardım etsene.
Taksici de hiç geri kalmadı.
— Oda kendinden büyük valiz hazırlamasaydı.
Tuğrul bir an ona baktı.
— Neyse.
Sonra bana döndü.
— Sen iyi misin?
Gülümsedim.
— İyiyim. Teşekkür ederim.
Tuğrul bir bana, bir de iki büyük valize baktı.
Ben hemen açıklama yaptım.
— Yoksa çok mu getirmişim? Anca bunlara sığdı kıyafetlerim ya.
Valizlere tekrar baktı.
— Yer yoksa ben uçakla da giderim.
Tuğrul hafifçe başını salladı.
— Yok, ondan değil. Taksici doğruyu söylüyor sanırım.
Güldüm.
Tam o sırada tim yavaş yavaş gelmeye başladı.
Deniz'i görünce ona doğru yürüdüm.
Yanında Cenk de vardı.
Cenk daha Deniz konuşmadan,
— Bade Hanım, nasılsınız? Umarım iyisinizdir.
Gülümsedim.
— İyiyim, teşekkür ederim. Sizli bizli konuşmamıza gerek yok. Arkadaşı sonuçta. Sen nasılsın?
Cenk hemen başını salladı.
— Ben söyleyecektim, söyleyecektim de diyemedim. Senin demen iyi oldu. Ben de iyiyim, sağ ol.
Deniz ikimize baktı.
— Sanırım burada dışarıda kalan ben oldum.
Sonra güldü.
— Bir de yan yana oturup gidin.
Ben gülümsedim.
Cenk hemen araya girdi.
— Aa, öyle de değil. Sen söz vermedin mi benle oturacaksın diye?
Deniz şaşkınlıkla ona döndü.
— Ne sözü be? Söz falan vermedim. Git başımdan.
Cenk bir anda ona kaş göz işareti yaptı.
Deniz önce anladı.
Sonra birden,
— Geçen dediğin iddiayı ben kazandım.
dedi.
Ben merakla ikisine baktım.
— Ne iddiası?
Cenk gülümsedi.
— Sizin bizimle gelmeyi kabul edip etmeyeceğiniz üzerine.
Başımı salladım.
— Anladım. Ama Deniz'in seninle oturmasını ben de isterim. Ben kimle oturacağım?
Tam o sırada Kaan yanımızdan geçti.
— Benimle oturabilirsin, Bade.
— Senin için uygun mu?
Kaan cevap verecekken Baran bir anda Tuğrul'un Kaan'a bakışını yakaladı.
— Siz onun kusuruna bakmayın. O benimle oturacak.
Baran Kaan'ın kolundan tutup çekmeye başladı.
Kaan direnerek,
— Oğlum bırak! Komutanımla otur, ölmezsin ya.
Baran eğilip kulağına fısıldadı.
— Ben ölmem ama sanki komutanım birazdan seni boğacak.
Kaan şaşkınlıkla,
— Ne? Ne alaka ya?
Sonra Tuğrul'un bakışlarını fark etti.
— Kusura bakma Bade. Baran bensiz yapamıyor.
Baran onu çekiştirerek götürdü.
— Hadi.
---
Deniz
Bade'nin valizlerini görünce gözlerim büyüdü.
— Bu ne kızım? İçine ceset mi koydun? Ne ağır!
Bade güldü.
— Ya sus.
Cenk hemen öne çıktı.
— Yardım edeyim ben sana.
Deniz'in elindeki valizi aldı.
Tam o sırada Tuğrul da Bade'nin yanına gelip hiçbir şey söylemeden diğer valizi aldı.
Bade bir an şaşkınlıkla baktı.
— Şey... Acaba bavullarımı en üste koysak olur mu?
Tuğrul timdekilere döndü.
— Tim, bavullarınızı aşağıya koyun.
— Emredersiniz komutanım.
Bade gülümsedi.
— Teşekkür ederim.
Hep birlikte araca bindik.
Bade bir süre etrafa baktı.
Sonra Tuğrul'a dönüp,
— Cam kenarına otursam senin için sorun olur mu?
Tuğrul başını salladı.
— Nerede rahatsan öyle otur.
— Sağ ol.
Bade cam kenarına geçti.
Ben de Cenk'le yan yana oturdum.
Bade bize doğru eğildi.
— Komutanımı gördün mü? Nasıl da valizleri kaldırttı.
Cenk hemen fısıldadı.
— Bence bir şeyler var. Duymasın, aramızda kalsın ama.
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
— Bence de öyle.
Cenk devam etti.
— Kızıyor falan ben bahsedince ama mutlu oluyor adı geçince. Bu oturma düzeni onlar için iyi oldu ama benim için daha iyi.
Gülerek ona baktım.
— Senin amacın onları yakınlaştırmak mı, yoksa bana yaklaşmak mı?
Cenk sırıttı.
— Sence?
---
Tuğrul
Saat ilerlemişti.
Elimdeki kitabı sessizce okuyordum.
Timdekilerin çoğu kendi halinde takılıyordu.
Otobüsün içinde hafif bir uğultu vardı.
Bir süre sonra kitabın arasından başımı kaldırıp yanıma baktım.
Bade telefonuyla uğraşıyordu.
Bir süre sonra bana döndü.
— Tuğrul...
— Efendim?
Elimdeki kitaba baktı.
— Sıkılmadın mı?
— Hayır. Neden?
— Ben sıkıldım.
Kitabı kapatmadım.
— Uyu. Yorgunsundur.
Bade koltuğunda biraz kıpırdandı.
— Yerim rahat olmayınca uyuyamıyorum. Hem yol uzun ya... Bir şey olursa? Kaza yaparsak falan?
Bir an ona baktım.
— Merak etme. Bir şey olmaz. Ben varım.
Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz durdum.
Ben ne dedim?
Ben mi “Ben varım” dedim?
Bade ise gayet doğal bir şekilde başını salladı.
— Orası öyle zaten ama... Ne bileyim.
Sonra başka bir şey aklına gelmiş gibi konuştu.
— Nehir de yarın gelecek biliyorsundur. Ha bir de şey... Ben Deniz'e senin Nehir'in abisi olduğunu söylemedim. Kendi seçimin sonuçta.
— Sağ ol.
— Askerlik zor mu?
— Yerine göre.
— Çok yaran var mı?
— Yok. Hayır.
Bade hemen,
— İyi. Dikkat et, olmasın zaten.
Bir an ona baktım.
Lan, bizi mi düşündü o?
Sonra kendime kızdım.
Oğlum kız doktor.
Neyse... “Dikkat et” dedi sonuçta.
— Ee... Sen tek mi atandın Hakkâri'ye? Başka gelen yok mu?
Bade başını salladı.
— Var. Geçen tanıştınız ya, Sarp. O da oraya çıkmış. Sonradan öğrendim ben. Neyse ki tanıdığım biri var.
— Anladım.
Bade kitabıma baktı.
— Neyse, ben seni tutmayayım. Sen kitabını oku.
İçimden başka bir ses geçti.
Tutmuyorsun.
Ama dışarıdan hiçbir şey söylemedim.
Tekrar kitabıma döndüm.
Yaklaşık on dakika sonra omzuma bir ağırlık düştüğünü hissettim.
Başımı yavaşça çevirdim.
Bade uyuyordu.
Sapsarı saçları omzuma düşmüştü.
Hafifçe vanilyayı andıran bir koku geliyordu.
Bir süre öylece baktım.
Sonra kitabı yavaşça kapattım.
Arkamı koltuğa yasladım.
Rahat etmediğim yerde uyumam demedim mi ben?
Bu kız nasıl uyudu o zaman?
Rahat mı yanımda?
Sonra başka bir düşünce geldi.
Kız yorgun. Ondandır.
Ama ben de yorgundum.
Normalde yollarda uyumazdım.
Yine de gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı.
Son hatırladığım şey sapsarı saçlar ve o hafif vanilya kokusuydu.
---
Cenk
Deniz'in omzuna dokundum.
— Deniz.
— Ne?
Başımı Tuğrul'lara doğru çevirdim.
Deniz baktığı anda gülmeye başladı.
— Oha.
— Sessiz ol.
— Komutan uyuyor.
— Hem de Bade'nin yanında.
Telefonumu çıkardım.
Deniz kaşlarını kaldırdı.
— Ne çekiyorsun? Sapık mısın?
— Ne olur ne olmaz. Komutan iş kitlerse resim karşılığı yapmam.
Deniz güldü.
— Sen neden bu kadar eminsin?
Telefonu cebime koydum.
— Sen hiç Tuğrul'un bize veya başkasına güldüğünü gördün mü şu kısa sürede?
Deniz düşündü.
— Hayır.
— Peki kime güldü?
— Bade'ye.
— Tuğrul'un yakınında askerlerden başka sivil bir varlık gördün mü?
— Hayır.
— Şu an yanında kim var?
Deniz cevap verdi.
— Bade.
— Diyelim sevmiyor. Bade'nin yanına istese başkasını oturturdu. Kaan Bade'yle konuşurken Kaan'a bakışını görsen anlarsın.
Deniz gülmeye başladı.
— Bir de en önemlisi...
Biraz eğildim.
— Tuğrul benim yanımda bile doğru düzgün uyumazdı. Şu an kimin yanında uyuyor?
Deniz başını çevirdi.
— Bade.
— Aldın mı cevabını?
Deniz bir süre sessiz kaldı.
— Evet.
Sonra kendi düşüncesini ekledi.
— Ben de ilk tanıştıklarında güldüğüne şaşırdım. Hatta Bade'ye de dedim. Bade de “İnsanı bir şey ya” dedi. O yüzden pek takmadım. O bir sivil sonuçta diye düşündüm.
Dikkat kesildim.
— Başka?
— Yemek yerken bile doğru düzgün ses yapana kızan adam, Bade'nin tüm askeriyeyi ağlayarak toplamasına kızmadı. Pasaklılığı sevmez ama yeri kirletince de kızmadı.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Bak, bunlar aklıma gelmemişti. Bir dahakine bunları da eklerim.
Telefonumu cebime koydum.
— Neyse, bu resim işime çok yarayacak.
Bir an Tuğrul'a baktım.
— Tüm tim bunları böyle görse var ya... Daha iyi olurdu. O zaman Tuğrul komutanım erken kabul ederdi sevgisini. Ama sabahın köründe uyanıyor adam. Nasıl üç saat uykuyla kalıyor bazen? Uyuma—
Deniz sözümü kesti.
— Tam zıttılar. Bade on altı saat bile uyur. Bir kere öldü sanıp uyandırdım. Uyandırdım diye azar işittim.
Kahkaha attım.
— Zıt kutuplar birbirini çekermiş. Bizim gibi yani.
Deniz başını çevirdi.
— İki dakikada şımarmadan duramıyor musun ya?
---
Tuğrul
Gözlerimi zar zor açtım.
Hâlâ uykum var gibiydi.
Başımı kaldırdığımda etrafımda bana bakan birkaç kişi olduğunu fark ettim.
— Noluyor lan burada amına koyayım?
Cenk hemen,
— Yavaş komutanım.
dedi.
Yanıma baktım.
Bade...
Koluma sarılmış, kafasını omzuma gömmüş şekilde uyuyordu.
Bir an donup kaldım.
İçimden tek bir cümle geçti.
Noluyor lan?
Tam o sırada Kaan'ın sesi geldi.
— Bade bunu bana yapmazdı.
Sabır çektim.
Sonra Deniz'in sesini duydum.
— Kahvaltıya geldik komutanım. Bade'yle sizi bekliyoruz ama uyanmadınız bir türlü. İyi misiniz?
İyi miydim?
İyi değildim.
Mükemmeldim.
İlk kez bu kadar güzel uyumuştum.
Yanımdaki kıza baktım.
Bu kadar yakınımda olması kalbimin hızını artırıyordu.
Ama hiçbir şey söylemedim.
— İyiyim. Bade uyansın, biz geliriz. Siz yapın kahvaltıyı.
Kaan hemen araya girdi.
— Siz de mi komutanım? Hah, biz mi dediniz az önce?
Baran'a baktım.
— Şunu şuradan al. Yok, kahvaltıya değil. Cenazeye gideceksiniz.
Baran hemen ayağa kalktı.
— Emredesiniz komutanım.
Kaan'ı da yanına alıp dışarı çıktılar.
Herkes yavaş yavaş araçtan indi.
Bir süre sonra Bade'nin telefonu yanıp sönmeye başladı.
Ekranda Nehir yazıyordu.
Telefonu alıp açtım.
— Ne oldu Nehir?
Nehir'in sesi geldi.
— Bade ablanın telefonu sende ne işi var?
— Uyuyor. Ben baktım. Ne oldu?
— Yola çıktık, haber vereyim dedim.
— Tamam.
Telefonu kapattım.
Tam o sırada kolumun yanında bir hareket hissettim.
Bade yavaş yavaş uyanıyordu.
Gözlerini açtı.
Eliyle gözünü ovuşturdu.
— Kim? Nehir mi? Bir şey mi olmuş? İyi mi?
— Sakın, çıktığı için aramış.
İçimden geçirdim.
Nehir kızım, arayacak zaman mı bulamadın?
Uyandı kız.
Bade etrafa baktı.
— Diğerleri nerede?
— Kahvaltıya gittiler. Sen uyuyunca uyandırmak istemedik.
Bade doğruldu.
— Kusura bakmayın. Biz de gidelim mi kahvaltıya?
— Tamam.
İkimiz araçtan indik.
Dışarıda rüzgâr vardı.
Bade yanımda yürürken başını hafifçe kaldırdı.
Rüzgâr saçlarını savurdu.
Ben ise sol kolumun ve boynumun çevresinde az önceki sıcaklığı hâlâ hissediyordum.
İçimden geçirdim.
Noluyor lan?
---
Bade
Restorana girdiğimizde tim kahvaltı yapıyordu.
— Günaydın. Kusura bakmayın, sizi bekletmişim.
Cenk hemen güldü.
— Tek seni değil, Tuğrul komutanımı da bekledik. Nasıl bir uykunuz varsa maşallah. Size baktıkça bizim de uykumuz geldi.
Birkaç kişi güldü.
Kaan ise mutsuz mutsuz oturuyordu.
Ben yanındaki boş sandalyeye geçecekken,
— Bade.
Başımı kaldırdım.
— Efendim?
Kaan sandalyeyi gösterdi.
— Komutanım, o tarafa otursana.
Ne olduğunu anlamadım.
— İyi misin?
Baran gülerek,
— Siz merak etmeyin. Birazdan düzelir o.
Cenk Deniz'e dönüp fısıldadı.
— Trip atıyor bir de kıza.
Deniz gülmeye başladı.
Ben hiçbir şey anlamadan başka sandalyeye geçtim.
Kahvaltıya başladık.
Bir süre sonra Tuğrul'un tabağına baktım.
Neredeyse hiçbir şey almamıştı.
— Yesene.
Tuğrul bana baktı.
— Ne?
Çatalla bir zeytin alıp ona uzattım.
— Bak, bu güzelmiş.
Tuğrul bir an çataldaki zeytine baktı.
Sonra çatalı elime değil, kendi eline aldı.
Zeytini alıp yedi.
Bir süre çiğnedikten sonra,
— Normal zeytin. Nesi güzel ki?
Güldüm.
— Öyle deme.
Sonra tabağından yana doğru bir parça börek alıp önüne bıraktım.
— Ben peynirli severim. Tavsiye ederim. Ye.
Tuğrul böreğe baktı.
Sonra aldı ve yedi.
Ben gülümseyerek kahvaltıma devam ettim.
Karşı tarafta onları izleyenlerden biri üzgün bir ifadeyle bakıyordu.Kaan...
Baranın yuz ifadesi sanki “Vay be...” der gibi bir ifadesi takınmıştı.
Deniz ve Cenk onların hâline gülerek bakarken diğerleri hiçbir şeyi umursamadan önündekilerden yemeye devam ediyorlardı.
Bölüm etkileşimi
