TESADÜF SEN kitap kapağı

14. bölüm / 30

BÖLÜM 14 :YENİDEN GÜVEN

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 14 :YENİDEN GÜVEN

BADE

Gözlerimi yavaşça açtım.

İlk fark ettiğim şey tavandaki beyazlıktı.

Bir hastane...

Birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım.

Üzerimde hastane kıyafetleri vardı. Kolumda serum vardı. Odaya sessizlik hâkimdi.

Başımı hafifçe çevirdim.

Kimse yoktu.

Kaşlarımı çattım.

Sonra aklıma görüntüler gelmeye başladı.

Köy...

Çocuklar...

Elif...

O adam...

Tuğrul...

Ve sonrasında duyduğum silah sesi.

Gözlerimi kapattım.

O silah sesi...

Bir anda kalbim hızlandı.

Beni mi vurmuştu?

Sonra aklıma Tuğrul geldi.

Ya Tuğrul?

Son gördüğüm şey onun bana doğru koşmasıydı.

Sesini duyduğumu hatırlıyordum.

“Bade!”

Sonra...

Hiçbir şey.

Serumlu kolumu dikkatlice kaldırdım.

Yataktan doğrulmaya çalıştım.

Başım biraz dönse de aldırmadım.

Kapıya doğru yürüdüm.

Koridora çıktığımda etrafta birkaç hemşire vardı.

Ama aradığım kişi yoktu.

Tam o sırada koridorun sonunda Cenk'i gördüm.

— Cenk!

Cenk dönüp beni görünce gözleri büyüdü.

Hızla yanıma geldi.

— Bade! Sen ne yapıyorsun burada? Odana geç.

— Tuğrul nerede?

Cenk sustu.

Bir an yüzüme baktı.

— Tuğrul nerede? İyi mi?

Cenk'in yüzündeki ifade değişti.

Sanki söylemek istemediği bir şey vardı.

— Bade...

— Cenk, Tuğrul nerede?

Cenk birkaç saniye düşündü.

Sonra ağzından tek bir cümle çıktı.

— Tuğrul'u ameliyata aldılar.

O an sanki koridorun zemini ayağımın altından çekildi.

— Ne?

Cenk arkamdan seslendi.

— Bade, bekle!

Ama ben çoktan yürümeye başlamıştım.

Sonra yürümek yetmedi.

Koşmaya çalıştım.

Serumlu kolum yüzünden zorlanıyordum.

Cenk arkamdan yetişmeye çalışıyordu.

---

CENK

Bade bana Tuğrul'u sorduğunda aklıma görevdeki hâli geldi.

Günler boyunca onun yüzüne bakmıştım.

Sessizdi.

Normalden bile sessizdi.

Ne kadar sorsam da doğru düzgün konuşmuyordu.

Sonra Deniz arada bana Tuğrul'u soruyordu.

Aslında soran kişinin Deniz olmadığı belliydi.

Bade sorduruyordu.

Bunu anlamamak için aptal olmak gerekiyordu.

Sonra Bade'nin neden Tuğrul'u reddettiğini düşündüm.

Tuğrul bana her şeyi anlatmamıştı.

Ama söylemese de belliydi.

Bade'yi gerçekten seviyordu.

Bade'nin de ona karşı boş olmadığını artık ben de anlamıştım.

Aklıma bir fikir geldi.

Belki de Bade'nin duygularını anlamasını sağlayacak tek şey buydu.

Ve o an ağzımdan çıktı.

— Tuğrul'u ameliyata aldılar.

Bunu duyduğu anda Bade hızlanmaya çalıştı.

Ben de peşinden gittim.

Koridorun sonunda ameliyathanenin önünde durdu.

Ben de birkaç adım gerisinde kaldım.

Bir süre sonra ameliyathane kapısı açıldı.

Doktor dışarı çıktı.

Bade hemen yanına gitti.

— Tuğrul nasıl?

Doktorun yüzündeki ifade değişti.

Başını hafifçe eğdi.

— Üzgünüm...

Bir an durdu.

— Kaybettik.

Donup kaldım.

Ne oluyor lan?

Bade'ye baktım.

Bade birkaç saniye hareketsiz kaldı.

Sonra yavaşça yere çöktü.

Ağlamaya başladı.

Yanakları kıpkırmızı olmuştu.

Gözlerinden yaşlar durmadan akıyordu.

— Özür dilerim...

Başını ellerinin arasına aldı.

— Özür dilerim...

Ne diyeceğimi bilemedim.

O sırada koridorun diğer tarafından bir adamın bize doğru yürüdüğünü gördüm.

Ama adam bana bakmadan Bade'nin yanına doğru ilerledi.

Bade başını kaldırdı.

Ve bir anda sustu.

Gözleri büyüdü.

Ben de adama baktım.

Tuğrul.

Bir saniye boyunca hiçbir şey anlamadım.

Lan...

Tuğrul Bade'nin yanında durdu.

Bade ona bakıyordu.

Ben de Bade'ye baktım.

— Bade...

Cevap vermedi.

— Gördüğümü görüyor musun?

Bade fısıldadı.

— Hayaletler gerçek mi?

Sonra Tuğrul'a baktı.

— Sen de mi görüyorsun?

Bade tekrar ağlamaya başladı.

— Özür dilerim...

Tuğrul ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Ben ise hâlâ olduğum yerde kalmıştım.

Bade'nin karşısındaki adam gerçekten Tuğrul muydu?

Yoksa...

Bade'nin gördüğü bir hayal miydi?

---

BADE

Gördüğüm şey gerçek olamazdı.

Değildi.

Doktor bana Tuğrul'u kaybettiğimizi söylemişti.

Ama karşımdaki...

Karşımdaki Tuğrul'a benziyordu.

Hatta Tuğrul'un ta kendisiydi.

Ama ölmüştü.

Öyle demişlerdi.

Ben daha ona onu sevdiğimi bile söyleyememiştim.

Gözlerimden yaşlar akmaya devam etti.

Karşımdaki şey bana doğru elini uzattı.

Bir anda geri çekildim.

— Dur.

Şaşkın şaşkın bana baktı.

— Dokunma.

Elini havada bıraktı.

— Bade...

— Dokunursan...

Sesim titredi.

— Yok olursun.

Bana öylece baktı.

Ben ise ağlamaya devam ettim.

— Niye öldün?

Sesim gittikçe yükseldi.

— Hani bana dikkat edeceğini söylemiştin?

Cevap vermiyordu.

— Benim yüzümden oldu...

Başımı iki yana salladım.

— Özür dilerim.

Burnumu çektim.

— Özür dilerim sana öyle dediğim için.

Gözlerimi kapatıp tekrar açtım.

Hâlâ oradaydı.

— Ben...

Sesim kırıldı.

— Ben sana seni sevdiğimi bile söyleyemeden nasıl gidersin, ha?

Karşımdaki sadece bana bakıyordu.

Gözlerim yavaş yavaş bulanıklaşmaya başladı.

Sonra duyduğum son şey Tuğrul'un sesiydi.

— Bade...

---

CENK

Bade'nin karşısındaki adamın yüzünde garip bir ifade vardı.

Mutlu gibiydi.

Sanki az önce duyduğu her şey onu şaşırtmış ama aynı zamanda içten içe sevindirmişti.

Bir an eğilip Bade'ye dokundum.

Kaybolmadı.

Elim ona değdi.

Gerçekti.

— Gerçek lan bu...

Tuğrul bana baktı.

— Ne?

— Hani ölmüştün?

Bade tam bana doğru dönecekken gözleri kapandı.

— Bade!

Tuğrul bir anda onu tuttu.

Bade yere düşmeden onu kucağına aldı.

Sonra bana döndü.

— Ne dedin lan kıza?

— Gerçek misin?

— Hayaletim, sakat sakat konuşma.

Kaşlarını çattı.

— Cevap ver.

—Seni sevdiğini anlamasını sağlayacak şeyler söyledin. Sonuçtan memnun değil misin?

Ne diyeceğimi bilemedim.

Tuğrul kucağındaki Bade'ye baktı.

Sonra bana döndü.

Bir şey söylemeden Bade'yi odasına götürdü.

---

TUĞRUL

Bade'yi odaya getirmenin üzerinden üç saat geçmişti.

Deniz kıyafet almaya gitmişti.

Ben ise başından ayrılmamıştım.

Sandalyede oturmuş, onu izliyordum.

Sessizdi.

Yüzü solgundu.

Ama nefes alıyordu.

Benim için şu an önemli olan tek şey buydu.

Bir süre sonra gözlerimi kapattım.

Tam o sırada...

— Tug...

Gözlerimi açtım.

Bir an ne dediğini anlamadım.

Sonra tekrar fısıldadı.

— Tuğrul...

Donup kaldım.

Lan...

Benim ismimi söyledi.

Bana söyledikleri aklıma geldi.

“Ben sana seni sevdiğimi bile söyleyemeden nasıl gidersin?”

Kalbim hızlandı.

Seviyor muydu lan beni?

Sandalyeden kalkıp yatağın yanına gittim.

— Buradayım.

Bade hafifçe kıpırdandı.

— İyi misin?

Gözlerini açtı.

Bir anda yatakta oturur pozisyona geldi.

Beni görünce kaldı.

Uzun uzun yüzüme baktı.

Sanki gerçekten orada olduğuma inanamıyordu.

— Tuğrul...

Gülümsedim.

— Yaşıyorum. Merak etme.

Bade'nin gözünden tek bir damla yaş süzüldü.

Elimi kaldırıp yanağındaki yaşı sildim.

Ve o an...

Bade bir anda bana sarıldı.

Olduğum yerde kaldım.

Ne yapacağımı bilemedim.

Sonra kollarımı yavaşça onun sırtına götürdüm.

Bade'nin küçük bedeni kollarımın arasında kaldı.

Sanki günlerdir içimde tuttuğum bütün korku o anda biraz olsun dağıldı.

Kapı açıldı.

Cenk içeri girdi.

Ben geri çekilmeye çalıştım.

Ama Bade bırakmadı.

Cenk kaşlarını kaldırdı.

— Ben yanlış zamanda mı geldim?

Bade hâlâ bana sarılıyordu.

Cenk başını iki yana salladı.

— Yapacağınız şakayı seveyim.

Sonra bana baktı.

— Ben olmasam var ya, siz bir bok yapmazdınız bu ilişkide. İkinizin de duygularını ben ortaya çıkardım. Abi haksız mıyım?

Bade sonunda beni bıraktı.

Bana döndü.

— Özür dilerim.

Kaşlarımı çattım.

— Ne için?

— Benim yüzümden oldu. İyi misin? Bir şeyin var mı?

— İyiyim. Merak etme.

Bade hemen başka bir şey sordu.

— Ya öğretmen Elif?

Cenk cevap verdi.

— Bora yanında. Merak etme, onunla ilgileniyorlar.

Deniz de o sırada kapıdan içeri girdi.

— O iyi mi?

Cenk ona döndü.

— Baldız, Deniz bana emanet. Ona bir şey olmaz.

Bir an durdu.

Sonra kendi kendine düşündü.

— Ay ben şimdi sana ne diyeceğim?

Deniz kaşlarını kaldırdı.

Cenk sırıttı.

— Yenge mi, baldız mı? Sen seç. Kız bana bak yine iyisin. Benim gibi biriyle iki kere akraba oluyorsun.

Gülmeye başladı.

Tuğrul ona baktı.

— Cenk...

— Efendim?

— Ya bu odadan çık...

Bir saniye durdum.

— Ya da çık canım.

Cenk'in gözleri büyüdü.

— Ya canım mı? Senin de beni çok sevdiğini biliyordum ama maalesef Deniz'i seviyorum canım.

Deniz'in yüzü kızardı.

Cenk kapıya doğru yürüdü.

— Neyse, kaçtım.

Kapı kapandı.

Oda sessizleşti.

Deniz de kısa süre sonra dışarı çıktı.

Artık ikimiz yalnızdık.

Bade başını eğdi.

— Özür dilerim.

Ona baktım.

— Neden?

— Sana...

Sustu.

— Bekleme beni dediğim için.

Bir süre cevap vermedim.

Bade başını kaldırdı.

— Tuğrul...

— Sen bana beni sevme demedin.

Gözlerimi ondan ayırmadım.

— Merak etme. Seni hâlâ seviyorum.

Bade'nin gözleri yeniden doldu.

— Ve sevmeye devam edeceğim.

Bir an sustum.

— Sen kendini hazır hissettiğinde bana her şeyi anlatacaksın. Bunu biliyorum.

Bade başını hafifçe salladı.

— Teşekkür ederim.

— Ne için?

Bade birkaç saniye düşündü.

Sonra bana baktı.

— Yeniden güvenmeyi öğrettiğin için.

Ne diyeceğimi bilemedim.

Sadece ona baktım.

Bazen bir insanın hayatına girmek planlanmazdı.

Bazen hiç beklemediğin bir anda karşına çıkar ve sana unuttuğun bir şeyi yeniden hatırlatırdı.

Ben Bade'ye güvenmeyi öğretmiş olabilir miydim bilmiyordum.

Ama bildiğim bir şey vardı.

Bade'nin bana yeniden güvenmesi...

Benim için her şeyden daha değerliydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

138okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…