Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 18:DÖNDÜĞÜNDE
- 1 BÖLÜM 1-YENİ BİR BAŞLANGIÇ572 kelime
- 2 BÖLÜM 2-BİR HAFTA1.779 kelime
- 3 BÖLÜM 3- TESADÜFEN SEN1.493 kelime
- 4 BÖLÜM 4-BİR NUMARA2.528 kelime
- 5 BÖLÜM 5- ÇOK TATLISINIZ1.760 kelime
- 6 BÖLÜM 6: LUNAPARK1.813 kelime
- 7 BÖLÜM 7:YOLA ÇIKIYORUZ2.125 kelime
- 8 BÖLÜM 8: YARIN YİNE GELİR Mİ?1.419 kelime
- 9 BÖLÜM 9:BU MU KÖTÜ HABER ?1.379 kelime
- 10 BÖLÜM 10:İTİRAF ET ARTIK1.043 kelime
- 11 BÖLÜM 11: PAPATYA BUKETİ1.589 kelime
- 12 BÖLÜM 12 : SESSİZLİĞİN İÇİNDE1.325 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÖZÜR DİLERİM1.404 kelime
- 14 BÖLÜM 14 :YENİDEN GÜVEN1.298 kelime
- 15 BÖLÜM 15: ASIL GERÇEKLER1.970 kelime
- 16 BÖLÜM 16:BİR MESAJLIK GÜLÜMSEME1.358 kelime
- 17 BÖLÜM 17: DÖNDÜĞÜNDE BURAYA GEL1.308 kelime
- 18 BÖLÜM 18:DÖNDÜĞÜNDE1.417 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 BÖLÜM 19:YENİ BİR SABAH1.529 kelime
- 20 BÖLÜM 20: GÜVEN1.782 kelime
- 21 BÖLÜM 21: BEKLEYİŞ1.707 kelime
- 22 BÖLÜM 22: YANINDA1.623 kelime
- 23 BÖLÜM 23: GÖLGE1.907 kelime
- 24 BÖLÜM 24: UZAKLIK1.799 kelime
- 25 BÖLÜM 25:BİR DOSTUN SESSİZLİĞİ1.466 kelime
- 26 BÖLÜM 26: ARADA KALAN1.660 kelime
- 27 BÖLÜM 27: SON SÖZ1.654 kelime
- 28 BÖLÜM 28:GİT DEMENİN BEDELİ1.701 kelime
- 29 BÖLÜM 29: BİR SEBEP KALMADI1.854 kelime
- 30 BÖLÜM 30: ÇÜNKÜ ONU SEVİYORSUN1.707 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YILDIRIM TİMİ
Görevin sona ermesinin ardından Yıldırım Timi dönüş yoluna geçmişti.
Araçta herkes yorgundu. Saat ilerlemiş, uzun süren görevin ağırlığı üzerlerine çökmüştü. Ama her zamanki gibi birkaç dakika sessiz kaldıktan sonra Baran'ın sesi duyuldu.
— Komutanım...
Cenk başını çevirip ona baktı.
— Ne var?
Baran ciddi bir ifadeyle Deniz'e baktı.
— Deniz'in bir yerine bir şey oldu mu?
Cenk'in kaşları çatıldı.
— Deniz, bir yerin oldu mu?
Deniz şaşkınca ona baktı.
— Yok. Neden?
Cenk birkaç saniye onu süzdü.
— Emin misin? Görev sırasında—
Baran hemen lafa girdi.
— Ne olacak komutanım? Deniz'e kim yaklaşsa adamı alıp attınız zaten.
Araçta birkaç kişi gülmeye başladı.
Cenk başını Baran'a çevirdi.
— Ne dedim lan ben sana?
Baran masum bir ifadeyle:
— Ne dediniz komutanım?
— Deniz değil, Deniz Hanım diyeceksin.
Deniz hemen araya girdi.
— Sen de öyle de o zaman.
Cenk hiç düşünmeden cevap verdi.
— Olur mu öyle? Denizciğim.
Deniz gözlerini kapatıp başını koltuğa yasladı.
— Allah'ım ya...
Bu kez herkes daha çok güldü.
Baran başını sallayarak:
— Komutanım siz gerçekten—
— Baran.
— Efendim?
— Sus.
— Emredersiniz.
Deniz istemsizce gülümsedi.
Cenk ona baktı.
— Gerçekten iyi misin?
Deniz bu kez daha sakin bir şekilde başını salladı.
— İyiyim.
— Bir yerin ağrıyor mu?
— Hayır.
— Başın?
— Hayır.
— Kolun?
— Cenk.
— Efendim?
— İyiyim.
Cenk sonunda sustu.
Deniz birkaç saniye sonra ona baktı.
— Sen nasılsın?
Cenk'in yüzündeki sert ifade bir anda yumuşadı.
— Ben de iyiyim.
Baran hemen arkadan seslendi.
— Ooo...
Cenk arkasına dönmeden:
— Baran.
— Sustuk komutanım.
Deniz gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Bir süre sonra araç yeniden sessizleşti.
Herkes kendi düşüncelerine dalmıştı.
Tuğrul ise camdan dışarı bakıyordu.
Aklında Bade'nin sesi vardı.
“Döndüğünde... buraya gel.”
O cümle zihninde tekrar tekrar dönüyordu.
---
Üsse vardıklarında herkes araçtan indi.
Ekipmanlar teslim edildi, görevle ilgili son kontroller yapıldı. Ardından tim yavaş yavaş dağıldı.
Yiğit ve Mert birlikte içeri girerken Baran hâlâ Cenk'i rahat bırakmıyordu.
— Komutanım, siz önce Deniz Hanım'ın peşinden mi gideceksiniz, yoksa duş mu alacaksınız?
Cenk ona baktı.
— Sen benim hayatımı niye bu kadar merak ediyorsun?
— Çünkü eğlenceli.
— Git.
Baran güldü.
— Emredersiniz.
Kaan ise diğerlerinden biraz daha sessizdi. Başını eğmiş, ağır adımlarla içeri gidiyordu.
Tuğrul onu fark etti ama bir şey söylemedi.
Şimdilik herkesin dinlenmeye ihtiyacı vardı.
Tuğrul telefonu çıkardı.
Bade'nin sohbet ekranını açtı.
Bir süre düşündükten sonra yazdı.
Tuğrul: Döndüm.
Mesaj gönderildi.
Tuğrul ekrana baktı.
Cevap yoktu.
Birkaç saniye bekledi.
Yine yoktu.
Telefonu cebine koydu.
Ama aklından Bade çıkmıyordu.
Duşunu bile doğru düzgün düşünmeden aldı, üzerini değiştirdi ve tekrar telefonuna baktı.
Hâlâ cevap yoktu.
Bu kez fazla düşünmedi.
Hastaneye gitti.
---
BADE
Bade gün boyunca gerçekten yorulmuştu.
Son birkaç gündür hem hastanedeki yoğunluk hem de yaşadığı duygular onu fazlasıyla tüketmişti.
Telefonu ise koltuğun yanında, sessizde duruyordu.
Bade farkında olmadan uyuya kalmıştı.
Koltuğun üzerinde uyurken üstünde bir erkek ceketi vardı.
Bir süre sonra kapı sessizce açıldı.
Tuğrul içeri girdi.
İlk gördüğü şey Bade oldu.
Uyuyordu.
Tuğrul'un bakışları önce yüzünde, sonra üzerindeki cekette durdu.
Kaşları hafifçe çatıldı.
Yavaşça yanına gitti.
Ceketin kime ait olduğunu bilmiyordu ama nedense o görüntü hiç hoşuna gitmemişti.
Ceketi dikkatlice Bade'nin üzerinden aldı.
Bir kenara bıraktı.
Sonra kendi ceketini çıkardı ve Bade'nin üzerine örttü.
Bade hafifçe kıpırdandı ama uyanmadı.
Tuğrul karşısındaki sandalyeye oturdu.
Bir süre onu izledi.
Uyurken yüzündeki gerginlik azalmıştı.
Tuğrul farkında olmadan gülümsedi.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
Bir hemşire içeri girdi.
— Bade Hanım...
Tuğrul'u görünce sustu.
Hemşire birkaç saniye ikisine baktı.
Tam geri çıkacakken Bade hareket etti.
Gözlerini araladı.
— Ne oldu?
Hemşire gülümseyerek:
— Tuğrul Bey'in geldiğini söyleyecektim ama... sanırım o sizi bulmuş.
Bade uykulu gözlerle başını çevirdi.
Karşısında Tuğrul oturuyordu.
Birkaç saniye boyunca sadece ona baktı.
Sonra dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
— Gelmişsin.
Tuğrul da gülümsedi.
— Gel dedin.
Bade gözlerini ovuşturdu.
— Dedim, değil mi?
— Dedin.
Bade hafifçe güldü.
— Dedim.
Hemşire ikisine bakıp gülümsedi.
— Ben sizi yalnız bırakayım.
Kapıyı kapatıp çıktı.
Bade tekrar Tuğrul'a baktı.
— Mesaj atmış mıydın?
— Attım.
Bade şaşkınlıkla telefonuna baktı.
— Ben görmemişim.
— Uyuyordun.
— Telefon sessizde kalmış.
Tuğrul başını salladı.
— Belli.
Bade biraz doğruldu.
— Çok mu bekledin?
— Hayır.
Bade gözlerini kıstı.
— Yalan söylüyorsun.
Tuğrul hafifçe güldü.
— Biraz.
Bade gülümsedi.
— Özür dilerim.
— Sorun değil.
Tuğrul biraz daha yaklaştı.
— Naptın? Çok mu yoruldun?
Bade başını iki yana salladı.
— Ben iyiyim. Sen? Yaralandın mı? İyi misin?
— İyiyim.
Bade onu dikkatlice süzdü.
— Emin misin?
— Eminim.
Bade birkaç saniye düşündü.
— Deniz nasıl?
Tuğrul'un yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
— O da iyi.
Sonra ekledi:
— Bu hoşuma gitti.
Bade anlamadı.
— Ne?
Tuğrul ona baktı.
— Normalde ilk Deniz'i sorardın.
Bade'nin gözleri büyüdü.
— Ben...
— Bu sefer beni sordun.
Bade'nin yanakları kızarmaya başladı.
— Denk geldi.
Tuğrul gülümsemesini saklamadı.
— Tabii.
— Gerçekten denk geldi.
— Tamam.
Bade yüzünü başka tarafa çevirdi.
— Gülme.
— Gülmüyorum.
— Gülüyorsun.
— Biraz.
Bade gözlerini devirdi.
Sonra Tuğrul'un yüzüne yeniden baktı.
— Gerçekten iyi olduğuna emin misin?
— İyiyim.
— Hıh.
Bade hâlâ şüpheyle bakıyordu.
Tuğrul:
— Ne oldu?
— Bir şey yok.
— Bana öyle bakmıyorsun ama.
Bade elini kaldırdı.
— Dur.
Tuğrul anlamadan ona baktı.
Bade elini onun yüzüne yaklaştırdı.
— Bir yerin acıyor mu?
— Hayır.
— Emin misin?
— Bade...
— Sus, doktor benim.
Tuğrul istemsizce güldü.
— Peki doktor hanım.
Bade parmaklarını hafifçe yanağında gezdirdi.
— Burada?
— Yok.
— Burada?
— Yok.
— Başın?
— O da yok.
Bade elini çekti.
— Tamam.
Tuğrul:
— Şimdi sıra bende.
Bade şaşkınlıkla baktı.
— Ne?
Tuğrul elini onun yanağına götürdü.
Bade'nin yüzüne dokunduğunda kaşlarını hafifçe çattı.
— Sen sıcaksın.
Bade hemen:
— İçerisi sıcak.
— Hım.
— Gerçekten.
— Anladım.
— Ne?
— Hiç.
Bade gözlerini kıstı.
— Bana inanmıyorsun.
— İnanıyorum.
— İnanmıyorsun.
— İnanıyorum dedim.
Bade tekrar koltuğa yaslandı.
Tuğrul üzerindeki cekete baktı.
Bade de fark etti.
— Bu senin mi?
— Evet.
— Benim üzerimde neden senin ceketin var?
Tuğrul cevap vermeden önce kenardaki diğer cekete baktı.
Bade de bakışını takip etti.
— O ne?
— Bilmiyorum.
Bade hafifçe güldü.
— Ben uyurken biri bırakmış herhalde.
Tuğrul:
— Ben de aldım.
— Neden?
Tuğrul omuz silkti.
— Sevmedim.
Bade birkaç saniye ona baktı.
Sonra sesi yumuşadı.
— Geldiğin için mutluyum.
Tuğrul'un yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
— Ben de geldiğim için mutluyum.
Bade gözlerini kaçırdı.
Bir süre sonra yeniden uykusu gelmeye başladı.
— Çok uykum var.
— Uyu.
— Sen?
— Buradayım.
Bade gözlerini kapatmak üzereyken:
— Gitmeyeceksin, değil mi?
Tuğrul'un sesi sakindi.
— Hayır.
Bade rahatlamış gibi başını koltuğa yasladı.
Birkaç dakika içinde yeniden uykuya daldı.
Tuğrul ise yerinden kalkmadı.
---
Bir süre sonra kapı tekrar açıldı.
Tuğrul başını kaldırdı.
Hemşire içeri girdi.
Bade'ye bakıp:
— Bade Hanım...
dediği anda Tuğrul'u fark etti.
Sustu.
Tuğrul parmağını dudaklarına götürerek sessiz olmasını işaret etti.
Hemşire başını salladı.
Tam çıkacakken Bade hafifçe kıpırdandı.
— Hımm...
Tuğrul hemen ona baktı.
Bade gözlerini açmadan:
— Ne oldu?
Hemşire gülümseyerek:
— Bir şey yok Bade Hanım.
Bade gözlerini hafifçe açtı.
Sonra Tuğrul'u gördü.
— Sen hâlâ buradasın.
— Buradayım.
Bade yeniden gözlerini kapattı.
— Tamam.
Hemşire sessizce odadan çıktı.
Tuğrul sandalyesine geri oturdu.
Bade'nin nefesi yeniden sakinleşti.
Ve Tuğrul, ilk defa uzun zamandır hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığını hissederek orada kaldı.
---
TUĞRUL
Saat ilerlemişti.
Tuğrul hâlâ Bade'nin yanındaydı.
Bade uyuyordu.
Tuğrul'un da gözleri ağırlaşmaya başlamıştı.
Ama yerinden kalkmadı.
Bir süre sonra başını koltuğun arkasına yasladı.
Gözlerini kapattı.
Sadece birkaç dakika dinlenmek istemişti.
Fakat yorgunluk ağır bastı.
O da farkında olmadan uyuyakaldı.
Sabah olduğunda odanın kapısı yavaşça açıldı.
İlk giren hemşire oldu.
Elindeki dosyaya bakarak içeri girdi.
— Bade Hanım, bugün—
Başını kaldırdığı anda durdu.
Bade koltukta uyuyordu.
Tuğrul ise hemen karşısındaki sandalyede, başı yana düşmüş hâlde uyuyordu.
Hemşire şaşkınlıkla ikisine baktı.
Tam o sırada kapının önünden bir ses geldi.
— Elif burada mı acaba?
Hemşire başını çevirdi.
Bora.
Bora kapının önünde duruyordu.
— Günaydın.
Hemşire ona baktı.
— Günaydın. Elif Hanım birazdan...
Bora başını salladı.
— Tamam, beklerim.
Sonra odanın içine doğru baktı.
Ve Tuğrul'u gördü.
Bir an durdu.
Tuğrul da o sırada gözlerini açtı.
İkisi birbirine baktı.
Tuğrul'un yüzünde tek bir ifade vardı.
“Sakın.”
Bora'nın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
— Günaydın komutanım.
Tuğrul yorgun gözlerle baktı.
— Günaydın.
Bora kapının kenarına yaslandı.
— Rahatsız etmeyeyim.
Tuğrul:
— Etme.
Bora hafifçe güldü.
— Elif'i görmeye geldim zaten.
Tuğrul sadece başını salladı.
Ama Bora'nın yüzündeki ifade, bu sahneyi uzun süre unutmayacağını açıkça gösteriyordu.
Bade ise hâlâ hiçbir şeyden habersiz uyuyordu.
Ve Tuğrul'un aklından tek bir şey geçiyordu:
Bora bunu kesinlikle Cenk'e anlatır.
Sonra içinden geçirdi:
Ya sabır...
Bölüm etkileşimi
