8. bölüm / 8
TESADÜF SENBÖLÜM 8: YARIN YİNE GELİR Mİ? 💭
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 8: YARIN YİNE GELİR Mİ? 💭
- 1 BÖLÜM 1-YENİ BİR BAŞLANGIÇ ☀️572 kelime
- 2 BÖLÜM 2-BİR HAFTA 📆1.779 kelime
- 3 BÖLÜM 3- TESADÜFEN SEN 💕1.493 kelime
- 4 BÖLÜM 4-BİR NUMARA 📱2.528 kelime
- 5 BÖLÜM 5- ÇOK TATLISINIZ 💞1.760 kelime
- 6 BÖLÜM 6: LUNAPARK 🎢1.813 kelime
- 7 BÖLÜM 7:YOLA ÇIKIYORUZ 🛣️2.125 kelime
- 8 BÖLÜM 8: YARIN YİNE GELİR Mİ? 💭1.419 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bade
Kahvaltıdan sonra Hakkâri yoluna devam ettik.
Günler geçtikçe yolun uzunluğu bile önemini kaybetmişti.
Çünkü artık alışmıştım.
Deniz'in Cenk'le atışmalarına...
Kaan'ın sürekli bir şeyler söylemesine...
Baran'ın Kaan'ı susturmaya çalışmasına...
Ve en çok da Tuğrul'un sessizliğine.
Başlarda onun sessizliği beni geriyordu.
Şimdi ise garip bir şekilde yanımda olduğunu bilmek bile yetiyordu.
Bazen kitap okuyordu.
Bazen camdan dışarı bakıyordu.
Bazen de Nehir'le telefonda konuşuyordu.
Ben ise fark etmeden onu izliyordum.
Sonra kendime kızıp başka tarafa bakıyordum.
Ne oluyordu bana?
Tuğrul'a alışmıştım.
Hatta...
Belki alışmaktan biraz daha fazlasıydı.
Ama bunu kendime itiraf etmeye henüz hazır değildim.
---
Hakkâri'ye vardıktan sonraki günlerde herkes kendi görevlerine dağıldı.
Sarp da gerçekten oradaydı.
İlk gördüğümde rahatlamıştım.
En azından tanıdığım biri vardı.
Ama Tuğrul'un gelişi başka bir şeydi.
Nehir'i görmek için hastaneye uğruyordu.
Sanırım bu aralar işi çok yoktu.Çünkü ankaradayken hiç denk gelmemiştik. Nehir uğradığı ama geç saatlerde geldiğini söylüyordu.
İlk gün gerçekten Nehir'i sordu.
İkinci gün yine geldi.
Üçüncü gün Nehir'e bir şey getirdi.
Dördüncü gün ise Nehir'in bir işi olduğunu söyledi.
Ben artık anlamıştım.
Akşamları bazen hastaneden çıktığımda onu kapının önünde görüyordum.
— Nehir nasıl?
diyordu.
Ben de gülerek,
— İyi. Sen?
diye soruyordum.
— Ben de iyiyim.
Sonra birkaç dakika konuşuyorduk.
Bazen on dakika.
Bazen yarım saat.
Sonra gidiyordu.
Ben ise arkasından bakıyordum.
Ve her seferinde içimden aynı şey geçiyordu.
Yarın yine gelir mi?
Sonra ne saçmalıyorum ben diye düşünüyordum.
Harbi ne saçmalıyorum.
---
Bir hafta kadar böyle geçti.
Bir akşam Nehir'le birlikte hastanedeydik.
Nehir yatağında oturmuş, benden masal okumamı istiyordu.
Elimde kitabı açtım.
— Bir varmış, bir yokmuş...
Nehir hemen araya girdi.
— Prenses var mı?
— Var.
— Yakışıklı prens?
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
— Var.
Nehir gözlerini kıstı.
— Prens Tuğrul olsun.
— Nehir!
Kahkahayı bastım.
— Her masalda Tuğrul mu olacak?
— Evet.
— Senin abinden başka prens mi yok?
Nehir omuzlarını silkti.
— Yok.
Tam o sırada kapının dışından hafif bir ses geldi.
İkimiz de sustuk.
Kapı açıldı.
Tuğrul.
Elinde küçük bir poşet vardı.
— Selam.
Nehir yataktan fırladı.
— Abi!
Tuğrul içeri girdi.
— Ne yapıyorsunuz?
Nehir hemen cevap verdi.
— Badem bana masal okuyordu.
Tuğrul bana baktı.
— Rahatsız etmiyorum umarım.
Başımı salladım.
— Yok.
Nehir poşete baktı.
— Bana ne aldın?
Tuğrul poşeti ona uzattı.
— Aç bak.
Nehir heyecanla poşeti aldı.
Ben onları izlerken istemsizce gülümsedim.
Tuğrul bana baktı.
Ben de ona.
Birkaç saniye boyunca göz göze kaldık.
Sonra bakışlarımı kaçırdım.
---
Tuğrul
Kapının önünde birkaç saniye öylece durmuş onları izliyordum.
Bade yerde oturmuş, Nehir'e masal okuyordu.
Nehir'in anlattığı saçma sapan bir şey yüzünden ikisi de gülüyordu.
Bade'nin kahkahası hastanenin içine yayılmıştı.
Neden bilmiyorum ama o an içeri girmek istemedim.
Sadece izlemek istedim.
Sonra Nehir beni fark etti.
İçeri girdim.
Bade bana baktığında yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
O gülümseme...
Son zamanlarda alıştığım bir şey olmuştu.
Ve ben bunun farkına varınca kendime kızıyordum.
Çünkü artık gün içinde bir şekilde Bade'yi görmeyi bekliyordum.
Nehir'i bahane edip hastaneye gidiyordum.
Bazen gerçekten Nehir için gidiyordum.
Bazen ise...
Bazen sadece Bade'yi görmek için.
Bunu kendime bile söylemek istemiyordum.
---
Bade
O gece Tuğrul gittikten sonra Nehir uyudu.
Ben salonda tek başıma kaldım.
Telefonumu elime aldım.
Ekrana baktım.
Deniz'den mesaj vardı.
Açtım.
Deniz:
Bade, göreve gidiyoruz.
Ne zaman döneceğimiz belli değil.
Yemeklerini düzgün ye.
Evi de temiz tutmaya çalış.
Ben fırsat bulursam haber ederim.
Mesaja birkaç saniye baktım.
İçim burkuldu.
— Tamam...
diye mırıldandım.
Telefonu kapattım.
Sonra fark ettim.
Aklıma ilk gelen kişi Deniz değildi.
Tuğrul'du.
Acaba o da gidecek mi?
Telefonu tekrar elime aldım.
Deniz'e yazmak istedim.
Tuğrul da gidiyor mu?
Yazdım.
Sonra sildim.
Tekrar yazdım.
Sildim.
En sonunda sadece:
Dikkat edin.
yazıp gönderdim.
Telefonu masaya bıraktım.
Ama içimde garip bir boşluk oluşmuştu.
---
O akşam Tuğrul gelmedi.
Ertesi akşam da gelmedi.
Sonraki gün de.
Bir süre sonra fark ettim.
Onun her akşam gelmesine alışmıştım.
Hatta kapı çaldığında istemsizce onun geldiğini düşünüyordum.
Ama kapıyı açtığımda kimse olmuyordu.
Bir hafta geçmişti.
Ve ben ilk kez onun yokluğunu gerçekten hissediyordum.
---
Tuğrul
Görev başlamıştı.
Günlerdir sahadaydık.
Ekip olarak uzun süredir peşinde olduğumuz bazı kişilerle ilgili önemli bir gelişme olmuştu.
Bölgedeki aramalar ve takipler günlerce sürdü.
Geceleri kısa sürelerle dinleniyor, tekrar göreve dönüyorduk.
Kimsenin doğru düzgün zamanı yoktu.
Ama herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Bu iş bitecekti.
Ve biz sağ salim dönecektik.
İlk birkaç gün boyunca aklım tamamen görevdeydi.
Sonra...
Bade aklıma girmeye başladı.
Bazen durduk yere.
Bazen gece sessizliğinde.
Bazen de birinin “doktor” kelimesini söylemesiyle.
Bade.
Ne yapıyordu acaba?
Nehir iyi miydi?
Deniz haber vermiş miydi?
Yemek yiyordu mu?
Kendime kızdım.
Oğlum sen görevdesin.
Ne düşünüyorsun?
Ama düşünceler durmuyordu.
---
Bir gece kısa bir mola verdiğimizde Cenk yanıma oturdu.
— Komutanım.
— Efendim?
— İyi misiniz?
— İyiyim.
Cenk yüzüme baktı.
— Emin misiniz?
— Cenk.
— Tamam, sustum.
Bir süre sonra uyumaya çalıştım.
Gözlerimi kapattım.
Ama uykuya dalmadan önce aklıma yine Bade geldi.
Gülüşü.
Nehir'e masal okuyuşu.
Hastanenin önünde bana dönüp,
“Sen yine mi geldin?”
deyişi...
İstemeden gülümsedim.
Sonra gözlerim kapandı.
---
Bade
Deniz'le doğru düzgün konuşamıyorduk.
Mesajları bazen saatler sonra geliyordu.
Bazen bir gün geçiyordu.
Bir keresinde tam altı gün boyunca hiç haber alamadım.
Altıncı gün telefonum titredi.
Hemen açtım.
Deniz:
Badeeee.
Yaşıyorum.
Çok merak ettirme beni.
Gülümsedim.
Hemen cevap verdim.
Sen merak ettirme asıl.
Bir süre sonra tekrar yazdı.
Sen nasılsın?
İyiyim.
Ne yapıyorsun?
Evdeyim.
Bir süre düşündüm.
Sonra yazdım.
Görev nasıl gidiyor?
Deniz:
Uzun hikâye.
Ama iyiyiz.
Ekrana baktım.
Parmaklarım klavyenin üzerinde kaldı.
Sonunda dayanamadım.
Tuğrul nasıl?
Göndermeden önce birkaç saniye bekledim.
Sonra görmedim.
Cevap birkaç dakika sonra geldi.
Tuğrul'da iyi merak etme.
Sadece bu.
İçim rahatladı.
Ama neden bu kadar rahatladığımı bilmiyordum.
Telefonu göğsüme doğru çektim.
— İyiymiş...
dedim.
Sonra kendi kendime güldüm.
Sen ne ara bu kadar merak etmeye başladın Tuğrul'u?
---
Tuğrul
Operasyon uzadıkça günlerin birbirinden farkı kalmamaya başladı.
Onuncu gün.
On beşinci gün.
Yirminci gün...
Artık herkes yorgundu.
Ama görev devam ediyordu.
Bir gece ekipten arkadaşlarımızdan biri yaşanan bir çatışma sırasında yaralandı.
Hepimiz bir anda alarma geçtik.
Neyse ki durumu kısa sürede kontrol altına alındı ve gerekli sağlık desteği sağlandı.
Ama o an...
Herkesin yüzündeki ifade değişmişti.
Kimse konuşmuyordu.
Birbirimize bakıyorduk.
Çünkü hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.
Birimiz bile eksilmesin.
Ben başımı eğdim.
Aklıma Nehir geldi.
Sonra Bade.
Bade'nin yüzünü düşündüm.
Ve ilk kez görev bitince onu görmek istediğimi açıkça kabul ettim.
---
Günler sonra ekip olarak önemli bir ilerleme sağladık.
Uzun süredir aranan kişilerden bir kısmına ulaşıldı ve yakalandılar.
Ancak iki kişi kaçmayı başardı.
Görev devam etti.
Yirmi üçüncü gün...
Yirmi dördüncü gün...
Yirmi beşinci gün...
Artık herkesin tek istediği şey eve dönmekti.
---
Cenk
Tuğrul son birkaç gündür doğru düzgün konuşmuyordu.
Bir gece yanında otururken gözlerini kapattığını gördüm.
Bir süre sonra çok hafif bir ses duydum.
— Bade...
Başımı çevirdim.
Tuğrul uyuyordu.
Kaşlarımı kaldırdım.
Bir şey söylemedim.
Ama içimden,
Hah.
dedim.
Demek gerçekten.
Başımı başka tarafa çevirdim.
Onu uyandırmadım.
---
Tuğrul
Sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey neydi biliyor musunuz?
Bade.
Gözlerimi açar açmaz geceyi hatırladım.
Bir anda içimden geçen düşünce:
Siktir.
Bir süre tavana baktım.
Ben rüyamda Bade'yi görmüşüm.
Sonra daha kötüsünü düşündüm.
Ne ara bu kadar bağlanmıştım.
Elimi yüzüme sürdüm.
— Oğlum...
Kendi kendime fısıldadım.
— Kendini çok kaptırdın.
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra aklıma yine aynı soru geldi.
Ne yapıyor acaba?
Nehir nasıldı?
Bade yemek yiyor muydu?
Beni merak ediyor muydu?
Sonra kendime kızdım.
Bırak artık.
Ama bırakamıyordum.
---
Bade
Yirmi altıncı gündü.
Sabah uyandığımda içimde garip bir his vardı.
Sanki bugün bir şey olacaktı.
Telefonuma baktım.
Deniz'den mesaj vardı.
Deniz:
Bugün dönüyoruz.
Kalbim bir anda hızlandı.
Sonra hemen ikinci mesaj geldi.
Herkes çok yorgun.
Ama iyiyiz.
Ekrana baktım.
Parmaklarım tekrar klavyeye gitti.
Tuğrul?
Yazdım.
Bu sefer yine sildim.
Göndermek istedim ama kabullenmek istemiyordum.
Sonra düşündüm neyi kabullenmiyordum.
Ortada bir şey yoktu.
Telefonu kapattım.
Nedense yüzümde bir gülümseme oluştu.
Sonuçta uzun zaman sonra görüşecektik.
Ama ya gelmezse işleri yok diye geliyordu.
Gelsin istermiydim bilmiyorum ama yüzünü görmeyeli uzun olmuştu.
---
Tuğrul
Yirmi altı gün.
Tam yirmi altı gün sonra geri dönüyorduk.
Araçta herkes sessizdi.
Kimsenin konuşacak hâli yoktu.
Cenk koltuğa yaslanmıştı.
Baran gözlerini kapatmıştı.
Kaan bile susmuştu.
Ben camdan dışarı bakıyordum.
Aklımda tek bir şey vardı.
Nehir.
Sonra...
Bade.
Onu gördüğümde ne diyecektim?
“Merhaba” mı?
“İyi misin?” mi?
Yoksa hiçbir şey söylemeden karşısında duracak mıydım?
Başımı koltuğa yasladım.
İçimden bir cümle geçti.
Özledim.
Sonra o kelimeden rahatsız oldum.
Ama inkâr edemeyeceğim kadar doğruydu.
---
Araç sonunda askeriyenin kapısından içeri girdi.
Herkes yorgunluktan bitmişti.
Kimsenin yüzünde doğru düzgün ifade yoktu.
Ama görev bitmişti.
Geri dönmüştük.
Araç durdu.
Tuğrul derin bir nefes aldı.
Kapı açıldı.
Herkes ağır adımlarla araçtan inmeye başladı.
Tuğrul da son kez etrafına baktı.
Yirmi altı gün geride kalmıştı.
Şimdi ise aklındaki tek şey şuydu:
Bade'yi ne zaman göreceğim?
Bölüm etkileşimi
