TESADÜF SEN kitap kapağı

11. bölüm / 30

BÖLÜM 11: PAPATYA BUKETİ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: BÖLÜM 11: PAPATYA BUKETİ

Tuğrul

Askeriyeden çıktığımda hava çoktan kararmıştı.

Arabaya bindim ama hemen çalıştırmadım.

Cenk'in söyledikleri hâlâ aklımdaydı.

“Çiçek alın, gidin.”

Başımı koltuğa yasladım.

— Ben ne yapıyorum lan?

Sonra arabayı çalıştırdım.

Hastaneye gitmeden önce bir çiçekçi bulmam gerekiyordu.

Akşam vakti açık bir yer bulmak kolay olmadı. Birkaç yere baktıktan sonra küçük bir çiçekçinin ışığını gördüm.

Arabayı kenara çekip indim.

İçeride yaşlıca bir kadın çiçekleri düzenliyordu.

— İyi akşamlar.

Kadın başını kaldırdı.

— İyi akşamlar oğlum. Buyur.

Etrafıma baktım.

Güller vardı.

Laleler vardı.

Ama gözüm küçük beyaz çiçeklere takıldı.

Papatya.

Minicik beyaz yaprakları ve ortasında sarı kısmı...

Bade'nin saçlarını düşündüm.

Bal rengi saçları.

İstemeden gülümsedim.

— Papatya istiyorum.

Kadın birkaç tane seçip buket hazırlamaya başladı.

— Sevdiğin kız mı?

Bir an sustum.

— Bilmem.

Kadın gülümsedi.

— Bilmem diyorsan seviyorsundur.

Cevap vermedim.

Buket hazır olduğunda üzerine küçük bir not iliştirdim.

Kadına yazdırdığım cümle şuydu:

“Bazen insanlar hayatımıza planlı girmez... ama en güzel yeri alır.”

Buke­ti elime aldım.

Bir süre baktım.

Bunu ona nasıl vereceğim?

“Nehir zorla aldırdı.”

Yok.

Bu hiç inandırıcı olmazdı.

Zaten Nehir'in haberi bile yoktu.

Cenk'in dedikleri aklıma geldi.

“Gidin deyin komutanım. Herkes sizi sevgili sanıyor zaten.”

Derin bir nefes aldım.

— Tamam.

Arabaya bindim.

Hastaneye doğru yola çıktım.

---

Tuğrul

Hastanenin önüne geldiğimde arabadan indim.

Elimdeki bukete baktım.

Bir an geri dönmeyi düşündüm.

Sonra kendi kendime kızdım.

Oğlum, geldin işte. Ne geri dönüyorsun?

Hastanenin kapısından girdim.

Koridorda yürürken ne söyleyeceğimi düşünüyordum.

“Bade, bunu sana aldım.”

Çok basit.

“Bunu Nehir istedi.”

Hayır.

“Nehir'in haberi yok ama...”

Daha kötü.

Kafamı iki yana salladım.

Tam koridorun köşesini dönerken Bade'yi gördüm.

Yanında Cenk vardı.

Cenk bir şey anlatıyor, Bade de arada başını sallıyordu.

Tam o sırada Bade başını çevirdi.

Göz göze geldik.

---

Bade

Kafamı çevirdiğim anda Tuğrul'la göz göze geldim.

Şaşırdım.

Ama beni şaşırtan şey onu görmek değildi.

Elinde kocaman bir buket vardı.

Papatya mıydı o?

Papatya...

Beyaz çiçekler.

Ortalarındaki minicik sarı kısımlar gözümün önünde daha da belirginleşti.

Bir an ne yapacağımı bilemedim.

Tuğrul yanımıza doğru yürüdü.

Yanımıza geldiğinde hiçbir şey söylemeden buketi bana uzattı.

Çiçeklere baktım.

Sonra Tuğrul'a.

— Bana mı?

Tuğrul kısa bir bakışla yanımdaki Cenk'e baktı.

— Yanındakine olmadığına göre...

Cenk hemen araya girdi.

— Benim bir ismim var Tuğrul Bey.

Tuğrul ona baktı.

— Neyse ne.

Cenk sırıtarak uzaklaşmaya başladı.

Ben hâlâ elimdeki çiçeklere bakıyordum.

Tuğrul bana baktı.

— Beğenmedin mi?

Başımı hemen kaldırdım.

— Güzel... Teşekkür ederim.

Bir an durdum.

— Ne için aldın?

Tuğrul'un yüzünde hafif bir ifade oluştu.

— Sebebi olması lazım mı?

Sonra Cenk'in arkasından baktı.

— Hem yanımızda yabancı biri varken özelimizi açmayalım.

Cenk uzaktan seslendi.

— Bana müsaade o zaman!

Tuğrul başını salladı.

— Müsaade senin olsun. Gidebilirsin.

Cenk gülerek koridorun diğer tarafına geçti.

Ben kucağımdaki çiçeklere baktım.

Sonra tekrar Tuğrul'a.

— Nasılsın?

— Seni görmeden önce kötüydüm. Ama şu an iyiyim.

Kalbim bir an hızlandı.

— Ne oldu? Bir yerin mi yaralandı?

— Yok, yok.

Birkaç saniye sustu.

— Seninle bir şey konuşmak istiyorum ama burada olmaz.

Kaşlarım çatıldı.

— Kötü bir şey olmadığına eminsin, değil mi?

— Evet.

Sonra koridorun sonundaki odalara baktı.

— Senin odana geçelim mi?

Başımı salladım.

— Tamam.

Birlikte yürümeye başladık.

Koridordan geçerken insanların bakışlarını üzerimizde hissettim.

Bazıları birbirine eğilip bir şeyler söylüyordu.

Biri diğerinin kulağına bir şey fısıldadı.

Ben ne olduğunu tahmin edebiliyordum.

Ama bu kez umursayacak hâlim yoktu.

Odaya girdik.

Tuğrul kapıyı kapattı.

— Şöyle oturalım.

İkimiz karşılıklı oturduk.

Tuğrul sandalyeyi biraz çekip bana yaklaştı.

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra derin bir nefes aldı.

— Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Ama senden istediğim bir şey var.

Başımı kaldırdım.

— Ne?

— Ben konuşmamı bitirene kadar lafımı bölme. Olur mu?

Kalbim daha hızlı atmaya başlamıştı.

— Tamam.

Tuğrul gözlerini benden kaçırmadan konuşmaya başladı.

— Nereden başlayacağımı bilmiyorum dediğim gibi...

Bir an durdu.

— O ilk gün askeriyeye geldiğinde aslında “Kim bu kadar yaygara koparıyor?” diye koridora çıktım.

Dudaklarımı araladım ama konuşmadım.

— Seni ilk kez o zaman gördüm. Tabi arkandan gördüm. Cenk'in seninle konuştuğunu görünce seni tanıyorum sandım. Çok yakın arkadaşız cenkle senide akrabası falan diye düşündüm.

Kısa bir nefes aldı.

— Ama sen hiç tanımadığım birine benziyordun.

Gözlerim dolmaya başlamıştı.

— Normalde o koridordan geçer giderdim. Ama beni sana çeken bir şey oldu.

Başını hafifçe eğdi.

— Başta anlam veremedim. Kabul etmedim.

Sonra bana baktı.

— Yürüyüp arkanda durunca beni fark etmeni bekledim. Ama Cenk fark edene kadar etmedin.

İstemeden gülümsedim.

Tuğrul'un yüzünde de küçücük bir gülümseme oluştu.

— Sonra bana yüzünü döndün.

Bir an sustu.

— O gözlerini görünce bir an durdum. “Ne oluyor?” dedim kendi kendime.

Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.

— Cenk'in yanında seni daha önce hiç görmemiştim. Korktum açıkçası.

Kaşlarım çatıldı.

— Sevgilisiniz diye düşündüm.

Başımı hemen kaldırdım.

Tuğrul devam etti.

— İlk kez o zaman korktuğumu hissettim. Niye birini ilk görüşte bu kadar duygu hissettim, onu da bilmiyordum. Ama gözlerine baktıkça bakasım geldi.

Gözlerim doldu.

— Sevgili olmadığınızı öğrenince mutlu oldum. Ama ya başkası varsa diye düşündüm.

Bir an sustu.

— Deniz'le konuşmak istedim ama duygularımı kabul edemedim.

Nefesimi tuttum.

— Sonra sen düştün ve ağladın.

O anı hatırlayınca gözlerim daha da doldu.

— Bir yerine bir şey oldu sandım. İlk kez birine elimi uzatırken elim titredi.

Tuğrul'un sesi biraz yumuşamıştı.

— O zaman biraz daha anladım.

Başımı eğdim.

İçimden tek bir düşünce geçiyordu.

Sanırım ben de boş değilim.

Ama hemen ardından başka bir korku geldi.

Ya o da onun gibi olursa?

Tuğrul devam etti.

— Nehir'in sevdiği doktorun sen olduğunu öğrendiğimde ona hak Çünkü sevilmeye değer birisin.

Gülümsedim.

— Seni uyurken görünce izleyesim geldi.

Gözlerimi kaldırdım.

— Cenk denen adam gelip seni götürmeye çalıştığında bir anda “Burada kalsın.” dedim.

Tuğrul başını iki yana salladı.

— Bunu niye yaptığımı anlamamıştım. Ama seni götürmeyince yine mutlu oldum.

Gözlerimden bir damla yaş süzüldü.

— Seni her gördüğümde öyle oluyor.

Bir an sustu.

— Sen gülünce sanki benim de içimde minik gülücükler oluşuyor.

Gözlerimi kapattım.

— Omzumda uyuduğunda da hiç uyanmayalım istedim. İlk kez o kadar derin uyumuştum. Ve bu senin sayende oldu.

Sesim çıkmıyordu.

Tuğrul devam etti.

— İnsanlara çok gülen biri değilim. Hep soğuk olduğumu söylerler. Çabuk sinirlenirim.

Bana baktı.

— Ama sana karşı sinirlenmek mümkün değil.

Kalbim artık dayanamayacak gibiydi.

— Bade...

Başımı kaldırdım.

— Sanırım ben senden hoşlanıyorum.

Bir saniye sustu.

— Hatta sanırım değil...

Gözlerini benden ayırmadı.

— Ben sana âşık oldum.

O an dünya durmuş gibiydi.

Ne diyeceğimi bilmiyordum.

Tuğrul da hiçbir şey söylemeden beni bekledi.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

— Hemen cevap vermene gerek yok.

Gözlerime baktı.

— Seni beklerim.

Bir an durdu.

— Hem de her zaman.

Ayağa kalktım.

Tuğrul şaşkınlıkla bana baktı.

Başımı iki yana salladım.

— Hayır...

Sesim titriyordu.

— Böyle bir şey mümkün değil.

Tuğrul hiçbir şey söylemedi.

— Bekleme beni.

Kapıyı açtım.

Ve çıktım.

Arkamdan seslenmedi.

---

Bade

Koridordan hızlıca uzaklaştım.

Nereye gittiğimi bile bilmiyordum.

Sonunda tuvalete girdim.

Kapıyı kapatır kapatmaz gözyaşlarım boşaldı.

Elimi ağzıma kapattım.

Sessizce ağlamaya çalıştım.

Niye?

Niye böyle yapmıştım?

Tuğrul bana sevdiğini söylemişti.

Hem de gerçekten.

Ben ise...

Reddetmiştim.

Ama neden?

Belki korktuğum için.

Belki geçmişte yaşadığım şeylerin tekrarından korktuğum için.

Belki de ona gerçekten karşılık verdiğim için.

Neredeyse bir saat orada kaldım.

Sonra gözlerimi sildim.

Odaya geri döndüm.

Masamın üzerine baktığımda donup kaldım.

Papatyalar.

Bir anda yeniden ağlamaya başladım.

Çiçekleri elime aldım.

Üzerindeki küçük notu gördüm.

Açıp okudum.

“Bazen insanlar hayatımıza planlı girmez... ama en güzel yeri alır.”

Gözyaşlarım daha da hızlandı.

Telefonumu çıkardım.

Deniz'i aradım.

Açmadı.

Bir mesaj yazdım.

Sana ihtiyacım var.

Telefonu masaya bıraktım.

Papatyalara baktım.

Bir süre sonra telefonum çaldı.

Ekranda Deniz'in adı vardı.

Açtım.

— Bade? Ne oldu? İyi misin?

Sesimi toparlayamadım.

— İyi değilim...

Deniz'in sesi hemen değişti.

— Ne oldu? Yanına geliyorum.

— Ama...

Burnumu çektim.

— Beni bu halde görmeni istemiyorum.

Bir süre sustum.

— Ben çok kötü bir şey yaptım.

— Ne yaptın?

Gözlerimi kapattım.

— Ben...

Sesim yine titredi.

— Ben Tuğrul'u reddettim.

Telefonun diğer ucunda birkaç saniye sessizlik oldu.

— Ne?

— Bana papatya buketi getirmişti.

Deniz'in sesi iyice şaşkınlaştı.

— Ne? Papatya mı?

— Evet...

— Tamam, geliyorum. Bekle beni.

— Tamam.

Telefonu kapattım.

Papatyalara baktım.

---

Yaklaşık yarım saat sonra kapı açıldı.

Deniz içeri girdiğinde beni koltukta uyurken buldu.

Yüzüm ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu.

Yanıma geldi.

Saçımı hafifçe okşadı.

Ben gözlerimi açtım.

— Geldin mi?

Deniz başını salladı.

— Evet.

Yanıma oturdu.

— Ne oldu?

Başımı eğdim.

Ona her şeyi anlattım.

İtirafı.

Tuğrul'un söylediklerini.

Papatyaları.

Ve benim çıkıp gitmemi.

Deniz şaşkınlıkla beni dinledi.

Sonra bana baktı.

— O zaman niye ağlıyorsun?

Omuzlarımı silktim.

— Bilmiyorum.

Deniz başını iki yana salladı.

— Çünkü sen de onu seviyorsun.

Başımı kaldırdım.

— Deniz...

— Fark etmediğimi mi sanıyorsun?

Sesi yumuşaktı.

— Sen doğru düzgün erkeklerle bile konuşmazsın. Mecbur kalmadığın sürece.

Sustum.

— Ama onunla saatlerce konuştun.

Gözlerimi kaçırdım.

— Arabayla giderken bana “Ben binmem.” diyebilirdin.

Bir an sustu.

— Ve bunu diyebileceğini ikimiz de biliyoruz.

Gözlerim doldu.

— Ama demedin.

Deniz hafifçe gülümsedi.

— Sen de istiyordun onunla oturmayı, değil mi?

Hiçbir şey diyemedim.

Deniz başını salladı.

— Aldım ben cevabımı.

Tam o sırada telefonu çaldı.

Ekrana baktı.

— Alo?

Birkaç saniye dinledi.

— Tamam.

Telefonu kapattı.

Bana döndü.

— Bunlar aramızda kalsın.

— Zaten.

Deniz derin bir nefes aldı.

— Ama görev var. Uzun sürebilir. Gitmem lazım.

Başımı kaldırdım.

— Tuğrul hakkında...

Deniz sözümü tamamladı.

— Merak etme. Tuğrul hakkında sana bilgi veririm.

Gözlerim doldu.

— Teşekkür ederim.

Deniz ayağa kalktı.

Kapıya doğru yürürken bana küçük bir öpücük attı.

— Üzme kendini.

Sonra gülümsedi.

— Halledeceğiz.

Ve odadan çıktı.

Ben ise masanın üzerindeki papatyalara baktım.

Notu tekrar elime aldım.

Bir kez daha okudum.

Gözlerim yeniden doldu.

Çünkü ilk kez o cümlenin ne demek olduğunu anlamıştım.

Bazı insanlar gerçekten hayatımıza planlı girmezdi.

Ama bazen...

En güzel yeri onlar alırdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

154okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…