TESADÜF SEN kitap kapağı

4. bölüm / 8

TESADÜF SEN

BÖLÜM 4-BİR NUMARA 📱

Vaveyla Yazarı: Leydi Leydi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 4-BİR NUMARA 📱

Bade

Ertesi sabah hastaneye geldiğimde ilk işim Nehir'in yanına uğramak oldu.

Koridorda ona doğru yürürken bacağım hâlâ sızlıyordu. Her adımda dizimdeki ağrıyı biraz daha hissediyordum. Belli etmemeye çalışıyordum ama Nehir beni görünce yüzüme baktı ve hemen fark etti.

— Bade abla, ne oldu sana?

Bacağıma bakıp kaşlarını çattı.

— Bir şey olmadı, düştüm sadece. Önemli değil.

Nehir sandalyesinde bana doğru biraz yaklaştı.

Sonra iki kolunu bana doğru açtı.

— Gel.

Gülümsedim.

— Seni taşıyayım mı?

— Ama beni taşımak seni yormaz mı?

— Senin hiçbir şeyin beni yormaz, merak etme.

Yanına eğilip,

— Sandalyene oturtacağım. Biraz hava almak istemez misin?

Nehir'in yüzü aydınlandı.

— Peki.

Onu dikkatlice kucağıma aldım.

İlk birkaç adımda bacağımın ağrısı biraz daha arttı. Yine de belli etmemeye çalışarak yürümeye devam ettim.

Nehir bana bakıyordu.

— Bade abla, gerçekten iyi misin?

— İyiyim dedim ya.

Bir süre sonra onu tekerlekli sandalyesine oturttum.

— Hah, tamam. Şimdi oldu.

Sonra birlikte dışarı çıktık.

Hastanenin bahçesinde yavaş yavaş ilerlerken Nehir merakla bana baktı.

— Nasıl düştün?

— Arkadaşımla şakalaşırken oldu. Sen de dikkat et, arkadaşlarınla şakalaşırken.

Nehir bir an sustu.

— Benim arkadaşım yok ki.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Ayıp oluyor ama. Ben neyim?

Nehir gülümsedi.

— Sen benim arkadaşım değilsin.

Bir an yüzüm düştü.

Nehir hemen ekledi:

— Her şeyimsin.

Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.

Eğilip yanağına küçük bir öpücük kondurdum.

— Sen de benim her şeyimsin.

Bir süre daha yürüdük.

Sonra Nehir birden,

— Şu bizim dışarı çıkma işini unutmadın, değil mi? diye sordu.

— Unutmadım. Abin gelsin, hallederiz.

Nehir'in gözleri parladı.

— Abim bugün gelecek. Sabah konuştum onunla.

— Cidden mi?

— Evet.

— İyi o zaman. Akşama doğru yine uğrarım. Abinle konuşurum. Sen nereye gitmek istiyorsun peki?

Nehir düşünmeye başladı.

— Iıı... Lunapark!

Gülerek başımı iki yana salladım.

— Buna abinin bile izin verebileceğini sanmıyorum.

— Abim bana hayır diyemez.

— Öyle mi?

Güldüm.

— Akşam bakalım o zaman.

Sonra aklıma tatlı geldi.

— Tatlını bitirdin mi?

Nehir başını salladı.

— Hayır. Abime de ayırdım.

— Sanırım biraz kıskandım.

Nehir güldü.

— Merak etme, seni de çok seviyorum.

Sonra sanki aklına önemli bir şey gelmiş gibi,

— Bu arada abime seni bile anlattım. Bence o da seni sevdi.

Gülümseyerek ona baktım.

— Nereden biliyorsun bakalım sevdiğini?

— Bana iyi davranan herkesi sever.

Sonra biraz duraksadı.

— Aslında kimseye güvenmemem gerektiğini söylemişti. Ama siz bana iğne yaparken benden daha çok ağladığınız zaman, bana zarar verebileceğinizi hiç düşünmedim.

Gülmeye başladım.

— Ben ne zaman ağlamışım? Hatırlamıyorum.

Nehir de gülmeye başladı.

Tam o sırada bir hemşire koridorun kapısından çıkıp bana seslendi.

— Bade Hanım!

Başımı çevirdim.

— Efendim?

— Sizi çağırıyorlar.

Nehir'e döndüm.

— Seni odana bırakayım.

Onu tekrar odasına götürüp sandalyesini yerine yerleştirdim.

— Akşam yanına uğrayacağım, merak etme. Açıkçası ben de lunaparka gitmek istiyorum. Keşke yaşlarımız aynı olsaydı.

Nehir hemen kaşlarını çattı.

— Ne yani? Küçüklerle oynamak sıkıcı mı?

— Hayır, ne alakası var? Keşke ben küçük olsam. Ben öyle yerlere gitmek istediğimde Deniz ablan, "Ne işimiz var?" diyor. Zorla götürünce de iki alete bindikten sonra sıkılıyor.

Nehir kıkırdadı.

— Sonra?

— Ya da nerede adrenalini yüksek bir şey varsa ona binmek istiyor. Bir kere bir şeye bindik, indikten sonra ben bayıldım. O günden beri gitmiyoruz.

— Neden?

— Ben istesem bile Deniz izin vermiyor. O yüzden bunun için senin de Deniz'den izin alman lazım. Olur mu?

Nehir kendinden emin bir şekilde gülümsedi.

— O iş bende. Bir öpücüğüme bakar.

Göz kırptı.

Güldüm.

— Tamam bakalım.

Sonra odadan çıktım.

---

Akşam olduğunda saat neredeyse 23.30'du.

Yorgunluktan esneye esneye Nehir'in odasına doğru yürüdüm.

Kapıyı açtığımda içeride sadece Nehir vardı.

— Nehir...

Nehir başını kaldırdı.

— Bade abla.

— Abin nerede? Geç mi kaldım? Ay, özür dilerim.

Nehir sakin bir şekilde,

— Sakin ol canım. Bir şeyler istemiş. Bir de tuvalete uğraması lazımmış. Zaten zar zor geliyor, kolay kolay gitmez. On dakikaya gelir.

— Tamam o zaman. Oturup bekleyelim.

Odanın koltuğuna oturdum.

Nehir de elindeki bebeklerle oynamaya başladı.

Normalde benimle oynamak istiyordu. Ama ne kadar yorgun olduğumu görünce bir şey söylememişti.

Başımı koltuğa yasladım.

Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı.

Ve sonunda uyuyakaldım.

---

Tuğrul

Kardeşimi görmek için hastaneye geldiğimde saat ilerlemişti.

Nehir beni görünce her zamanki gibi heyecanlandı.

— Abi!

Yanına oturdum.

— Nasılsın bakalım?

— İyiyim.

Bir süre konuştuk.

Sonra Nehir, doktor gelene kadar beni beklemesi gerektiğini söyleyerek doktorunu öve öve bitiremedi.

— Bugün doktor abla geldi. Beni dışarı çıkardı.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Öyle mi?

— Evet. Bacağının sakat olmasına rağmen beni taşıdı.

Bir an durdum.

— Bacağını mı sakatladı?

Nehir başını salladı.

— Evet ama canının acıdığını belli etmemeye çalışıyordu. Çok belli oluyordu ama.

Sonra gülmeye başladı.

Bir de ayıcığını telefondan göstermesine rağmen canlı göreyim diye elime tutuşturdu.

Nehir konuşurken yüzündeki mutluluk her şeyi anlatıyordu.

Saat ilerledikçe ben de merak etmeye başladım.

— Nerede bu sevgili doktorun?

Nehir hemen cevap verdi.

— Çok yoğun abi. Sürekli biri çağırıyor onu. Ama biliyor musun, yine de her gün bana masal okumadan gitmiyor.

Bir an durdu.

— Bir de gelecekse kesin geliyor.

Başımı salladım.

— Anladım. Bakalım kimmiş bu doktor.

Bir süre sonra Nehir dolabı gösterdi.

— Doktor abla tatlı yapmıştı. Dolaba koydu. Bana da bir dilim bıraktı.

Sonra bana baktı.

— Canım tatlı istiyor. Alır mısın?

— Dolaptakini niye yemedin?

Nehir gülümseyerek,

— Sen de tadına bak diye. Keşke doktoru dinleyip kendim yeseymişim.

İçimden gülümsedim.

— Tamam. Tuvalete gidip oradan alırım.

Nehir hemen,

— Hızlı gel. Doktorum şimdi gelir.

— Tamam.

Odadan çıktım.

Tatlı bir şeyler alıp dönmüştüm.

Saat neredeyse 23.47 olmuştu.

Koridordan Nehir'in odasına doğru yürürken kapının kapalı olduğunu gördüm.

İçeriden ses gelmiyordu.

Uyumuştur, diye düşündüm.

Kapıyı açtım.

— Nehir...

Nehir bana baktı.

Sonra parmağını dudaklarına götürüp sus işareti yaptı.

Ardından koltuğu gösterdi.

Kaşlarımı çatarak koltuğa baktım.

Üzerinde beyaz önlüklü, sarı saçlı bir kadın yatıyordu.

Birkaç adım yaklaştım.

Yüzünü gördüğüm anda tanıdım.

Bu...

Askeriyeye gelip ortalığı birbirine katan kızdı.

Ama bir gülümsemesiyle insanın içini ısıtan o kız.

Gerçekten o muydu?

Nehir'in doktorunu sevmesi konusunda haklı olduğunu düşündüm.

Bir an sonra kendi kendime,

Ben ne diyorum lan?

dedim.

Nehir'in yanına yaklaşıp,

— Ne oluyor burada? diye sordum.

Nehir fısıldayarak,

— Doktorum uyuyor.

— Ee, bana ne diyecek? Uyumuş, desene.

Nehir başını iki yana salladı.

— Merak etme. İlla biri gelir, boş bırakmıyorlar ki.

Sonra Bade'ye baktı.

— Ama biz uyandırmayalım. Yazık. Doğru düzgün uyuyamıyor.

Ben de sessizce ona baktım.

O sırada bacağında kırmızı bir leke fark ettim.

Bir anda tanıdım.

Askeriyede kanayan bacağı buydu.

İçimden,

Bu kızın amacı ne?

diye geçirdim.

Nasıl alıp kaldırdı Nehir'i?

Nehir'in böyle bir durumda nasıl taşıdığını düşündüm.

Sonra kendi kendime,

Neyse.

dedim.

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri esmer bir adam girdi.

Bana baktı, ardından Nehir'e döndü.

— Bade burada mı?

Nehir başını salladı.

— Sanırım yorgunluktan uyudu.

Adam bana döndü.

Göz göze geldik.

Elini uzattı.

— Merhaba. Siz Nehir'in abisi olmalısınız. Ben Doktor Sarp Kaya.

Elini sıktım.

— Memnun oldum. Ben Tuğrul.

Ellerimizi çektiğimizde Sarp tekrar Bade'ye baktı.

Sonra Nehir'e döndü.

— Ben onu odaya yatırayım.

Tam o sırada ağzımdan düşünmeden,

— Uyanır belki. Bırakın, burada uyusun.

sözü çıktı.

Bir an durdum.

Ne dedim lan ben?

Bana ne?

Kıza dokunup dokunmaması beni ne ilgilendirir?

Sarp bir anda kafasını çevirip bana baktı.

— Doğru.

Tam çıkacakken kapı yeniden açıldı.

Bir hemşire içeri girdi.

— Sarp Hocam, acil hastalar geldi.

Tam o anda Bade'nin gözleri açıldı.

Başını kaldırıp bir anda ayağa kalktı.

— Hah? Ne oluyor? Durumları ne?

Hemşire şaşkınlıkla ona baktı.

— Kusura bakmayın Bade Hanım, sizi de uyandırdım ama size de ihtiyaç var.

Bade gözlerini ovuşturdu.

— Tamam, geliyorum.

---

Bade

Acil hasta lafını duyduğum anda gözlerimi açıp ayağa kalkmıştım.

Biraz sendeledim.

— Ne oluyor? Durumları ne?

Hemşire hemen,

— Kusura bakmayın Bade Hanım, sizi de uyandırdım ama size de ihtiyaç var, dedi.

Etrafıma bakındım.

İlk gördüğüm kişi Sarp'tı.

Sonra...

Komutanı gördüm.

Tuğrul.

Burada ne işi vardı?

Bir an içime bir korku düştü.

Yoksa ona bir şey mi olmuştu?

Hiç düşünmeden Sarp'ın yanından geçip Tuğrul'un karşısına geldim.

— Tuğrul... Sana bir şey mi oldu?

Tuğrul bana şaşkınlıkla baktı.

---

Tuğrul

Karşımda Bade vardı.

Uyku sersemi hâliyle bana endişeli endişeli bakıyordu.

Sanırım her şeyi yanlış anlamıştı.

Ama...

Adımı nereden biliyordu?

Deniz'e mi sormuştu?

Sormuşsa...

Unutmamış mıydı?

Sonra diğer yanım cevap verdi.

Oğlum, bir günde unutmaz zaten.

Bade hâlâ yüzüme bakıyordu.

— Hayır. Ben iyiyim.

Bir an sustu.

— Burada ne işin var?

Nehir'e, sonra Bade'ye baktım.

— Nehir'in abisiyim ben.

Bade'nin gözleri büyüdü.

— Aa, öyle mi? Kusura bakma. Ben bir an acil hasta var denilip seni de karşımda görünce bir şey oldu sandım.

Ne diyeceğimi bilemedim.

Bu kız niye böyle?

— Yok, hayır. Siz çağırmışsınız. O yüzden gelmiştim.

Tam o sırada Sarp araya girdi.

— Başka zaman mı konuşsanız? Hastalar bekliyor.

Bade hemen bana döndü.

— Özür dilerim. Ne kadar sürer bilmiyorum, işim uzun sürebilir. İşin varsa gidebilirsin. Şimdi gitmem lazım. Görüşürüz.

Gülümsedi.

Ben de istemsizce,

— Görüşürüz.

dedim.

Bade hızla odadan çıktı.

Kapı kapandı.

Arkasından birkaç saniye baktım.

Nehir'in sesiyle kendime geldim.

— Abi...

Ona döndüm.

— Ne?

— Sen Bademimi nereden tanıyorsun?

— Neyini?

— Bademimi.

— Askeriyede arkadaşı var. Dün gelmişti. Orada tanıştık.

Nehir gülümsedi.

— Çok iyi biri, değil mi?

Cevap vermedim.

Bir süre sustum.

Nehir ise konuşmaya devam etti.

— Bazen çok komik oluyor, biliyor musun? Arada uyurken onu "Bade Hanım, acil hasta!" diye uyandırıyorum.

Gözlerimi ona çevirdim.

— Bir daha böyle bir şey yapma. Bırak uyusun. Zorlandığı belli.

Nehir'in yüzü düştü.

— Ya ne kızdın? Kötü bir şey yapmadım zaten. Bir kere oldu. Ondan sonra yapmadım, yapmam da.

— Ne olayı?

Nehir gözlerini kıstı.

— Abi, sen sanki biraz meraklısın.

— Ne alaka?

— Normalde ne anlatsam "Hı, tamam, iyi." dersin. İlk kez soru sorup pür dikkat dinliyorsun.

Bir an sustu.

— Ama kötü haber, söz verdim. O yüzden diyemem.

— Kime?

— Bade ablama.

Başımı salladım.

— Sen dedin ya, sözden dönülmez diye.

— Evet, dedim.

Nehir gülümsedi.

— Bekleyecek misin?

— Bekleyelim. İşim yok zaten. Seni de uzun zamandır görmüyorum.

Nehir bir süre bana baktı.

Sonra gizemli bir ses tonuyla,

— Sana bir sır vereyim mi?

— Ver.

— Bence şu Sarp doktor var ya...

Bir an durdu.

— Bade'ye âşık.

Kaşlarım çatıldı.

— Ne anlatıyorsun kız sen?

— Cidden. Ne zaman görsem yanında sürekli kahve falan götürüyor.Uykusu kaçsın diye.

Sözünü sürdürdü.

— Hatta Badem bir kere benimle oynarken bile bileğini burktu. Sarp hemen endişelenip onu kucağına alıp götürdü. Ama Bade'nin haberi yok.

Bir an düşündüm.

— Belki bir şey yapar diye arada soruyorum. "Arkadaşım o." diyor. Anlamıyor mu, anlamamazlıktan mı geliyor bilmiyorum.

İçimden istemsizce,

Sülük mü lan bu? Kıza yapışıyor.

diye geçirdim.

Sonra başka bir düşünce geldi.

Bade de seviyor mu acaba?

Neden böyle düşündüğümü bilmiyordum.

Nehir'e döndüm.

— Sen onları mı takip ediyorsun?

— Yok ya. Hemşireler konuşuyor sürekli. Ben de sadece birkaçına şahit oldum.

Sonra omuz silkti.

— Ama herkes Bade'nin onu sevdiğini düşünmüyor. Bence de sevmiyor Sarp'ı.

Bir süre sustuk.

Sonra Nehir'in yüzü birden aydınlandı.

— Abi, ben ne duydum bugün onu unuttum biliyor musun?

— Ne duydun?

— Sen Hakkâri'ye gideceksin ya...

Bir an durdu.

— Bade de gidiyormuş.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Ne?

— Yani o hastanede de doktorum olabilir, değil mi?

Düşündüm.

Evet.

Yine aynı şehre gidecektik.

— Evet.

Nehir gülümsedi.

— Sonra yine görüşürüz.

— Konuşur, hallederiz. Merak etme sen.

Nehir başka şeyler anlatmaya başladı.

Ben de onu dinledim.

Bir süre sonra sesi yavaşladı.

Gözleri kapandı.

Uyuyakalmıştı.

Üzerine battaniyesini örttüm.

Sonra biraz su almak için koridora çıktım.

Koridora çıktığımda karşıdan sarışın, küçük yapılı birinin sersem adımlarla yürüdüğünü gördüm.

Bade.

Saat neredeyse 03.46'ydı.

Yavaş yavaş yürüyüp karşıma geldi.

— Nehir uyudu mu?

— Evet. Yatalı bayağı oluyor.

— Siz neden uyumadınız?

Bir an düşündüm.

Neden uyumadım?

Sonra cevabı kendiliğinden verdim.

— Siz geleceğim dediniz ya... O yüzden.

Bade şaşkınlıkla baktı.

— Önemli olmazdı. Uyuduğunuzu görünce çıkar, sabah gelirdim.

— Neyse artık.

Bir an yüzüne baktım.

— Ne söyleyecektiniz? Kötü bir şey değil, değil mi?

Bade başını iki yana salladı.

— Yok, hayır.

Sonra biraz etrafa baktı.

— Oturalım mı? Biraz daha ayakta durursam şuraya yığılacağım çünkü.

— Tabii. Buyurun.

Birlikte sandalyelere oturduk.

Bade ellerini birbirine kenetledi.

— İii... Ben nasıl diyeceğim bilemiyorum.

Yutkundu.

— Ayşe Hanım'a söylesem kabul etmezdi. Nehir de size söylersem kabul edeceğinizi söyledi.

— Neyi kabul edeceğiz?

— Şey...

Başını eğdi.

— Nehir bir günlüğüne dışarı çıkmak istiyor.

Ona baktım.

Bade hemen konuşmaya devam etti.

— Merak etmeyin, yanında ben olacağım. Ayrılmayacağım. Yanında olacağıma da söz veriyorum. İzin verir misiniz?

— Dışarı derken neresi?

Bade'nin başı daha da eğildi.

— Şey... Lunapark.

Birkaç saniye sustu.

— Ama ben gerçekten onun neye binip binmeyeceğine dikkat ederek götüreceğim. Çok heveslendi. Hem her çocuk ister. Çok güzel bir yer, değil mi? Oyuncaklar, yiyecekler falan...

Gülmemek için kendimi tuttum.

— Sanki siz Nehir'den daha heveslisiniz.

Bade'nin gözleri büyüdü.

— Hah? Yok, ne alaka?

Sonra hemen konuyu değiştirdi.

— Ee... İzin veriyor musunuz?

Bade'ye baktım.

Gözleri üzerimdeydi.

Yeşil gözleri ışıkta daha da belirgin görünüyordu.

Bir an sustum.

Sonra,

— Tamam. Ama bir şartla.

Bade hemen doğruldu.

— Neymiş?

— Nehir bayılırsa ne olacak? Kim taşıyacak onu?

Bade hiç düşünmeden,

— Ben. Ben yaparım. Merak etmeyin.

Ona baktım.

— Yanlış anlamayın ama Nehir bayılırsa siz de üzüntüden bayılır gibi duruyorsunuz.

Bade'nin yüzü bir anda değişti.

— Ne yani? Doktorluğumu mu sorguluyorsunuz?

— Yok, estağfurullah.

Bade ayağa kalktı.

— Her şeyime bir şey diyebilirsiniz ama doktorluğuma laf ettirmem. Bana güvenmiyorsanız izin vermek istemediğinizi baştan söylemeniz yeterli. Lafı çevirmeye gerek yok.

Arkasını dönüp gidecekken refleksle bileğini tuttum.

Bir an ikimiz de durduk.

Ne yapıyorum lan ben?

Bade dönüp bana baktı.

Elini hâlâ bırakmamıştım.

Hemen bıraktım.

— Yanlış anladınız. Kusura bakmayın. Ben vücut olarak Nehir'i taşıyamazsınız anlamında söylemeye çalıştım.

Bade yüzüme baktı.

Ama bu kez elini çekmedi.

Ben de ciddi bir şekilde,

— Cidden beni yanlış anlamanızı istemem. Kusura bakmayın.

dedim.

Bade'nin yüzündeki sert ifade yavaş yavaş yumuşadı.

— Tamam. Önemli değil.

Bir an düşündüm.

Sonra,

— Senin için önemli olduğu belli. Sen kabul et, özrümü. Ben de sizinle geleyim.

Bade'nin gözleri büyüdü.

— Ne yani, bizimle lunaparka mı geleceksiniz?

— Gelmiyeyim mi? Nehir'i taşımak için dedim.

— Yok, yok. Siz bilirsiniz tabii.

Biraz düşündü.

— Hafta sonu boş musunuz peki?

Hafta sonu boş olduğumu biliyordum.

Ama direkt söylemek istemedim.

— Bakmam lazım. Ben size mesaj atarım, ayarlarız.

Bade bir an durdu.

— Numaranız yok bende.

— Vereyim o zaman.

Elimi ona doğru uzattım.

Bade telefonunu elime bıraktı.

Numaramı girdim ve bir kere kendimi arattım.

Telefonum çaldı.

Ekrandaki numaraya baktım.

Sonra Bade'ye.

Niye böyle bir şey yaptım?

Öteki yanım hemen cevap verdi.

Bırak, iyi oldu. Kızın numarasını aldık.

Telefonu ona geri uzattım.

Tam o sırada Bade,

— Denize çok kızdınız mı? diye sordu.

Bir an şaşırdım.

— Ne için kızmam lazımdı?

— Benim yüzümden.

Kaşlarımı çattım.

— Sen bir şey mi yaptın ki?

Bade mahcup bir şekilde konuşmaya başladı.

— Yani... Siz misafir sevmezmişsiniz. Ben geldim. Ses sevmezsiniz, bütün askeriyeyi topladım. O yüzden...

Sonra dizine baktı.

— Ama cidden canım acıdı. Yoksa öyle ağlamazdım.

Bu hâline gülmek istedim.

Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.

— Yok. Kızmadım.

Aslında Deniz'e kızmak yerine teşekkür etmek istiyordum.

Ama neden böyle düşündüğümü ben de bilmiyordum.

Bade ayağa kalktı.

— O zaman ben de sizi tutmayayım. İyi geceler.

Ben de ayağa kalktım.

— İyi geceler.

Bade yavaş yavaş koridorda uzaklaştı.

Ben arkasından birkaç saniye baktım.

Sonra odaya geri döndüm.

Bade ise kendi odasına gidip kendini yatağın üzerine bıraktığı gibi uykuya daldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.